Ali İmran 3:75
Cüz: 3 | Sayfa: 58
وَمِنْ اَهْلِ الْكِتَابِ مَنْ اِنْ تَأْمَنْهُ بِقِنْطَارٍ يُؤَدِّه۪ٓ اِلَيْكَۚ وَمِنْهُمْ مَنْ اِنْ تَأْمَنْهُ بِد۪ينَارٍ لَا يُؤَدِّه۪ٓ اِلَيْكَ اِلَّا مَا دُمْتَ عَلَيْهِ قَٓائِماًۜ ذٰلِكَ بِاَنَّهُمْ قَالُوا لَيْسَ عَلَيْنَا فِي الْاُمِّيّ۪نَ سَب۪يلٌۚ وَيَقُولُونَ عَلَى اللّٰهِ الْكَذِبَ وَهُمْ يَعْلَمُونَ
Ve min ehlil kitabi men in te'menhu bi kıntarin yueddihi ileyk, ve minhum men in te'menhu bi dinarin la yueddihi ileyke illa ma dumte aleyhi kaima, zalike bi ennehum kalu leyse aleyna fil ummiyyine sebil, ve yekulune alallahil kezibe ve hum ya'lemun.
Mealler
Mustafa İslamoğlu
Önceki vahyin mensuplarından öyleleri var ki, kendisine bir hazine emanet etsen (kuruşuna dokunmadan) iade eder; öyleleri de var ki, tek bir dinar emanet etsen tepesine dikilmedikçe sana geri vermez. Bu, onların, "Bizden olmayanlara yaptıklarımızdan dolayı bir şey lazım gelmez" şeklindeki iddiaları yüzündendir. Fakat onlar bile bile Allah hakkında yalan söylüyorlar.
Elmalılı Hamdi Yazır
Ehli kitabdan öylesi vardır ki ona yüklerle emanet bıraksan onu sana te'diye eder, gene onlardan öylesi vardır ki ona bir dinar emanet etsen tepesine binmedikçe onu sana te'diye etmez, bunun sebebi: Çünkü bunlar bizim aleyhimize ümmilerde bir yol yoktur derler ve Allaha karşı bile bile yalan söylerler
Diyanet İşleri
"Kitap ehlinden öylesi vardır ki, ona yüklerle mal emanet etsen, onu sana (eksiksiz) iade eder. Fakat onlardan öylesi de vardır ki, ona bir dinar emanet etsen, tepesine dikilip durmadıkça onu sana iade etmez. Bu da onların, "Ümmilere karşı (yaptıklarımızdan) bize vebal yoktur" demelerinden dolayıdır. Onlar, bile bile Allah'a karşı yalan söylerler.
Mehmet Okuyan
Kitap ehlinden öylesi vardır ki[1] ona yığınla mal emanet etsen, onu sana (tastamam geri) öder. Onlardan öylesi de vardır ki ona bir dinar emanet etsen, başına dikilmediğin sürece onu sana (geri) ödemez. Bunun sebebi, "Ümmilere[2] karşı (yaptıklarımızdan dolayı) bize hiçbir yol (sorumluluk) yoktur." demeleridir. Onlar Allah hakkında bilerek yalan söylüyorlar.[3]
Dipnot 1
Benzer mesajlar: Al-i İmrân 3:69, 72, 75, 78, 113; Nisâ 4:46; Mâide 5:66; A‘râf 7:168. Bu ayet gruplardaki bütün kişilerin aynı olmadığını, içlerinde farklılıklar bulunabileceğini, bu yüzden de toptancı değerlendirmelerden kaçınılması gerektiğini göstermektedir.
Dipnot 2
Burada geçen [el-ümmiyyîne] (ümmiler) ifadesi, Al-i İmrân 3:20'de de açıkladığımız gibi öncesindeki bağlam gereği "kitap ehlinden olmayanlar" demektir.
Dipnot 3
Yüce Allah Al-i İmrân 3:78'de de geçen bu cümlede kitap ehlinden olan bu kişilerin bile bile Allah'a yalan isnat ettiklerini haber vermektedir. Belli ki bu kişiler kendilerini ayrıcalıklı görmelerini ilahi bir bilgiye dayandırdıklarını düşünmekte, bu davranışlarını onlara Allah'ın bildirdiğini iddia etmektelerdi. Onlara göre başkalarına karşı herhangi bir sorumluluklarının olmaması, dini kabullerinin bir sonucuydu. İşte Yüce Allah kendilerini yalanlamakta ve bu düşünceleri sebebiyle Allah'a yalan isnat ettiklerini bildirmektedir. Yûnus 10:18 ve Hucurât 49:16'da ifade edildiği gibi bu tipler "Allah'a bilmediğini haber veren" ve "O'na -hâşâ- din öğretmeye çalışan" insanlar olarak tanıtılmış olmaktadır. Buna benzer içeriklerde olmak üzere, Bakara 2:80 ve A‘râf 7:28'de de çeşitli uyarılar bulunmaktadır.
Suat Yıldırım
Ehl-i kitaptan öylesi vardır ki kendisine yüklerle altın emanet bıraksan onları sana öder. Ama öylesi de vardır ki, bir altın bile versen başında dikilip durmadıkça onu sana geri vermez. Bunun sebebi, onların: "Ümmiler hakkında ne yaparsak mübahtır, ondan dolayı sorumlu olmayız." demeleridir. Onlar bile bile, Allah hakkında yalan uydururlar.
Elmalılı (sadeleştirilmiş)
Kitap verilenlerden öylesi vardır ki, ona yüklerle emanet bıraksan onu sana geri verir. Yine onlardan öylesi vardır ki, ona bir dinar emanet etsen, tepesine binmedikçe onu sana vermez. Çünkü onlar: "Bizim aleyhimizde okur yazar olmayanlarda bir yol yok" derler ve Allah'a karşı bile bile yalan söylerler.
Muhammed Esed
Geçmiş vahyin izleyicileri arasında öylesi var ki, kendisine bir hazine emanet etsen sana (sadakatle) iade eder; ve öylesi de var ki ona ufak bir altın sikke emanet etsen, başında dikilmedikçe sana geri vermez; bu, onların, "Kitap ile ilgisi olmayan bu halk(a yaptığımız hiçbir şey)den dolayı bize bir suç yüklenemez" şeklindeki iddialarının bir sonucudur: (Böylece) onlar, (bile bile) Allah hakkında yalan söylerler.
Yaşar Nuri Öztürk
Ehlikitap'tan öylesi vardır ki, ona yüklerle emanet teslim etsen onu sana iade eder. Onlardan öylesi de vardır ki, ona bir dinar emanet etsen, tepesine çökmedikçe onu sana geri vermez. Bunun sebebi şudur: Onlar: "Ümmilerin, bizim aleyhimize yol bulmaları mümkün değildir." demişlerdir. Onlar, bilip durdukları halde, Allah hakkında yalan söylerler.
Süleymaniye Vakfı
Ehlikitaptan /kitaplarında uzman olanlardan öyleleri var ki yığınla mal emanet etsen onu sana tastamam geri verir. Öyleleri de var ki bir dinarı[1] emanet etsen tepesine dikilip durmadığın sürece onu sana geri vermez. Bunun sebebi, "Bizim, ümmilere /Mekkelilere[2] karşı bir sorumluluğumuz yoktur." demeleridir.[3] Onlar Allah'a karşı, bile bile yalan söylerler.[4]
Dipnot 1
Dinar, Rasulullah (s.a.v.) döneminde para olarak kullanılan Bizans altınıdır. Bu paralardan bugün İstanbul Arkeoloji Müzelerinde bulunanların en ağır olanı 4.35 gr. gelmektedir.
Dipnot 2
Bu ve Cum'a 62/2. ayette geçen "ümmiler", "Mekkeliler" anlamındadır. Mekke, Ümmü'l-Kura yani yerleşim yerlerinin ana merkezidir. Yeryüzünde ilk kamu binası orada yapılmıştır (Al-i İmran 3/96). Bu sebeple Arap dilinde Mekkeli olanlara ümmi denir (Müfredat). Muhammed aleyhisselam da ümmilerin yani Mekkelilerin içinden çıkarılmış bir elçidir (Cum'a 62/2) ve Ümmü'l-Kura'yı /Mekke ve çevresini uyarsın diye gönderilmiştir (En'am 6/92, Şura 42/7). Ümmi kelimesi, bunun dışında, iki farklı anlamda da kullanılmıştır. Birincisi, "kendine kitap verilmemiş olan" (Al-i İmran 3/20), ikincisi "inandığı ilahi kitabın içeriğini bilmeyen"dir (Bakara 2/78). Nebimiz daha önce ilahi kitap bilgisine sahip değildi (Ankebut 29/47-48, Şura 42/52-53) ama Kur'an'da ona, bundan dolayı ümmi denilmemiştir. Son nebinin Mekke'den çıkacağı Tevrat ve İncil'de yazılı olduğundan (A'raf 7/157-158) Kur'an'da onunla ilgili olarak kullanılan ümmi kavramı, Mekkeli anlamındadır. Arapçada anasından doğduğu gibi kalıp okuma yazma bilmeyen kişiye de ümmi denir (Lisan'ul-Arab). Mekkeli müşrikler, Kur'an'ın Muhammed aleyhisselama birileri tarafından yazdırıldığı iddia ederler (Furkan 25/5). Eğer o, okuma yazma bilmeseydi onu yakından tanıyan Mekkeliler, böyle bir iddiada bulunamazdı.
Dipnot 3
Yahudiler de Hıristiyanlar da kendilerini çok yüce görür kendilerinden olmayanlara değer vermezler (Bakara 2/111, 113, 135, Maide 5/16).
Dipnot 4
Allah, son nebinin ümmi yani Mekkeli olacağının, Tevrat ve İncil'de yazılı olduğunu bildirir (A'raf 7/157-158). Ama elimizdeki Tevrat ve İncil'de bu bilgi yoktur. Allah Teala, ehl-i kitabın yani kitaplarında uzman olanların, kitaplarındaki bir çok bilgiyi gizlediklerini ve onların bir kısmının Kur'an'da açıklandığını haber verir (Maide 5/15). Bu ayet, o bilgileri gizleyenlerin, Allah'a karşı, bile bile yalan söylediklerini anlatmaktadır.
Süleyman Ateş
Kitap ehlinden öylesi vardır ki, ona yüklerle emanet bıraksan, onu sana öder. Onlardan öylesi de vardır ki, ona bir dinar versen, devamlı olarak başına dikilmeden onu sana ödemez. Onlar "Ümmilere karşı bize bir sorumluluk yoktur." dedikleri için böyle yapıyorlar ve Allah'a karşı bile bile yalan söylüyorlar.