SQ SemanticQuran

Ayetler

Arama örnekleri: hidayet dalalet, "doğru yol", hidayet OR dalalet, iman -şirk
Temizle
Toplam sonuç: 6236

Meryem 19:51

Cüz: 16 | Sayfa: 307
وَاذْكُرْ فِي الْكِتَابِ مُوسٰىۘ اِنَّهُ كَانَ مُخْلَصاً وَكَانَ رَسُولاً نَبِياًّ
Vezkur fil kitabi musa, innehu kane muhlesan ve kane resulen nebiyya.
Mustafa İslamoğlu
Bu kitapta Musa'yı da gündeme taşı! Gerçekten o da müstesna ve seçkin biriydi; o da vahiy yoluyla haber alan elçilerdendi.
Elmalılı Hamdi Yazır
Kitabda Musayı da an, çünkü o bir muhlis idi ve bir Resul bir Peygamber idi
Diyanet İşleri
Kitap'ta, Musa'yı da an. Şüphesiz o seçkin bir insan idi. Bir resul, bir nebi idi.
Mehmet Okuyan
Kitapta Musa'yı da hatırla! Şüphesiz ki o samimi[1] biriydi ve peygamber olan elçiydi.[2]
Suat Yıldırım
Kitapta Musa'yı da an. Gerçekten O Allah tarafından ihlasa erdirilen bir kul idi, resul ve nebi idi.
Elmalılı (sadeleştirilmiş)
Kitapta Musa'yı da an, çünkü O, ihlaslı idi ve bir elçi, bir peygamber idi.
Muhammed Esed
Ve bu kitapta Musa'yı da an. Doğrusu, o da seçilmiş biriydi. (Allah'ın) haberci elçilerindendi.
Yaşar Nuri Öztürk
Kitap'ta Musa'yı da an. Çünkü o, içtenlik ve dürüstlüğe erdirilmişti ve o bir resul, bir peygamberdi.
Süleymaniye Vakfı
Bu kitapta Musa'yı da anlat. O, samimiyeti onaylanmış biriydi[1] ve nebi olan resuldü.[2]
Süleyman Ateş
Kitapta Musa'yı da an, çünkü o, içi temiz (bir insan)dı ve elçi bir peygamberdi.

Meryem 19:52

Cüz: 16 | Sayfa: 308
وَنَادَيْنَاهُ مِنْ جَانِبِ الطُّورِ الْاَيْمَنِ وَقَرَّبْنَاهُ نَجِياًّ
Ve nadeynahu min canibit turil eymeni ve karrebnahu neciyya.
Mustafa İslamoğlu
Hani, onu (Sina) Dağı'nın sağ tarafından nida etmiş ve onu bir özge söyleşi için vahyimize yaklaştırmıştık.
Elmalılı Hamdi Yazır
Hem ona Turun canibi eymeninden nida ettik, hem de onu makamı münacatta mertebei kurbe erdirdik
Diyanet İşleri
Ona, Tur dağının sağ tarafından seslendik ve kendisi ile gizlice konuşmak için kendimize yaklaştırdık.
Mehmet Okuyan
Ona (Musa'ya) Tûr'un sağ tarafından seslenmiş ve özel bilgiler vermek için onu yaklaştırmıştık.[1]
Suat Yıldırım
Hani ona Tur'un sağ tarafından seslenmiş ve özel konuşma için onu huzurumuza almıştık.
Elmalılı (sadeleştirilmiş)
Biz hem ona Tur'un sağ tarafından seslendik hem de onu yakarış makamında yakınlık mertebesine erdirdik.
Muhammed Esed
Hani o'na Sina Dağı'nın sağ yamacından seslenmiş ve o'nu gizemsel bir konuşma için (kendimize) yaklaştırmıştık;
Yaşar Nuri Öztürk
Ona Tur'un sağ tarafından seslendik. Onu, fısıldaşan kimse kadar yaklaştırdık.
Süleymaniye Vakfı
Ona Tur'un /Sina Dağı'nın sağ yanından seslenmiş, onu, korkularından kurtulmuş olarak (kendimize) yaklaştırmıştık.[1]
Süleyman Ateş
Ona Tur'un sağ tarafından seslendik ve onu, özel konuşmak için (kendimize) yaklaştırdık.

Meryem 19:53

Cüz: 16 | Sayfa: 308
#rahmet
وَوَهَبْنَا لَهُ مِنْ رَحْمَتِنَٓا اَخَاهُ هٰرُونَ نَبِياًّ
Ve vehebna lehu min rahmetina ehahu harune nebiyya.
Mustafa İslamoğlu
ve ona rahmetimizin bir nişanesi olsun için, kardeşi Harun'u peygamber kılarak (yardımcı) yapmıştık.
Elmalılı Hamdi Yazır
Ve rahmetimizden ona biraderi Harunu da bir Peygamber olarak ihsan eyledik
Diyanet İşleri
Rahmetimiz sonucu kardeşi Harun'u bir nebi olarak kendisine bahşettik.
Mehmet Okuyan
Merhametimiz gereği ona kardeşi Harun'u da peygamber olarak armağan etmiştik.[1]
Suat Yıldırım
Ve rahmet ve keremimizden, kardeşi Harun'u da nebi olarak ona ihsan etmiştik.
Elmalılı (sadeleştirilmiş)
Ve rahmetimizden kardeşi Harun'u da bir peygamber olarak ona lutfettik.
Muhammed Esed
ve o'na bahşettiğimiz rahmetin bir devamı olarak, kardeşi Harun'u da (o'nunla beraber) haberci kılmıştık.
Yaşar Nuri Öztürk
Rahmetimizden ona kardeşi Harun'u bir peygamber olarak armağan ettik.
Süleymaniye Vakfı
Bizden bir iyilik ve ikram olarak ona, kardeşi Harun'u da nebi olarak bahşettik.[1]
Süleyman Ateş
Ona, acıdığımızdan dolayı kardeşi Harun'u da peygamber olarak armağan ettik.

Meryem 19:54

Cüz: 16 | Sayfa: 308
وَاذْكُرْ فِي الْكِتَابِ اِسْمٰع۪يلَۘ اِنَّهُ كَانَ صَادِقَ الْوَعْدِ وَكَانَ رَسُولاً نَبِياًّۚ
Vezkur fil kitabi ismaile innehu kane sadıkal va'di ve kane resulen nebiyya.
Mustafa İslamoğlu
Bu kitapta İsmail'i de gündeme taşı! Şu bir gerçek ki, o da sözü özü doğru biriydi; ve bir haberci, bir peygamberdi.
Elmalılı Hamdi Yazır
Kitabda İsmaili de an, çünkü o cidden va'dinde sadık idi, ve bir Resul, bir Peygamber idi
Diyanet İşleri
Kitap'ta İsmail'i de an. Şüphesiz o, sözünde duran bir kimse idi. Bir resul, bir nebi idi.
Mehmet Okuyan
Kitapta İsmail'i de hatırla! Şüphesiz ki o hem sözünün eriydi hem de peygamber olan elçiydi.
Suat Yıldırım
Kitapta İsmail'i de an. Gerçekten o, verdiği sözü yerine getiren biri idi. Resul ve nebi idi.
Elmalılı (sadeleştirilmiş)
Kitapta İsmail'i de an; çünkü o cidden va'dinde sadık bir kimse idi, bir Resul, bir peygamber idi.
Muhammed Esed
Ve bu kitapta İsmail'i de an. Doğrusu, o da her zaman sözünde duran biriydi; bir elçi, bir nebiydi.
Yaşar Nuri Öztürk
Kitap'ta İsmail'i de an. Çünkü o, vaadinde sadıktı; bir resuldü, bir peygamberdi.
Süleymaniye Vakfı
Bu kitapta İsmail'i de anlat.[1] O, sözünü tutan biriydi;[2] nebi olan resuldü.[3]
Süleyman Ateş
Kitapta İsma'il'i de an. Çünkü o sözünde duran, elçi bir peygamberdi.

Meryem 19:55

Cüz: 16 | Sayfa: 308
#namaz #rab
وَكَانَ يَأْمُرُ اَهْلَهُ بِالصَّلٰوةِ وَالزَّكٰوةِۖ وَكَانَ عِنْدَ رَبِّه۪ مَرْضِياًّ
Ve kane ye'muru ehlehu bis salati vez zekati ve kane inde rabbihi mardıyya.
Mustafa İslamoğlu
Ve yakınlarına Allah davasına destek vermeyi ve arınmak için ödenmesi gereken bedeli ödemeyi emrederdi; ve o da Rabbi katında hatırı sayılan biriydi.
Elmalılı Hamdi Yazır
Ve hanedanına namaz ve zekat ile emrederdi ve rabbının ındinde merdıyy idi
Diyanet İşleri
Ailesine namaz ve zekatı emrederdi. Rabb'inin katında da hoşnutluğa ulaşmıştı.
Mehmet Okuyan
Ayrıca o, ailesine (halkına) salâtı (namazı) ve zekâtı emrederdi.[1] Rabbi katında da hoşnutluk kazanmış biriydi.
Suat Yıldırım
Halkına namazı ve zekatı tavsiye ederdi. Rabbinin razı olduğu biri idi.
Elmalılı (sadeleştirilmiş)
Ailesine namaz ve zekat emrederdi ve Rabbi katında hoşnutluğa ermişti.
Muhammed Esed
Ve halkına salatı ve zekatı emrederdi; ve o da Rabbinin katında hoşnutluk kazanmıştı.
Yaşar Nuri Öztürk
Ailesine namazı, zekatı emrederdi. Rabbi katında hoşnutluk kazanmış bir kişiydi.
Süleymaniye Vakfı
O, ailesine namazı ve zekatı emrederdi.[1] Rabbinin katında kendisinden razı olunan bir kişiydi.[2]
Süleyman Ateş
Halkına namaz kılmayı, zekat vermeyi emrederdi. Rabbi yanında beğenilmişti.

Meryem 19:56

Cüz: 16 | Sayfa: 308
وَاذْكُرْ فِي الْكِتَابِ اِدْر۪يسَۘ اِنَّهُ كَانَ صِدّ۪يقاً نَبِياًّۗ
Vezkur fil kitabi idrise innehu kane sıddikan nebiyya.
Mustafa İslamoğlu
Bu kitapta İdris'i de gündeme taşı! Elbet o da doğruluk ve dürüstlük abidesiydi, (yani) bir peygamberdi.
Elmalılı Hamdi Yazır
Kitabda İdrisi de an, çünkü o bir sıddık, bir Peygamber idi
Diyanet İşleri
Kitap'ta İdris'i de an. Şüphesiz o, doğru sözlü bir kimse, bir nebi idi.
Mehmet Okuyan
Kitapta İdris'i de hatırla! Şüphesiz ki o, çok doğrulayıcı (biriydi) ve peygamberdi.
Suat Yıldırım
Kitapta İdris'i de an. Gerçekten o da doğruluğun timsali biri idi, bir nebi idi.
Elmalılı (sadeleştirilmiş)
Kitapta İdris'i de an; çünkü o, dosdoğru biri, bir peygamber idi.
Muhammed Esed
Ve bu kitapta İdris'i de an. O da özü sözü doğru olan biriydi; bir nebiydi.
Yaşar Nuri Öztürk
Kitap'ta İdris'i de an. Çünkü o, özü sözü tam uyuşan bir kişiydi, bir peygamberdi.
Süleymaniye Vakfı
Bu kitapta İdris'i de anlat. O, özü sözü doğru biri ve bir nebi idi.
Süleyman Ateş
Kitapta İdris'i de an: Çünkü o, çok doğru bir peygamberdi.

Meryem 19:57

Cüz: 16 | Sayfa: 308
وَرَفَعْنَاهُ مَكَاناً عَلِياًّ
Ve refa'nahu mekanen aliyya.
Mustafa İslamoğlu
Ve biz ona da yüce bir konum bahşetmiştik.
Elmalılı Hamdi Yazır
Ve biz onu yüksek bir mekana ref'ettik
Diyanet İşleri
Onu yüce bir makama yükselttik.
Mehmet Okuyan
Kendisini üstün bir makama yükseltmiştik.
Suat Yıldırım
Biz onu üstün bir makama yücelttik.
Elmalılı (sadeleştirilmiş)
Ve Biz onu yüce bir yere yükselttik.
Muhammed Esed
Ve Biz o'nu da yüce bir konuma yükseltmiştik.
Yaşar Nuri Öztürk
Onu yüce bir mekana yükselttik.
Süleymaniye Vakfı
Onu yüce bir mekana yükseltmiştik[1].
Süleyman Ateş
Onu yüce bir yere yükseltmiştik.

Meryem 19:58

Cüz: 16 | Sayfa: 308
#rahmet
اُو۬لٰٓئِكَ الَّذ۪ينَ اَنْعَمَ اللّٰهُ عَلَيْهِمْ مِنَ النَّبِيّ۪نَ مِنْ ذُرِّيَّةِ اٰدَمَ وَمِمَّنْ حَمَلْنَا مَعَ نُوحٍۘ وَمِنْ ذُرِّيَّةِ اِبْرٰه۪يمَ وَاِسْرَٓائ۪لَ وَمِمَّنْ هَدَيْنَا وَاجْتَبَيْنَاۜ اِذَا تُتْلٰى عَلَيْهِمْ اٰيَاتُ الرَّحْمٰنِ خَرُّوا سُجَّداً وَبُكِياًّ
Ulaikellezine en'amallahu aleyhim minen nebiyyine min zurriyyeti ademe ve mimmen hamelna mea nuhin ve min zurriyyeti ibrahime ve israile ve mimmen hedeyna vectebeyna, iza tutla aleyhim ayatur rahmani harru succeden ve bukiyya.
Mustafa İslamoğlu
İşte bütün bunlar, Allah'ın kendilerine nimet verdiği peygamberlerden (sadece) bir kısmı; (yani) Adem'in neslinden, Nuh'la birlikte taşıdıklarımızın neslinden ve İbrahim ve İsrail'in neslinden olup, doğru yolu gösterdiğimiz ve seçtiğimiz kimselerden bazılarıdır: ne zaman O rahmet kaynağının ayetleri kendilerine okunsa (hepsi de) gözyaşları içinde yere kapanarak (teslimiyetlerini sunmuşlardır).
Elmalılı Hamdi Yazır
İşte bunlar Allahın kendilerine in'am eylediği Peygamberlerden, Adem zürriyyetinden ve Nuh ile beraber taşıdıklarımızdan ve İbrahim ve İsrail zürriyyetinden ve hidayete erdirdiğimiz ve intihab eylediğimiz kimselerdendir. Kendilerine rahmanın ayetleri tilavet olunduğu zaman ağlıyarak secdelere kapanırlardı
Diyanet İşleri
İşte bunlar, Adem'in ve Nuh ile beraber (gemiye) bindirdiklerimizin soyundan, İbrahim'in, Yakub'un ve doğru yola iletip seçtiklerimizin soyundan kendilerine nimet verdiğimiz nebilerdir. Kendilerine Rahman'ın ayetleri okunduğu zaman ağlayarak secdeye kapanırlardı.
Mehmet Okuyan
İşte bunlar, Allah'ın Âdem'in soyundan kendilerine nimetler verdiği peygamberlerden, Nuh ile birlikte (gemide) taşıdıklarımızdan, İbrahim ve İsrail'in (Yakup'un) soyundan, doğruya ulaştırdığımız ve seçkin kıldığımız peygamberlerden bir bölümüdür. Onlara Rahmân'ın ayetleri tilavet edildiği (okunup aktarıldığı) zaman ağlayarak secde ederlerdi.[1]
Suat Yıldırım
İşte bunlar, Allah'ın nimetine mazhar olmuş olan bu zatlar, Adem neslinden, Nuh ile beraber gemide taşıdıklarımızın evlatlarından, İbrahim ve İsrailin nesillerinden ve hidayete erdirip seçtiğimiz kimselerdendir. Onlar Rahman'ın ayetleri okunduğunda ağlayarak secdeye kapanırlardı.
Elmalılı (sadeleştirilmiş)
İşte bunlar, Allah'ın kendilerine nimetler verdiği peygamberlerden Adem soyundan, Nuh ile birlikte taşıdıklarımızdan İbrahim ile İsrail'in soyundan hidayete erdirdiğimiz ve seçtiğimiz kimselerdendirler. Kendilerine Rahmanın ayetleri okunduğu zaman, ağlayarak secdeye kapanırlardı.
Muhammed Esed
İşte bunlar Allah'ın kutlu, onurlandırıcı bağışlarda bulunduğu nebilerden bazıları Adem'in soyundan, Nuh'la birlikte (o gemide) taşıdığımız kimselerin soyundan, İbrahim ve İsrail'in soyundan gelen ve (hepsi de) doğru yolu gösterdiğimiz ve seçtiğimiz kimselerden bazıları: Ne zaman kendilerine O sınırsız rahmet Sahibi'nin mesajları okunsa ağlayarak (O'nun huzurunda) yere kapanan kimseler.
Yaşar Nuri Öztürk
İşte bunlar, Allah'ın kendilerine nimet lütfettiği peygamberlerdendir: Adem'in soyundan, Nuh'la birlikte taşıdıklarımızdan, İbrahim ve İsrail'in soyundan, kılavuzluk edip seçtiğimiz kimselerden. Kendilerine Rahman'ın ayetleri okunduğunda, ağlayarak secdelere kapanırlardı.
Süleymaniye Vakfı
İşte bunlar, Allah'ın nimet verdiği nebilerdendir. Adem'in ve Nuh ile birlikte taşıdıklarımızın soyundan, İbrahim'in ve İsrail'in[1] soyundandır. Seçip doğru yolu gösterdiğimiz kimselerdendir[2]. Rahman'ın ayetleri kendilerine bağlantılarıyla okununca ağlayarak secdeye kapanırlardı.
Süleyman Ateş
İşte bunlar; Allah'ın ni'met verdiği peygamberlerden, Adem neslinden, Nuh ile beraber gemide taşıdıklarımızın neslinden, İbrahim ve İsrail (Ya'kub) neslinden, yol gösterdiğimiz ve seçtiğimiz kimselerdendir. Onlara Rahman'ın ayetleri okunduğu zaman ağlayarak secdeye kapanırlardı.

Meryem 19:59

Cüz: 16 | Sayfa: 308
#namaz
فَخَلَفَ مِنْ بَعْدِهِمْ خَلْفٌ اَضَاعُوا الصَّلٰوةَ وَاتَّبَعُوا الشَّهَوَاتِ فَسَوْفَ يَلْقَوْنَ غَياًّۙ
Fe halefe min ba'dihim halfun edaus salate vettebeuş şehevati fe sevfe yelkavne gayya.
Mustafa İslamoğlu
Derken onların ardından öyle bir kuşak geldi ki, ibadetin içini boşalttılar ve dünyevi zevklerin peşine düştüler; işte bu yüzden gelecekte olan derin bir düş kırıklığı yaşayacaklar.
Elmalılı Hamdi Yazır
Sonra arkalarından bozuk bir güruh halef oldu, namazı zayi' ettiler ve şehvetleri ardına düştüler, bunlar da "Gayya" yı boylıyacaklar
Diyanet İşleri
Onlardan sonra, namazı zayi eden, şehvet ve dünyevi tutkularının peşine düşen bir nesil geldi. Onlar bu tutumlarından ötürü büyük bir azaba çarptırılacaklardır.
Mehmet Okuyan
Onlardan hemen sonra salâtı (namazı/ibadeti) ziyan eden ve şehvetlere uyan bir nesil geldi.[1] İleride bir cehennem çukuru[2] ile karşılaşacaklardır.
Suat Yıldırım
Kendilerinden sonra yerlerine öyle bir nesil geldi ki namazı zayi ettiler, şehvetlerinin peşine düştüler. İşte bunlar da azgınlıklarının cezasını bulacaklardır.
Elmalılı (sadeleştirilmiş)
Sonra bunların arkasından bozuk bir güruh geldi, namazı ziyan ettiler ve şehvetlerinin ardına düştüler; bunlar da Gayya kuyusunu boylayacaklardır.
Muhammed Esed
Onların ardından, salatı boş veren ve yalnızca kendi şehvetlerinin, dünyevi tutkularının peşine düşen bir kuşak geldi; ve böyle yaptıkları için de, yakında tam bir düş kırıklığıyla karşılaşacaklar.
Yaşar Nuri Öztürk
Ama arkalarından öyle bir nesil geldi ki; namazı yitirdiler, şehvetlere uydular. Bunlar, azgınlıklarının cezasını bulacaklardır.
Süleymaniye Vakfı
Onların ardından namazı ihmal eden ve çekici şeylerin peşine düşen bir nesil geldi[1]. Onlar, yaptıkları yanlışların sonuçlarıyla[2] ileride yüzleşeceklerdir.
Süleyman Ateş
Onlardan sonra yerlerine öyle bir nesil geldi ki, namazı zayi ettiler, şehvetlerine uydular. Onlar kötülük bulacaklardır.

Meryem 19:60

Cüz: 16 | Sayfa: 308
#rahmet #iman
اِلَّا مَنْ تَابَ وَاٰمَنَ وَعَمِلَ صَالِحاً فَاُو۬لٰٓئِكَ يَدْخُلُونَ الْجَنَّةَ وَلَا يُظْلَمُونَ شَيْـٔاًۙ
İlla men tabe ve amene ve amile salihan fe ulaike yedhulunel cennete ve la yuzlemune şey'a.
Mustafa İslamoğlu
Ancak hatadan dönen, Allah'a iman eden ve salih amel işleyenler müstesna. İşte bunlar cennete girecekler ve en ufak bir haksızlığa uğratılmayacaklar.
Elmalılı Hamdi Yazır
Ancak tevbe edip iymana gelen ve salih amel işliyenler müstesna, çünkü bunlar zerre kadar hakları yenmiyerek Cennete gireceklerdir
Diyanet İşleri
(60-61) Ancak tövbe edip inanan ve salih amel işleyenler başka. Onlar cennete, Rahman'ın, kullarına gıyaben vaad ettiği "Adn" cennetlerine girecekler ve hiçbir haksızlığa uğratılmayacaklardır. Şüphesiz O'nun va'di kesinlikle gerçekleşir.
Mehmet Okuyan
Ancak (Allah'a) yönelen, iman edip iyi işler yapan(lar) cennete girecekler ve asla haksızlığa uğratılmayacaklardır.
Suat Yıldırım
Ancak tövbe eden, iman edip makbul ve güzel işler yapanlar cennete girecekler ve asla haksızlığa uğramayacaklardır.
Elmalılı (sadeleştirilmiş)
Ancak tevbe edip imana gelenler ve yararlı iş yapanlar başka; çünkü onlar hiçbir haksızlığa uğratılmayarak cennete gireceklerdir.
Muhammed Esed
Ancak, pişman olup Allah'a yönelen, inanıp dürüst ve erdemli davranışlar ortaya koyanlar bunun dışındadır; zaten hiçbir haksızlığa uğratılmadan cennete girecek olanlar da işte böyleleridir;
Yaşar Nuri Öztürk
Tövbe eden, iman edip hayra ve barışa yönelik iyi iş yapan müstesna. Böyleleri cennete girecekler ve hiçbir şekilde haksızlığa uğratılmayacaklar.
Süleymaniye Vakfı
Ama tövbe eden /dönüş yapan, inanıp güvenen ve iyi iş yapanlar başka. İşte onlar cennete gireceklerdir. Onlara hiçbir haksızlık yapılmayacaktır.
Süleyman Ateş
Ancak tevbe eden, inanan ve iyi işler yapanlar, cennete girecekler ve hiç haksızlığa uğratılmayacaklardır.

Meryem 19:61

Cüz: 16 | Sayfa: 308
#rahmet
جَنَّاتِ عَدْنٍۨ الَّت۪ي وَعَدَ الرَّحْمٰنُ عِبَادَهُ بِالْغَيْبِۜ اِنَّهُ كَانَ وَعْدُهُ مَأْتِياًّ
Cennati adninilleti vaader rahmanu ibadehu bil gayb, innehu kane va'duhu me'tiyya.
Mustafa İslamoğlu
O rahmet kaynağının kullarına söz verdiği, insanın kavrama kapasitesini aşan bir gerçeklik olan mutlak mutluluk ve güzelliğin merkezi cennetler (onların olacak): ve her halükarda O'nun sözü yerini bulacaktır.
Elmalılı Hamdi Yazır
Rahmanın kullarına va'd buyurduğu Adn Cennetlerine, şüphe yok ki onun va'di icra olunagelmiştir
Diyanet İşleri
(60-61) Ancak tövbe edip inanan ve salih amel işleyenler başka. Onlar cennete, Rahman'ın, kullarına gıyaben vaad ettiği "Adn" cennetlerine girecekler ve hiçbir haksızlığa uğratılmayacaklardır. Şüphesiz O'nun va'di kesinlikle gerçekleşir.
Mehmet Okuyan
Yani Rahmân'ın kullarına gıyaben vadettiği durmaya değer cennetlere[1] (girecekler). Şüphesiz ki O'nun (Allah'ın) vaadi gerçekleşmiştir.
Suat Yıldırım
Evet, onlar Rahman'ın kullarına gıyabi olarak vad ettiği, dünyada iken görmeksizin inandıkları Adn cennetlerine gireceklerdir. Allah'ın vadi muhakkak ki yerini bulacaktır.
Elmalılı (sadeleştirilmiş)
Rahman'ın kullarına gıyaben söz verdiği Adn cennetlerine, şüphe yok ki, O'nun verdiği söz, daima yerine getirilmiştir.
Muhammed Esed
sınırsız bağış Sahibi'nin, kullarına, her türlü beşeri algı ve tasavvurun ötesinde söz verdiği o asude hasbahçeler (onların olacaktır); O'nun sözü elbette yerini bulacaktır!
Yaşar Nuri Öztürk
Rahman'ın, kullarına gaybda vaat ettiği Adn cennetlerine girecekler. Kuşkusuz, O'nun vaadi yerine gelir.
Süleymaniye Vakfı
Rahman'ın, görmedikleri halde kullarına söz verdiği Adn cennetlerine (gireceklerdir). Onun verdiği söz mutlaka yerine getirilir.
Süleyman Ateş
Rahman'ın kullarına gıyaben va'dettiği Adn cennetleri(ne gireceklerdir). Şüphesiz O'nun va'di yerine gelecektir.

Meryem 19:62

Cüz: 16 | Sayfa: 308
Ekonomi ve Ticaret
#rızık_nimet
لَا يَسْمَعُونَ ف۪يهَا لَغْواً اِلَّا سَلَاماًۜ وَلَهُمْ رِزْقُهُمْ ف۪يهَا بُكْرَةً وَعَشِياًّ
La yesmeune fiha lagven illa selama, ve lehum rızkuhum fiha bukreten ve aşiyya.
Mustafa İslamoğlu
Orada mutluluk tebriği dışında asla boş bir söz işitmeyecekler; ve onlar orada sabah akşam rızıklandırılacaklar.
Elmalılı Hamdi Yazır
Orada hiç boş söz işitmezler, ancak bir selam, rızıkları da vardır orada sabah, akşam
Diyanet İşleri
Orada boş söz işitmezler. Yalnızca (meleklerin) "selam!" (deyişini) işitirler. Orada sabah akşam rızıkları da vardır.
Mehmet Okuyan
Orada herhangi bir boş söz duymayacaklar. Sadece ‘selam' (duyacaklar).[1] Onlar için orada sabah akşam rızıkları vardır.
Suat Yıldırım
Orada onlar boş ve anlamsız söz işitmezler, sadece selam ve selamet sözleri duyarlar. Orada ziyafetleri sabah akşam kendilerine sunulacaktır.
Elmalılı (sadeleştirilmiş)
Orada hiç boş söz işitmezler; ancak bir "Selam" işitirler. Orada sabah akşam rızıkları da vardır.
Muhammed Esed
Orada onlar asla boş ve yararsız bir söz işitmeyecekler; iç huzuru ve esenlik dileğinden başka hiçbir söz! Ve orada sabah akşam azıklandırılacaklar;
Yaşar Nuri Öztürk
Orada boş lakırdı değil, yalnızca "selam" işitirler. Orada kendilerinin sabah, akşam, rızıkları da hazırdır.
Süleymaniye Vakfı
Orada boş sözler değil, sadece hoş sözler işiteceklerdir[1]. Orada onlar için sabahleyin ve akşamleyin rızıklar vardır.
Süleyman Ateş
Orada boş söz değil, yalnız selam işitirler. Orada sabah akşam rızıkları da hazırdır.

Meryem 19:63

Cüz: 16 | Sayfa: 308
#miras
تِلْكَ الْجَنَّةُ الَّت۪ي نُورِثُ مِنْ عِبَادِنَا مَنْ كَانَ تَقِياًّ
Tilkel cennetulleti nurisu min ibadina men kane takıyya.
Mustafa İslamoğlu
Sorumluluk bilincine ermiş olanları mirasçı kılacağımız cennet işte budur.
Elmalılı Hamdi Yazır
O o Cennettir ki kullarımızdan her kim korunur takıyy ise ona miras kılarız
Diyanet İşleri
İşte bu, kullarımızdan Allah'a karşı gelmekten sakınanlara miras kılacağımız cennettir.
Mehmet Okuyan
Kullarımızdan takvâlı (duyarlı) olanları mirasçı kılacağımız cennet işte odur.
Suat Yıldırım
İşte bu cennetlere kullarımızdan, Allah'ı sayıp günahtan sakınanları varis kılacağız.
Elmalılı (sadeleştirilmiş)
İşte kullarımızdan korunup takva sahibi olanları mirasçı yapacağımız cennet odur!
Muhammed Esed
Bize karşı sorumluluk bilinci içinde olan kullarımıza bırakacağımız cennet işte budur.
Yaşar Nuri Öztürk
Kullarımızdan takva sahibi olanları mirasçı yapacağımız cennet işte budur.
Süleymaniye Vakfı
Kullarımızdan yanlışlardan sakınanlara bahşedeceğimiz Cennet işte budur[1].
Süleyman Ateş
İşte kullarımızdan, korunanlara vereceğimiz cennet budur.

Meryem 19:64

Cüz: 16 | Sayfa: 308
#rab
وَمَا نَتَنَزَّلُ اِلَّا بِاَمْرِ رَبِّكَۚ لَهُ مَا بَيْنَ اَيْد۪ينَا وَمَا خَلْفَنَا وَمَا بَيْنَ ذٰلِكَۚ وَمَا كَانَ رَبُّكَ نَسِياًّۚ
Ve ma netenezzelu illa bi emri rabbik, lehu ma beyne eydina ve ma halfena ve ma beyne zalik, ve ma kane rabbuke nesiyya.
Mustafa İslamoğlu
Ve (melekler der ki): "Biz yalnızca Rabbinin emriyle ineriz: Hem bize açık olup bilebildiğimiz ya da bu iki durum arasında bulunan her şeyin sahibi O'dur: ve senin Rabbin asla unutacak değildir.
Elmalılı Hamdi Yazır
Bir de rabbının emri olmayınca biz (rabbının Resulleri) inemeyiz, önümüzdeki ardımızdaki ve bunun arasındaki hep onundur ve rabbın seni unutmuş değildir
Diyanet İşleri
(Cebrail, şöyle dedi:) "Biz ancak Rabbinin emriyle ineriz. Önümüzdekiler, arkamızdakiler ve bunlar arasındakiler hep O'nundur. Rabbin unutkan değildir."
Mehmet Okuyan
(Melekler) "Biz sadece Rabbinin emri ile ineriz.[1] Önümüzde, arkamızda ve bunun arasında olan her şey yalnızca O'na (Allah'a) aittir. Rabbin unutkan değildir." (demişlerdi).[2]
Suat Yıldırım
Rabbinin emri olmadıkça biz (meleklerden olan elçiler) inmeyiz. Önümüzde ve arkamızdaki bütün geçmiş ve gelecek şeyler ve bunların arasındakiler hep O'na aittir. Senin Rabbin, hiçbir şeyi unutmaz.
Elmalılı (sadeleştirilmiş)
Bir de biz (Rabbinin elçileri) Rabbinin emri olmadıkça inemeyiz. Önümüzdeki, ardımızdaki ve bunlar arasındakiler hep O'nundur; Rabbin seni unutmuş da değildir.
Muhammed Esed
Ve (Melekler): "Biz ancak Rabbinin buyruğuyla ineriz" derler, "gözümüzün önünde olan, bizden gizli tutulan ve bu ikisi arasında bulunan her şey O'na aittir. Ve Rabbin asla (hiçbir şeyi) unutmaz.
Yaşar Nuri Öztürk
Biz sadece Rabbinin emrini indiririz/biz ancak Rabbinin emriyle ineriz. Önümüzdeki, arkamızdaki ve bunlar arasındaki herşey O'nundur. Rabbin asla unutkan değildir.
Süleymaniye Vakfı
(Melekler der ki:) "Biz Rabbinin emri olmadan inmeyiz[1]. İlerisinde yapacağımız, eskiden yaptığımız ve ikisinin arasında yaptıklarımızın hepsi onun (emrini yerine getirmek) içindir[2]. Rabbin unutkan değildir[3].
Süleyman Ateş
Biz ancak Rabbinin emriyle ineriz. Önümüzde, arkamızda ve bunlar arasında olan herşey O'na aittir. Rabbin, asla unutkan değildir.

Meryem 19:65

Cüz: 16 | Sayfa: 309
#rab
رَبُّ السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضِ وَمَا بَيْنَهُمَا فَاعْبُدْهُ وَاصْطَبِرْ لِعِبَادَتِه۪ۜ هَلْ تَعْلَمُ لَهُ سَمِياًّ۟
Rabbus semavati vel ardı ve ma beynehuma fa'budhu vastabir li ibadetih, hel ta'lemu lehu semiyya.
Mustafa İslamoğlu
O, göklerin yerin ve bunlar arasındakilerin Rabbidir: O halde yalnız O'na kulluk et ve O'na kulluk ederken dirençli ve sebatlı ol! Hem, adı O'nunla birlikte anılmaya değer başka biri mi var?
Elmalılı Hamdi Yazır
O bütün Semavat-ü Arzın ve aralarındakilerin rabbı, binaenaleyh ona ıbadet et ve ıbadetine sebatle sabreyle, hiç sen ona bir adaş bilir misin?
Diyanet İşleri
(Allah) göklerin, yerin ve bu ikisi arasındakilerin Rabbidir. Şu halde, O'na ibadet et ve O'na ibadet etmede sabırlı ol. Hiç, O'nun adını taşıyan bir başkasını biliyor musun?
Mehmet Okuyan
Göklerin, yerin ve ikisi arasındaki şeylerin Rabbi olan (Allah)'a kulluk et! O'na kullukta sabırlı (kararlı) ol! O'nun herhangi bir adaşı (benzeri) olduğunu mu biliyorsun![1]
Suat Yıldırım
O göklerin, yerin ve o ikisinin arasında olan her şeyin Rabbidir. Öyleyse yalnız O'na kulluk et. O'na ibadetinde sabır ve sebat göster. Ona denk ve adaş olacak hiç kimse bilir misin?
Elmalılı (sadeleştirilmiş)
O, bütün göklerin, yerin ve aralarındakilerin Rabbidir; o halde O'na ibadet et ve ibadetine sebatla sabret. Hiç sen O'na bir adaş bilir misin?
Muhammed Esed
Göklerin ve yerin Rabbi(dir O), ve bunların arasında var olan her şeyin! Öyleyse, yalnızca O'na kulluk et ve O'na kullukta devamlı ve sebatlı ol! Hiç, ismi O'nunla birlikte anılmaya değer bir başkasını tanıyor musun?"
Yaşar Nuri Öztürk
Göklerin, yerin ve bunlar arasındaki şeylerin Rabbidir o. O'na kulluk/ibadet et ve O'na ibadette sabırlı ol. O'na adaş olacak birini biliyor musun?
Süleymaniye Vakfı
O, göklerin, yerin ve onların arasında olan her şeyin Rabbidir /Sahibidir. Öyleyse sen ona kulluk et ve kullukta sebat[1] et! Onun özelliklerine sahip[2] başka birini biliyor musun[3]?"
Süleyman Ateş
(O), göklerin, yerin ve bunlar arasında bulunan şeylerin Rabbidir. O'na kulluk et ve O'na kullukta sabret. Hiç O'nun adıyla anılan birini biliyor musun?

Meryem 19:66

Cüz: 16 | Sayfa: 309
وَيَقُولُ الْاِنْسَانُ ءَاِذَا مَا مِتُّ لَسَوْفَ اُخْرَجُ حَياًّ
Ve yekulul insanu e iza ma mittu le sevfe uhracu hayya.
Mustafa İslamoğlu
Buna karşın insan kalkıp "Ne yani" der, "ölümümün ardından gün gelip tekrar mi diriltileceğim?"
Elmalılı Hamdi Yazır
Böyle iken insan diyor ki: her ne zaman ölürsem ileride mutlak bir zihayat olarak çıkarılacak mıyım?
Diyanet İşleri
İnsan, "Öldüğümde gerçekten diri olarak (topraktan) çıkarılacak mıyım?" der.
Mehmet Okuyan
(İnkârcı) insan der ki: "Öldüğüm zaman mı (mahşerde) diri olarak (topraktan) çıkartılacağım!"[1]
Suat Yıldırım
Böyle iken kafir insan: "Sahi, ben öldükten sonra diriltilip kabrimden çıkarılacak mıyım?" der.
Elmalılı (sadeleştirilmiş)
Böyle iken insan diyor ki: "Öldüğüm zaman, ileride mutlaka bir hayat sahibi kimse olarak çıkarılacak mıyım?"
Muhammed Esed
Bütün bunlara rağmen, insan (yine de) kalkıp: "Ne yani," der, "Ben öldükten sonra, yeniden hayata mı döndürüleceğim?"
Yaşar Nuri Öztürk
Diyor ki insan: "Öldüğüm zaman diri olarak tekrar çıkarılacak mıyım?"
Süleymaniye Vakfı
İnsan der ki: "Ben öldükten sonra gerçekten diri olarak (topraktan) çıkarılacak mıyım?"
Süleyman Ateş
İnsan: "Ben öldükten sonra mı diri olarak çıkarılacağım?" diyor.

Meryem 19:67

Cüz: 16 | Sayfa: 309
اَوَلَا يَذْكُرُ الْاِنْسَانُ اَنَّا خَلَقْنَاهُ مِنْ قَبْلُ وَلَمْ يَكُ شَيْـٔاً
E ve la yezkurul insanu enna halaknahu min kablu ve lem yeku şey'a.
Mustafa İslamoğlu
Peki ama, insan hatırlamaz mı ki hiçbir şey değilken kendisini de Biz yaratmıştık?
Elmalılı Hamdi Yazır
Ya o insan hiç bir şey değil iken bizim kendisini halketmiş olduğumuzu düşünmez mi?
Diyanet İşleri
İnsan, daha önce hiçbir şey değil iken kendisini yarattığımızı düşünmez mi?
Mehmet Okuyan
O insan, daha önce hiçbir şey değilken onu yarattığımızı hiç hatırlamaz (düşünmez) mi?[1]
Suat Yıldırım
O insan hiç düşünmüyor mu ki, o hiçbir şey değilken Biz onu yaratıp var ettik?
Elmalılı (sadeleştirilmiş)
Yoksa o insan hiçbirşey değilken, Bizim, kendisini yaratmış olduğumuzu düşünmez mi?
Muhammed Esed
Peki, insan aklına getirmiyor mu ki, Biz onu daha önce yoktan var etmiştik?
Yaşar Nuri Öztürk
Hatırlamıyor mu insan; o daha önce hiçbir şey değilken, onu biz yarattık.
Süleymaniye Vakfı
Peki o insan, daha önce hiçbir şey değilken onu yarattığımızı aklına getirmez mi[1]!
Süleyman Ateş
İnsan önceden hiçbir şey değilken kendisini nasıl yarattığımızı düşünmüyor mu?

Meryem 19:68

Cüz: 16 | Sayfa: 309
#rab
فَوَرَبِّكَ لَنَحْشُرَنَّهُمْ وَالشَّيَاط۪ينَ ثُمَّ لَنُحْضِرَنَّهُمْ حَوْلَ جَهَنَّمَ جِثِياًّۚ
Fe ve rabbike le nahşurennehum veş şeyatine summe le nuhdırannehum havle cehenneme cisiyya.
Mustafa İslamoğlu
Madem öyle, Rabbine andolsun ki onları Şeytanlarla bir araya toplayacağız; ardından cehennemin etrafında perişan bir halde getirteceğiz;
Elmalılı Hamdi Yazır
Evet rabbına kasem ederim ki biz onları ve o Şeytanları muhakkak ve muhakkak mahşere toplıyacağız, sonra onları muhakkak ve muhakkak dizleri üstü Cehennemin etrafına ihzar eyliyeceğiz
Diyanet İşleri
Rabbine andolsun, onları şeytanlarla beraber mutlaka haşredeceğiz. Sonra onları kesinlikle cehennemin çevresinde diz üstü hazır edeceğiz.
Mehmet Okuyan
Rabbine yemin olsun: Şüphesiz ki onları (inkârcıları) ve şeytanları toplayacağız. Sonra elbette hepsini cehennemin çevresinde diz üstü hazır bulunduracağız.
Suat Yıldırım
Senin Rabbine yemin olsun ki Biz onları da, şeytanları da diriltip huzurumuza toplayacağız, sonra da cehennemin çevresinde dizüstü çökmüş vaziyette oraya getireceğiz.
Elmalılı (sadeleştirilmiş)
Evet Rabbine yemin ederim ki, Biz onları ve o şeytanları mutlaka ve mutlaka mahşerde toplayacağız, sonra da onları kesinlikle cehennemin etrafında diz üstü hazır bulunduracağız.
Muhammed Esed
Öyleyse, Rabbine andolsun ki, Biz onları (Hesap Günü'nde, kendilerini hayattayken yönlendiren) şeytani güçlerle bir araya toplayacak ve sonra cehennemin çevresinde diz üstü bekleteceğiz;
Yaşar Nuri Öztürk
Rabbine yemin olsun ki; onları da, şeytanları da mutlaka haşredeceğiz, sonra hepsini diz çökmüş halde cehennemin çevresinde hazır bulunduracağız.
Süleymaniye Vakfı
Rabbine yemin olsun ki onları ve şeytanları[1] toplayacak, sonra cehennem ateşinin çevresinde diz çökmüş olarak bir araya getireceğiz.
Süleyman Ateş
Rabbine andolsun ki, onları ve şeytanları mutlaka toplayacağız, sonra onları diz çökmüş vaziyette cehennemin çevresinde bulunduracağız.

Meryem 19:69

Cüz: 16 | Sayfa: 309
#rahmet
ثُمَّ لَنَنْزِعَنَّ مِنْ كُلِّ ش۪يعَةٍ اَيُّهُمْ اَشَدُّ عَلَى الرَّحْمٰنِ عِتِياًّۚ
Summe le nenzianne min kulli şiatin eyyuhum eşeddu aler rahmani ıtiyya.
Mustafa İslamoğlu
sonra her topluluktan, O rahmet kaynağına karşı kimin daha azgın ve sapkın olduğunu seçip ortaya çıkaracağız;
Elmalılı Hamdi Yazır
Sonra her zümreden rahmana karşı en ziyade serkeşlik eden hangileri ise muhakkak ve muhakkak nez'edeceğiz
Diyanet İşleri
Sonra her bir topluluktan, Rahman'a karşı en isyankar olanları mutlaka çekip çıkaracağız.
Mehmet Okuyan
Ardından her gruptan Rahmân'a en çok asi olanları kesin olarak çekip ayıracağız.[1]
Suat Yıldırım
Sonra da her topluluktan, Rahman'a isyan etmede aşırılık edenleri çekip ayıracağız.
Elmalılı (sadeleştirilmiş)
Sonra her topluluktan Rahman'a karşı en çok isyan edenleri hangileri ise muhakkak ve muhakkak çekip alacağız.
Muhammed Esed
Ve sonra her (günahkar) topluluktan O sınırsız rahmet Sahibi'ne kibir ve dik başlılıkta ileri gidenleri ayırıp öne çıkaracağız;
Yaşar Nuri Öztürk
Sonra her gruptan, Rahman'a karşı kafa tutmada daha şiddetli davrananlar kimlerse, onları ayıracağız.
Süleymaniye Vakfı
Sonra belli bir kişi etrafında toplanan her bir gruptan[1] Rahman'a en fazla başkaldıranları çekip ayıracağız.
Süleyman Ateş
Sonra her milletten Rahman'a en çok karşı geleni ayıracağız.

Meryem 19:70

Cüz: 16 | Sayfa: 309
ثُمَّ لَنَحْنُ اَعْلَمُ بِالَّذ۪ينَ هُمْ اَوْلٰى بِهَا صِلِياًّ
Summe le nahnu a'lemu billezine hum evla biha sıliyya.
Mustafa İslamoğlu
hem Biz, kimin cehenneme yaslanmayı en çok hak ettiğini elbet daha iyi biliriz.
Elmalılı Hamdi Yazır
Sonra elbette biz o Cehenneme yaslanmıya evla olanların kimler olduğunu daha iyi biliriz:
Diyanet İşleri
Sonra, oraya girmeye en layık olanları muhakkak ki en iyi biz biliriz.
Mehmet Okuyan
Sonunda oraya yaslanmaya en layık olanları elbette biz çok iyi bileniz.
Suat Yıldırım
Sonra o cehennemi boylamaya daha çok müstahak olanları elbette Biz pek iyi biliriz.
Elmalılı (sadeleştirilmiş)
Sonra Biz, elbette o cehenneme yaslanmaya en layık olanların kimler olduğunu daha iyi biliriz.
Muhammed Esed
çünkü cehennem ateşini en çok kimin hak ettiğini, şüphesiz en iyi Biz biliriz.
Yaşar Nuri Öztürk
Elbette ki biz, oraya girmeye daha layık olanların kimler olduğunu herkesten iyi biliriz.
Süleymaniye Vakfı
Zaten orada sürekli kalmayı kimin hak ettiğini iyi biliriz.
Süleyman Ateş
Sonra, elbette biz, kimlerin oraya girmeğe uygun olduğunu daha iyi biliriz.

Meryem 19:71

Cüz: 16 | Sayfa: 309
Allah
#rahmet #rab
وَاِنْ مِنْكُمْ اِلَّا وَارِدُهَاۚ كَانَ عَلٰى رَبِّكَ حَتْماً مَقْضِياًّۚ
Ve in minkum illa variduha, kane ala rabbike hatmen makdıyya.
Mustafa İslamoğlu
Başka yolu yok; (siz ey cehennemlikler) mutlaka her biriniz oraya varacaksınız: Bu Rabbinin katında kesinleşmiş bir hükümdür.
Elmalılı Hamdi Yazır
Hem içinizden hiç biri yoktur ki mutlak ona varacak olmasın ve bu rabbının uhdesine vacib kıldığı bir kazıyyei mahkeme olmuştur
Diyanet İşleri
(Ey insanlar!) Sizden cehenneme varmayacak hiç kimse yoktur. Rabbin için bu, kesin olarak hükme bağlanmış bir iştir.
Mehmet Okuyan
(Ey inkârcılar)! Sizden oraya (cehenneme) girmeyecek kimse yoktur. Bu, Rabbinin katında kesinleşmiş bir hükümdür.[1]
Suat Yıldırım
Sizden hiç kimse yoktur ki cehenneme varmasın. Bu Rabbinin katında kesinleşmiş bir hükümdür.
Elmalılı (sadeleştirilmiş)
İçinizden oraya varmayacak hiçbir kimse yoktur ve bu, Rabbinin üstlenmiş olduğu kesinleşmiş bir hükümdür.
Muhammed Esed
Ve sizin her biriniz onu görebilecek bir noktaya varacaksınız: Bu, Rabbin katında yerine getirilmesi gerekli bir hükümdür.
Yaşar Nuri Öztürk
İçinizden oraya uğramayacak hiç kimse yoktur. Bu, Rabbin üzerinde kesinleşmiş bir hükümdür.
Süleymaniye Vakfı
Sizden (Rahman'a baş kaldıranlardan) oraya varmayacak biri yoktur[1]. Bu, Rabbinin uygulamayı üstlendiği kesin hükümdür.
Süleyman Ateş
İçinizden oraya gitmeyecek hiç kimse yoktur. Bu, Rabbinin üzerine aldığı kesin borçtur.

Meryem 19:72

Cüz: 16 | Sayfa: 309
ثُمَّ نُنَجِّي الَّذ۪ينَ اتَّقَوْا وَنَذَرُ الظَّالِم۪ينَ ف۪يهَا جِثِياًّ
Summe nuneccillezinettekav ve nezeruz zalimine fiha cisiyya.
Mustafa İslamoğlu
En sonunda, (hayatta) sorumluluk bilinciyle hareket etmiş olanları (oraya düşmekten) kurtaracağız; fakat kendilerine kötülük edenleri orada perişan bir halde bırakacağız.
Elmalılı Hamdi Yazır
Sonra müttakı olanlara necat veririz de zalimleri dizleri üstü bırakırız
Diyanet İşleri
Sonra Allah'a karşı gelmekten sakınanları kurtarırız da zalimleri orada diz üstü çökmüş halde bırakırız.
Mehmet Okuyan
Sonra elbette biz takvâlı (duyarlı) olanları koruy(up kurtar)acağız; zalimleri ise diz üstü çökmüş olarak orada bırakacağız.
Suat Yıldırım
Sonra Allah'ı sayıp günahlardan sakınan müttakileri kurtararak zalimleri dizüstü çökmüş vaziyette orada bırakacağız.
Elmalılı (sadeleştirilmiş)
Sonra takva sahiplerini kurtarırız ve zalimleri diz üstü bırakırız.
Muhammed Esed
Bir kere daha (hatırlatalım ki): Biz, Bize karşı sorumluluk bilinci taşıyanları (cehennemden) kurtaracağız; ama zalimleri onun içinde diz üstü bırakacağız.
Yaşar Nuri Öztürk
Sonra biz, korunup sakınanları kurtaracağız. Zalimleri de orada dizleri üzerinde çökmüş bırakacağız.
Süleymaniye Vakfı
İçinizden kendini (şirkten) korumuş olanları[1] daha sonra kurtaracak, bile bile yanlışlar içinde kalanları[2] da orada dizleri üstüne çökmüş olarak bırakacağız[3].
Süleyman Ateş
Sonra korunanları kurtarırız ve zalimleri öyle diz üstü çökmüş olarak bırakırız.

Meryem 19:73

Cüz: 16 | Sayfa: 309
#iman
وَاِذَا تُتْلٰى عَلَيْهِمْ اٰيَاتُنَا بَيِّنَاتٍ قَالَ الَّذ۪ينَ كَفَرُوا لِلَّذ۪ينَ اٰمَنُٓواۙ اَيُّ الْفَر۪يقَيْنِ خَيْرٌ مَقَاماً وَاَحْسَنُ نَدِياًّ
Ve iza tutla aleyhim ayatuna beyyinatin kalellezine keferu lillezine amenu eyyul ferikayni hayrun makamen ve ahsenu nediyya.
Mustafa İslamoğlu
Ne ki, hakikatin apaçık belgeleri olan ayetlerimiz ne zaman kendilerine ulaştırılsa, küfürde ısrar edenler imanda sebat edenlere şöyle sorarlar: "Bu iki guruptan hangisi konumca daha üstün ve hangisi daha hatırlı bir çevreye mensupmuş?!
Elmalılı Hamdi Yazır
Ayetlerimiz kendilerine açık açık tecvid üzere okunduğu vakıt da o küfredenler dediler ki iyman edenlere: "bu iki ferikin hangisi makamca daha iyi ve meclis-ü mahfilce daha güzel?"
Diyanet İşleri
Ayetlerimiz kendilerine apaçık bir şekilde okunduğu zaman, inkar edenler, inananlara, "İki topluluktan hangisinin bulunduğu yer daha hayırlı meclis ve mahfili daha güzeldir?" dediler.
Mehmet Okuyan
Kendilerine ayetlerimiz açıkça tilavet edildiği (okunup aktarıldığı) zaman, kâfir olanlar iman edenlere "İki gruptan hangisinin konumu daha iyidir ve meclis (topluluk) olarak hangisi daha güzeldir?" derlerdi.
Suat Yıldırım
Ayetlerimiz kendilerine açık açık okunduğu zaman o kafirler iman edenlere dediler ki: (Bu uhrevi ve manevi halleri bir tarafa bırakalım, dünya hayatının realitesine bakalım) "Bu iki zümreden, mümin ve kafirlerden hangisinin makamı daha üstün, grup ve topluluğu daha muteberdir?"
Elmalılı (sadeleştirilmiş)
Ayetlerimiz kendilerine açık açık tecvidli okunduğu zaman da o küfredenler iman edenlere: "Bu iki topluluktan hangisi makamca daha iyi ve meclis olarak daha güzel?" dediler.
Muhammed Esed
Hal böyleyken, ne zaman ayetlerimiz bütün açıklığıyla kendilerine ulaştırılsa, hakkı inkara şartlanmış olan kimseler imana erişenlere: "(Bu) iki insan topluluğundan konum olarak hangisi daha üstün ve güçlü, topluluk olarak hangisi daha iyi/daha seçkindir?" diye sorup dururlar.
Yaşar Nuri Öztürk
Onlara ayetlerimiz açık seçik okunduğunda, inkar edenler inananlara şöyle derler: "İki zümreden hangisi makamca daha üstün, meclisçe daha güzel?"
Süleymaniye Vakfı
Onlara ayetlerimiz, birbirini açıklayacak şekilde bağlantılarıyla[1] okununca kafirlik edenler, müminlere şöyle derlerdi: "(Bizden ve sizden) bu iki kesimden hangisinin konumu daha iyi ve sosyal çevresi daha güzeldir!"
Süleyman Ateş
Onlara açık açık ayetlerimiz okunduğu zaman, inkar edenler, inananlar için "İki topluluktan hangisinin makamı daha hayırlı, meclisi (mevkii) daha güzeldir?" derler.

Meryem 19:74

Cüz: 16 | Sayfa: 309
وَكَمْ اَهْلَكْنَا قَبْلَهُمْ مِنْ قَرْنٍ هُمْ اَحْسَنُ اَثَاثاً وَرِءْياً
Ve kem ehlekna kablehum min karnin hum ahsenu esasen ve ri'ya.
Mustafa İslamoğlu
Halbuki Biz onlardan önce de nice uygarlıkları helake uğrattık; onlar varlık ve görkem açısından daha öndeydiler.
Elmalılı Hamdi Yazır
Halbuki biz kendilerinden evvel meta' ve manzaraca daha güzel nice karınlar helak etmişiz
Diyanet İşleri
Biz onlardan önce, mal mülk ve görünümü daha güzel olan nice nesilleri helak ettik.
Mehmet Okuyan
(Oysa) kendilerinden önce güç ve gösteriş bakımından daha güzel olan nice nesilleri helak etmiştik.
Suat Yıldırım
Halbuki Biz onlardan önce, gerek mal ve eşyaları, gerek gösterişleri daha güzel durumda olan öyle nesiller helak ettik ki saymaya gelmez.
Elmalılı (sadeleştirilmiş)
Oysa Biz, kendilerinden önce mal ve görünüm bakımından daha güzel nice kuşakları helak etmişiz.
Muhammed Esed
Oysa, Biz onlardan önce gelip geçen nice kuşakları helak ettik; öyle ki, onlar dünyevi güç ve dış görünüş olarak berikilerden daha üstündüler!
Yaşar Nuri Öztürk
Onlardan önce nice kuşaklar helak ettik ki, malca ve manzaraca daha alımlıydılar.
Süleymaniye Vakfı
Halbuki kendilerinden önce nice nesilleri yok etmiştik, onların malı, mülkü ve görünüşleri daha güzel idi[1].
Süleyman Ateş
Onlardan önce nice nesiller helak ettik ki onlar eşyaca ve gösterişce daha güzeldi.

Meryem 19:75

Cüz: 16 | Sayfa: 309
#rahmet
قُلْ مَنْ كَانَ فِي الضَّلَالَةِ فَلْيَمْدُدْ لَهُ الرَّحْمٰنُ مَداًّۚ حَتّٰٓى اِذَا رَاَوْا مَا يُوعَدُونَ اِمَّا الْعَذَابَ وَاِمَّا السَّاعَةَۜ فَسَيَعْلَمُونَ مَنْ هُوَ شَرٌّ مَكَاناً وَاَضْعَفُ جُنْداً
Kul men kane fid dalaleti fel yemdud lehur rahmanu medda, hatta iza raev ma yuadune immel azabe ve immes saah, fe se ya'lemune men huve şerrun mekanen ve ad'afu cunda.
Mustafa İslamoğlu
De ki: "Sapıklığın içine dalan kim olursa olsun; O rahmet kaynağı onun süresini uzattıkça uzatsın! Taki kendilerinin tehdit edildikleri şeyi -ister (bu dünya) azabı olsun, ister Son Saat olsun- görünceye kadar... İşte o zaman, kimin konumca daha kötü ve ordu bakımından daha zayıf olduğunu öğrenecekler.
Elmalılı Hamdi Yazır
De ki: kim dalalette ise rahman onun istediği kadar meddini uzatsın, nihayet va'dolunacak şeyi gördükleri vakıt: ya azab veya saat, o zaman bilecekler ki kimmiş o mevkıı daha fena ve iradesi daha zaıyf?
Diyanet İşleri
(Ey Muhammed!) De ki: "Kim sapıklık içinde ise Rahman onlara, istenildiği kadar süre versin! Nihayet kendilerine vaad olunan azabı, ya da kıyameti gördüklerinde kimin yeri daha kötüymüş, kimin taraftarları daha zayıfmış bilecekler.
Mehmet Okuyan
(Onlara) de ki: "Rahmân, sapkınlıkta olanın (süresini) uzatsın (ne çıkar)! Sonunda ya (dünyadaki) azabı ya da o (Son) Saat'i gördükleri zaman, kimin konumunun daha kötü ve ordusunun daha güçsüz olduğunu anlayacaklardır."
Suat Yıldırım
De ki: Dini inkar edenlere Rahman biraz mühlet versin, bundan ne çıkar? Ama işin sonunda, onlar kendilerine vad olunan azabı veya kıyameti görünce işte o zaman öğrenecekler: kimmiş mevkii daha düşük ve kimmiş asker ve maiyyeti daha zayıf!
Elmalılı (sadeleştirilmiş)
De ki: "Kim sapıklık içinde ise, çok esirgeyici Allah, ona istediği kadar mühlet versin; nihayet va'dolundukları şeyi, ya azabı yada kıyameti gördükleri zaman kimin mevkisinin daha kötü ve iradesinin daha zayıf olduğunu bilecekler.
Muhammed Esed
De ki: "Kim ki sapıklık içinde yaşıyorsa, sınırsız rahmet Sahibi onun ömrünü, yaşama imkanını çekip uzatabilir!" (Ve bırak ne söyleyeceklerse söylesinler,) ta ki, önceden uyarıldıkları (bu dünyadaki) azabı, ya da Son Saat(in gelip çatmasını) görünceye kadar: Çünkü o zaman (bu iki insan topluluğundan) varılacak yer olarak hangisinin daha kötü, destek ve dayanak olarak hangisinin daha zayıf olduğunu anlayacaklar.
Yaşar Nuri Öztürk
De ki: "Her kim sapıklıkta ise Rahman ona iyice süre versin. Nihayet, kendilerine vaat edileni, azabı veya kıyametin kopuşunu gördüklerinde mekanca daha kötü, taraflarca daha zayıf olanın kim olduğunu bilecekler."
Süleymaniye Vakfı
De ki: "Kim sapıklık içinde ise Rahman ona ne kadar fırsat verirse versin (ellerine bir şey geçmez)[1]! Sonunda tehdit edildikleri azabı ya da tekrar dirilip kalkış saatini gördüklerinde, kimin yerinin daha kötü ve destekçisinin daha zayıf olduğunu öğrenecekler.
Süleyman Ateş
De ki: "Kim sapıklık içinde ise Rahman ona süre versin (ne çıkar). Nihayet va'dedildiklerini -azabı veya (Duruşma) sa'ati(ni)- gördükleri zaman, kimin yerce daha kötü ve adamca daha zayıf olduğunu bileceklerdir.

Meryem 19:76

Cüz: 16 | Sayfa: 309
#rab
وَيَز۪يدُ اللّٰهُ الَّذ۪ينَ اهْتَدَوْا هُدًىۜ وَالْبَاقِيَاتُ الصَّالِحَاتُ خَيْرٌ عِنْدَ رَبِّكَ ثَوَاباً وَخَيْرٌ مَرَداًّ
Ve yezidullahullezinehtedev huda, vel bakıyatus salihatu hayrun inde rabbike sevaben ve hayrun meredda.
Mustafa İslamoğlu
Öte yandan Allah, doğru yola yönelen kimseleri doğru yolda sebatlı kılar; ve (insanoğlunun) verimli ve kalıcı ürünleri olan erdemli ve yararlı davranışları, senin Rabbinin katında hem değer olarak daha iyi, hem de kazanç olarak daha üstündür.
Elmalılı Hamdi Yazır
Hidayeti kabul edenlere ise Allah daha ziyade hidayet verir ve baki kalacak olan salih ameller rabbının ındinde sevabca da daha hayırlı akıbetçe de daha hayırlıdır
Diyanet İşleri
Allah, doğruya erenlerin hidayetini artırır. Kalıcı salih ameller, Rabbinin katında sevap bakımından da daha hayırlıdır, sonuç itibari ile de.
Mehmet Okuyan
Allah hidayete erenlerin hidayetini artırır.[1] İyi davranışlardan oluşan kalıcı işler Rabbinin katında hem ödül bakımından hayırlı olandır hem de varacağı yer bakımından hayırlı olandır.[2]
Suat Yıldırım
Allah hidayeti kabul edip doğru yola gelenlerin ise feyizlerini artırır. Baki kalacak dürüst ve yararlı işler, Rabbinin nazarında hem mükafat bakımından daha üstün, hem de akıbet yönünden daha iyidir.
Elmalılı (sadeleştirilmiş)
Hidayeti kabul edenlere ise, Allah daha çok hidayet verir. Kalıcı olan iyi ve yararlı işler Rabbinin katında hem sevap bakımından hem de sonuç bakımından daha hayırlıdır.
Muhammed Esed
Allah doğru yolu seçenleri daha derin bir doğru yol bilinci ile destekler; ve kalıcı mahsullere dönüşen dürüst ve erdemli davranışlar Rabbinin katında karşılık olarak (dünyevi kazançlardan) daha değerli ve sonuçları itibariyle daha verimlidir.
Yaşar Nuri Öztürk
Allah, doğru yolda olanların hidayetini artırır. Barışa ve hayra yönelik kalıcı işler, Rabbin katında sevapça daha üstün, sonuç bakımından daha hayırlıdır.
Süleymaniye Vakfı
Allah doğru yola girenlerin hidayetini artırır[1]. Kalıcılığı olan iyi işler ise Rabbinin katında hem karşılık bakımından hem de sonuç bakımından daha iyidir[2].
Süleyman Ateş
Allah, yola gelenlerin hidayetini artırır. Kalıcı olan yararlı işler, Rabbinin yanında hem mükafat bakımından daha iyidir, hem varılacak yer bakımından daha iyidir!

Meryem 19:77

Cüz: 16 | Sayfa: 310
اَفَرَاَيْتَ الَّذ۪ي كَفَرَ بِاٰيَاتِنَا وَقَالَ لَاُو۫تَيَنَّ مَالاً وَوَلَداًۜ
E fe raeytellezi kefere bi ayatina ve kale le uteyenne malen ve veleda.
Mustafa İslamoğlu
Küfre saplanmış olan, üstelik "Servet ve evlat elbette bana verilecekti!" diyen kimseye baksana bir.
Elmalılı Hamdi Yazır
Şimdi şu küfredip de bana muhakkak mal ve veled verilecek diyen herifi gördün mü?
Diyanet İşleri
Ayetlerimizi inkar edip "Bana elbette mal ve evlat verilecek!" diyen kimseyi gördün mü?
Mehmet Okuyan
Ayetlerimizi inkâr edeni ve "Kuşkusuz bana mal da çocuk da verilecektir!"[1] diyeni hiç düşündün mü?
Suat Yıldırım
Baksana şu ayetlerimizi inkar edip: "Mutlaka malım mülküm de olacak, çoluk çocuğum da olacak!" diyen adamın haline!
Elmalılı (sadeleştirilmiş)
Şimdi şu küfredip de: "Bana muhakkak mal ve evlat verilecektir." diyen herifi gördün mü?
Muhammed Esed
Mesajlarımızı inkara şartlanmış olan ve "Şüphesiz, bana mal mülk ve evlat verilecektir" diyen kimseyi hiç düşündün mü?"
Yaşar Nuri Öztürk
Ayetlerimizi inkar edip, "Bana mal da evlat da kesinlikle verilecek." diyeni gördün mü?
Süleymaniye Vakfı
Ayetlerimizi görmezlikte direnen ve "Elbette bana mal da verilecek evlat da!" diyen kişiyi gördün mü!
Süleyman Ateş
Ayetlerimizi inkar edip: "Bana mal ve evlad verilecek" diyen adamı gördün mü?

Meryem 19:78

Cüz: 16 | Sayfa: 310
#rahmet
اَطَّـلَعَ الْغَيْبَ اَمِ اتَّخَذَ عِنْدَ الرَّحْمٰنِ عَهْداًۙ
Ettalaal gaybe emittehaze inder rahmani ahda.
Mustafa İslamoğlu
o, kendisine gaybın sırlarının açıldığını mı düşünüyor; yoksa O rahmet kaynağının katında (muteber olan) bir sözleşme mi yaptı?
Elmalılı Hamdi Yazır
Gaybe muttali' mi olmuş? Yoksa rahmanın huzurunda bir ahid mi almış?
Diyanet İşleri
Gaybı mı görüp bilmiş, yoksa Rahman'dan bir söz mü almış?
Mehmet Okuyan
Bu kişi, gaybı (bilinemeyenleri) mi biliyor[1] yoksa Rahmân'ın katında bir söz mü aldı?
Suat Yıldırım
Ne o, bu adam gaybı öğrenmenin yolunu mu buldu, yoksa Rahman'dan kesin bir söz mü aldı?
Elmalılı (sadeleştirilmiş)
O, gayba vakıf mı olmuş yoksa esirgemesi çok olan Allah'ın katında bir söz mü almış?
Muhammed Esed
Yoksa o beşeri algı ve tasavvurların ulaşamayacağı bir görüş alanına mı erişti; yahut sınırsız rahmet Sahibi'yle bir sözleşme mi yaptı?
Yaşar Nuri Öztürk
Bu adam gaybı mı öğrendi, yoksa Rahman katında bir söz mü aldı?
Süleymaniye Vakfı
O kişi gayba /gizli bilgilere mi ulaştı, yoksa Rahman'ın katından söz mü aldı!
Süleyman Ateş
Gaybe mi çık(ıp bak)tı, yoksa Rahman'ın huzurunda bir söz mü aldı (Allah ile bir andlaşma mı yaptı)?

Meryem 19:79

Cüz: 16 | Sayfa: 310
كَلَّاۜ سَنَكْتُبُ مَا يَقُولُ وَنَمُدُّ لَهُ مِنَ الْعَذَابِ مَداًّۙ
Kella, se nektubu ma yekulu ve nemuddu lehu minel azabi medda.
Mustafa İslamoğlu
Kesinlikle hayır! Biz onun söylediklerini kaydedeceğiz ve onun cezasını uzattıkça uzatacağız;
Elmalılı Hamdi Yazır
Hayır biz onun dediğini yazacağız ve kendisine azabdan bir med çekeceğiz
Diyanet İşleri
Hayır! (İş onun dediği gibi değil). Biz, onun söylediklerini yazacağız ve azabını arttırdıkça arttıracağız!
Mehmet Okuyan
Hayır! Biz onun söylediğini yazacağız ve azabını da uzattıkça uzatacağız.
Suat Yıldırım
Asla! İşte onun bu sözünü deftere kaydedeceğiz ve azabını da artırdıkça artıracağız.
Elmalılı (sadeleştirilmiş)
Hayır! Biz onun dediğini yazacağız ve azabını uzattıkça uzatacağız!
Muhammed Esed
Asla! Biz onun (bu) söylediğini kaydedeceğiz ve onun (ahirette çekeceği) azabın süresini uzatacağız;
Yaşar Nuri Öztürk
Hayır, hayır! Biz onun söylediğini yazacağız ve onun için azabı uzattıkça uzatacağız.
Süleymaniye Vakfı
Öyle bir şey asla olamaz! Onun bütün sözlerini kayda geçirecek ve azabına azap ekleyeceğiz.
Süleyman Ateş
Hayır (yanılıyor), biz onun dediğini yazacağız ve onun için azabı uzattıkça uzatacağız.

Meryem 19:80

Cüz: 16 | Sayfa: 310
وَنَرِثُهُ مَا يَقُولُ وَيَأْت۪ينَا فَرْداً
Ve nerisuhu ma yekulu ve ye'tina ferda.
Mustafa İslamoğlu
ve onun (gururla) dile getirdiği (servet ve evlat) Bize kalacak; ve kendisi huzurumuza yalnız başına çıkacak.
Elmalılı Hamdi Yazır
Ve o söylediği şeyleri hep elinden alacağız da o bize tek başına gelecek
Diyanet İşleri
Onun (ahirette sahip olacağını) söylediği şeylere biz varis olacağız ve o bize tek başına gelecek.
Mehmet Okuyan
Dediğine biz vâris oluruz; kendisi de bize yapayalnız gelecektir.[1]
Suat Yıldırım
O sözünü ettiği mal ve evlada Biz varis olacağız, nesi var nesi yoksa Bize kalacak ve o, huzurumuza tek başına (ilk yarattığımız gibi mal ve mülkten, makam ve mevkiden hatta elbiseden bile soyunmuş olarak çırılçıplak) gelecektir.
Elmalılı (sadeleştirilmiş)
Ve o söylediği şeyleri hep elinden alacağız da o, Bize tek başına gelecektir.
Muhammed Esed
ve onun (bu) söylediğini geri bırakacağız; çünkü o (Hesap Günü'nde) tek başına huzurumuza çıkacaktır.
Yaşar Nuri Öztürk
O dediklerine biz varis olacağız. Kendisi bir başına bize gelecek.
Süleymaniye Vakfı
Onun sözünü ettiği şeyler (malı ve evladı) bize kalacak, kendisi de karşımıza tek başına gelecektir[1].
Süleyman Ateş
O dediği(malı ve evladı)na biz varis olacağız (nesi varsa hepsi bize kalacak) ve o, bize tek başına gelecek (yanında ne malı, ne de evladı olmayacak).

Meryem 19:81

Cüz: 16 | Sayfa: 310
وَاتَّخَذُوا مِنْ دُونِ اللّٰهِ اٰلِهَةً لِيَكُونُوا لَهُمْ عِزاًّۙ
Vettehazu min dunillahi aliheten li yekunu lehum ızza.
Mustafa İslamoğlu
Bu (gibiler), Allah'tan başkalarını kendilerine statü ve nüfuz sağlamak için ilahlaştırırlar.
Elmalılı Hamdi Yazır
Tuttular Allahtan başka ma'budlar edindiler ki kendilerine ızzet ve kuvvet olsunlar diye
Diyanet İşleri
Onlar, kendileri için kuvvet ve şeref (kaynağı) olsunlar diye, Allah'tan başka ilahlar edindiler.
Mehmet Okuyan
Onlar, kendilerine itibar (kaynağı) olsunlar diye Allah'ın peşi sıra ilahlar edindiler.
Suat Yıldırım
Kendilerine kalsa izzet ve kuvvet vesilesi olsun diye, Allah'tan başka birtakım tanrılar edindiler.
Elmalılı (sadeleştirilmiş)
Tuttular, kendilerine şeref ve kuvvet sağlasınlar diye, Allah'tan başka ilahlar edindiler.
Muhammed Esed
Çünkü böyleleri, kendilerine güç ve statü (kaynağı) olurlar diye, Allah'tan başka varlıkları tanrılar edinirler.
Yaşar Nuri Öztürk
Kendilerine onur ve destek olsunlar diye Allah dışında ilahlar edindiler.
Süleymaniye Vakfı
Kendileri için bir güç ve şeref kaynağı olsunlar diye Allah ile aralarına ilahlar koydular[1].
Süleyman Ateş
Kendilerine destek olsunlar diye Allah'tan başka tanrılar edindiler.

Meryem 19:82

Cüz: 16 | Sayfa: 310
كَلَّاۜ سَيَكْفُرُونَ بِعِبَادَتِهِمْ وَيَكُونُونَ عَلَيْهِمْ ضِداًّ۟
Kella, se yekfurune bi ibadetihim ve yekunune aleyhim dıdda.
Mustafa İslamoğlu
Ama hayır! Aksine (ahirette) onlar kendilerine yönelik tüm tapınmaları reddedecekler ve berikilerin aleyhine zillet ve utanç delili olacaklar.
Elmalılı Hamdi Yazır
Hayır yarın ıbadetlerini inkar edecekler de aleyhlerine zıdd olacaklar
Diyanet İşleri
Hayır! İlahları, onların ibadetlerini inkar edecekler ve kendilerine düşman olacaklar.
Mehmet Okuyan
Hayır! (Taptıkları putlar) onların ibadetlerini tanımayacak ve onlara hasım (düşman) olacaklardır.[1]
Suat Yıldırım
Hayır, hayır! Taptıkları o nesneler onların ibadetlerini reddedecekler ve kendilerine düşman olacaklardır.
Elmalılı (sadeleştirilmiş)
Hayır! Yarın ibadetlerini inkar edecekler ve aleyhlerine dönüp düşman kesileceklerdir.
Muhammed Esed
Fakat hayır! Bu (tapınma nesneleri Hesap Günü'nde) kendilerine yöneltilen tapınmaları tanımayacaklar ve tapınanların karşısında yer alacaklar!
Yaşar Nuri Öztürk
Hayır, hayır! Onlar, onların ibadetlerini inkar edecekler ve onların aleyhinde düşman kesilecekler.
Süleymaniye Vakfı
Öyle bir şey asla olamaz! Onlar (ilah saydıkları), bunların yaptıkları kulluğu kabul etmeyecek ve karşılarında yer alacaklardır[1].
Süleyman Ateş
Hayır, (yarın o taptıkları tanrılar), bunların tapmalarını inkar edecekler ve bunlara zıd olacaklardır.

Meryem 19:83

Cüz: 16 | Sayfa: 310
اَلَمْ تَرَ اَنَّٓا اَرْسَلْنَا الشَّيَاط۪ينَ عَلَى الْكَافِر۪ينَ تَؤُزُّهُمْ اَزاًّۙ
E lem tere enna erselneş şeyatine alel kafirine teuzzuhum ezza.
Mustafa İslamoğlu
(Ey insan!) Küfrü tabiat haline getirenlerin üzerine, (içgüdülerini) kışkırttıkça kışkırtan şeytanları musallat ettiğimizi görmez misin?
Elmalılı Hamdi Yazır
Görmedin mi biz o Şeytanları o kafirlerin üzerine salmışız onları kaynatıp oynatıp kıvrandırıyorlar
Diyanet İşleri
Kafirlerin başına, onları durmadan (günaha ve azgınlığa) tahrik eden şeytanları gönderdiğimizi görmedin mi?
Mehmet Okuyan
Onları sürekli olarak kışkırtan şeytanları o kâfirlerin üzerine gönderdiğimizi düşünmedin mi hiç?[1]
Suat Yıldırım
Görmüyor musun ki Biz kafirlere şeytanları musallat ediyoruz, onları oynatıp duruyorlar.
Elmalılı (sadeleştirilmiş)
Görmedin mi, Biz şeytanları o kafirlerin üzerine salmışız; onları kaynatıp oynatıp kıvrandırıyorlar.
Muhammed Esed
Hakkı inkar edenlerin üzerine, onları güçlü dürtülerle (günah işlemeye) kışkırtsınlar diye her türden şeytani güçleri saldığımızı bilmiyor musun?
Yaşar Nuri Öztürk
Görmedin mi biz, şeytanları inkarcıların üzerine salmışız da onları oynatıp kıvırttırıyorlar.
Süleymaniye Vakfı
Şeytanları o kafirlerin üzerine saldığımızı görmedin mi, onları kışkırtıp duruyorlar[1]
Süleyman Ateş
Görmedin mi biz kafirlere şeytanları gönderdik, onları oynatıp duruyorlar.

Meryem 19:84

Cüz: 16 | Sayfa: 310
فَلَا تَعْجَلْ عَلَيْهِمْۜ اِنَّمَا نَعُدُّ لَهُمْ عَداًّۚ
Fe la ta'cel aleyhim, innema neuddu lehum adda.
Mustafa İslamoğlu
Şu halde, onlara karşı harekete geçmek için acele etmene gerek yok: şu kesin ki Biz onların günlerini tek tek sayıyoruz.
Elmalılı Hamdi Yazır
Aleyhlerinde acele etme, biz onlar için ancak bir sayı sayıyoruz
Diyanet İşleri
Ey Muhammed! Şu halde, onların azaba uğramalarını istemekte acele etme. Biz onlar için ancak (takdir ettiğimiz günleri) sayıp durmaktayız.
Mehmet Okuyan
Öyle ise onlar hakkında (azap gelmesi için) acele etme! Biz onların (günlerini) elbette teker teker sayıyoruz.
Suat Yıldırım
O halde onlar hakkında acele etme! Biz onların günlerini saymaktayız.
Elmalılı (sadeleştirilmiş)
Aleyhlerinde acele etme! Biz, onlar için yalnızca bir sayı sayıyoruz.
Muhammed Esed
Öyleyse, onların üzerine (Allah'ın azabını çağırmakta) tezlik gösterme; çünkü Biz onların günlerini aksatmadan sayıyoruz zaten.
Yaşar Nuri Öztürk
Onlar için acele etme. Biz onlar için günleri teker teker sayıyoruz.
Süleymaniye Vakfı
Onlara karşı aceleci tavır takınma (hemen cezalandırılmalarını bekleme)[1], onlar için sadece gün sayıyoruz[2].
Süleyman Ateş
Onlar hakkında acele etme, biz onlar(ın günlerini ve nefeslerini doldurmaları) için saydıkça sayıyoruz.

Meryem 19:85

Cüz: 16 | Sayfa: 310
#rahmet
يَوْمَ نَحْشُرُ الْمُتَّق۪ينَ اِلَى الرَّحْمٰنِ وَفْداًۙ
Yevme nahşurul muttekine iler rahmani vefda.
Mustafa İslamoğlu
O gün (gelince), O rahmet kaynağının huzurunda, sorumluluk bilinciyle kuşanmış olanları ağır konuklar olarak toplayacağız.
Elmalılı Hamdi Yazır
Müttekileri vefd halinde (bir mes'us olarak) huzuru rahmana cem'edeceğimiz gün
Diyanet İşleri
(85-86) Allah'a karşı gelmekten sakınanları Rahman'ın huzurunda bir elçiler heyeti gibi toplayacağımız, suçluları da suya koşan susuz develer gibi cehenneme sevk edeceğimiz günü düşün!
Mehmet Okuyan
Rahmân'a karşı muttakî (duyarlı) olanları o gün misafir olarak toplayacağız.
Suat Yıldırım
Gün gelecek, Allah'ı sayıp haramlardan sakınan müttakileri, Rahman tarafından ağırlanacak konuk heyet olarak toplayacağız.
Elmalılı (sadeleştirilmiş)
Takva sahiplerini bir heyet halinde Rahman'ın huzurunda toplayacağımız gün,
Muhammed Esed
Allah'tan yana sorumluluk bilinci taşıyanları, onurlu konuklar olarak O sınırsız rahmet Sahibi'nin huzurunda topladığımız Gün,
Yaşar Nuri Öztürk
Gün olur, o sakınanları biz, Rahman'ın huzurunda heyet halinde toplarız.
Süleymaniye Vakfı
Bir gün, müttakileri /yanlışlardan sakınanları, Rahman'ın huzuruna (huzurumuza) seçkin heyetler halinde toplayacağız.
Süleyman Ateş
Korunanları, binek üzerinde ikram ile Rahman'a götürdüğümüz gün,

Meryem 19:86

Cüz: 16 | Sayfa: 310
#rahmet
وَنَسُوقُ الْمُجْرِم۪ينَ اِلٰى جَهَنَّمَ وِرْداًۢ
Ve nesukul mucrimine ila cehenneme virda.
Mustafa İslamoğlu
Fakat günaha gömülüp gitmiş olanları bir sürü gibi cehenneme doğru süreceğiz.
Elmalılı Hamdi Yazır
Mücrimleri de susuz olarak Cehenneme sevkedeceğiz
Diyanet İşleri
(85-86) Allah'a karşı gelmekten sakınanları Rahman'ın huzurunda bir elçiler heyeti gibi toplayacağımız, suçluları da suya koşan susuz develer gibi cehenneme sevk edeceğimiz günü düşün!
Mehmet Okuyan
Suçluları da susuz olarak cehenneme sevk edeceğiz.
Suat Yıldırım
Suçluları da susuz olarak o yakıcı cehenneme süreceğiz.
Elmalılı (sadeleştirilmiş)
suçluları da susuz olarak cehenneme sevk edeceğiz.
Muhammed Esed
ve günaha gömülüp gitmiş olanları, suvarmaya götürülen susuz bir sürü gibi cehenneme sürüklediğimiz (Gün);
Yaşar Nuri Öztürk
Suçluları da susuz ve yaya olarak cehenneme sevk ederiz.
Süleymaniye Vakfı
Suçluları da susamış kimseler halinde Cehennem'e sevk edeceğiz[1].
Süleyman Ateş
Suçluları da yaya ve susuz olarak cehenneme sürdüğümüz (gün),

Meryem 19:87

Cüz: 16 | Sayfa: 310
#rahmet
لَا يَمْلِكُونَ الشَّفَاعَةَ اِلَّا مَنِ اتَّخَذَ عِنْدَ الرَّحْمٰنِ عَهْداًۢ
La yemlikuneş şefaate illa menittehaze inder rahmani ahda.
Mustafa İslamoğlu
(İşte o gün) O Rahmet kaynağıyla yaptığı (iman) sözleşmesine sadık kalanlar dışında, hiç kimse şefaate nail olamayacaktır.
Elmalılı Hamdi Yazır
Rahmanın nezdinde bir ahd almış olan kimseden başkaları şefaate malik olamıyacaklar
Diyanet İşleri
Rahman'ın katında söz almış olanlardan başkaları şefaat hakkına sahip olmayacaklardır.
Mehmet Okuyan
O gün Rahmân'ın katında söz alandan başkaları şefaat (etme iznin)e sahip olamayacaklardır.[1]
Suat Yıldırım
Rahman'ın huzurunda, söz almış olanlar dışında hiç kimse şefaat edemeyecek.
Elmalılı (sadeleştirilmiş)
Rahman'ın katında bir söz almış olan kimseden başkaları şefaat etme hakkına sahip olamayacaklardır.
Muhammed Esed
(bu Günde, hayattayken) O sınırsız rahmet Sahibi'yle bir bağ, bir bağlantı içine girmiş olmadıkça kimse şefaatten pay alamayacaktır.
Yaşar Nuri Öztürk
Rahman katında söz almış olandan başkaları şefaat imkanı bulamazlar.
Süleymaniye Vakfı
Rahman'dan söz almış olanlar[1] dışında kimse şefaat hakkına sahip olamayacaktır[2].
Süleyman Ateş
Yalnız Rahman'ın huzurunda söz almış olanlardan başkaları şefa'at edemezler.

Meryem 19:88

Cüz: 16 | Sayfa: 310
#rahmet
وَقَالُوا اتَّخَذَ الرَّحْمٰنُ وَلَداًۜ
Ve kaluttehazer rahmanu veleda.
Mustafa İslamoğlu
Bir de çıkıp "O rahmet kaynağı kendisine bir oğul edindi" dediler:
Elmalılı Hamdi Yazır
O rahman veled edindi dediler
Diyanet İşleri
Onlar, "Rahman, bir çocuk edindi" dediler.
Mehmet Okuyan
(Müşrikler) "Rahmân çocuk edindi!" dediler.
Suat Yıldırım
"Rahman evlat edindi." dediler.
Elmalılı (sadeleştirilmiş)
Rahman çocuk edindi. dediler.
Muhammed Esed
Hal böyleyken, yine de bazıları "O sınırsız rahmet Sahibi Kendine bir oğul edinmiştir!" diyorlar.
Yaşar Nuri Öztürk
"Rahman çocuk edindi." dediler.
Süleymaniye Vakfı
"Rahman çocuk edindi" dediler.
Süleyman Ateş
"Rahman çocuk edindi" dediler.

Meryem 19:89

Cüz: 16 | Sayfa: 310
لَقَدْ جِئْتُمْ شَيْـٔاً اِداًّۙ
Lekad ci'tum şey'en idda.
Mustafa İslamoğlu
Doğrusu siz öyle dehşet verici bir iddiada bulundunuz ki;
Elmalılı Hamdi Yazır
Kasem olsun pek ağır pek şeni' bir cür'ette bulundunuz
Diyanet İşleri
Andolsun, siz çok çirkin bir şey ortaya attınız.
Mehmet Okuyan
Şüphesiz ki çok çirkin bir şey ortaya attınız.[1]
Suat Yıldırım
Böyle diyen sizler, pek çirkin bir şey ortaya attınız!
Elmalılı (sadeleştirilmiş)
Andolsun ki, pek ağır, pek çirkin bir iddiaya cüret ettiniz.
Muhammed Esed
(Bunu söylemekle) siz gerçekten çok çirkin bir iddia ortaya atmış oldunuz.
Yaşar Nuri Öztürk
Yemin olsun ki siz, çok çirkin bir iddiada bulundunuz.
Süleymaniye Vakfı
Gerçekten çok çirkin bir iftirada bulundunuz.
Süleyman Ateş
Andolsun ki, "Siz pek kötü bir cür'ette bulundunuz!"

Meryem 19:90

Cüz: 16 | Sayfa: 310
#rahmet
تَكَادُ السَّمٰوَاتُ يَتَفَطَّرْنَ مِنْهُ وَتَنْشَقُّ الْاَرْضُ وَتَخِرُّ الْجِبَالُ هَداًّۙ
Tekadus semavatu yetefattarne minhu ve tenşakkul ardu ve tehırrul cibalu hedda.
Mustafa İslamoğlu
bundan dolayı neredeyse gökler paramparça olacak, yer yarılacak ve dağlar toz duman olacak!
Elmalılı Hamdi Yazır
Az daha ondan Gökler çatlıyacak ve dağlar yıkılıp yerlere geçecek
Diyanet İşleri
(90-91) Rahman'a çocuk isnat etmelerinden dolayı neredeyse gökler parçalanacak, yer yarılacak, dağlar yıkılıp çökecektir!
Mehmet Okuyan
(90, 91) Rahmân'a çocuk yakıştırmaları nedeniyle neredeyse gökler çatlayacak,[1] yer yarılacak ve dağlar yıkılıp düşecekti!
Suat Yıldırım
(90-91) Rahman'a çocuk isnad etmelerinden ötürü, nerdeyse gökler çatlayacak, yer yarılacak, dağlar yıkılıp çökecekti!
Elmalılı (sadeleştirilmiş)
Az daha o yüzden gökler çatlayacak ve dağlar yıkılıp yerlere geçecek.
Muhammed Esed
Öyle ki bu iddianın dehşetinden neredeyse gök paramparça olacak, yer yarılacak ve dağlar yıkılıp gidecekti!
Yaşar Nuri Öztürk
Bu söz yüzünden neredeyse gökler çatlayacak, yer parçalanacak, dağlar yıkılıp çökecek;
Süleymaniye Vakfı
Bundan dolayı neredeyse gökler yarılacak, yer parçalanacak ve dağlar yerle bir olacak.
Süleyman Ateş
Neredeyse o(sözün dehşeti)nden gökler çatlayacak, yer yarılacak ve dağlar yıkılıp dağılacaktır!.

Meryem 19:91

Cüz: 16 | Sayfa: 310
#rahmet
اَنْ دَعَوْا لِلرَّحْمٰنِ وَلَداًۚ
En deav lir rahmani veleda.
Mustafa İslamoğlu
O rahmet kaynağına bir oğul isnat etmek ha!..
Elmalılı Hamdi Yazır
O rahmana veled iddia ettiler diye
Diyanet İşleri
(90-91) Rahman'a çocuk isnat etmelerinden dolayı neredeyse gökler parçalanacak, yer yarılacak, dağlar yıkılıp çökecektir!
Mehmet Okuyan
(90, 91) Rahmân'a çocuk yakıştırmaları nedeniyle neredeyse gökler çatlayacak,[1] yer yarılacak ve dağlar yıkılıp düşecekti!
Suat Yıldırım
(90-91) Rahman'a çocuk isnad etmelerinden ötürü, nerdeyse gökler çatlayacak, yer yarılacak, dağlar yıkılıp çökecekti!
Elmalılı (sadeleştirilmiş)
O Rahman'a çocuk iddiasında bulundular diye.
Muhammed Esed
(Demek,) O sınırsız rahmet Sahibi'ne bir oğul yakıştırıyorlar (öyle mi?)
Yaşar Nuri Öztürk
Rahman için çocuk iddia ettiklerinden ötürü.
Süleymaniye Vakfı
Bunların sebebi Rahman'ın çocuğu olduğunu iddia etmeleridir.
Süleyman Ateş
Rahman için çocuk iddia ettiklerinden ötürü.

Meryem 19:92

Cüz: 16 | Sayfa: 310
#rahmet
وَمَا يَنْبَغ۪ي لِلرَّحْمٰنِ اَنْ يَتَّخِذَ وَلَداًۜ
Ve ma yenbagi lir rahmani en yettehıze veleda.
Mustafa İslamoğlu
İyi ama, O rahmet kaynağının bir oğul edinmesi olacak şey değil ki!
Elmalılı Hamdi Yazır
Halbuki veled edinmek rahmana yaraşmaz
Diyanet İşleri
Halbuki Rahman'a bir çocuk edinmek yakışmaz.
Mehmet Okuyan
Çocuk edinmek Rahmân'a yakışmaz.
Suat Yıldırım
Halbuki evlat edinmek Rahman'ın şanına yakışmaz.
Elmalılı (sadeleştirilmiş)
Halbuki, çocuk edinmek Rahman'a yaraşmaz.
Muhammed Esed
Hem de, sınırsız rahmet Sahibi'nin bir oğul edinmesi akıl almaz bir şey olduğu halde!
Yaşar Nuri Öztürk
Rahman'a çocuk edinmek yakışmaz.
Süleymaniye Vakfı
Çocuk edinmek Rahman'ın şanına yakışmaz!
Süleyman Ateş
Çocuk edinmek Rahman'a yakışmaz.

Meryem 19:93

Cüz: 16 | Sayfa: 310
#rahmet
اِنْ كُلُّ مَنْ فِي السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضِ اِلَّٓا اٰتِي الرَّحْمٰنِ عَبْداًۜ
İn kullu men fis semavati vel ardı illa atir rahmani abda.
Mustafa İslamoğlu
Hem göklerde ve yerde olan herkes, O rahmet kaynağının huzuruna sadece ve sadece bir kul olarak çıkacaklardır.
Elmalılı Hamdi Yazır
Göklerde ve Yerde hiç bir kimse yoktur ki o rahmana kul olarak gelecek olmasın
Diyanet İşleri
Göklerdeki ve yerdeki herkes Rahman'a kul olarak gelecektir.
Mehmet Okuyan
Göklerde ve yerde olan herkes elbette kul olarak Rahmân'a gelecektir.
Suat Yıldırım
Göklerde ve yerde kim varsa, Rahman'ın ancak kulu olabilir.
Elmalılı (sadeleştirilmiş)
Göklerde ve yerde Rahman'a kul olarak gelmeyecek hiçbir kimse yoktur.
Muhammed Esed
Oysa, göklerde ve yerde var olan her şey sınırsız rahmet Sahibi'nin huzuruna ancak ve ancak birer kul olarak çıkmaktadırlar;
Yaşar Nuri Öztürk
Göklerde ve yerde bulunan herkes, Rahman'a kul olarak gelecektir.
Süleymaniye Vakfı
Göklerde ve yerde kim varsa hepsi, sadece birer kul olarak Rahman'ın huzuruna gelecekler.
Süleyman Ateş
Göklerde ve yerde bulunan herkes Rahman'a kul olarak gelecektir.

Meryem 19:94

Cüz: 16 | Sayfa: 310
لَقَدْ اَحْصٰيهُمْ وَعَدَّهُمْ عَداًّۜ
Lekad ahsahum ve addehum adda.
Mustafa İslamoğlu
Doğrusu O, onların tümünü derin bir bilgiyle kuşatmış ve tek tek saymıştır.
Elmalılı Hamdi Yazır
Kasem olsun ki hepsini ihsa etmiş, hepsini sayı ile ta'dad buyurmuştur
Diyanet İşleri
Andolsun, Allah onları ilmiyle kuşatmış ve tek tek saymıştır.
Mehmet Okuyan
Şüphesiz ki (Allah) onları kuşatmıştır ve teker teker onları sayıp tespit etmiştir.
Suat Yıldırım
O bunların hepsini ilmi ile ihata etmiş, tek tek tesbit etmiştir.
Elmalılı (sadeleştirilmiş)
Andolsun ki, hepsini kuşatmış ve hepsini bir bir saymıştır.
Muhammed Esed
doğrusu, O bunların hepsini bilgisiyle kuşatmış, teker teker saymıştır;
Yaşar Nuri Öztürk
Yemin olsun, O onların hepsini kuşatmış ve tamamını tek tek saymıştır.
Süleymaniye Vakfı
Allah, hepsini kuşatmış, onları teker teker saymıştır.
Süleyman Ateş
O, onların hepsini kuşatmış ve onları bir bir saymıştır.

Meryem 19:95

Cüz: 16 | Sayfa: 310
وَكُلُّهُمْ اٰت۪يهِ يَوْمَ الْقِيٰمَةِ فَرْداً
Ve kulluhum atihi yevmel kıyameti ferda.
Mustafa İslamoğlu
Sonunda onların her biri Kıyamet Günü O'nun huzuruna tek başına çıkacaktır.
Elmalılı Hamdi Yazır
Ve hepsi Kıyamet günü ona tek olarak gelecektir
Diyanet İşleri
Onlar(ın her biri) kıyamet günü O'na tek başına gelecektir.
Mehmet Okuyan
Kıyamet günü hepsi O'nun huzuruna tek başına (yapayalnız) gelecektir.[1]
Suat Yıldırım
Ve onların hepsi de kıyamet günü O'nun huzuruna tek başına gelecektir.
Elmalılı (sadeleştirilmiş)
Hepsi kıyamet günü O'na tek olarak gelecektir.
Muhammed Esed
ve onların her biri Kıyamet Günü'nde O'nun huzuruna tek başına çıkacaktır.
Yaşar Nuri Öztürk
Ve onların hepsi kıyamet günü O'na tek tek gelecektir.
Süleymaniye Vakfı
Hepsi kıyamet /mezardan kalkış[1] günü tek başlarına ona gelecektir[2].
Süleyman Ateş
Onların hepsi, kıyamet günü O'na tek başına gelecektir.

Meryem 19:96

Cüz: 16 | Sayfa: 311
#rahmet
اِنَّ الَّذ۪ينَ اٰمَنُوا وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِ سَيَجْعَلُ لَهُمُ الرَّحْمٰنُ وُداًّ
İnnellezine amenu ve amilus salihati se yec'alu lehumur rahmanu vudda.
Mustafa İslamoğlu
İmanda sebat eden, o imanla uyumlu bir hayat yaşayan kimseler var ya: O sonsuz rahmet kaynağı onlar için tarifsiz bir sevgi var edecek.
Elmalılı Hamdi Yazır
İyman edip salih işler yapanlar muhakkak, rahman onlar için bir meveddet (bir sevgi) verecek gönüllere sevdirecektir
Diyanet İşleri
İnanıp salih ameller işleyenler için Rahman, (gönüllere) bir sevgi koyacaktır.
Mehmet Okuyan
Şüphesiz ki iman edip iyi işler yapanlar için Rahmân bir sevgi yaratacaktır.[1]
Suat Yıldırım
İman edip, makbul ve güzel işler yapanları Rahman, (hem Allah, hem de mahluklar nezdinde) sevimli kılacaktır.
Elmalılı (sadeleştirilmiş)
İman edip yararlı işler yapanlar ise, muhakkak Rahman, onlar için bir sevgi verecek, gönüllere sevdirecektir.
Muhammed Esed
Sınırsız rahmet Sahibi, imana erişip dürüst ve erdemli davranışlar ortaya koyanları sevgiyle kuşatacaktır;
Yaşar Nuri Öztürk
İman edip hayra ve barışa yönelik işler yapanlara gelince, Rahman onlar için bir sevgi oluşturacaktır.
Süleymaniye Vakfı
İnanıp güvenen ve iyi iş yapanlar var ya, Rahman, onlar için (gönüllerde) bir sevgi oluşturacaktır.
Süleyman Ateş
İnanıp faydalı işler yapanlar için Rahman, (gönüllerde) bir sevgi yaratacak(onları herkese sevdirecek)tir.

Meryem 19:97

Cüz: 16 | Sayfa: 311
فَاِنَّمَا يَسَّرْنَاهُ بِلِسَانِكَ لِتُبَشِّرَ بِهِ الْمُتَّق۪ينَ وَتُنْذِرَ بِه۪ قَوْماً لُداًّ
Fe innema yessernahu bi lisanike li tubeşşire bihil muttekine ve tunzire bihi kavmen ludda.
Mustafa İslamoğlu
İşte sadece bu yüzden Biz onu senin (konuştuğun) dil aracılığıyla kolaylaştırdık ki, sorumluluk bilinci taşıyan kimseleri onunla müjdeleyip sorumsuzca savrulanları da uyarasın diye.
Elmalılı Hamdi Yazır
Sırf o Kur'anı senin lisanınla şunun için müyesser kıldık ki onunla müttekileri müjdeliyesin ınad edenleri de inzar edesin
Diyanet İşleri
Ey Muhammed! Biz, Allah'a karşı gelmekten sakınanları Kur'an ile müjdeleyesin, inat eden bir topluluğu da uyarasın diye, onu senin dilin ile (indirip) kolaylaştırdık.
Mehmet Okuyan
Şüphesiz ki biz onu (Kur'an'ı) muttakîleri (duyarlı olanları) müjdeleyesin ve (gerçeğe) karşı çıkan bir topluluğu uyarasın diye senin diline kolaylaştırdık.[1]
Suat Yıldırım
Bizim, Kur'an'ı senin dilinle indirip kolaylaştırmamızın başlıca sebebi, senin müttakileri müjdelemen ve inatçı kimseleri de onunla uyarmandır.
Elmalılı (sadeleştirilmiş)
Biz, o Kur'an'ı sadece onunla takva sahiplerini müjdelemen ve inat edenleri de korkutman için senin dilinle kolaylaştırdık.
Muhammed Esed
işte yalnızca bu amaçla, bu (ilahi mesajı, ey Peygamber,) senin dilinde kolaylaştırdık ki Allah'a karşı sorumluluk bilinci taşıyan kimseleri onunla müjdeleyip, (boş bir) inatla direnip duranları onunla uyarasın;
Yaşar Nuri Öztürk
Biz onu; senin dilinle kolaylaştırdık ki, sakınanları onunla müjdeleyesin, inatçı bir kavmi de onunla uyarasın.
Süleymaniye Vakfı
Kur'an'ı senin dilinde (indirerek) kolay anlaşılır hale getirdik ki[1] yanlışlardan sakınanlara onunla müjde veresin, inatçı bir topluluğu da onunla uyarasın.
Süleyman Ateş
Biz o(Kur'a)n'ı senin diline kolaylaştırdık ki, onunla korunanları müjdeleyesin ve inatçı bir kavmi onunla uyarasın.

Meryem 19:98

Cüz: 16 | Sayfa: 311
وَكَمْ اَهْلَكْنَا قَبْلَهُمْ مِنْ قَرْنٍۜ هَلْ تُحِسُّ مِنْهُمْ مِنْ اَحَدٍ اَوْ تَسْمَعُ لَهُمْ رِكْزاً
Ve kem ehlekna kablehum min karn, hel tuhıssu minhum min ehadin ev tesmeu lehum rikza.
Mustafa İslamoğlu
Zira Biz onlardan önce nice uygarlıkları helak etmişizdir: sen onlardan herhangi birinin varlığını hissediyor, ya da onların ardından bir tek çıtırtı olsun duyabiliyor musun?
Elmalılı Hamdi Yazır
Hem onlardan evvel nice karn helak ettik, hiç onlardan birini hissediyor musun, yahud gizli bir seslerini işitiyor musun?
Diyanet İşleri
Biz onlardan önce nice nesilleri helak ettik. Onlardan hiçbirini hissediyor yahut onların bir fısıltısını olsun işitiyor musun?
Mehmet Okuyan
Onlardan önce nice nesilleri helak etmiştik. Sen onlardan herhangi birinden bir şey hissediyor veya onlara ait cılız bir ses (bile) duyabiliyor musun![1]
Suat Yıldırım
Hem Biz onlardan önce nice nesiller imha ettik! Onlardan hissedip gördüğün yahut sesini işittiğin bir tek kişi bile var mıdır?
Elmalılı (sadeleştirilmiş)
Bir de onlardan önce nice kuşakları helak ettik. Hiç onlardan birini hissediyor musun veya onların gizli bir seslerini işitiyor musun?
Muhammed Esed
çünkü, onlardan önce gelip geçen nice kuşakları yok ettik; (şimdi) onlardan herhangi birinin varlığını hissediyor ya da, alçak sesle de olsa hiç onlardan söz edildiğini duyuyor musun?
Yaşar Nuri Öztürk
Biz onlardan önce de nice kuşaklar helak ettik. Onlardan herhangi birini hissediyor musun, yahut onların bir iniltisini duyuyor musun?
Süleymaniye Vakfı
Bunlardan önce nice nesilleri yok ettik[1]. Şimdi onlardan herhangi birinin varlığını hissedebiliyor veya onların bir fısıltısını duyabiliyor musun[2]?
Süleyman Ateş
Biz onlardan önce nice nesilleri helak ettik. Şimdi onlardan hiçbirini duyuyor musun, yahut onların gizli bir sesini işitiyor musun?

Taha 20:1

Cüz: 16 | Sayfa: 311
طٰهٰۜ
Ta, ha.
Mustafa İslamoğlu
Ey insan!
Elmalılı Hamdi Yazır
Ta Ha
Diyanet İşleri
Ta Ha.
Mehmet Okuyan
Tâ. Hâ.[1]
Suat Yıldırım
(1-2) Ta Ha. Kur'an'ı sana, meşakkat çekip, bedbaht olasın diye indirmedik.
Elmalılı (sadeleştirilmiş)
Ta Ha
Muhammed Esed
Ey İnsan!
Yaşar Nuri Öztürk
Ta, Ha.
Süleymaniye Vakfı
Ta-Ha[1]!
Süleyman Ateş
Ta, Ha.

Taha 20:2

Cüz: 16 | Sayfa: 311
مَٓا اَنْزَلْنَا عَلَيْكَ الْقُرْاٰنَ لِتَشْقٰىۙ
Ma enzelna aleykel kur'ane li teşka.
Mustafa İslamoğlu
Biz bu ilahi hitabı sana zorluk çekip mutsuz olasın diye indirmedik;
Elmalılı Hamdi Yazır
Kur'anı sana bedbaht olasın diye indirmedik
Diyanet İşleri
(2-3) (Ey Muhammed!) Biz, Kur'an'ı sana sıkıntı çekesin diye değil, ancak (Allah'ın azabından) korkacaklara bir öğüt (bir uyarı) olsun diye indirdik.
Mehmet Okuyan
Biz Kur'an'ı sana sıkıntı çekesin diye indirmedik.
Suat Yıldırım
(1-2) Ta Ha. Kur'an'ı sana, meşakkat çekip, bedbaht olasın diye indirmedik.
Elmalılı (sadeleştirilmiş)
Kur'an'ı sana mutsuz olasın diye indirmedik.
Muhammed Esed
Bu Kuran'ı sana, seni bedbaht etmek için indirmedik,
Yaşar Nuri Öztürk
Biz bu Kur'an'ı sana, zahmet çekesin, bedbaht olasın diye indirmedik;
Süleymaniye Vakfı
Bu Kur'an'ı sana, sıkıntıya girmen için indirmedik[1].
Süleyman Ateş
Biz bu Kur'an'ı sana güçlük çekesin diye indirmedik.

Taha 20:3

Cüz: 16 | Sayfa: 311
اِلَّا تَذْكِرَةً لِمَنْ يَخْشٰىۙ
İlla tezkireten li men yahşa.
Mustafa İslamoğlu
yalnızca Allah'ın sevgisini yitirmekten korkan kimselere bir uyarı olsun için (indirdik):
Elmalılı Hamdi Yazır
Ancak saygısı olana tezkir için
Diyanet İşleri
(2-3) (Ey Muhammed!) Biz, Kur'an'ı sana sıkıntı çekesin diye değil, ancak (Allah'ın azabından) korkacaklara bir öğüt (bir uyarı) olsun diye indirdik.
Mehmet Okuyan
(3, 4) Yeri ve en yüksek gökleri yaratan (Allah)'ın indirmesi olarak saygı duyanlara sadece (gerçeği) hatırlatmak için (gönderdik).
Suat Yıldırım
(3-4) Yüce gökleri ve yeri yaratan tarafından onu, Yaratana saygı duyanı uyaran, irşad eden buyruklar halinde tedricen indirdik.
Elmalılı (sadeleştirilmiş)
Ancak saygısı olana bir öğüt olmak üzere.
Muhammed Esed
Yalnızca, (Allah'tan) korkan herkese bir öğüt, bir uyarı olsun diye (indirdik):
Yaşar Nuri Öztürk
Saygıyla ürperene bir hatırlatma/düşündürme/öğüt verme olsun diye indirdik.
Süleymaniye Vakfı
Sadece, (bizden) çekinene doğru bilgi vermek için (indirdik)[1].
Süleyman Ateş
Ancak (Allah'tan) korkanlara bir öğüt (olarak indirdik).

Taha 20:4

Cüz: 16 | Sayfa: 311
تَنْز۪يلاً مِمَّنْ خَلَقَ الْاَرْضَ وَالسَّمٰوَاتِ الْعُلٰىۜ
Tenzilen mimmen halakal arda ves semavatil ula.
Mustafa İslamoğlu
yeri ve yüce gökleri yaratan Zat tarafından indirilmedir bu!
Elmalılı Hamdi Yazır
Bir tenzil olarak indirdik o yaradandan ki hem Arzı yarattı hem o yüksek yüksek Gökleri
Diyanet İşleri
(O) yüksek gökleri yaratanın katından peyderpey indirilmiştir.
Mehmet Okuyan
(3, 4) Yeri ve en yüksek gökleri yaratan (Allah)'ın indirmesi olarak saygı duyanlara sadece (gerçeği) hatırlatmak için (gönderdik).
Suat Yıldırım
(3-4) Yüce gökleri ve yeri yaratan tarafından onu, Yaratana saygı duyanı uyaran, irşad eden buyruklar halinde tedricen indirdik.
Elmalılı (sadeleştirilmiş)
Hem yeri, hem o yüksek yüksek gökleri yaratan tarafından peyderpey indirilen bir kitap olarak indirdik.
Muhammed Esed
Yeri ve yüce gökleri yaratan Allah katından indirilen bir vahiydir bu.
Yaşar Nuri Öztürk
Yeri ve o yüce mi yüce gökleri yaratandan bir vahiy olarak indirdik.
Süleymaniye Vakfı
(Kur'an,) Yeri ve yüce gökleri yaratan tarafından indirilmiştir.
Süleyman Ateş
(O) yeri ve yüce gökleri yaratan tarafından azar azar indirilmiştir.

Taha 20:5

Cüz: 16 | Sayfa: 311
#rahmet
اَلرَّحْمٰنُ عَلَى الْعَرْشِ اسْتَوٰى
Er rahmanu alel arşisteva.
Mustafa İslamoğlu
O rahmet kaynağı ki, mutlak hükümranlık makamına sadece O kurulmuştur.
Elmalılı Hamdi Yazır
O rahman Arş üzerine istiva buyurdu
Diyanet İşleri
Rahman, Arş'a kurulmuştur.
Mehmet Okuyan
Rahmân arşa istiva[1] etmiştir.
Suat Yıldırım
O, Rahman'dır (Sonsuz merhamet ve şefkat sahibidir), rububiyet arşına kurulmuştur.
Elmalılı (sadeleştirilmiş)
O Rahman, Arş'a hakim oldu.
Muhammed Esed
O sınırsız rahmet Sahibi ki, mutlak kudret ve hükümranlık tahtına kurulmuştur.
Yaşar Nuri Öztürk
O Rahman, arş üzerine egemenlik kurmuştur.
Süleymaniye Vakfı
Rahman /İyiliği sonsuz olan Allah, Arş'ın[1]/yönetimin başındadır.
Süleyman Ateş
Rahman Arş'a istiva etmiş(kurulmuş)tur.

Taha 20:6

Cüz: 16 | Sayfa: 311
لَهُ مَا فِي السَّمٰوَاتِ وَمَا فِي الْاَرْضِ وَمَا بَيْنَهُمَا وَمَا تَحْتَ الثَّرٰى
Lehu ma fis semavati ve ma fil ardı ve ma beynehuma ve ma tahtes sera.
Mustafa İslamoğlu
Göklerde, yerde, bu ikisi arasında ve toprağın bağrında ne varsa O'na aittir.
Elmalılı Hamdi Yazır
Bütün Semavattakiler ve bütün Arzdakiler ve bütün bunların aralarındakiler ve bütün yerin dibindekiler hep onun
Diyanet İşleri
Göklerdeki, yerdeki bu ikisi arasındaki ve toprağın altındaki her şey, yalnızca O'nundur.
Mehmet Okuyan
Göklerde, yerde, ikisi arasında ve toprağın altındaki her şey sadece O'na aittir.
Suat Yıldırım
Göklerde ne var, yerde ne varsa O'nundur. Bu ikisi arasında olan, yerin altında olan da O'nun'dur.
Elmalılı (sadeleştirilmiş)
Bütün göklerdekiler, bütün yerdekiler, bütün bunların arasındakiler ve bütün yerin dibindekiler hep O'nundur.
Muhammed Esed
Göklerde ve yerde ve bunların arasında ve toprağın altında ne varsa hepsi O'na aittir.
Yaşar Nuri Öztürk
Göklerde, yerde, onların arasında, toprağın bağrında ne varsa O'nundur.
Süleymaniye Vakfı
Göklerde, yerde, ikisinin arasında ve toprağın altında ne varsa hepsi onundur.
Süleyman Ateş
Göklerde, yerde, ikisinin arasında ve toprağın altında bulunanlar hep O'nundur (ne kadar kapalı olursa olsun, O'ndan hiçbir şey gizli kalmaz).

Taha 20:7

Cüz: 16 | Sayfa: 311
وَاِنْ تَجْهَرْ بِالْقَوْلِ فَاِنَّهُ يَعْلَمُ السِّرَّ وَاَخْفٰى
Ve in techer bil kavli fe innehu ya'lemus sirre ve ahfa.
Mustafa İslamoğlu
Düşünceni ister yüksek sesle dile getir (ister getirme); unutma ki O, gizli (düşünceleri) bildiği gibi, ondan daha gizli (duyguları) da bilir.
Elmalılı Hamdi Yazır
Sen bu sözü ı'lan edeceksen de o hem sirri bilir hem daha gizlisini
Diyanet İşleri
Sen sözü açığa vursan da, gizlesen de Allah için birdir. Çünkü O, gizliyi de bilir, ondan daha gizli olanı da.
Mehmet Okuyan
Sözü açıktan söylesen de (O) gizliyi ve gizlinin gizlisini bilir.
Suat Yıldırım
İster yavaş konuş, ister açıktan, O'na göre birdir. Zira O gizliyi de, gizlinin gizlisini de bilir.
Elmalılı (sadeleştirilmiş)
Sen bu sözü ilan edeceksen de O, hem gizliyi, hem daha gizlisini bilir.
Muhammed Esed
Sözü (ister gizle ister) açığa vur, O (insanın) gizli (düşüncelerini de) bilir, gizlinin gizlisi (duygularını) da.
Yaşar Nuri Öztürk
Sen bu sözü açıkça duyuracaksan da O, gizliyi de bilir, gizliden daha gizliyi de...
Süleymaniye Vakfı
Sözünü açıktan söylesen de (söylemesen de) Allah sırları da en gizlisini de bilir[1].
Süleyman Ateş
Sözü açık söylesen de (gizli söylesen de) muhakkak O, gizliyi de ondan daha gizlisini de bilir.

Taha 20:8

Cüz: 16 | Sayfa: 311
اَللّٰهُ لَٓا اِلٰهَ اِلَّا هُوَۜ لَهُ الْاَسْمَٓاءُ الْحُسْنٰى
Allahu la ilahe illa huve, lehul esmaul husna.
Mustafa İslamoğlu
Allah... O kendisinden başka ilah bulunmayandır; en güzel nitelikler, tüm mükemmellikler O'na mahsustur.
Elmalılı Hamdi Yazır
Allah, başka tanrı yok ancak o. Hep onundur o en güzel isimler (esmaihusna)
Diyanet İşleri
Allah, kendisinden başka hiçbir ilah bulunmayandır. En güzel isimler O'nundur.
Mehmet Okuyan
Allah, kendisinden başka ilah olmayandır. En güzel isimler de yalnızca O'na aittir.[1]
Suat Yıldırım
O'dur Allah, O'ndan başka yoktur ilah. En güzel isimler ve vasıflar O'nundur.
Elmalılı (sadeleştirilmiş)
Allah, O'ndan başka hiçbir tanrı yoktur. O en güzel isimler hep O'nundur.
Muhammed Esed
Allah ki, kendisinden başka tanrı olmayan O'dur. En güzel, en yüce nitelikler O'nundur!
Yaşar Nuri Öztürk
Allah'tır O. İlah yok O'ndan başka. Esmaül Hüsna, en güzel isimler O'nundur.
Süleymaniye Vakfı
Allah, kendisinden başka ilah olmayandır. En güzel özellikler[1] onundur.
Süleyman Ateş
Allah ki, O'ndan başka tanrı yoktur. En güzel isimler O'nundur.

Taha 20:9

Cüz: 16 | Sayfa: 311
وَهَلْ اَتٰيكَ حَد۪يثُ مُوسٰىۢ
Ve hel etake hadisu musa.
Mustafa İslamoğlu
Musa'nın yaşadıklarından haberin var mı?
Elmalılı Hamdi Yazır
Hem geldi mi Musanın kıssası sana?
Diyanet İşleri
Musa'nın haberi sana ulaştı mı?
Mehmet Okuyan
Musa'nın haberi sana ulaştı (değil) mi?
Suat Yıldırım
Sahi, olmadı mı senin haberin, Musa'nın durumundan?
Elmalılı (sadeleştirilmiş)
Musa'nın olayı sana ulaştı mı?
Muhammed Esed
Musa'nın başından geçen olaylardan haberin var mı?
Yaşar Nuri Öztürk
Ulaştı mı sana Musa'nın haberi?
Süleymaniye Vakfı
Musa'nın haberi sana ulaştı değil mi!
Süleyman Ateş
Musa'nın haberi sana geldi mi?

Taha 20:10

Cüz: 16 | Sayfa: 311
اِذْ رَاٰ نَاراً فَقَالَ لِاَهْلِهِ امْكُـثُٓوا اِنّ۪ٓي اٰنَسْتُ نَاراً لَعَلّ۪ٓي اٰت۪يكُمْ مِنْهَا بِقَبَسٍ اَوْ اَجِدُ عَلَى النَّارِ هُدًى
İz rea naren fe kale li ehlihimkusu inni anestu naren lealli atikum minha bi kabesin ev ecidu alen nari huda.
Mustafa İslamoğlu
Hani o ateş türü cazip bir şey görmüştü de, ailesine hemen "Durun, bekleyin!" demişti; "Benim gözüme ateş türü bir şey ilişti; belki size ondan bir tutam kor getiririm veya ateşin etrafında bir yol gösterici bulurum".
Elmalılı Hamdi Yazır
Bir vakıt o bir ateş gördü de ehline durun, dedi: benim gözüme bir ateş ilişti belki size ondan bir yalın getiririm, yahud üzerinde bir kılağuz bulurum
Diyanet İşleri
Hani bir ateş görmüştü de ailesine, "Siz burada kalın, ben bir ateş gördüm (oraya gidiyorum). Umarım ondan size bir kor ateş getiririm, yahut ateşin başında, yol gösterecek birini bulurum" demişti.
Mehmet Okuyan
Hani o, bir ateş görmüş ve ailesine, "(Siz burada) bekleyin! Bir ateş gördüm. Umarım ki ondan size bir kor (bir tutam ateş parçası) getiririm veya ateşin yanında bir rehber bulurum." demişti.
Suat Yıldırım
Hani o çölde, gece yol alırken, bir ateş gördü uzaktan. "Durun!" dedi, ailesine: "Bir ateş ilişti gözüme. Oraya doğru gideyim, Belki oradan bir kor alıp size getiririm. Belki orada yolu bilen birini bulurum."
Elmalılı (sadeleştirilmiş)
Hani bir vakit o bir ateş gördü de ailesine: "Siz durun, benim gözüme bir ateş ilişti, belki size ondan bir yalın kor getiririm veya ateşin yanında bir kılavuz bulurum." dedi.
Muhammed Esed
Hani, o (uzakta) bir ateş görmüş ve ailesine: "Siz burada bekleyin; ben bir ateş gördüm" demişti, "belki size oradan bir tutam kor getiririm; yahut orada ateşin yanında bir yol gösterici bulurum".
Yaşar Nuri Öztürk
Hani, bir ateş görmüştü de ailesine şöyle demişti: "Bekleyin! Gözüme bir ateş ilişti. Olabilir ki, ondan size bir kor parçası getiririm, yahut onun üzerinde bir kılavuz bulurum."
Süleymaniye Vakfı
(Tur Dağının eteklerinde) Bir ateş görmüştü de ailesine şöyle demişti: "Durun! Ben bir ateş farkettim. Belki ondan size bir kor getiririm ya da ateşin yanında yol gösterecek birini bulurum."
Süleyman Ateş
Hani (o) bir ateş görmüştü de ailesine: "Siz durun ben bir ateş gördüm, belki ondan size bir kor getiririm, yahut ateşin yanında bir yol gösteren bulurum" demişti.

Taha 20:11

Cüz: 16 | Sayfa: 311
فَلَمَّٓا اَتٰيهَا نُودِيَ يَا مُوسٰى
Fe lemma etaha nudiye ya musa.
Mustafa İslamoğlu
Fakat ateşe yaklaşınca ona (gaipten) "Ey Musa!" diye seslenildi;
Elmalılı Hamdi Yazır
Vaktaki ona vardı kendine şöyle nida olundu
Diyanet İşleri
Ateşin yanına varınca, ona şöyle seslenildi: "Ey Musa!"
Mehmet Okuyan
Oraya ulaştığında (tarafımızdan) kendisine şöyle seslenilmişti:
Suat Yıldırım
Ateşin yanına varınca birden: "Musa!" diye nida edildi.
Elmalılı (sadeleştirilmiş)
Ona vardığı zaman, kendisine şöyle seslenildi: "Ey Musa!
Muhammed Esed
Fakat ateşe yaklaşınca bir ses ona "Ey Musa!" diye seslendi,
Yaşar Nuri Öztürk
Onun yanına geldiğinde kendisine "Musa!" diye seslenildi.
Süleymaniye Vakfı
Oraya varınca şöyle seslenildi: "Ey Musa!
Süleyman Ateş
(Musa), o(ateşin yanı)na gelince kendisine "Ey Musa!" diye seslenildi.

Taha 20:12

Cüz: 16 | Sayfa: 311
#rab
اِنّ۪ٓي اَنَا۬ رَبُّكَ فَاخْلَعْ نَعْلَيْكَۚ اِنَّكَ بِالْوَادِ الْمُقَدَّسِ طُوًىۜ
İnni ene rabbuke fehla' na'leyk, inneke bil vadil mukaddesi tuva.
Mustafa İslamoğlu
"Benim, Ben! Senin Rabbin! Şimdi ayakkabılarını çıkar! Çünkü sen iki kez kutsal kılınmış vadidesin!
Elmalılı Hamdi Yazır
Ya Musa haberin olsun benim, ben rabbım, hemen papuşlarını çıkar çünkü sen mukaddes vadide tuvadasın
Diyanet İşleri
"Şüphe yok ki, ben senin Rabbinim. Hemen ayakkabılarını çıkar. Çünkü sen mukaddes vadi Tuva'dasın."
Mehmet Okuyan
"Ey Musa! Şüphesiz ki ben -evet ben- senin Rabbin'im! Hemen ayakkabılarını çıkar! Şüphesiz ki sen (iki kez) kutsanmış Tuvâ Vadi(si'n)desin![1]
Suat Yıldırım
"Haberin olsun: Senin Rabbin Benim!" denildi. "Çıkar pabuçlarını hemen! Çünkü kutsal vadidesin sen! (Evet evet) Tuva'dasın sen!"
Elmalılı (sadeleştirilmiş)
Haberin olsun, Benim Ben, Rabbin, hemen pabuçlarını çıkar; çünkü sen mukaddes vadide, Tuva'dasın!
Muhammed Esed
"Benim, Ben! Senin Rabbin! Öyleyse artık pabuçlarını çıkar! Ve bil ki, sen iki kez kutlu kılınmış vadidesin.
Yaşar Nuri Öztürk
"Benim ben, senin Rabbin! Hadi, pabuçlarını çıkar; sen kutsal vadide, Tuva'dasın."
Süleymaniye Vakfı
Ben senin Rabbinim /Sahibinim. Ayakkabılarını çıkar! Çünkü sen, kutsal Tuva Vadisi'ndesin[1].
Süleyman Ateş
"Ben, (evet) ben senin Rabbinim! Pabuçlarını çıkar. Çünkü sen, kutsal vadide, Tuva'dasın."

Taha 20:13

Cüz: 16 | Sayfa: 312
وَاَنَا اخْتَرْتُكَ فَاسْتَمِـعْ لِمَا يُوحٰى
Ve enahtertuke festemi' li ma yuha.
Mustafa İslamoğlu
Ve Ben seni (elçi) olarak seçtim; bundan böyle artık sana vahyedileni dinle!
Elmalılı Hamdi Yazır
Ve ben, seni ıhtiyar buyurdum şimdi verilecek vahyi dinle
Diyanet İşleri
"Ben seni (peygamber olarak) seçtim. Şimdi vahyolunacak şeyleri dinle."
Mehmet Okuyan
Seni (elçi olarak) ben seçtim. vahyedilmekte olanı dinle!
Suat Yıldırım
Peygamberliğe seçtim seni, öyleyse iyi dinle sana vahyedileni!
Elmalılı (sadeleştirilmiş)
Ve Ben, seni seçtim; şimdi vahyedileni dinle!
Muhammed Esed
Ben seni (kendime elçi olarak) seçtim; öyleyse artık (sana) vahyolunanı dinle!
Yaşar Nuri Öztürk
"Ve ben seni seçtim; o halde vahyedilecek olanı dinle!"
Süleymaniye Vakfı
Ben seni seçtim. Öyleyse sana vahyedilecek şeyleri dinle[1]!
Süleyman Ateş
"Ben seni seçtim, şimdi vahyolunanı dinle."

Taha 20:14

Cüz: 16 | Sayfa: 312
اِنَّـن۪ٓي اَنَا اللّٰهُ لَٓا اِلٰهَ اِلَّٓا اَنَا۬ فَاعْبُدْن۪يۙ وَاَقِمِ الصَّلٰوةَ لِذِكْر۪ي
İnneni enallahu la ilahe illa ene fa'budni ve ekımis salate li zikri.
Mustafa İslamoğlu
"Gerçek şu ki Ben, evet Ben Allah'ım! Benden başka ilah yoktur: artık sadece Bana kulluk et ve adımın anılıp şanımın yücelmesi için tüm destek ve çabanı seferber et.
Elmalılı Hamdi Yazır
Hakıkaten benim ben Allah, benden başka ilah yok. Onun için bana ıbadet et ve zikrim için namaz kıl.
Diyanet İşleri
"Şüphe yok ki ben Allah'ım. Benden başka hiçbir ilah yoktur. O halde bana ibadet et ve beni anmak için namaz kıl."
Mehmet Okuyan
Şüphesiz ki ben -evet ben- Allah'ım. Benden başka ilah yoktur. Bana kulluk et ve beni hatırlamak için namaz kıl![1]
Suat Yıldırım
Muhakkak ki Ben'im gerçek İlah. Benden başka yoktur ilah. O halde sen de yalnız Bana ibadet et! Beni anmak için namaz eda et!
Elmalılı (sadeleştirilmiş)
Gerçekten Benim Ben, Allah; Benden başka ilah yoktur; onun için Bana ibadet et ve Beni anmak için namaz kıl!
Muhammed Esed
"Gerçek şu ki, Allah Benim; Benden başka tanrı yok; o halde, (yalnız) Bana kulluk et; ve Beni anmak için salatta devamlılık ve duyarlık göster!
Yaşar Nuri Öztürk
"Hiç kuşkulanma ki ben Allah'ım. İlah yoktur benden başka. O halde bana kulluk/ibadet et ve namazını, beni hatırlayıp anmak için yerine getir."
Süleymaniye Vakfı
Ben Allah'ım, benden başka ilah yoktur. Bana kulluk et ve beni zikir[1] için namazı düzgün ve sürekli kıl!
Süleyman Ateş
"Muhakkak ben, (evet) ben Allah'ım, benden başka tanrı yoktur.(Yalnız) bana kulluk et ve beni anmak için namaz kıl."

Taha 20:15

Cüz: 16 | Sayfa: 312
اِنَّ السَّاعَةَ اٰتِيَةٌ اَكَادُ اُخْف۪يهَا لِتُجْزٰى كُلُّ نَفْسٍ بِمَا تَسْعٰى
İnnes saate atiyetun ekadu uhfiha li tucza kullu nefsin bima tes'a.
Mustafa İslamoğlu
Çünkü, her ne kadar son saati (herkesten) gizli tutmuşsam da, herkese çabasının karşılığı verilsin diye Son Saat kesinlikle gelecektir.
Elmalılı Hamdi Yazır
Çünkü saat muhakkak gelecek, ben, hemen hemen onu gizliyorum ki her nefis sa'yiyle cezalansın,
Diyanet İşleri
"Kıyamet mutlaka gelecektir. Herkes işlediğinin karşılığını görsün diye, neredeyse onu gizleyecek (geleceğinden hiç söz etmeyecek)tim."
Mehmet Okuyan
O (Son) Saat mutlaka gelecektir.[1] Herkese, peşinde koştuğu şeyin karşılığı verilsin diye neredeyse onu (kendimden bile) gizleyeceğim.[2]
Suat Yıldırım
Elbet gelecek kıyamet saati. Nerdeyse açıklayasım geliyor onun vaktini. Ta ki her kişi bulsun orada bütün yapıp ettiğini, işlerinin karşılığını.
Elmalılı (sadeleştirilmiş)
Çünkü Kıyamet mutlaka gelecektir; Ben hemen hemen onu gizliyorum ki, herkes yaptığının karşılığını görsün.
Muhammed Esed
"Çünkü, zamanını gizli tutmuş olsam da, herkese, (hayattayken) peşinden koştuğu şeylere göre hak ettiği karşılık verilebilsin diye, Son Saat mutlaka gelecektir.
Yaşar Nuri Öztürk
"Kuşku duyma ki o saat gelecektir. Onu neredeyse gizleyeceğim ki, her benlik gayretinin karşılığını elde etsin."
Süleymaniye Vakfı
O saat (mezardan kalkış saati), herkesin gösterdiği gayretin karşılığını görmesi için mutlaka gelecektir. Neredeyse onu saklı tutacaktım[1].
Süleyman Ateş
"(Kıyamet) Sa'at(i) mutlaka gelecektir. Herkesin, peşinde koştuğu işlerle cezalanması için, neredeyse onu gizleyeceğim."

Taha 20:16

Cüz: 16 | Sayfa: 312
فَلَا يَصُدَّنَّكَ عَنْهَا مَنْ لَا يُؤْمِنُ بِهَا وَاتَّـبَعَ هَوٰيهُ فَتَرْدٰى
Fe la yesuddenneke anha men la yu'minu biha vettebea hevahu fe terda.
Mustafa İslamoğlu
Bu hakikate inanmayıp da bencilce arzularının tutsağı olan kimse seni yolundan alıkoymasın; aksi halde kendi değerini düşürmüş olursun.
Elmalılı Hamdi Yazır
binaenaleyh sakın ona inanmayıp da kendi hevasına uyan kimse seni ondan alıkoymasın sonra helak olursun
Diyanet İşleri
"Buna inanmayan ve nefsinin arzusuna uyan kimseler, seni ondan (ona hazırlanmaktan) sakın alıkoymasın, sonra helak olursun!"
Mehmet Okuyan
Ona inanmayıp arzusuna uyanlar sakın seni ona (Son Saat'e inanmak)tan alıkoymasın; sonra mahvolursun!
Suat Yıldırım
Buna inanmayanlar, nefsinin arzu ve ihtiraslarının peşine düşenler, sakın seni ona inanmaktan vazgeçirmesin, sonra sen de helak olursun!
Elmalılı (sadeleştirilmiş)
Sakın ona inanmayıp kendi keyfine uyan kimse seni ondan alıkoymasın, sonra helak olursun!
Muhammed Esed
Bunun içindir ki, onun geleceğine inanmayıp sadece kendi arzularının, tutkularının peşine düşen kimse seni bu (gerçeğe inanmak)tan alıkoymasın; yoksa, kendine yazık etmiş olursun!
Yaşar Nuri Öztürk
"O halde ona inanmayıp keyfi peşinde giden, seni ondan yüzgeri etmesin. Yoksa perişan olursun."
Süleymaniye Vakfı
Ona inanmayan ve arzusuna uyan kişi sakın seni ondan (kıyamet saatine inanmaktan) engellemesin yoksa yıkılıp gidersin.
Süleyman Ateş
"Ona inanmayıp keyfine uyan kimse, seni on(a inanmak)dan alıkoymasın, sonra helak olursun!"

Taha 20:17

Cüz: 16 | Sayfa: 312
وَمَا تِلْكَ بِيَم۪ينِكَ يَا مُوسٰى
Ve ma tilke bi yeminike ya musa.
Mustafa İslamoğlu
Ve (o ses devam etti): "Nedir o sağ elindeki ey Musa?"
Elmalılı Hamdi Yazır
O yeminindeki de ne ya Musa?
Diyanet İşleri
"Şu sağ elindeki nedir ey Musa?"
Mehmet Okuyan
Ey Musa, şu sağ elindeki nedir, bilir misin?" (diye sormuştu).
Suat Yıldırım
Musa, şu sağ elinde tuttuğun şey de ne?
Elmalılı (sadeleştirilmiş)
O sağ elindeki de ne, ey Musa?"
Muhammed Esed
"O sağ elindeki nedir, ey Musa?"
Yaşar Nuri Öztürk
"Nedir o sağ elindeki ey Musa?"
Süleymaniye Vakfı
(Allah dedi ki:) "Sağ elindeki nedir, ey Musa[1]?"
Süleyman Ateş
"Sağ elindeki nedir ey Musa?"

Taha 20:18

Cüz: 16 | Sayfa: 312
قَالَ هِيَ عَصَايَۚ اَتَوَكَّـؤُ۬ا عَلَيْهَا وَاَهُشُّ بِهَا عَلٰى غَنَم۪ي وَلِيَ ف۪يهَا مَاٰرِبُ اُخْرٰى
Kale hiye asay, etevekkeu aleyha ve ehuşşu biha ala ganemi ve liye fiha mearibu uhra.
Mustafa İslamoğlu
(Musa) "Bu? Benim değneğim!" dedi, "Ona yaslanırım, onunla davarlarıma yaprak silkelerim; tabi ki benim için işe yaradığı başka yerler de var!"
Elmalılı Hamdi Yazır
O dedi: asam, üzerine dayanırım ve onunla davarlarıma yaprak çırparım, benim onda daha diğer hacetlerim de vardır
Diyanet İşleri
Musa dedi ki: "O benim değneğimdir. Ona dayanırım, onunla koyunlarıma yaprak silkelerim. Onunla başka işlerimi de görürüm."
Mehmet Okuyan
(Musa) "O benim asamdır; ona dayanır, onunla davarlarıma yaprak silkelerim. Benim ona başka ihtiyaçlarım da vardır." demişti.
Suat Yıldırım
"O asamdır," dedi, "üzerine dayanırım, onunla davarlarıma yaprak çırparım, ayrıca onunla daha birçok ihtiyacımı gideririm."
Elmalılı (sadeleştirilmiş)
Musa: "O benim asam, üzerine dayanırım ve onunla davarlarıma yaprak çırparım; benim daha başka ihtiyaçlarımı da görür." dedi.
Muhammed Esed
(Musa:) "Bu benim değneğim" dedi, "buna dayanırım; bununla davarıma yaprak silkelerim; ve başka işlerde de kullanırım onu."
Yaşar Nuri Öztürk
Cevap verdi: "O, benim asamdır. Ona dayanırım, onunla koyunlarıma ağaçtan yaprak indiririm. Onda, işime yarayan başka özellikler de vardır."
Süleymaniye Vakfı
"O, değneğimdir." dedi. "Ona dayanır, onunla koyun ve keçilerime yaprak silkelerim; başka işlerime de yarar."
Süleyman Ateş
(Musa) dedi: "O, asa'mdır. Ona dayanıyorum ve onunla davarıma yaprak silkeliyorum ve onda benim daha birçok ihtiyaçlarım var (onunla birçok ihtiyacımı gideririm)."

Taha 20:19

Cüz: 16 | Sayfa: 312
قَالَ اَلْقِهَا يَا مُوسٰى
Kale elkıha ya musa.
Mustafa İslamoğlu
(O ses) "Onu yere bırak ey Musa!" dedi.
Elmalılı Hamdi Yazır
Buyurdu ki bırak onu ya Musa!
Diyanet İşleri
Allah, "Onu yere at ey Musa!" dedi.
Mehmet Okuyan
(Allah) "Onu (yere) at ey Musa!" demişti.
Suat Yıldırım
"Bırak onu Musa!" buyurdu.
Elmalılı (sadeleştirilmiş)
"Bırak onu, ey Musa!" diye buyurdu.
Muhammed Esed
"Şimdi onu yere at, ey Musa!" dedi.
Yaşar Nuri Öztürk
Buyurdu: "Yere at onu ey Musa!"
Süleymaniye Vakfı
Allah, "Onu yere at, Musa!" dedi.
Süleyman Ateş
(Allah) buyurdu; "(Yere) at onu ey Musa!"

Taha 20:20

Cüz: 16 | Sayfa: 312
فَاَلْقٰيهَا فَاِذَا هِيَ حَيَّةٌ تَسْعٰى
Fe elkaha fe iza hiye hayyetun tes'a.
Mustafa İslamoğlu
Bunun üzerine (Musa) onu yere bıraktı. Bir de ne görsün: o değnek bir yılan türü... hızla akıyor...
Elmalılı Hamdi Yazır
Bıraktı ne baksın o bir yılan olmuş koşuyor
Diyanet İşleri
Musa da onu attı. Bir de ne görsün o, hızla akan bir yılan olmuş!
Mehmet Okuyan
(Musa da) hemen onu yere atmıştı. Bir de ne görsün, o (asa) yılan olmuş sürünüyor.
Suat Yıldırım
Hemen bıraktı. Bir de ne görsün: Hızla kıvrılıp sürünen, kocaman bir yılan oldu!
Elmalılı (sadeleştirilmiş)
Bıraktı onu, bir de ne görsün o, bir yılan olmuş koşuyor!
Muhammed Esed
Bunun üzerine, (Musa), onu yere attı; bir de ne görsün! hızla akan bir yılan oluvermişti o!
Yaşar Nuri Öztürk
O da onu attı. Bir de ne görsün, bir yılan olmuş o, koşuyor...
Süleymaniye Vakfı
O da hemen attı. Bir de ne görsün! Değnek bir yılan olmuş, hızla hareket ediyor!
Süleyman Ateş
(Musa) attı, bir de ne görsün o, koşan kocaman bir yılan!

Taha 20:21

Cüz: 16 | Sayfa: 312
قَالَ خُذْهَا وَلَا تَخَفْ۠ سَنُع۪يدُهَا س۪يرَتَهَا الْاُو۫لٰى
Kale huzha ve la tehaf se nuiduha siretehel ula.
Mustafa İslamoğlu
(O ses) "Onu al ve sakın korkma!" dedi, "Biz onu ilk haline geri döndüreceğiz."
Elmalılı Hamdi Yazır
Tut onu, buyurdu: ve korkma biz onu evvelki siretine iade edeceğiz
Diyanet İşleri
Allah, şöyle dedi: "Tut onu. Korkma! Biz, onu yine eski durumuna döndüreceğiz."
Mehmet Okuyan
(Allah) "Onu al ve korkma! Biz onu eski hâline çevireceğiz.[1]
Suat Yıldırım
"Tut onu! Korkma, Biz onu eski haline çevireceğiz!" buyurdu.
Elmalılı (sadeleştirilmiş)
Allah: "Tut onu ve korkma, Biz onu önceki haline döndüreceğiz." buyurdu.
Muhammed Esed
"Onu tut" dedi, "ve korkma! Biz onu hemen eski haline döndüreceğiz."
Yaşar Nuri Öztürk
Buyurdu: "Al onu, korkma! Biz onu ilk görünümüne döndüreceğiz."
Süleymaniye Vakfı
Allah, "Al onu, korkma! Onu ilk haline çevireceğiz." dedi[1].
Süleyman Ateş
(Allah): "Al onu, dedi, korkma biz onu yine ilk durumuna sokacağız."

Taha 20:22

Cüz: 16 | Sayfa: 312
#rahmet
وَاضْمُمْ يَدَكَ اِلٰى جَنَاحِكَ تَخْرُجْ بَيْضَٓاءَ مِنْ غَيْرِ سُٓوءٍ اٰيَةً اُخْرٰىۙ
Vadmum yedeke ila cenahıke tahruc beydae min gayri suin ayeten uhra.
Mustafa İslamoğlu
"Şimdi de elini koynuna sok! Her tür kusurdan arınmış olarak, bir başka mucize olarak bembeyaz çıkacaktır;
Elmalılı Hamdi Yazır
Bir de elini koynuna sok, çıksın bembeyaz bir afetsiz diğer bir ayet olarak
Diyanet İşleri
(22-23) "Sana büyük mucizelerimizden birini daha göstermemiz için elini koynuna sok ki bir başka mucize olarak, (alaca hastalığı gibi) bir hastalık sebebiyle olmaksızın bembeyaz bir halde çıksın."
Mehmet Okuyan
(22, 23) Elini koltuğunun altına koy; en büyük ayetlerimizden (mucizelerimizden) birini sana göstermemiz için bir başka ayet (mucize) olarak elin kusursuz ve lekesiz beyazlıkta çıkacaktır"[1] demişti.[2]
Suat Yıldırım
Bir de elini koynuna sok! Bir başka mucize olarak çıkar onu hiç pürüzsüz, parlak mı parlak!
Elmalılı (sadeleştirilmiş)
"Bir de elini koynuna sok ki, diğer bir mucize olarak kusursuz bembeyaz çıksın!
Muhammed Esed
"Şimdi de elini koynuna sok: herhangi bir uğursuzluğun değil, (Bizim rahmetimizin) başka bir işareti olarak bembeyaz (ışıldayarak) çıkacaktır;
Yaşar Nuri Öztürk
"Bir de elini koynuna sok! Bir başka mucize olarak lekesiz, bembeyaz bir halde çıksın."
Süleymaniye Vakfı
"Şimdi de elini koynuna sok. Bir başka mucize olarak, elin lekesiz, bembeyaz bir şekilde çıksın[1].
Süleyman Ateş
"Elini böğrüne sok; bir hastalık olmadan, ayrı bir mu'cize olarak bembeyaz bir durumda çıksın."

Taha 20:23

Cüz: 16 | Sayfa: 312
لِنُرِيَكَ مِنْ اٰيَاتِنَا الْكُبْرٰىۚ
Li nuriyeke min ayatinel kubra.
Mustafa İslamoğlu
ki bu sayede, sana en büyük mucizelerimizden birini gösterebilelim..."
Elmalılı Hamdi Yazır
ki sana en büyük ayetlerimizden gösterelim
Diyanet İşleri
(22-23) "Sana büyük mucizelerimizden birini daha göstermemiz için elini koynuna sok ki bir başka mucize olarak, (alaca hastalığı gibi) bir hastalık sebebiyle olmaksızın bembeyaz bir halde çıksın."
Mehmet Okuyan
(22, 23) Elini koltuğunun altına koy; en büyük ayetlerimizden (mucizelerimizden) birini sana göstermemiz için bir başka ayet (mucize) olarak elin kusursuz ve lekesiz beyazlıkta çıkacaktır"[1] demişti.[2]
Suat Yıldırım
Böylece sana en büyük mucizelerimizden birini göstermek istiyoruz.
Elmalılı (sadeleştirilmiş)
Sana en büyük mucizelerimizden bir kısmını gösterelim diye.
Muhammed Esed
ki böylece sana büyük mucizelerimizden bir kısmını göstermiş olalım.
Yaşar Nuri Öztürk
"Böylece sana en büyük mucizelerimizden bazılarını göstereceğiz."
Süleymaniye Vakfı
Bunlar, en büyük mucizelerimizden bazısını sana gösterelim diyedir.
Süleyman Ateş
"Ki sana en büyük mu'cizelerimizden bazılarını göstermiş olalım"

Taha 20:24

Cüz: 16 | Sayfa: 312
اِذْهَبْ اِلٰى فِرْعَوْنَ اِنَّهُ طَغٰى۟
İzheb ila fir'avne innehu taga.
Mustafa İslamoğlu
"(Artık) Firavun'a git, çünkü o iyice azgınlaştı!"
Elmalılı Hamdi Yazır
Git Fir'avna zira o pek azdı
Diyanet İşleri
"Firavun'a git, çünkü o azmıştır."
Mehmet Okuyan
(Allah şöyle demişti): "Firavun'a git! O iyice azdı."
Suat Yıldırım
Firavun'a git! Çünkü o, iyice azdı."
Elmalılı (sadeleştirilmiş)
Firavuna git, çünkü o pek azıttı."
Muhammed Esed
(Ve şimdi artık) o Firavun'a git; çünkü o, gerçekten her türlü ölçüyü çiğneyip geçti."
Yaşar Nuri Öztürk
"Firavun'a git; çünkü o, azdı."
Süleymaniye Vakfı
Haydi, Firavun'a git; o taşkınlık etti[1]!"
Süleyman Ateş
"İmdi sen Fir'avn'e git: çünkü o azdı."

Taha 20:25

Cüz: 16 | Sayfa: 312
#rab
قَالَ رَبِّ اشْرَحْ ل۪ي صَدْر۪يۙ
Kale rabbişrah li sadri.
Mustafa İslamoğlu
(Musa) şöyle dua etti: "Rabbim! Göğsüme genişlik ver
Elmalılı Hamdi Yazır
Dedi: ya rab! benim göğsüme genişlik ver
Diyanet İşleri
Musa, dedi ki: "Rabbim! Gönlüme ferahlık ver."
Mehmet Okuyan
(Musa ise) şöyle dua etmişti: "Rabbim! Benim için yüreğime genişlik ver!
Suat Yıldırım
(25-27) "Ya Rabbi," dedi, "genişlet göğsümü, kolaylaştır işimi, çözüver şu dilimin bağını.
Elmalılı (sadeleştirilmiş)
Musa dedi: "Ey Rabbim, benim göğsüme genişlik ver,
Muhammed Esed
(Musa:) "Ey Rabbim!" dedi, "İçimi (Senin aydınlığınla) genişlet;
Yaşar Nuri Öztürk
Musa dedi: "Rabbim, göğsümü açıp genişlet;
Süleymaniye Vakfı
Musa dedi ki: "Rabbim! İçimi ferahlat,
Süleyman Ateş
(Musa) dedi ki: "Rabbim, benim göğsümü aç (risalet görevini yüklenebilmesi için yüreğimi genişlet)"

Taha 20:26

Cüz: 16 | Sayfa: 312
#rab
وَيَسِّرْ ل۪ٓي اَمْر۪يۙ
Ve yessir li emri.
Mustafa İslamoğlu
kolaylaştır işimi;
Elmalılı Hamdi Yazır
Ve bana işimi kolaylaştır
Diyanet İşleri
"İşimi bana kolaylaştır."
Mehmet Okuyan
İşimi bana kolaylaştır!
Suat Yıldırım
(25-27) "Ya Rabbi," dedi, "genişlet göğsümü, kolaylaştır işimi, çözüver şu dilimin bağını.
Elmalılı (sadeleştirilmiş)
işimi kolaylaştır bana,
Muhammed Esed
görevimi bana kolaylaştır;
Yaşar Nuri Öztürk
İşimi bana kolaylaştır."
Süleymaniye Vakfı
İşimi kolaylaştır,
Süleyman Ateş
"Bana işimi kolaylaştır."

Taha 20:27

Cüz: 16 | Sayfa: 312
#rab
وَاحْلُلْ عُقْدَةً مِنْ لِسَان۪يۙ
Vahlul ukdeten min lisani.
Mustafa İslamoğlu
düğümü çöz dilimden;
Elmalılı Hamdi Yazır
Ve dilimden ukdeyi çöz
Diyanet İşleri
(27-28) "Dilimdeki tutukluğu çöz ki sözümü anlasınlar."
Mehmet Okuyan
(27, 28) Dilimden bağı çöz ki sözümü anlasınlar.
Suat Yıldırım
(25-27) "Ya Rabbi," dedi, "genişlet göğsümü, kolaylaştır işimi, çözüver şu dilimin bağını.
Elmalılı (sadeleştirilmiş)
dilimden düğümü çöz,
Muhammed Esed
dilimdeki düğümü çöz
Yaşar Nuri Öztürk
"Dilimden düğümü çöz,
Süleymaniye Vakfı
Dilimdeki düğümü çöz.
Süleyman Ateş
"Dilimin düğümünü çöz".

Taha 20:28

Cüz: 16 | Sayfa: 312
يَفْقَهُوا قَوْل۪يۖ
Yefkahu kavli.
Mustafa İslamoğlu
ki anlasınlar beni!
Elmalılı Hamdi Yazır
Sözümü iyi anlasınlar
Diyanet İşleri
(27-28) "Dilimdeki tutukluğu çöz ki sözümü anlasınlar."
Mehmet Okuyan
(27, 28) Dilimden bağı çöz ki sözümü anlasınlar.
Suat Yıldırım
Ta ki anlasınlar sözümü!
Elmalılı (sadeleştirilmiş)
sözümü iyi anlasınlar.
Muhammed Esed
ki söyleyeceklerimi tam olarak anlayabilsinler
Yaşar Nuri Öztürk
Ki sözümü iyi anlasınlar."
Süleymaniye Vakfı
Çöz de sözlerimi iyi anlasınlar.
Süleyman Ateş
"Ki sözümü anlasınlar"

Taha 20:29

Cüz: 16 | Sayfa: 312
وَاجْعَلْ ل۪ي وَز۪يراً مِنْ اَهْل۪يۙ
Vec'al li veziren min ehli.
Mustafa İslamoğlu
"Bana yakınlarımdan yükümü paylaşacak birini görevlendir;
Elmalılı Hamdi Yazır
Ve bana ehlimden bir vezir ver
Diyanet İşleri
"Bana ailemden birini yardımcı yap,"
Mehmet Okuyan
(29, 30) Bana ailemden kardeşim Harun'u vezir (yardımcı) görevlendir![1]
Suat Yıldırım
(29-30) Bana da ailemden birini, yardımcı kıl, Harun kardeşimi!
Elmalılı (sadeleştirilmiş)
Bana ailemden bir yardımcı ver.
Muhammed Esed
ve bana yakınlarımın arasından yükümü paylaşacak bir yardımcı tayin et:
Yaşar Nuri Öztürk
"Bana ailemden bir yardımcı ver,
Süleymaniye Vakfı
Ailemden birini de bana yardımcı eyle.
Süleyman Ateş
"Bana ailemden bir vezir ver:"

Taha 20:30

Cüz: 16 | Sayfa: 312
هٰرُونَ اَخ۪يۚ
Harune ahi.
Mustafa İslamoğlu
(Mesela) Kardeşim Harun'u!
Elmalılı Hamdi Yazır
o Kardeşim Harunu
Diyanet İşleri
"Kardeşim Harun'u."
Mehmet Okuyan
(29, 30) Bana ailemden kardeşim Harun'u vezir (yardımcı) görevlendir![1]
Suat Yıldırım
(29-30) Bana da ailemden birini, yardımcı kıl, Harun kardeşimi!
Elmalılı (sadeleştirilmiş)
Kardeşim Harun'u.
Muhammed Esed
Kardeşim Harun'u (mesela);
Yaşar Nuri Öztürk
Kardeşim Harun'u."
Süleymaniye Vakfı
Kardeşim Harun'u.
Süleyman Ateş
"Kardeşim Harun'u."

Taha 20:31

Cüz: 16 | Sayfa: 312
اُشْدُدْ بِه۪ٓ اَزْر۪يۙ
Uşdud bihi ezri.
Mustafa İslamoğlu
Onun sayesinde gücüme güç kat!
Elmalılı Hamdi Yazır
Onunla sırtımı pekit
Diyanet İşleri
"Onunla gücümü artır."
Mehmet Okuyan
Onunla arkamı güçlendir.
Suat Yıldırım
Onunla beni takviye et!
Elmalılı (sadeleştirilmiş)
Onunla sırtımı pekiştir.
Muhammed Esed
o'nunla benim gücümü pekiştir
Yaşar Nuri Öztürk
"Onunla sırtımı kuvvetlendir."
Süleymaniye Vakfı
Onunla gücümü artır.
Süleyman Ateş
"Onunla arkamı kuvvetlendir."

Taha 20:32

Cüz: 16 | Sayfa: 312
وَاَشْرِكْهُ ف۪ٓي اَمْر۪يۙ
Ve eşrikhu fi emri.
Mustafa İslamoğlu
Görevimden bir pay da ona ver
Elmalılı Hamdi Yazır
Ve onu işimde şerik et
Diyanet İşleri
"Onu işime ortak et."
Mehmet Okuyan
Onu işime ortak (destekçi) kıl.
Suat Yıldırım
Onu bu işime ortak et!
Elmalılı (sadeleştirilmiş)
Onu görevimde ortak et
Muhammed Esed
ve görevimden o'na da pay ver
Yaşar Nuri Öztürk
"Onu işime ortak kıl."
Süleymaniye Vakfı
Onu görevime ortak et[1].
Süleyman Ateş
"Onu da işime ortak yap,"

Taha 20:33

Cüz: 16 | Sayfa: 312
كَيْ نُسَبِّحَكَ كَث۪يراًۙ
Key nusebbihake kesira.
Mustafa İslamoğlu
ki, zaten yüce olan adını çok daha yüceltelim;
Elmalılı Hamdi Yazır
Ki seni çok tesbih edelim
Diyanet İşleri
"Seni çok tespih edelim diye",
Mehmet Okuyan
Bu sayede seni çok tesbih edelim (yüceltelim).
Suat Yıldırım
Ta ki Seni daha çok tesbih ve tenzih edelim.
Elmalılı (sadeleştirilmiş)
ki Seni çok tesbih edelim
Muhammed Esed
ki, (birlikte) Senin yüceler yücesi adını (insanların katında) daha yükseklere çıkaralım,
Yaşar Nuri Öztürk
"Taki seni çokça tespih edelim."
Süleymaniye Vakfı
Böylece sana daha çok ibadet edelim.
Süleyman Ateş
"Ki seni çok tesbih edelim,"

Taha 20:34

Cüz: 16 | Sayfa: 312
وَنَذْكُرَكَ كَث۪يراًۜ
Ve nezkureke kesira.
Mustafa İslamoğlu
ve Seni sürekli analım:
Elmalılı Hamdi Yazır
Ve çok zikreyleyelim
Diyanet İşleri
"Seni çok zikredelim diye."
Mehmet Okuyan
Seni çok analım!
Suat Yıldırım
Ve Seni daha çok analım.
Elmalılı (sadeleştirilmiş)
ve çok analım Seni.
Muhammed Esed
ve Seni sürekli analım!
Yaşar Nuri Öztürk
"Seni çokça analım."
Süleymaniye Vakfı
Seni çokça zikredelim[1].
Süleyman Ateş
"Ve seni çok analım,"

Taha 20:35

Cüz: 16 | Sayfa: 312
اِنَّكَ كُنْتَ بِنَا بَص۪يراً
İnneke kunte bina basira.
Mustafa İslamoğlu
Kuşku yok ki Sen, bizi daima görüp duruyorsun!"
Elmalılı Hamdi Yazır
Şüphe yok ki sen bizi görüp duruyorsun
Diyanet İşleri
"Çünkü sen bizi hakkıyla görmektesin."
Mehmet Okuyan
Şüphesiz ki sen bizi görensin."
Suat Yıldırım
Aslında Sen bizim bütün hallerimizi hakkıyla görmektesin."
Elmalılı (sadeleştirilmiş)
Şüphe yok ki, Sen bizi görüp duruyorsun."
Muhammed Esed
Muhakkak ki, Sen bizi bütün varlığımızla görmektesin!"
Yaşar Nuri Öztürk
"Kuşkusuz sen, bizi görmektesin."
Süleymaniye Vakfı
Sen bizi elbette daima görmektesin."
Süleyman Ateş
"Şüphesiz sen, bizi görmektesin."

Taha 20:36

Cüz: 16 | Sayfa: 312
قَالَ قَدْ اُو۫ت۪يتَ سُؤْلَكَ يَا مُوسٰى
Kale kad utite su'leke ya musa.
Mustafa İslamoğlu
(Rab) dedi ki: "Doğrusu Ey Musa, işte istediklerin sana verilmiştir;
Elmalılı Hamdi Yazır
Haydi! Buyurdu: irdirildin dileğine ya Musa
Diyanet İşleri
Allah, şöyle dedi: "İstediğin sana verildi ey Musa!"
Mehmet Okuyan
(Allah) şöyle demişti: "Ey Musa! İstediklerin sana elbette verildi.
Suat Yıldırım
(36-37) "Musa!" dedi, "istediklerin sana verildi. Zaten başka bir sefer de sana lütufta bulunmuştuk."
Elmalılı (sadeleştirilmiş)
Allah: "Haydi, erdirildin dileğine, ey Musa!" buyurdu.
Muhammed Esed
(Allah:) "İşte istediğin her şey sana verildi, ey Musa!" dedi.
Yaşar Nuri Öztürk
Buyurdu: "İstediğin sana verildi, ey Musa."
Süleymaniye Vakfı
Allah dedi ki: "Musa! İstediklerin verildi[1].
Süleyman Ateş
(Allah) buyurdu: "Ey Musa, istediğin sana verildi."

Taha 20:37

Cüz: 16 | Sayfa: 312
وَلَقَدْ مَنَنَّا عَلَيْكَ مَرَّةً اُخْرٰىۙ
Ve lekad menenna aleyke merreten uhra.
Mustafa İslamoğlu
ve zaten geçmişte bir kez daha sana (bu şekilde) ikramda bulunmuştuk.
Elmalılı Hamdi Yazır
Şanım hakkı için biz lutfeylemiştik sana diğer bir def'a daha
Diyanet İşleri
"Andolsun, biz sana bir kere daha iyilikte bulunmuştuk."
Mehmet Okuyan
Yemin olsun ki sana bir kez daha bir lütufta bulunmuştuk.
Suat Yıldırım
(36-37) "Musa!" dedi, "istediklerin sana verildi. Zaten başka bir sefer de sana lütufta bulunmuştuk."
Elmalılı (sadeleştirilmiş)
Şanıma andolsun ki, Biz sana diğer bir defa daha lütufta bulunmuştuk.
Muhammed Esed
"Zaten sana geçmişte bir kere daha lütufda bulunmuştuk;
Yaşar Nuri Öztürk
"Yemin olsun, sana bir kez daha lütufta bulunmuştuk."
Süleymaniye Vakfı
Sana bir iyilik daha yapmıştık:
Süleyman Ateş
"Zaten biz sana bir kez daha lutufta bulunmuştuk."

Taha 20:38

Cüz: 16 | Sayfa: 313
اِذْ اَوْحَيْنَٓا اِلٰٓى اُمِّكَ مَا يُوحٰىۙ
İz evhayna ila ummike ma yuha.
Mustafa İslamoğlu
Hani ilahi mesajı annene şöyle iletmiştik;
Elmalılı Hamdi Yazır
O vakıt ki anana verilen şu ilhamı verdik
Diyanet İşleri
"Hani annene ilham edilmesi gereken şeyleri ilham etmiştik:"
Mehmet Okuyan
Hani annene[1] vahyedilecek şeyi şöyle vahyetmiştik (bildirmiştik):
Suat Yıldırım
O vakit annene ilham edip dedik ki:
Elmalılı (sadeleştirilmiş)
Hani o vakit annene, verilen şu ilhamı vermiştik:
Muhammed Esed
hani, annene vahyi, buyruğu şöyle esinlemiştik:
Yaşar Nuri Öztürk
Hani, annene vahyedileni şöyle vahyetmiştik:
Süleymaniye Vakfı
Bir gün annene şunları vahyetmiştik[1]:
Süleyman Ateş
"(Sen doğduğun zaman,) Annene vahyedileni vahyetmiştik:"

Taha 20:39

Cüz: 16 | Sayfa: 313
اَنِ اقْذِف۪يهِ فِي التَّابُوتِ فَاقْذِف۪يهِ فِي الْيَمِّ فَلْيُلْقِهِ الْيَمُّ بِالسَّاحِلِ يَأْخُذْهُ عَدُوٌّ ل۪ي وَعَدُوٌّ لَهُۜ وَاَلْقَيْتُ عَلَيْكَ مَحَبَّةً مِنّ۪يۚ وَلِتُصْنَعَ عَلٰى عَيْن۪يۢ
Enıkzifihi fit tabuti fakzifihi fil yemmi felyulkıhil yemmu bis sahıli ye'huzhu aduvvun li ve aduvvun leh, ve elkaytu aleyke mehabbeten minni ve li tusnea ala ayni.
Mustafa İslamoğlu
"Onu sandığa koy, ardından da o sandığı suyun akıntısına bırak; akıntı onu kıyıya ulaştıracaktır; Bana düşman olan ve ona da düşman olacak olan biri ona sahip çıkacaktır."İşte Ben, seni daha (o zamandan) katımdan bir muhabbetle kuşatmıştım ki, gözlemimiz altında yetiştirilesin diye.
Elmalılı Hamdi Yazır
Onu tabut içine koy da deryaya bırak, derya da onu sahile, bıraksın, onu hem bana düşman hem ona düşman biri alsın ve üzerine benden bir sevgi koydum ki hem nezaretim altında yetiştirilesin
Diyanet İşleri
"Onu (bebek Musa'yı) sandığın içine koy ve denize (Nil'e) bırak ki, deniz onu kıyıya atsın da kendisini, hem bana düşman, hem de ona düşman olan birisi (Firavun) alsın. Sana da, ey Musa, sevilesin ve gözetimimizde yetiştirilesin diye tarafımızdan bir sevgi bırakmıştım."
Mehmet Okuyan
"Onu (Musa'yı) sandığa koy ve onu nehre bırak! Nehir onu kıyıya bıraksın; benim de onun da düşmanı olan biri onu alsın!" Sana tarafımdan bir sevgi vermiştim; böylece gözetimimde yetiştirilesin diye (böyle yapmıştık).
Suat Yıldırım
"Onu bir sandığa yerleştirip denize bırak! Deniz onu sahile atsın. Bana da ona da düşman olan biri onu alsın!" Ve "Ey Musa! nezaretim altında yetiştirilmen için sana karşı insanların gönüllerinde tarafımdan bir sevgi bıraktım!"
Elmalılı (sadeleştirilmiş)
Onu sandığın içine koy, denize bırak, deniz de onu sahile bıraksın, onu hem Bana düşman, hem ona düşman biri alsın! Ve senin üzerine, gözetimim altında yetiştirilesin diye, katımdan bir sevgi koydum.
Muhammed Esed
O'nu bir sandığa koy ve sandığı ırmağa bırak; ırmak o'nu kıyıya çıkaracaktır; Bana düşman olan biri ve o'na ilerde düşman olacak olan biri o'nu oradan alıp evlat edinecektir. Ve (böylece daha o çağda) Kendi katımdan kutlu bir sevgiyle seni kuşattım ki, gözümün önünde yetişip olgunlaşasın.
Yaşar Nuri Öztürk
"Onu tabuta koyup ırmağa bırak! Irmak onu sahile götürsün ki, benim de düşmanım, onun da düşmanı olan biri onu alsın. Üzerine kendimden bir sevgi bıraktım ki, gözümün önünde yetiştirilesin."
Süleymaniye Vakfı
"Musa'yı şu sandığa koy da suya /Nil nehrine bırak, nehir onu kıyıya atsın, benim ve onun düşmanı olan biri onu alsın." Seni sevimli bir çocuk kıldım ki gözümün önünde yetiştirilesin.
Süleyman Ateş
"Onu sandığa koy, suya at; su onu sahile bıraksın; onu benim de düşmanım onun da düşmanı olan biri alacaktır." "Gözümün önünde yetiştirilmen için senin üzerine benden bir sevgi koydum (görenler senin üzerine koyduğum bu sevgiden ötürü sana meftun oldular)."

Taha 20:40

Cüz: 16 | Sayfa: 313
اِذْ تَمْش۪ٓي اُخْتُكَ فَتَقُولُ هَلْ اَدُلُّكُمْ عَلٰى مَنْ يَكْفُلُهُۜ فَرَجَعْنَاكَ اِلٰٓى اُمِّكَ كَيْ تَقَرَّ عَيْنُهَا وَلَا تَحْزَنَۜ وَقَتَلْتَ نَفْساً فَنَجَّيْنَاكَ مِنَ الْغَمِّ وَفَتَنَّاكَ فُتُوناً۠ فَلَبِثْتَ سِن۪ينَ ف۪ٓي اَهْلِ مَدْيَنَ ثُمَّ جِئْتَ عَلٰى قَدَرٍ يَا مُوسٰى
İz temşi uhtuke fe tekulu hel edullukum ala men yekfuluh, fe reca'nake ila ummike key takarre aynuha ve la tahzen, ve katelte nefsen fe necceynake minel gammi ve fetennake futuna, fe lebiste sinine fi ehli medyene summe ci'te ala kaderin ya musa.
Mustafa İslamoğlu
O zaman kız kardeşin de takip etmiş ve onlara "Size, ona bakabilecek birini göstermemi ister misiniz?" demişti. En sonunda seni annene geri kavuşturduk ki, onun da gözü aydın olsun ve üzülmesin... Derken (erişkin biri olunca) tuttun bir cana kıydın; fakat Biz seni bu tasatan da kurtarmıştık; yani seni bir sınavdan diğerine deneyip durmuştuk.Daha sonra yıllarca Medyenliler arasında yaşadın; en sonunda takdirimiz gereği (bu noktaya) geldin ey Musa!
Elmalılı Hamdi Yazır
O vakıt hemşiren gidiyor da diyordu: "ona iyi bakacak birini buluvereyim mi size?" Bu suretle seni anana iade ettik ki gözü aydın olsun da mahzun olmasın, hem bir adam öldürdün de seni gamdan kurtardık, ve türlü mihnetlerle seni imtihan ettik bu sebeble senelerce Ehli Medyen içinde kaldın, sonra da bir kader üstüne geldin ya Musa
Diyanet İşleri
"Hani kız kardeşin (Firavun ailesine) gidiyor ve "size onun bakımını üstlenecek kimseyi göstereyim mi?" diyordu. Derken, gözü aydın olsun, üzülmesin diye seni annene döndürdük. (Sana baktı, büyüdün) ve (kazara) bir cana kıydın da biz seni kederden kurtardık, seni sıkı bir denemeden geçirdik (ve kaçıp Medyen'e gittin). Medyen halkı içinde yıllarca kaldın, sonra (peygamber olman için) takdir edilmiş bir zamanda (Tur'a) geldin ey Musa!"
Mehmet Okuyan
Hani kız kardeşin (ablan, Firavun ailesine) gidip, "Ona bakacak birini size göstereyim mi?" demişti. Böylece, gözü aydın olsun ve (artık) üzülmesin diye seni annene geri vermiştik.[1] (Gençken) birini öldürmüştün; seni endişeden kurtarmıştık; böylece seni iyiden iyiye denemiştik. (Bu nedenle), Medyen halkı arasında senelerce kalmıştın. Ey Musa! Sonra da bir plana göre (bu makama) gelmiştin.
Suat Yıldırım
Kız kardeşin, denizden seni alanların yanına varıp: "Ona iyi bakacak birini size buluvereyim mi?" diyordu. Böylece seni annene kavuşturduk ki gözü aydın olsun, üzülmesin. Derken sen büyüdün, bir adam öldürdün de Biz seni o sıkıntıdan kurtardık. Seni, ey Musa, türlü türlü imtihanlarla sınayıp yetiştirdik. Bu yüzden de yıllarca Medyen halkı içinde kaldın. Sonra da takdirimizle, buraya geldin!
Elmalılı (sadeleştirilmiş)
O zaman kız kardeşin gidiyor ve: "ona iyi bakacak birini bulayım mı size?" diyordu. Böylece, gözü aydın olsun ve üzülmesin diye seni tekrar annene iade ettik. Hem bir adam öldürdün de seni gamdan kurtardık, seni birçok denemelerden geçirdik; bu sebeple yıllarca Medyen halkı arasında kaldın, sonra da ey Musa, bir kader üstüne geldin.
Muhammed Esed
Kız kardeşin (Firavun ailesine) gidip de onlara: 'Ona bakabilecek birini size göstereyim mi? dediği zaman (bunun böyle olmasını Biz takdir etmiştik). Ve böylece seni yeniden annene kavuşturduk ki onun yüzü gülsün ve (artık) üzülmesin. Ve (büyüyüp belli bir yaşa vardığın zaman) birini öldürmüştün: Fakat Biz seni (bu yüzden içine gömüldüğün) tasadan kurtarmış ve seni çeşitli sınamalardan geçirmiştik. (Bu olaydan) sonra yıllarca Medyen halkı arasında yaşadın; ve sonunda, (Benim) takdir(im)e uyarak işte (buraya) geldin ey Musa:
Yaşar Nuri Öztürk
"Hani, kızkardeşin gidiyor, şöyle diyordu: 'Onun bakımını üstlenecek kişiyi size göstereyim mi?' Nihayet, seni annene geri döndürdük ki, gözü aydın olsun, tasalanmasın. Sen bir de adam öldürmüştün. O zaman seni gamdan kurtarmıştık. Seni iyice bir imtihana çekmiştik. Bunun ardından sen Medyen halkı arasında yıllarca kaldın. Sonra, belirlenen bir vakitte/bir kadere göre geliverdin, ey Musa!"
Süleymaniye Vakfı
Kız kardeşin de orada dolaşıyordu, (seni alanlara) şöyle demişti[1]: "Buna bakacak birini size göstereyim mi?" Böylece seni tekrar annene kavuşturduk ki mutlu olsun, artık üzülmesin. (Bir gün) birini öldürmüştün[2] de seni o tasadan da kurtarmıştık. Seni, çeşitli sıkıntılarla imtihan etmiştik. Yıllarca Medyen halkı arasında kalmıştın[3]. Sonra bir plan dahilinde buraya geldin, ey Musa!
Süleyman Ateş
"Kızkardeşin ona bakacak birini size göstereyim mi? diyordu. Böylece seni annene geri verdik ki gözü aydın olsun, üzülmesin. Sen bir de adam öldürmüştün. O zaman da seni tasadan kurtarmış ve seni iyice denemiştik. Medyen halkı arasında yıllarca kaldın. Sonra belirlediğimiz bir vakitte bize geldin ey Musa!"

Taha 20:41

Cüz: 16 | Sayfa: 313
وَاصْطَنَعْتُكَ لِنَفْس۪يۚ
Vastana'tuke li nefsi.
Mustafa İslamoğlu
Zira seni kendim için seçip yetiştirmiştim:
Elmalılı Hamdi Yazır
Ben seni kendim için yetiştirdim
Diyanet İşleri
"Ben seni kendim için seçtim."
Mehmet Okuyan
Ben seni kendim için seçmiştim.
Suat Yıldırım
"Seni Ben seçip Peygamberliğime hazırladım."
Elmalılı (sadeleştirilmiş)
Ben, seni kendim için yetiştirdim.
Muhammed Esed
çünkü, Ben seni Kendime (elçi olarak) seçmiştim.
Yaşar Nuri Öztürk
"Seni kendim için seçip yetiştirdim."
Süleymaniye Vakfı
Seni kendim için yetiştirdim.
Süleyman Ateş
"Seni kendim için yetiştirdim."

Taha 20:42

Cüz: 16 | Sayfa: 313
اِذْهَبْ اَنْتَ وَاَخُوكَ بِاٰيَات۪ي وَلَا تَنِيَا ف۪ي ذِكْر۪يۚ
İzheb ente ve ehuke bi ayati ve la teniya fi zikri.
Mustafa İslamoğlu
(İmdi) sen ve kardeşin verdiğim mucizevi belgelerle yola çıkın; sakın ola adımı (yüceltme) konusunda ihmalkar davranmayın!
Elmalılı Hamdi Yazır
Git ayetlerimle sen ve biraderin. Ve benim zikrimde gevşeklik etmeyin
Diyanet İşleri
"Sen ve kardeşin mucizelerim ile (desteklenmiş olarak) gidin ve beni anmakta gevşeklik göstermeyin."
Mehmet Okuyan
Sen ve kardeşin (Harun) delillerimle gidin! Beni anmada gevşek davranmayın!
Suat Yıldırım
"Haydi kardeşinle birlikte ayetlerimle gidiniz, sakın Beni anmakta gevşeklik göstermeyiniz!"
Elmalılı (sadeleştirilmiş)
Sen ve kardeşin mucizelerimle gidin ve Beni anmakta gevşeklik etmeyin!
Muhammed Esed
(Şimdi) sen ve kardeşin, artık Benim mesajlarımla yola çıkın ve sakın Beni anmakta üşengeç davranmayın:
Yaşar Nuri Öztürk
"Sen ve kardeşin, ayetlerimi götürün; beni anmakta gevşeklik etmeyin."
Süleymaniye Vakfı
Sen ve kardeşin, mucizelerimle gidin. Benim zikrim konusunda[1] gevşeklik etmeyin.
Süleyman Ateş
"Sen ve kardeşin, ayetlerimi götürün, beni anmakta gevşeklik etmeyin."

Taha 20:43

Cüz: 16 | Sayfa: 313
اِذْهَبَٓا اِلٰى فِرْعَوْنَ اِنَّهُ طَغٰىۚ
İzheba ila fir'avne innehu taga.
Mustafa İslamoğlu
Siz ikiniz doğruca Firavun'a gidin, çünkü o pek azdı!
Elmalılı Hamdi Yazır
Fir'avna gidin çünkü o pek azdı
Diyanet İşleri
"Firavun'a gidin. Çünkü o azmıştır."
Mehmet Okuyan
Firavun'a gidin; şüphesiz ki o iyice azdı.
Suat Yıldırım
Gidin. Firavun'a, zira o iyice azdı.
Elmalılı (sadeleştirilmiş)
Firavun'a gidin; çünkü o, pek azıttı.
Muhammed Esed
İkiniz birlikte doğruca Firavun'a gidin; çünkü o gerçekten her türlü ölçüyü aşmış bulunuyor!
Yaşar Nuri Öztürk
"Firavun'a gidin, çünkü o azdı."
Süleymaniye Vakfı
Haydi Firavun'a gidin; taşkınlık etti[1].
Süleyman Ateş
"Fir'avn'e gidin, çünkü o azdı."

Taha 20:44

Cüz: 16 | Sayfa: 313
فَقُولَا لَهُ قَوْلاً لَيِّناً لَعَلَّهُ يَتَذَكَّرُ اَوْ يَخْشٰى
Fe kula lehu kavlen leyyinen leallehu yetezekkeru ev yahşa.
Mustafa İslamoğlu
Fakat ona konuşurken yumuşak bir üslup kullanın! (O zaman) belki söz dinler, ya da en azından (daha ileri gitmekten) çekinir.
Elmalılı Hamdi Yazır
Varın da ona belki dinler veya korkar diye yumuşak dille söyleyin
Diyanet İşleri
"Ona yumuşak söz söyleyin. Belki öğüt alır, yahut korkar."
Mehmet Okuyan
Ona yumuşak söz söyleyin; umulur ki (gerçeği) hatırlar veya saygı duyar!"[1]
Suat Yıldırım
Ona tatlı, yumuşak bir tarzda hitab edin. Olur ki aklını başına alır, yahut hiç değilse biraz çekinir."
Elmalılı (sadeleştirilmiş)
Varın da ona yumuşak dille söyleyin; belki dinler veya korkar."
Muhammed Esed
Ama onunla yumuşak bir dille konuşun ki, o zaman belki aklını başına toplar, yahut (böylece, en azından kendisine) gözdağı verilmiş olur."
Yaşar Nuri Öztürk
"Ona yumuşak ve tatlı bir sözle hitap edin; belki öğüt alır, yahut ürperir."
Süleymaniye Vakfı
Ona yumuşak bir dille hitap edin. Belki aklını başına alır veya çekinir[1]."
Süleyman Ateş
"Ona yumuşak söz söyleyin, belki öğüt alır veya korkar."

Taha 20:45

Cüz: 16 | Sayfa: 313
#rab
قَالَا رَبَّـنَٓا اِنَّـنَا نَخَافُ اَنْ يَفْرُطَ عَلَيْنَٓا اَوْ اَنْ يَطْغٰى
Kala rabbena innena nehafu en yefruta aleyna ev en yatga.
Mustafa İslamoğlu
O ikisi "Rabbimiz!" dediler, "doğrusu biz, bize aşırı şiddet uygulamasından veya daha da azgınlaşmasından korkarız."
Elmalılı Hamdi Yazır
Rabbena dediler, korkarız ki bize şiddetle saldırır, yahud tuğyanını artırır
Diyanet İşleri
Musa ve Harun, şöyle dediler: "Ey Rabbimiz! Şüphesiz biz, onun bize karşı aşırı davranmasından yahut azmasından korkuyoruz."
Mehmet Okuyan
(Musa ve Harun) "Rabbimiz! Doğrusu, onun bize kötülük yapmasından veya iyice azmasından endişe ediyoruz." demişlerdi.
Suat Yıldırım
"Ya Rabbena" dediler, "doğrusu, korkarız ki o bize son derece kötü davranır, hatta ileri gidip daha da azar."
Elmalılı (sadeleştirilmiş)
"Ey Rabbimiz, bize şiddetle saldırmasından veya azgınlığının artmasından korkarız!" dediler.
Muhammed Esed
(Musa ile Harun:) "Ey Rabbimiz!" dediler, "onun bize düşmanca davranmasından yahut azgınlık(ta devam) etmesinden korkarız".
Yaşar Nuri Öztürk
Dediler ki: "Rabbimiz, onun aleyhimizde bir taşkınlık yapmasından yahut yine azmasından korkuyoruz."
Süleymaniye Vakfı
Dediler ki: "Rabbimiz! Bize kötü davranmasından veya taşkınlık etmesinden korkuyoruz."
Süleyman Ateş
Dediler ki: "Rabbimiz, onun bize taşkınlık etmesinden, yahut iyice azmasından korkuyoruz."

Taha 20:46

Cüz: 16 | Sayfa: 313
قَالَ لَا تَخَافَٓا اِنَّن۪ي مَعَكُمَٓا اَسْمَعُ وَاَرٰى
Kale la tehafa inneni meakuma esmau ve era.
Mustafa İslamoğlu
(Allah) "Korkmayınız" dedi, "Şu kesin ki Ben sizinle birlikteyim; her şeyi duyuyor ve görüyorum.
Elmalılı Hamdi Yazır
Korkmayın buyurdu: çünkü ben sizinle beraberim, işitirim ve görürüm
Diyanet İşleri
Allah, şöyle dedi: "Korkmayın, çünkü ben sizinle beraberim. İşitirim ve görürüm."
Mehmet Okuyan
(Allah ise şöyle) demişti: "Korkmayın, elbette ben sizinle beraberim, duyuyor ve görüyorum.[1]
Suat Yıldırım
"Korkmayın!" buyurdu, "Ben sizinle beraberim, her şeyi işitir ve görürüm."
Elmalılı (sadeleştirilmiş)
Allah: "Korkmayın, çünkü Ben sizinle beraberim; işitirim ve görürüm.
Muhammed Esed
(Allah:) "Korkmayın!" diye cevap verdi, "Şüphesiz (Ben her şeyi) işiterek ve görerek, sizin yanınızda olacağım.
Yaşar Nuri Öztürk
Buyurdu: "Korkmayın! Ben sizinle beraberim; işitiyorum, görüyorum."
Süleymaniye Vakfı
(Allah,) "Korkmayın, çünkü ben sizinle beraberim; sizi duyarım ve görürüm" dedi[1].
Süleyman Ateş
"Korkmayın, dedi, ben sizinle beraberim, işitir ve görürüm."

Taha 20:47

Cüz: 16 | Sayfa: 313
#rab
فَأْتِيَاهُ فَقُولَٓا اِنَّا رَسُولَا رَبِّكَ فَاَرْسِلْ مَعَنَا بَن۪ٓي اِسْرَٓائ۪لَ وَلَا تُعَذِّبْهُمْۜ قَدْ جِئْنَاكَ بِاٰيَةٍ مِنْ رَبِّكَۜ وَالسَّلَامُ عَلٰى مَنِ اتَّـبَعَ الْهُدٰى
Fe'tiyahu fe kula inna resula rabbike fe ersil meana beni israile ve la tuazzibhum, kad ci'nake bi ayetin min rabbik, ves selamu ala menittebeal huda.
Mustafa İslamoğlu
Haydi, artık ona gidiniz ve deyiniz ki: "Biz ikimiz Rabbinin elçileriyiz; artık İsrailoğullarının bizimle birlikte çıkıp gitmesine izin ver; onlara yaptığın işkenceye de derhal bir son ver! Doğrusu biz sana Rabbinden bir belgeyle gelmişiz; sonuçta gerçek kurtuluş, O'nun yolunu izleyenlerin olacaktır.
Elmalılı Hamdi Yazır
Haydin varın da ona deyin ki haberin olsun biz rabbının Resulleriyiz, artık Beni İsraili bizimle gönder ve onları ta'zib etme, biz sana rabbından bir ayetle geldik, selam da doğruya tabi' olanadır
Diyanet İşleri
"Ona gidin ve şöyle deyin: ‘Şüphesiz biz Rabbinin elçileriyiz. İsrailoğullarını (serbest bırak ve) bizimle gönder. Onlara işkence etme. Sana Rabbinin katından bir mucize getirdik. Selam, doğru yola uyanlara olsun.' "
Mehmet Okuyan
Ona (Firavun'a) gidin ve deyin ki: ‘Şüphesiz ki biz Rabbinin elçileriyiz. İsrailoğullarını bizimle gönder; onlara eziyet etme! Elbette biz sana Rabbinden bir delil ile geldik. Selam, rehbere (vayhe) uyanlara olacaktır.
Suat Yıldırım
"Haydi varın da şöyle deyin ona: Rabbin tarafından gönderilen elçileriz biz sana!İsrailoğullarını bizimle gönder ve işkence etme onlara!Rabbinden bir belge ile geldik biz sana. Kurtuluş hastır, bu doğru yolu tutanlara!"
Elmalılı (sadeleştirilmiş)
Haydi, varın da ona deyin ki: "Haberin olsun, biz Rabbinin elçileriyiz, artık İsrail oğullarını bizimle gönder, onlara işkence etme, biz sana Rabbinden bir mucize ile geldik, selam da doğruya uyanlara!
Muhammed Esed
Öyleyse artık ona gidin ve deyin ki: 'Biz ikimiz senin Rabbinin elçileriyiz; bunun için, İsrailoğulları'nın bizimle gelmesine izin ver ve onlara (artık) sıkıntı çektirme. Biz sana Rabbinden bir mesajla geldik; ve (bil ki O'nun bahşedeceği) nihai kurtuluş ve esenlik (yalnızca, O'nun gösterdiği) yolu izleyen kimselerin olacaktır:
Yaşar Nuri Öztürk
"Hadi gidin ona! Deyin ki; "Biz senin Rabbinin iki resulüyüz. İsrailoğullarını bizimle gönder, onlara işkence etme! Rabbinden sana bir mucize getirdik. Selam, hidayete uyanlaradır."
Süleymaniye Vakfı
Ona varın da şöyle deyin: "Biz Rabbinin elçileriyiz. İsrailoğullarını bizimle gönder[1], onlara azab etme! Sana Rabbinden mucize de getirdik. Hidayete uyana selam olsun!
Süleyman Ateş
"Haydi, varın ona, deyin ki: Biz senin Rabbinin elçileriyiz; İsrail oğullarını bizimle gönder, onlara azab etme. Biz Rabbinden sana bir ayet getirdik. Esenlik, hidayete uyanlaradır."

Taha 20:48

Cüz: 16 | Sayfa: 313
اِنَّا قَدْ اُو۫حِيَ اِلَيْنَٓا اَنَّ الْعَذَابَ عَلٰى مَنْ كَذَّبَ وَتَوَلّٰى
İnna kad uhıye ileyna ennel azabe ala men kezzebe ve tevella.
Mustafa İslamoğlu
Bir de unutmayın ki, (büyük) azabın hakikatı yalanlayan ve ondan yüz çevirenlerin üzerine olacağı bize vahyolunmuştur."
Elmalılı Hamdi Yazır
İnan ki bize şöyle vahyolundu: her halde azab, tekzib edip yüz çevirenedir
Diyanet İşleri
"Şüphesiz bize, azabın yalanlayan ve yüz çevirenlere olacağı vahyolundu."
Mehmet Okuyan
Azabın, (gerçeği) yalanlayıp yüz çevirenlere (uygulanacağı) elbette bize vahyolunmuştur."
Suat Yıldırım
"İnan ki bize: "Dini yalan sayıp ondan yüz çeviren, mutlaka azaba uğrayacaktır!" diye vahyedildi."
Elmalılı (sadeleştirilmiş)
İnan ki, bize, azabın, kesinlikle yalanlayıp yüz çevirene olduğu vahyolundu."
Muhammed Esed
Çünkü, bakın, (öte dünyada) azabın, hakkı yalanlayıp (ona) sırt çevirenlerin başına çökeceği bize vahyedildi!"
Yaşar Nuri Öztürk
"Azabın, yalanlayıp yüz çevirenler üzerine olacağı bize vahyedildi."
Süleymaniye Vakfı
Bize şu vahyedildi: Azap, yalana sarılan ve (doğrulara) sırt çevirenleredir."
Süleyman Ateş
"Bize, yalanlayıp yüz çevirenin, azaba uğrayacağı vahyolundu."

Taha 20:49

Cüz: 16 | Sayfa: 313
#rab
قَالَ فَمَنْ رَبُّكُمَا يَا مُوسٰى
Kale fe men rabbukuma ya musa.
Mustafa İslamoğlu
(Firavun): "Kimmiş bakayım sizin Rabbiniz ey Musa?" dedi.
Elmalılı Hamdi Yazır
Hele, dedi: sizin rabbınız kim ya Musa?
Diyanet İşleri
Firavun, "Sizin Rabbiniz kim, ey Musa?" dedi.
Mehmet Okuyan
(Firavun) "Ey Musa! Rabbiniz de kimmiş?" demişti.
Suat Yıldırım
"Firavun: "Sizin Rabbiniz de kimmiş ey Musa!" dedi.
Elmalılı (sadeleştirilmiş)
Firavun: "Sizin Rabbiniz kimdir, ey Musa?" dedi.
Muhammed Esed
(Fakat Allah'ın mesajı kendisine iletilince, Firavun:) "Ey Musa, sizin Rabbiniz de kimmiş?" dedi.
Yaşar Nuri Öztürk
Firavun dedi: "Sizin Rabbiniz kim, ey Musa?"
Süleymaniye Vakfı
"Siz ikinizin Rabbi kim Ey Musa?" dedi[1].
Süleyman Ateş
(Fir'avn): "Rabbiniz kimdir ey Musa?" dedi.

Taha 20:50

Cüz: 16 | Sayfa: 313
#rab
قَالَ رَبُّنَا الَّـذ۪ٓي اَعْطٰى كُلَّ شَيْءٍ خَلْقَهُ ثُمَّ هَدٰى
Kale rabbunellezi a'ta kulle şey'in halkahu summe heda.
Mustafa İslamoğlu
(Musa): "Bizim Rabbimiz her şeyin yaratılışını takdir edip, sonra da onu yaratılış amacına yöneltendir."
Elmalılı Hamdi Yazır
Bizim dedi: rabbımız her şey'e hılkatini veren sonra da yolunu gösterendir
Diyanet İşleri
Musa, "Rabbimiz, her şeye hilkatini (yaratılış özelliklerini) veren, sonra onlara yol gösterendir" dedi.
Mehmet Okuyan
(Musa da) "Bizim Rabbimiz her şeye yaratılışını veren[1] sonra da (yaratılışa uygun) yol gösterendir." demişti.
Suat Yıldırım
"Rabbimiz," dedi, "her şeyi yaratan, sonra da onu yaratılış gayesine uygun yola koyan, Yüce Yaradandır (buna iyice inan)"
Elmalılı (sadeleştirilmiş)
Musa: "Bizim Rabbimiz, herşeye uygun yaratılışını veren sonra da yolunu gösterendir!" dedi.
Muhammed Esed
(Musa:) "Bizim Rabbimiz, (var olan) her şeye gerçek özünü ve biçimini veren ve sonra da her şeyi (kendi doğasının gerektirdiği) yola yönelten varlıktır" diye cevap verdi.
Yaşar Nuri Öztürk
Musa dedi: "Rabbimiz, herşeye yaratılışını lütfeden, sonra da yol yordam gösteren kudrettir."
Süleymaniye Vakfı
Musa: "Bizim Rabbimiz her varlığa kendine has bir yapı veren, sonra da doğru yolu gösterendir[1]." dedi.
Süleyman Ateş
(Musa): "Rabbimiz, her şeye yaratılışını (varlığını ve biçimini) verip sonra onu doğru yola ileten (yaratılış gayesine uygun yola yönelten)dir." dedi.

Taha 20:51

Cüz: 16 | Sayfa: 313
قَالَ فَمَا بَالُ الْقُرُونِ الْاُو۫لٰى
Kale fe ma balul kurunil ula.
Mustafa İslamoğlu
(Firavun): "İyi ama" dedi, "ya önceki kuşakların durumu ne olacak?"
Elmalılı Hamdi Yazır
Dedi: ya öyle ise kurun-ı ula'nın hali ne?
Diyanet İşleri
Firavun, "Ya geçmiş nesillerin hali ne olacak?" dedi.
Mehmet Okuyan
(Firavun) "(Peki) önceki nesillerin hali ne olacak?" diye sormuştu.
Suat Yıldırım
Firavun dedi ki: "Peki o zaman, önceki nesillerin durum ve akıbeti ne olur?"
Elmalılı (sadeleştirilmiş)
Firavun: "Ya, öyle ise, önceki milletlerin durumu nedir?" dedi.
Muhammed Esed
(Firavun:) "Peki" dedi, "ya önceki kuşakların durumu ne oldu?"
Yaşar Nuri Öztürk
Dedi: "Peki, ilk nesillerin hali ne olacak?"
Süleymaniye Vakfı
Firavun dedi ki: "Peki, ya önceki nesillerin hali ne olacak?"
Süleyman Ateş
(Fir'avn): "Peki ya ilk nesillerin hali ne olacak?" dedi.

Taha 20:52

Cüz: 16 | Sayfa: 314
#rab
قَالَ عِلْمُهَا عِنْدَ رَبّ۪ي ف۪ي كِتَابٍۚ لَا يَضِلُّ رَبّ۪ي وَلَا يَنْسٰىۘ
Kale ilmuha inde rabbi fi kitab, la yadıllu rabbi ve la yensa.
Mustafa İslamoğlu
(Musa): "Onların ne olacağının bilgisi Rabbim katında bir yasaya bağlı kılınmıştır: benim Rabbim ne yanılır, ne de unutur" dedi.
Elmalılı Hamdi Yazır
Onun dedi: ılmi rabbımın ındinde bir kitabdadır, rabbım şaşmaz ve unutmaz
Diyanet İşleri
Musa, şöyle dedi: "Onlar hakkındaki bilgi Rabbimin katında bir kitapta (Levh-i Mahfuz'da yazılı)dır. Rabbim, yanılmaz ve unutmaz."
Mehmet Okuyan
(Musa ise) şöyle demişti: "Onlar hakkındaki bilgi Rabbimin katında bir kitaptadır. Rabbim şaşırmaz ve unutmaz."[1]
Suat Yıldırım
"Onların durumu, Rabbimin yanındaki bir kitaptadır. O, ne şaşırır, ne de unutur." dedi.
Elmalılı (sadeleştirilmiş)
Musa: "Onların bilgisi Rabbimin katında bir kitaptadır; Rabbim şaşmaz ve unutmaz.
Muhammed Esed
(Musa:) "Onlar hakkındaki bilgi yalnızca Rabbimin katında, (O'nun, toplumları bağlı kıldığı) yasalar örgüsünde (yazılı)dır; benim Rabbim asla yanılmaz ve asla unutmaz."
Yaşar Nuri Öztürk
"Onlara ilişkin bilgi, Rabbim katında bir Kitap'tadır. Rabbim ne şaşırır ne de unutur."
Süleymaniye Vakfı
Musa "Onların bilgisi Rabbimin katında bir kitaptadır[1]. Benim Rabbim ne yanlış yapar ne de unutur." dedi.
Süleyman Ateş
Dedi ki: "Onların bilgisi Rabbimin yanında bir Kitaptadır. Rabbim şaşmaz ve unutmaz."