Ayetler
Toplam sonuç: 6236
Mearic 70:26
Cüz: 29 | Sayfa: 568
وَالَّذ۪ينَ يُصَدِّقُونَ بِيَوْمِ الدّ۪ينِۖ
Vellezine yusaddikune bi yevmid din.
Mustafa İslamoğlu
Yine onlar ki Hesap Günü'nü gönülden tasdik ederler;
Elmalılı Hamdi Yazır
Ve onlar ki din gününü (ceza gününü) tasdik ederler
Diyanet İşleri
Onlar, ceza gününü tasdik eden kimselerdir.
Mehmet Okuyan
Onlar hesap gününe inananlardır.
Suat Yıldırım
Onlar hesap gününü tasdik ederler.
Elmalılı (sadeleştirilmiş)
Ve onlar ki, ceza gününü tasdik ederler.
Muhammed Esed
ve Hesap Günü'nü(n geleceğini) tasdik edenler;
Yaşar Nuri Öztürk
Bunlar, din gününü içtenlikle doğrularlar.
Süleymaniye Vakfı
Onlar, hesap gününün varlığını kabul edenlerdir[1].
Süleyman Ateş
Ceza gününü tasdik ederler,
Mearic 70:27
Cüz: 29 | Sayfa: 568
وَالَّذ۪ينَ هُمْ مِنْ عَذَابِ رَبِّهِمْ مُشْفِقُونَۚ
Vellezine hum min azabi rabbihim muşfikun.
Mustafa İslamoğlu
ve onlar ki Rablerinin azabından dolayı derin bir ürperti içerisindedirler:
Elmalılı Hamdi Yazır
Ve onlar ki Rablarının azabından korkarlar
Diyanet İşleri
Onlar, Rablerinin azabından korkan kimselerdir.
Mehmet Okuyan
Onlar Rablerinin azabından korkanlardır.
Suat Yıldırım
Onlar Rab'lerinin cezasından korkarlar.
Elmalılı (sadeleştirilmiş)
Ve onlar ki, Rablerinin azabından korkarlar.
Muhammed Esed
ve Rablerinin azabına karşı korku ve saygı içinde bulunanlar,
Yaşar Nuri Öztürk
Bunlar, yalnız Rablerinin azabından ürperirler.
Süleymaniye Vakfı
Onlar, Rablerinin azabından korkup titreyenlerdir[1];
Süleyman Ateş
Rablerinin azabından korkarlar.
Mearic 70:28
Cüz: 29 | Sayfa: 568
#rab
اِنَّ عَذَابَ رَبِّهِمْ غَيْرُ مَأْمُونٍۚ
İnne azabe rabbihim gayru me'mun.
Mustafa İslamoğlu
çünkü hiç kimse Rabbinin azabına karşı dokunulmaz değildir.
Elmalılı Hamdi Yazır
Çünkü rablarının azabından emin olunmaz
Diyanet İşleri
Çünkü, Rablerinin azabından emin olunamaz.
Mehmet Okuyan
Şüphesiz ki Rablerinin azabı(na karşı) güvende olunamaz.
Suat Yıldırım
Çünkü Rab'lerinin azabından kimse emin olamaz.
Elmalılı (sadeleştirilmiş)
Çünkü Rablerinin azabından emin olunmaz.
Muhammed Esed
zaten Rabbinin azabına karşı hiç kimse kendini (tam) bir güven içinde hissedemez;
Yaşar Nuri Öztürk
Gerçekten de Rablerinin azabı emin olunmayacak bir azaptır.
Süleymaniye Vakfı
çünkü Rablerinin azabına karşı (hiç kimse için özel) bir güvence yoktur[1].
Süleyman Ateş
Çünkü Rablerinin azabına güven olmaz.
Mearic 70:29
Cüz: 29 | Sayfa: 568
وَالَّذ۪ينَ هُمْ لِفُرُوجِهِمْ حَافِظُونَۙ
Vellezine hum li furucihim hafizun.
Mustafa İslamoğlu
Yine onlar ki, iffetlerini korurlar;
Elmalılı Hamdi Yazır
Ve onlar ki apışlarını korurlar
Diyanet İşleri
Onlar, mahrem yerlerini koruyan kimselerdir.
Mehmet Okuyan
Onlar namuslarını koruyanlardır.
Suat Yıldırım
(29-30) Onlar edep yerlerini, eşleri ve cariyelerinden başkasından korurlar. Yalnız bunlarla münasebeti olanlar ayıplanamazlar.
Elmalılı (sadeleştirilmiş)
Ve onlar ki, apışlarını (ırzlarını) korurlar.
Muhammed Esed
Ve iffetlerine karşı duyarlı olanlar,
Yaşar Nuri Öztürk
Bunlar, cinsiyet organlarını titizlikle korurlar.
Süleymaniye Vakfı
Onlar edep yerlerini koruyanlar /açmayanlardır;[1]
Süleyman Ateş
Irzlarını korurlar.
Mearic 70:30
Cüz: 29 | Sayfa: 568
اِلَّا عَلٰٓى اَزْوَاجِهِمْ اَوْ مَا مَلَكَتْ اَيْمَانُهُمْ فَاِنَّهُمْ غَيْرُ مَلُوم۪ينَۚ
İlla ala ezvacihim ev ma meleket eymanuhum fe innehum gayru melumin.
Mustafa İslamoğlu
ancak eşleri, yani meşru şekilde hakkını vererek sahip oldukları kimseler müstesna: zaten onlar (meşru eşleriyle paylaştıkları cinsellikden dolayı) kınanamazlar.
Elmalılı Hamdi Yazır
Ancak zevcelerine veya milki yeminlerine başka. Çünkü bunda levm olunmazlar
Diyanet İşleri
Ancak eşleri, yahut sahip oldukları cariyeleri başka. Çünkü onlar (eşleri ve cariyeleri ile olan ilişkileri konusunda) kınanmazlar.
Mehmet Okuyan
Ancak eşleri yani (evlilik yoluyla) meşru olarak sahip oldukları kişiler hariç.[1]Şüphesiz ki onlar, (eşleriyle ilişkilerinde) kınanmazlar.
Suat Yıldırım
(29-30) Onlar edep yerlerini, eşleri ve cariyelerinden başkasından korurlar. Yalnız bunlarla münasebeti olanlar ayıplanamazlar.
Elmalılı (sadeleştirilmiş)
Ancak karılarına ve sahibi bulundukları cariyelere başka, çünkü bundan dolayı kınanmazlar.
Muhammed Esed
eşleri; yani (nikah yoluyla) meşru şekilde sahip oldukları dışında (isteklerini frenleyenler,) çünkü ancak o zaman hiçbir kınamaya uğramazlar,
Yaşar Nuri Öztürk
Ancak onlar, eşleriyle, imkanlarının sahip olduğu şeyler konusunda kınanamazlar.
Süleymaniye Vakfı
sadece (hür) eşlerine veya[1] hakimiyetleri altında olanlara / esir eşlerine açabilirler[2]. Onlar, bundan dolayı kınanmazlar.
Süleyman Ateş
Yalnız eşlerine ya da ellerinin altında bulunan (cariyelerin)e karşı (korumazlar. Bundan ötürü de) onlar kınanmazlar.
Mearic 70:31
Cüz: 29 | Sayfa: 568
فَمَنِ ابْتَغٰى وَرَٓاءَ ذٰلِكَ فَاُو۬لٰٓئِكَ هُمُ الْعَادُونَۚ
Fe menibtega verae zalike fe ulaike humul adun.
Mustafa İslamoğlu
Ama bu sınırın ötesine geçen kimseler haddi aşmış olanlardır.
Elmalılı Hamdi Yazır
Fakat ondan ötesini arayanlar, işte onlar haddi aşan haşarılardır
Diyanet İşleri
Kim bunun ötesini isterse, işte onlar sınırı aşan kimselerdir.
Mehmet Okuyan
Bundan öteye (geçmek) isteyenler ise haddini aşanların ta kendileridir.[1]
Suat Yıldırım
Ama bu sınırın ötesine geçenler haddi aşmış, zulüm işlemiş olurlar.
Elmalılı (sadeleştirilmiş)
Fakat ondan ötesini arayanlar ise haddi aşan haşarılardır.
Muhammed Esed
ama o (sınır)ın ötesine geçmek isteyenler, gerçek haddi aşanlardır;
Yaşar Nuri Öztürk
Kim bunun ötesini isterse, işte böyleleri sınırı aşanların ta kendileridir.
Süleymaniye Vakfı
Bunun ötesine geçmek isteyenler var ya işte onlar sınırı aşanlardır[1].
Süleyman Ateş
Ama kim bundan ötesini ararsa, onlar (sınırı) aşanlardır.
Mearic 70:32
Cüz: 29 | Sayfa: 568
وَالَّذ۪ينَ هُمْ لِاَمَانَاتِهِمْ وَعَهْدِهِمْ رَاعُونَۖ
Vellezine hum li emanatihim ve ahdihim raun.
Mustafa İslamoğlu
Onlar ki, emanetlerine ve sözlerine riayet ederler.
Elmalılı Hamdi Yazır
Ve onlar ki emanetlerine ve ahdlerine riayet ederler
Diyanet İşleri
Onlar, emanetlerini ve verdikleri sözü gözeten kimselerdir.
Mehmet Okuyan
Onlar emanetlerine ve sözlerine uyanlardır.[1]
Suat Yıldırım
Onlar üzerlerine aldıkları emanetlere ve verdikleri sözlere riayet ederler.
Elmalılı (sadeleştirilmiş)
Ve onlar ki, kendilerine emanet edileni korur, verdikleri sözü yerine getirirler.
Muhammed Esed
emanetlere ve ahidlerine riayet edenler;
Yaşar Nuri Öztürk
Bunlar, kendilerindeki emanetlere ve ahitlerine sadık kalırlar.
Süleymaniye Vakfı
Aynı zamanda o namaz kılanlar / görevlerini aksatmayanlar, aldıkları emanetlere riayet eden ve verdikleri sözü yerine getirenlerdir[1].
Süleyman Ateş
Emanetlerini ve ahidlerini gözetirler.
Mearic 70:33
Cüz: 29 | Sayfa: 568
وَالَّذ۪ينَ هُمْ بِشَهَادَاتِهِمْ قَٓائِمُونَۖ
Vellezine hum bi şehadatihim kaimun.
Mustafa İslamoğlu
Yine onlar ki, şahitlik görevinin hakkını verirler;
Elmalılı Hamdi Yazır
Ve onlar ki şahidliklerinde dürüstürler
Diyanet İşleri
Onlar, şahitliklerini dosdoğru yapan kimselerdir.
Mehmet Okuyan
Onlar şahitliklerini yerine getirenlerdir.
Suat Yıldırım
Onlar şahitliklerini dürüstçe ifa ederler.
Elmalılı (sadeleştirilmiş)
Ve onlar ki, şahitliklerinde dürüstdürler.
Muhammed Esed
ve şahitlik yaptıkları zaman kararlı duranlar;
Yaşar Nuri Öztürk
Bunlar, tanıklıklarını tam yaparlar.
Süleymaniye Vakfı
Onlar, şahitliklerini dosdoğru yapanlardır[1].
Süleyman Ateş
Şahidliklerini yaparlar.
Mearic 70:34
Cüz: 29 | Sayfa: 568
وَالَّذ۪ينَ هُمْ عَلٰى صَلَاتِهِمْ يُحَافِظُونَۜ
Vellezine hum ala salatihim yuhafizun.
Mustafa İslamoğlu
ve onlar ki, namazlarının (amacını) titizlikle gözetirler.
Elmalılı Hamdi Yazır
Ve onlar ki namazları üzerine muhafızlık ederler
Diyanet İşleri
Onlar, namazlarını titizlikle koruyan kimselerdir.
Mehmet Okuyan
Onlar bütün ibadetlerini koruyanlardır.
Suat Yıldırım
Onlar namazlarına tam dikkat ederler.
Elmalılı (sadeleştirilmiş)
Ve onlar ki, namazları üzerine muhafızlık ederler.
Muhammed Esed
ve namazlarını (bütün dünyevi endişelerden) uzak tutanlar.
Yaşar Nuri Öztürk
Ve bunlar, namazlarını/dualarını korurlar.
Süleymaniye Vakfı
Onlar, namazlarına özen gösterenlerdir[1].
Süleyman Ateş
Namazlarını korurlar.
Mearic 70:35
Cüz: 29 | Sayfa: 568
اُو۬لٰٓئِكَ ف۪ي جَنَّاتٍ مُكْرَمُونَۜ ۟
Ulaike fi cennatin mukremun.
Mustafa İslamoğlu
İşte cennetlerde sınırsız ikrama nail olacaklar bunlardır.
Elmalılı Hamdi Yazır
İşte onlar Cennetlerde ikram olunanlardır
Diyanet İşleri
İşte onlar cennetlerde ikram göreceklerdir.
Mehmet Okuyan
İşte onlar cennetlerde ağırlanacaklardır.
Suat Yıldırım
İşte bunlar cennetlerde ikrama nail olacaklar.
Elmalılı (sadeleştirilmiş)
İşte onlar, cennetlerde ağırlananlardır.
Muhammed Esed
İşte bunlardır (cennet) bahçeler(in)de ağırlanacak olanlar!
Yaşar Nuri Öztürk
İşte bunlar cennetlerde ikram göreceklerdir.
Süleymaniye Vakfı
İşte onlar, cennet bahçelerinde ikram görecek olanlardır[1].
Süleyman Ateş
İşte onlar cennetlerde ağırlanırlar.
Mearic 70:36
Cüz: 29 | Sayfa: 568
فَمَالِ الَّذ۪ينَ كَفَرُوا قِبَلَكَ مُهْطِع۪ينَۙ
Fe ma lillezine keferu kıbeleke muhtıin.
Mustafa İslamoğlu
İnkarı hayat tarzı edinmiş olan şunlara ne oluyor ki, senden yana boyunlarını uzatarak
Elmalılı Hamdi Yazır
Şimdi ne var o küfredenlere ki sana doğru boyunlarını uzatarak koşuyorlar?
Diyanet İşleri
(36-37) Şimdi, inkar edenlere ne oluyor ki, boyunlarını uzatarak (alay etmek için) sağdan soldan gruplar halinde sana doğru koşuyorlar?
Mehmet Okuyan
(36, 37) Kâfir olanlara ne oluyor ki sağdan ve soldan bölük bölük sana doğru boyunlarını uzatıyorlar!
Suat Yıldırım
(36-37) O kafirlere ne oluyor ki, seninle alay etmek maksadıyla sağdan soldan dağınık gruplar halinde, boyunlarını uzatarak sana doğru koşuyorlar.
Elmalılı (sadeleştirilmiş)
Şimdi ne oluyor o küfredenlere ki, sana doğru boyunlarını uzatarak koşuyorlar?
Muhammed Esed
O halde bu hakikati inkara şartlanmış olanlara ne oluyor ki senin önünde şaşkın vaziyette oraya buraya koşturuyorlar,
Yaşar Nuri Öztürk
O nankörlere ne oluyor ki, sana doğru, o yandan, bu yandan boyunlarını uzatarak geliyorlar;
Süleymaniye Vakfı
Peki ya (alay etmek için)[1] başlarını sana doğru uzatan şu kafirlere ne oluyor,
Süleyman Ateş
Nankörlere ne oluyur ki sana doğru koşuyorlar?
Mearic 70:37
Cüz: 29 | Sayfa: 568
عَنِ الْيَم۪ينِۙ وَعَنِ الشِّمَالِ عِز۪ينَ
Anil yemini ve aniş şimali ızin.
Mustafa İslamoğlu
dağınık gruplar halinde bir sağa bir sola gezinip duruyorlar?
Elmalılı Hamdi Yazır
Sağdan ve soldan fırka fırka
Diyanet İşleri
(36-37) Şimdi, inkar edenlere ne oluyor ki, boyunlarını uzatarak (alay etmek için) sağdan soldan gruplar halinde sana doğru koşuyorlar?
Mehmet Okuyan
(36, 37) Kâfir olanlara ne oluyor ki sağdan ve soldan bölük bölük sana doğru boyunlarını uzatıyorlar!
Suat Yıldırım
(36-37) O kafirlere ne oluyor ki, seninle alay etmek maksadıyla sağdan soldan dağınık gruplar halinde, boyunlarını uzatarak sana doğru koşuyorlar.
Elmalılı (sadeleştirilmiş)
Sağdan ve soldan bölük bölük.
Muhammed Esed
sağdan ve soldan kalabalıklar halinde (sana gelerek)?
Yaşar Nuri Öztürk
Sağdan ve soldan parçalar halinde.
Süleymaniye Vakfı
sağından ve solundan başlarını uzatan öbek öbek kafirlere!
Süleyman Ateş
Sağdan, soldan, ayrı ayrı gruplar halinde (gelip etrafını sarıyorlar)?
Mearic 70:38
Cüz: 29 | Sayfa: 568
اَيَطْمَعُ كُلُّ امْرِئٍ مِنْهُمْ اَنْ يُدْخَلَ جَنَّةَ نَع۪يمٍۙ
E yatmeu kullumriin minhum en yudhale cennete naim.
Mustafa İslamoğlu
Ne yani, şimdi onlardan her biri, tarifsiz nimetler cennetine gireceğini mi sanıyor?
Elmalılı Hamdi Yazır
Onlardan her kişi na'im Cennetine sokulacağını ümid mi ediyor?
Diyanet İşleri
Onlardan her biri Naim cennetine sokulacağını mı umuyor?
Mehmet Okuyan
Onlardan her bir kişi nimet cennetine konulacağını mı umuyor!
Suat Yıldırım
Onlardan her biri (iman etmeden) naim cennetine yerleşmeye mi hevesleniyor?
Elmalılı (sadeleştirilmiş)
Onlardan her biri nimet cennetine sokulacağını mı umuyor?
Muhammed Esed
Onların her biri (bu şekilde) bir esenlik bahçesine gireceğini mi sanıyor?
Yaşar Nuri Öztürk
Onlardan herbiri nimet bahçesine konulacağını mı umuyor?
Süleymaniye Vakfı
Yoksa onlardan her biri nimetlerle dolu Cennet'e yerleştirilmeyi mi umuyor?
Süleyman Ateş
Onlardan her biri, ni'met cennetine sokulacağını mı umuyor?
Mearic 70:39
Cüz: 29 | Sayfa: 568
كَلَّاۜ اِنَّا خَلَقْنَاهُمْ مِمَّا يَعْلَمُونَ
Kella, inna halaknahum mimma ya'lemun.
Mustafa İslamoğlu
Kesinlikle hayır. Şu bir gerçek ki onları iyi bildikleri bir şeyden yaratan Biziz.
Elmalılı Hamdi Yazır
Yağma yok, biz onları o bildikleri nesneden yarattık
Diyanet İşleri
Hayır (ne mümkün)! Şüphesiz biz onları kendilerinin de bildikleri şeyden (meniden) yarattık.
Mehmet Okuyan
Hayır! Şüphesiz ki biz onları bildikleri şeyden yarattık.
Suat Yıldırım
(Hiç heveslenmesin, hiç kimsenin öteki insanlar üzerinde böbürlenmeye hakkı olamaz). Çünkü Biz onları da, öbür insanlar gibi, o bildikleri nesneden, meniden yarattık.
Elmalılı (sadeleştirilmiş)
Yağma yok, Biz onları o bildikleri şeyden yarattık.
Muhammed Esed
Asla! Çünkü, Biz onları (çok iyi) bildikleri bir şeyden yarattık!
Yaşar Nuri Öztürk
Hayır, ummasınlar! Gerçek şu ki biz onları, bildikleri şeyden yarattık.
Süleymaniye Vakfı
Hayır, asla! (Kendilerini ayrıcalıklı sanmasınlar) biz, onları da bildikleri şeyden yarattık[1].
Süleyman Ateş
Hayır! Öyle şey yok! Biz onları bildikleri şeyden yarattık.
Mearic 70:40
Cüz: 29 | Sayfa: 569
#rab
فَلَٓا اُقْسِمُ بِرَبِّ الْمَشَارِقِ وَالْمَغَارِبِ اِنَّا لَقَادِرُونَۙ
Fe la uksimu bi rabbil meşarikı vel megaribi inna le kadirun.
Mustafa İslamoğlu
Artık bundan ötesi yok! Gündoğumu ve günbatımı noktalarının tümünün Rabbi olan (Zatıma) yemin ederim ki: elbet Biz kadiriz
Elmalılı Hamdi Yazır
Artık o maşrıklerin, mağriblerin Rabbı için yemine ne hacet, şübhesiz ki biz elbette kadiriz
Diyanet İşleri
(40-41) Doğuların ve Batıların Rabbine yemin ederim ki, şüphesiz onların yerine daha iyilerini getirmeye bizim gücümüz yeter. Bizim önümüze geçilemez.
Mehmet Okuyan
(40, 41) Hayır! Doğuların ve batıların Rabbine yemin ederim[1] ki onların yerine daha iyilerini getirmeye bizim gücümüz yeter ve biz asla geçilebilenler değiliz.
Suat Yıldırım
(40-41) Hayır, Allah'ın nizamı onların sandığı gibi değildir! Doğuların ve batıların Rabbine yemin ederim ki, Biz onların yerine kendilerinden daha hayırlı insanlar getirmeye kadiriz. Bizim elimizden kurtulan, gücümüzün yetmediği hiçbir şey yoktur.
Elmalılı (sadeleştirilmiş)
Artık o doğuların ve batıların Rabbi için yemine ne hacet; şüphesiz ki, Bizim elbette gücümüz yeter!
Muhammed Esed
Evet! Bütün gündoğumu ve günbatımı noktalarının Rabbini (Bizim varlığımıza) tanıklık etmeye çağırırım; şüphesiz Biz muktediriz,
Yaşar Nuri Öztürk
İş onların sandığı gibi değil! Doğuların ve batıların Rabbine yemin olsun ki, biz gerçekten gücü yetenleriz;
Süleymaniye Vakfı
Hayır, (Güneşin) doğuş noktalarının ve batış noktalarının[1] Rabbi olan zatıma yemin ederim ki biz elbette ölçü koymuş olanız;
Süleyman Ateş
Yoo, doğuların ve batıların Rabbine yemin ederim ki bizim gücümüz yeter:
Mearic 70:41
Cüz: 29 | Sayfa: 569
#rab
عَلٰٓى اَنْ نُبَدِّلَ خَيْراً مِنْهُمْۙ وَمَا نَحْنُ بِمَسْبُوق۪ينَ
Ala en nubeddile hayren minhum ve ma nahnu bi mesbukin.
Mustafa İslamoğlu
onları kendiliğinden daha hayırlı bir toplumla değiştirmeye... Zira Biz asla aşılıp (önüne) geçilenlerden biri değiliz.
Elmalılı Hamdi Yazır
Onları kendilerinden hayırlısına tedbil edebiliriz ve bizim önümüze geçilmez
Diyanet İşleri
(40-41) Doğuların ve Batıların Rabbine yemin ederim ki, şüphesiz onların yerine daha iyilerini getirmeye bizim gücümüz yeter. Bizim önümüze geçilemez.
Mehmet Okuyan
(40, 41) Hayır! Doğuların ve batıların Rabbine yemin ederim[1] ki onların yerine daha iyilerini getirmeye bizim gücümüz yeter ve biz asla geçilebilenler değiliz.
Suat Yıldırım
(40-41) Hayır, Allah'ın nizamı onların sandığı gibi değildir! Doğuların ve batıların Rabbine yemin ederim ki, Biz onların yerine kendilerinden daha hayırlı insanlar getirmeye kadiriz. Bizim elimizden kurtulan, gücümüzün yetmediği hiçbir şey yoktur.
Elmalılı (sadeleştirilmiş)
Onları kendilerinden hayırlısına değiştirebiliriz ve Bizim önümüze geçilmez.
Muhammed Esed
onları kendilerinden daha hayırlı (bir toplum) ile değiştirmeye. Çünkü Bizi (istediğimizi yapmaktan) alıkoyan hiçbir şey yoktur.
Yaşar Nuri Öztürk
Onları kendilerinden daha üstün olanlarla değiştirmeye... Ve biz önüne geçilebilecekler değiliz.
Süleymaniye Vakfı
o kafirlerin yerine daha iyisini getirmenin ölçüsünü… Bizim önümüze geçilemez[1].
Süleyman Ateş
Onları, kendilerinden daha hayırlı olanlarla değiştirmeğe. Bizim önümüze geçilmez (bize engel olunamaz).
Mearic 70:42
Cüz: 29 | Sayfa: 569
فَذَرْهُمْ يَخُوضُوا وَيَلْعَبُوا حَتّٰى يُلَاقُوا يَوْمَهُمُ الَّذ۪ي يُوعَدُونَۙ
Fe zerhum yehudu ve yel'abu hatta yulaku yevme humullezi yuadun.
Mustafa İslamoğlu
Artık onları kendi haline bırak; vaad edildikleri güne kavuşuncaya kadar lafa dalıp oynayadursunlar.
Elmalılı Hamdi Yazır
O halde bırak onları dalsınlar ve oynıya dursunlar ta o va'd olundukları güne çatacakları deme kadar
Diyanet İşleri
Sen onları bırak, uyarıldıkları günlerine kavuşuncaya kadar batıl inançlarına dalsınlar ve oynasınlar.
Mehmet Okuyan
Sen onları (şimdilik) bırak da kendilerine vadedilen günlerine kavuşuncaya kadar (boş işlere) dalsınlar, oynasınlar![1]
Suat Yıldırım
Artık sen onları kendi hallerine bırak da, kendilerine vad edilen gün gelinceye kadar batıla dalsın, oynasınlar.
Elmalılı (sadeleştirilmiş)
O halde bırak onları, kendilerine vadolunan güne çatacakları ana kadar dalsınlar ve oynayadursunlar.
Muhammed Esed
O halde, bırak onları, kendilerine vaad edilen (Hesap) Günü ile karşılaşıncaya kadar boş konuşmalarla oyalansınlar ve (kelimelerle) oynayıp dursunlar;
Yaşar Nuri Öztürk
Bırak onları! Dalsınlar, oynasınlar kendileri için belirlenen günlerine ulaşıncaya kadar.
Süleymaniye Vakfı
Artık onları bırak da tehdit edildikleri gün ile yüzleşinceye dek boş işlere dalsın, oynayıp dursunlar[1]!
Süleyman Ateş
Bırak onları kendilerine va'dedilen günlerine kavuşuncaya kadar dalsın, oynasınlar.
Mearic 70:43
Cüz: 29 | Sayfa: 569
يَوْمَ يَخْرُجُونَ مِنَ الْاَجْدَاثِ سِرَاعاً كَاَنَّهُمْ اِلٰى نُصُبٍ يُوفِضُونَۙ
Yevme yahrucune minel ecdasi siraan ke ennehum ila nusubin yufidun.
Mustafa İslamoğlu
o gün onlar, sanki putlarına doğru seğirtirmiş gibi hızla mevzilerinden fırlarlar;
Elmalılı Hamdi Yazır
O gün ki kabirlerden hızlı hızlı çıkacaklar, sanki çantalariyle dikmelere (putlara) gidiyorlarmış gibi fırlıyacaklar
Diyanet İşleri
(43-44) Dikili putlara akın akın gidercesine, gözleri inmiş, kendilerini zillet kaplamış bir halde mezarlarından süratle çıkacakları o günü hatırla! İşte o, uyarıldıkları gündür.
Mehmet Okuyan
(43, 44) O gün onlar sanki dikili bir şeye koşuyorlar gibi kendilerini aşağılanma kaplamış olarak gözleri (perişanlıktan) yıkılmış bir hâlde[1] mezarlarından hızla çıkacaklar. İşte bu kendilerine vadedilmiş gündür![2]
Suat Yıldırım
O gün onlar kabirlerinden çıkıp sür'atle sanki bir hedefe varmak istercesine koşarlar.
Elmalılı (sadeleştirilmiş)
O gün ki, kabirlerden hızlı hızlı çıkacaklar, sanki, çantalarıyla dikmelere (putlara) gidiyorlarmış gibi fırlayacaklar.
Muhammed Esed
ki o Gün bir hedefe doğru yarışıyorlarmış gibi mezarlarından aceleyle fırlarlar,
Yaşar Nuri Öztürk
O gün, kabirlerden fırlayarak çıkarlar. Dikilmiş putlara doğru akın akın gider gibidirler.
Süleymaniye Vakfı
O gün, sunaklara akın ediyorlarmış gibi kabirlerinden süratle çıkacaklar[1],
Süleyman Ateş
O gün kabirlerden hızlı hızlı çıkarlar. Onlar dikilen (putlara yahut hedef)lere doğru koşar gibi (koşarlar).
Mearic 70:44
Cüz: 29 | Sayfa: 569
خَاشِعَةً اَبْصَارُهُمْ تَرْهَقُهُمْ ذِلَّةٌۜ ذٰلِكَ الْيَوْمُ الَّذ۪ي كَانُوا يُوعَدُونَ
Haşi'aten ebsaruhum terhekuhum zilleh, zalikel yevmullezi kanu yuadun.
Mustafa İslamoğlu
gözleri yıkılmış, zillete bürünmüş bir halde: işte bu, onların daha önce defalarca tehdit edildikleri gündür.
Elmalılı Hamdi Yazır
Gözleri düşgün, kendilerini bir zillet saracak da saracak, o işte onların va'dolunup durdukları gün
Diyanet İşleri
(43-44) Dikili putlara akın akın gidercesine, gözleri inmiş, kendilerini zillet kaplamış bir halde mezarlarından süratle çıkacakları o günü hatırla! İşte o, uyarıldıkları gündür.
Mehmet Okuyan
(43, 44) O gün onlar sanki dikili bir şeye koşuyorlar gibi kendilerini aşağılanma kaplamış olarak gözleri (perişanlıktan) yıkılmış bir hâlde[1] mezarlarından hızla çıkacaklar. İşte bu kendilerine vadedilmiş gündür![2]
Suat Yıldırım
Gözleri yerde, kendilerini baştan aşağı bir zillet kaplamış durumdadır. İşte kendilerine vad edilen gün, bugündür.
Elmalılı (sadeleştirilmiş)
Gözleri düşkün, kendilerini bir zillet saracak da saracak. Odur işte onların vadolunup durdukları gün!
Muhammed Esed
gözleri düşmüş, zillete duçar bir vaziyette; işte onlara defalarca haber verilen Gün...
Yaşar Nuri Öztürk
Gözleri yere eğik; bir zillet kuşatmıştır onları. İşte bu gündür onlara vaat edilmiş olan.
Süleymaniye Vakfı
bakışları öne eğik, aşağılanmışlık her yanlarını sarmış halde (çıkacaklar). İşte tehdit edildikleri gün o gündür[1].
Süleyman Ateş
Gözleri düşük, yüzlerini alçaklık bürümüş bir durumda. İşte onlara va'dedilen gün, bugündür.
Nuh 71:1
Cüz: 29 | Sayfa: 569
اِنَّٓا اَرْسَلْنَا نُوحاً اِلٰى قَوْمِه۪ٓ اَنْ اَنْذِرْ قَوْمَكَ مِنْ قَبْلِ اَنْ يَأْتِيَهُمْ عَذَابٌ اَل۪يمٌ
İnna erselna nuhan ila kavmihi en enzir kavmeke min kabli en ye'tiyehum azabun elim.
Mustafa İslamoğlu
Biz Nuh'u kendi halkına gönderdik; "Başlarına elim bir azap gelmezden önce halkını uyar!" (dedik).
Elmalılı Hamdi Yazır
Haberiniz olsun ki biz Nuhu kavmına gönderdik, kavmını inzar et diye, gelmezden evvel onlara bir azabı elim
Diyanet İşleri
Şüphesiz biz Nuh'u, kavmine, "Kendilerine elem dolu bir azap gelmeden önce kavmini uyar" diye peygamber olarak gönderdik.
Mehmet Okuyan
Kendilerine elem verici bir azap gelmeden önce kavmini uyar(sın) diye Nuh'u kendi kavmine göndermiştik.
Suat Yıldırım
Biz Nuh'u kendi milletine peygamber olarak gönderip: "Gayet acı bir azap başlarına gelip çatmadan önce halkını uyar!" dedik.
Elmalılı (sadeleştirilmiş)
Haberiniz olsun ki, Biz Nuh'u: "Kendilerine elim bir azap gelmeden önce kavmini uyar!" diye kavmine gönderdik.
Muhammed Esed
Biz Nuh'u kendi toplumuna göndererek "Başlarına şiddetli bir azap gelmeden halkını uyar!" diye (emrettik).
Yaşar Nuri Öztürk
Biz, Nuh'u, "Toplumunu, kendilerine korkunç bir azap gelmeden önce uyar!" diye kavmine gönderdik.
Süleymaniye Vakfı
Biz Nuh'u "Acıklı bir azap gelmeden önce halkını uyar!" diye kendi halkına elçi olarak gönderdik[1].
Süleyman Ateş
Biz Nuh'u kavmine gönderdik: "Onlara acı bir azab gelmezden önce kavmini uyar," diye.
Nuh 71:2
Cüz: 29 | Sayfa: 569
قَالَ يَا قَوْمِ اِنّ۪ي لَـكُمْ نَذ۪يرٌ مُب۪ينٌۙ
Kale ya kavmi inni lekum nezirun mubin.
Mustafa İslamoğlu
(Nuh) "Ey kavmim!" dedi, "Ben size gönderilmiş apaçık bir uyarıcıyım".
Elmalılı Hamdi Yazır
Dedi ki: ey kavmım! Haberiniz olsun ben size açık bir nezirim
Diyanet İşleri
Nuh, şöyle dedi: "Ey kavmim! Şüphesiz, ben sizin için apaçık bir uyarıcıyım."
Mehmet Okuyan
Şöyle demişti: "Ey kavmim! Ben sizin için apaçık bir uyarıcıyım.
Suat Yıldırım
(2-4) O da: "Ey benim milletim! Ben size gönderilen kesin bir uyarıcıyım. Şöyle ki: Yalnız Allah'a ibadet edin, O'na karşı gelmekten sakının ve bana itaat edin ki: Sizin günahlarınızı affetsin ve sizi belirli bir vakte, yani ölüm anına kadar azap çektirmeksizin hayatta bıraksın. Çünkü Allah'ın takdir ettiği vade gelince, asla ertelenmez. Keşke bunu bir bilseniz!
Elmalılı (sadeleştirilmiş)
Dedi ki: "Ey kavmim, haberiniz olsun, ben size açık bir uyarıcıyım!
Muhammed Esed
(Nuh) "Ey halkım!" diye seslendi, "Ben sizin için açık bir uyarıcıyım,
Yaşar Nuri Öztürk
O dedi ki: "Ey toplumum! Hiç kuşkunuz olmasın, ben sizin için apaçık bir uyarıcıyım."
Süleymaniye Vakfı
Nuh şöyle dedi: "Ey halkım! Ben sizin için açık bir uyarıcıyım:[1]
Süleyman Ateş
"Ey kavmim, dedi, ben sizin için açık bir uyarıcıyım."
Nuh 71:3
Cüz: 29 | Sayfa: 569
اَنِ اعْبُدُوا اللّٰهَ وَاتَّقُوهُ وَاَط۪يعُونِۙ
Eni'budullahe vettekuhu ve etiun.
Mustafa İslamoğlu
(Uyarım şu): "Yalnız Allah'a kulluk edin ve O'na karşı sorumluluğunuzun bilincinde olun; dahası bana uyun ki,
Elmalılı Hamdi Yazır
Şöyle ki Allaha kulluk edin ve ona korunun ve bana itaat eyleyin
Diyanet İşleri
(3-4) "Allah'a ibadet edin. O'na karşı gelmekten sakının ve bana itaat edin ki sizin günahlarınızı bağışlasın ve sizi belli bir vakte kadar ertelesin. Şüphesiz, Allah'ın belirlediği vakit gelince ertelenmez. Keşke bilseydiniz."
Mehmet Okuyan
Allah'a kulluk edin; O'na karşı takvâlı (duyarlı) olun ve bana itaat edin.
Suat Yıldırım
(2-4) O da: "Ey benim milletim! Ben size gönderilen kesin bir uyarıcıyım. Şöyle ki: Yalnız Allah'a ibadet edin, O'na karşı gelmekten sakının ve bana itaat edin ki: Sizin günahlarınızı affetsin ve sizi belirli bir vakte, yani ölüm anına kadar azap çektirmeksizin hayatta bıraksın. Çünkü Allah'ın takdir ettiği vade gelince, asla ertelenmez. Keşke bunu bir bilseniz!
Elmalılı (sadeleştirilmiş)
Şöyle ki, Allah'a kulluk edin, O'ndan korkun ve bana itaat edin!
Muhammed Esed
(yalnız) Allah'a kulluk etmeniz ve O'na karşı sorumluluk bilinci taşımanız (gerektiğini bildiren bir uyarıcı). "Şimdi bana kulak verin
Yaşar Nuri Öztürk
"O halde, Allah'a ibadet edin! O'ndan korkun! Ve bana itaat edin ki,
Süleymaniye Vakfı
Allah'a kulluk edin, ona karşı yanlış yapmaktan sakının ve bana gönülden boyun eğin diye[1] (sizi uyarıyorum).
Süleyman Ateş
"Allah'a kulluk edin, O'ndan korkun, bana da ita'at edin."
Nuh 71:4
Cüz: 29 | Sayfa: 569
يَغْفِرْ لَـكُمْ مِنْ ذُنُوبِكُمْ وَيُؤَخِّرْكُمْ اِلٰٓى اَجَلٍ مُسَمًّىۜ اِنَّ اَجَلَ اللّٰهِ اِذَا جَٓاءَ لَا يُؤَخَّرُۢ لَوْ كُنْتُمْ تَعْلَمُونَ
Yagfir lekum min zunubikum ve yuahhırkum ila ecelin musemma, inne ecelallahi iza cae la yuahhar, lev kuntum ta'lemun.
Mustafa İslamoğlu
geçmiş günahlarınızı bağışlasın ve adı konulmuş bir vakte kadar size süre tanısın; ama unutmayın ki, Allah'ın belirlediği süre gelip çattığında asla ertelenemez: keşke bunu kavrasaydınız.
Elmalılı Hamdi Yazır
Günahlarınızdan size mağfiret buyursun ve sizi müsemma bir ecele kadar te'hir eylesin, muhakkak ki Allahın takdir eylediği ecel gelince te'hir olunmaz eğer bilse idiniz!
Diyanet İşleri
(3-4) "Allah'a ibadet edin. O'na karşı gelmekten sakının ve bana itaat edin ki sizin günahlarınızı bağışlasın ve sizi belli bir vakte kadar ertelesin. Şüphesiz, Allah'ın belirlediği vakit gelince ertelenmez. Keşke bilseydiniz."
Mehmet Okuyan
(Böylece Allah) da günahlarınızı bağışlasın ve sizi, belirli bir süreye kadar ertelesin (yaşatsın)!" Allah'ın (belirlediği) süresi gelince (o artık) ertelenmez.[1] Keşke bilseydiniz!
Suat Yıldırım
(2-4) O da: "Ey benim milletim! Ben size gönderilen kesin bir uyarıcıyım. Şöyle ki: Yalnız Allah'a ibadet edin, O'na karşı gelmekten sakının ve bana itaat edin ki: Sizin günahlarınızı affetsin ve sizi belirli bir vakte, yani ölüm anına kadar azap çektirmeksizin hayatta bıraksın. Çünkü Allah'ın takdir ettiği vade gelince, asla ertelenmez. Keşke bunu bir bilseniz!
Elmalılı (sadeleştirilmiş)
Günahlarınızı bağışlasın ve sizi belirli bir vakte kadar ertelesin. Kuşkusuz, Allah'ın takdir ettiği vakit gelince ertelenmez, eğer bilseydiniz!"
Muhammed Esed
ki Allah bir kısım günahlarınızı bağışlasın ve (yalnız O'na) malum olan bir zamana kadar size mühlet tanısın; ama bilin ki Allah'ın belirlediği vade gelip çattığında hiçbir şekilde ertelenemez. Keşke bunu bilseydiniz!"
Yaşar Nuri Öztürk
Allah, günahlarınızı affetsin ve sizi belirli bir süreye kadar ertelesin. Çünkü Allah'ın eceli geldiğinde ertelenmez. Bir bilebilseydiniz!"
Süleymaniye Vakfı
(Böyle yapın ki) O sizin günahlarınızı bağışlasın ve belirlenmiş ecelinizin[1] sonuna kadar size süre tanısın[2]. Allah'ın takdir ettiği ecel gelince erteleme olmaz[3]. Keşke bunu bilseniz!"
Süleyman Ateş
"Ki (Allah) günahlarınızdan bir kısmını bağışlasın ve sizi belli bir süreye kadar ertelesin. Zira Allah'ın süresi geldiği zaman ertelenmez. Bilir (kişiler) olsaydınız (bunu anlardınız)."
Nuh 71:5
Cüz: 29 | Sayfa: 569
#rab
قَالَ رَبِّ اِنّ۪ي دَعَوْتُ قَوْم۪ي لَيْلاً وَنَهَاراًۙ
Kale rabbi inni deavtu kavmi leylen ve nehara.
Mustafa İslamoğlu
(Nuh) dedi ki: "Rabbim! Ben kavmimi gece gündüz davet ettim.
Elmalılı Hamdi Yazır
Dedi ki ya rab! Ben kavmımı gece gündüz da'vet ettim
Diyanet İşleri
Nuh, şöyle dedi: "Ey Rabbim! Gerçekten ben kavmimi gece gündüz (imana) davet ettim."
Mehmet Okuyan
(Nuh) demişti ki: "Rabbim! Doğrusu ben kavmimi gece gündüz (imana) davet ettim[1]
Suat Yıldırım
(5-6) "Ya Rabbi, dedi Nuh, ben milletimi gece gündüz dine davet ettim. Ama benim davetim, onların sadece daha çok uzaklaşmalarına yol açtı."
Elmalılı (sadeleştirilmiş)
Dedi ki: "Ey Rabbim, ben kavmimi gece gündüz davet ettim.
Muhammed Esed
(Ve bir zaman sonra, Nuh) "Ey Rabbim!" dedi, "Ben halkıma gece gündüz çağrıda bulunuyorum,
Yaşar Nuri Öztürk
Nuh şöyle yakardı: "Ey Rabbim! Ben toplumumu gece ve gündüz davet ettim."
Süleymaniye Vakfı
Nuh dedi ki: "Rabbim! Ben halkımı gece gündüz davet ettim[1].
Süleyman Ateş
(Nuh:) "Rabbim, dedi, ben kavmimi gece gündüz da'vet ettim."
Nuh 71:6
Cüz: 29 | Sayfa: 569
#rab
فَلَمْ يَزِدْهُمْ دُعَٓاء۪ٓي اِلَّا فِرَاراً
Fe lem yezidhum duai illa firara.
Mustafa İslamoğlu
Ne ki benim davetim onları uzaklaştırmaktan başka bir işe yaramadı.
Elmalılı Hamdi Yazır
Fakat benim çağırmam onlara firardan başka bir şey artırmadı
Diyanet İşleri
Fakat benim davetim ancak onların kaçışını artırdı."
Mehmet Okuyan
Benim davetim ancak kaçmalarını artırdı.
Suat Yıldırım
(5-6) "Ya Rabbi, dedi Nuh, ben milletimi gece gündüz dine davet ettim. Ama benim davetim, onların sadece daha çok uzaklaşmalarına yol açtı."
Elmalılı (sadeleştirilmiş)
Fakat benim çağırmam, sadece onların kaçmalarını artırdı.
Muhammed Esed
ama bu çağrım onları yalnızca (Senden) daha da uzaklaştırdı.
Yaşar Nuri Öztürk
"Fakat çağrım, onların kaçışlarını artırmaktan başka bir işe yaramadı."
Süleymaniye Vakfı
Fakat davetim onların sadece kaçışlarını artırdı![1]
Süleyman Ateş
"Benim da'vetim, onlara kaçışlarını artırmaktan başka bir katkıda bulunmadı."
Nuh 71:7
Cüz: 29 | Sayfa: 569
وَاِنّ۪ي كُلَّمَا دَعَوْتُهُمْ لِتَغْفِرَ لَهُمْ جَعَلُٓوا اَصَابِعَهُمْ ف۪ٓي اٰذَانِهِمْ وَاسْتَغْشَوْا ثِيَابَهُمْ وَاَصَرُّوا وَاسْتَكْبَرُوا اسْتِكْبَاراًۚ
Ve inni kullema deavtuhum li tagfire lehum cealu esabiahum fi azanihim vestagşev siyabehum ve esarru vestekberustikbara.
Mustafa İslamoğlu
Senin bağışına layık olmaları için onları davet ettiğim her seferinde parmaklarını kulaklarına tıkadılar, gözlerini (hakikate) kapadılar, (inkarda) direndiler, büyüklendiler de büyüklendiler...
Elmalılı Hamdi Yazır
Ve ben onları mağfiret buyurman için her da'vet ettiğimde onlar parmaklarını kulaklarına tıkadılar ve esvablarına büründüler ve ısrar ettiler ve kibirlendikçe kibirlendiler
Diyanet İşleri
"Kuşkusuz sen onları bağışlayasın diye kendilerini her davet edişimde parmaklarını kulaklarına tıkadılar, elbiselerine büründüler, inanmamakta direndiler ve büyük bir kibir gösterdiler."
Mehmet Okuyan
Sen onları bağışlayasın diye onları ne zaman davet ettiysem, parmaklarını kulaklarına tıkadılar;[1] elbiselerine büründüler, direndiler ve kibirlendikçe kibirlendiler.
Suat Yıldırım
Her ne zaman, onları bağışlaman için çağırdıysam, onlar parmaklarıyla kulaklarını tıkadılar. Esvaplarıyla örtündüler, direttiler ve çok kibirlendiler.
Elmalılı (sadeleştirilmiş)
Ve ben, onları bağışlaman için her davet ettiğimde onlar, parmaklarını kulaklarına tıkadılar, elbiselerine büründüler, direndiler ve kibirlendikçe kibirlendiler.
Muhammed Esed
Ve doğrusu, onlara bağışlayıcılığını göstereceğin ümidiyle ne zaman çağrıda bulunduysam parmaklarını kulaklarına tıkadılar, (günahkarlık) giysilerine büründüler, daha fazla inada kapıldılar ve boş gururlarında (daha da) azgınlaştılar.
Yaşar Nuri Öztürk
"Ben onları, sen kendilerini affedesin diye çağırdıkça, parmaklarını kulaklarına tıkadılar, elbiseleriyle sarılıp sarmalandılar, inat ve ısrar ettiler ve kibirlendikçe kibirlendiler."
Süleymaniye Vakfı
Sen bağışlayasın diye ne zaman onları (imana) davet ettiysem (duymamak için) parmaklarını kulaklarına tıkadılar, (görmemek için) elbiselerine büründüler, ayak dirediler ve kibirlendikçe kibirlendiler[1].
Süleyman Ateş
"Günahlarını bağışlaman için onları (sana) ne kadar da'vet ettimse parmaklarını kulaklarına tıkadılar, örtülerini başlarına çektiler, direttiler, çok böbürlendiler."
Nuh 71:8
Cüz: 29 | Sayfa: 569
ثُمَّ اِنّ۪ي دَعَوْتُهُمْ جِهَاراًۙ
Summe inni deavtuhum cihara.
Mustafa İslamoğlu
Gün oldu ben onları açıktan davet ettim;
Elmalılı Hamdi Yazır
Sonra ben onları yüksek sesle çağırdım
Diyanet İşleri
"Sonra ben onları açık açık davet ettim."
Mehmet Okuyan
Sonra, ben kendilerini açıktan davet ettim.
Suat Yıldırım
Ben onları bu sefer yüksek sesle davet etmeye başladım.
Elmalılı (sadeleştirilmiş)
Sonra ben onları yüksek sesle çağırdım.
Muhammed Esed
Doğrusu, ben onları açık açık çağırdım;
Yaşar Nuri Öztürk
"Sonra onları daha açık bir biçimde çağırdım."
Süleymaniye Vakfı
Sonra onlara açıkça davette bulundum[1].
Süleyman Ateş
"Sonra ben onları açıkça da'vet ettim."
Nuh 71:9
Cüz: 29 | Sayfa: 569
ثُمَّ اِنّ۪ٓي اَعْلَنْتُ لَهُمْ وَاَسْرَرْتُ لَهُمْ اِسْرَاراًۙ
Summe inni a'lentu lehum ve esrartu lehum israra.
Mustafa İslamoğlu
gün oldu hem (davetimi) kendilerine ilan ettim, bir de gizliden gizliye davet ettim;
Elmalılı Hamdi Yazır
Sonra hem i'lam ederek söyledim onlara hem gizli gizli söyledim
Diyanet İşleri
"Sonra, onlarla hem açıktan açığa, hem de gizli gizli konuştum."
Mehmet Okuyan
Ardından, onlara hem (açıktan) ilan ettim hem de gizli gizli söyledim.
Suat Yıldırım
Daha sonra onları gah açıkça çağırdım, gah iyice gizli bir davet yönelttim, her türlü yolu denedim.
Elmalılı (sadeleştirilmiş)
Sonra hem ilan ederek söyledim onlara, hem gizli gizli söyledim.
Muhammed Esed
onlara açıktan tebliğde bulundum; (ayrıca) onlarla gizlice, özel olarak da konuştum;
Yaşar Nuri Öztürk
"Daha sonra bir başka duyuru yönelttim. Ve onları gizli gizli de çağırdım."
Süleymaniye Vakfı
Orta yerde ilan ettiğim de oldu, gizliden gizliye anlattığım da[1].
Süleyman Ateş
"Sonra onlara açıktan söyledim, gizli gizli söyledim:
Nuh 71:10
Cüz: 29 | Sayfa: 569
#rab
فَقُلْتُ اسْتَغْفِرُوا رَبَّكُمْ اِنَّهُ كَانَ غَفَّاراًۙ
Fe kul tustagfıru rabbekum innehu kane gaffara.
Mustafa İslamoğlu
nihayet dedim ki: "Rabbinizden bağışlanma dileyin; unutmayın ki O sürekli bağışlayandır:
Elmalılı Hamdi Yazır
Gelin dedim: rabbınızın mağfiretini isteyin, çünkü, o, mağfireti çok bir gaffardır
Diyanet İşleri
"Dedim ki: 'Rabbinizden bağışlama dileyin; çünkü O, çok bağışlayıcıdır.'
Mehmet Okuyan
(Onlara) dedim ki: ‘Rabbinizden bağışlanma dileyin; şüphesiz ki O çok bağışlayandır.
Suat Yıldırım
Dedim ki onlara: "Rabbinizden af dileyiniz. Zira o gafurdur."
Elmalılı (sadeleştirilmiş)
Gelin, Rabbinizin bağışlamasını isteyin, çünkü O, bağışlaması çok bir bağışlayandır! dedim.
Muhammed Esed
ve dedim ki: "Rabbinizden günahlarınızın bağışlanmasını dileyin, çünkü O, kuşkusuz bağışlayıcıdır!
Yaşar Nuri Öztürk
Ve şöyle dedim: "Rabbinizden af dileyin! O, bağışlamayı çok sevendir."
Süleymaniye Vakfı
Şöyle dedim: "Rabbinizden bağışlanma dileyin; çünkü o çokça bağışlayandır[1].
Süleyman Ateş
'Rabbinizden mağfiret dileyin, çünkü O çok bağışlayandır' dedim."
Nuh 71:11
Cüz: 29 | Sayfa: 570
يُرْسِلِ السَّمَٓاءَ عَلَيْكُمْ مِدْرَاراًۙ
Yursilis semae aleykum midrara.
Mustafa İslamoğlu
göğü üzerinize cömertçe boşaltacaktır;
Elmalılı Hamdi Yazır
Bol hayır ile üzerinize semayı salsın
Diyanet İşleri
'(Bağışlama dileyin ki,) üzerinize gökten bol bol yağmur indirsin.'
Mehmet Okuyan
(Af dileyin ki) üzerinize göğü (yağmuru) bol bol göndersin![1]
Suat Yıldırım
Mağfiret dileyin ki üzerinize bol bol yağmur indirsin.
Elmalılı (sadeleştirilmiş)
Bol hayır (yağmur) ile göğü üzerinize salsın.
Muhammed Esed
Size, hesapsız semavi nimetler yağdıracaktır,
Yaşar Nuri Öztürk
"Göğü üzerinize bol bol yağmur taşıyıcı olarak gönderir."
Süleymaniye Vakfı
Böyle yapın ki size gökten bol bol yağmur göndersin;[1]
Süleyman Ateş
'(O'ndan mağfiret dileyin) Ki üzerinize gökten bol yağmur göndersin'
Nuh 71:12
Cüz: 29 | Sayfa: 570
وَيُمْدِدْكُمْ بِاَمْوَالٍ وَبَن۪ينَ وَيَجْعَلْ لَكُمْ جَنَّاتٍ وَيَجْعَلْ لَكُمْ اَنْهَاراًۜ
Ve yumdidkum biemvalin ve benine ve yec'al lekum cennatin ve yec'al lekum enhara.
Mustafa İslamoğlu
mal ve evlat vererek dünyevi refahınızı artıracak; dahası sizin için tarifsiz cennetler var edecek ve nehirler bahşedecektir.
Elmalılı Hamdi Yazır
Ve size mallar ve oğullarla imdad eylesin ve sizin için Cennetler yapsın, sizin için ırmaklar yapsın
Diyanet İşleri
'Sizi mallarla, oğullarla desteklesin ve sizin için bahçeler var etsin, sizin için ırmaklar var etsin.'
Mehmet Okuyan
Mallarınızı ve çocuklarınızı çoğaltsın; size bahçeler versin; sizin için ırmaklar yapsın (akıtsın)!
Suat Yıldırım
"Size mal ve evlad ihsan buyursun, size bahçeler, ırmaklar, su kanalları nasib etsin."
Elmalılı (sadeleştirilmiş)
Size mallar ve oğullarla yardım etsin ve sizin için cennetler yapsın, sizin için ırmaklar yapsın.
Muhammed Esed
dünyevi servet ve evlat vermek suretiyle size yardım edecek ve size bağlar bahçeler ihsan edecek ve akıp giden sular bağışlayacaktır.
Yaşar Nuri Öztürk
"Sizi, mallar ve oğullarla güçlendirir, size yeşil bahçeler lütfeder. Ve sizin için nehirler akıtır."
Süleymaniye Vakfı
mallarınıza mal, çocuklarınıza çocuk katsın[1]; sizin için bahçeler oluştursun, sizin için ırmaklar da oluştursun.
Süleyman Ateş
'Ve size mallarla, oğullarla yardım etsin, size bahçeler versin, ırmaklar versin'
Nuh 71:13
Cüz: 29 | Sayfa: 570
مَا لَكُمْ لَا تَرْجُونَ لِلّٰهِ وَقَاراًۚ
Ma lekum la tercune lillahi vekara.
Mustafa İslamoğlu
Size ne oluyor da Allah için vakarlı bir tavır takınmıyorsunuz?
Elmalılı Hamdi Yazır
Neye siz ummazsınız Allah için bir vakar
Diyanet İşleri
'Size ne oluyor da Allah için bir vakar (saygınlık, büyüklük) ummuyorsunuz?'
Mehmet Okuyan
Size ne oluyor ki Allah'a büyüklüğü yakıştıramıyorsunuz?[1]
Suat Yıldırım
(13-14) "Neden acaba siz, sizi tavırdan tavıra yaratan Allah'ın büyüklüğünü kabul etmiyorsunuz?"
Elmalılı (sadeleştirilmiş)
Neden siz Allah için bir vakar ummazsınız?
Muhammed Esed
Size ne oluyor ki Allah'ın büyüklüğünü kabul etmiyorsunuz,
Yaşar Nuri Öztürk
"Ne oluyor size de Allah için bir vakar ümidinde olmuyorsunuz?"
Süleymaniye Vakfı
Size ne oluyor da Allah'a saygı gösterme isteği duymuyorsunuz?
Süleyman Ateş
'Size ne oluyor ki, Allah için saygı ummuyorsunuz?'
Nuh 71:14
Cüz: 29 | Sayfa: 570
وَقَدْ خَلَقَكُمْ اَطْوَاراً
Ve kad halakakum etvara.
Mustafa İslamoğlu
Oysa ki sizi uzun süreçler içinde halden hale geçiren yaratan O'dur.
Elmalılı Hamdi Yazır
Yaratmış iken o sizi tavır tavır bu tavra kadar
Diyanet İşleri
'Halbuki, O, sizi evrelerden geçirerek yaratmıştır.'
Mehmet Okuyan
Sizi aşama aşama elbette O yaratmıştır.[1]
Suat Yıldırım
(13-14) "Neden acaba siz, sizi tavırdan tavıra yaratan Allah'ın büyüklüğünü kabul etmiyorsunuz?"
Elmalılı (sadeleştirilmiş)
Oysa O, sizi bu aşamaya kadar aşama aşama yaratmıştır.
Muhammed Esed
sizi(n her birinizi) peşpeşe aşamalardan geçirerek yaratanın O olduğunu gördüğünüz halde?
Yaşar Nuri Öztürk
"O ki, sizi halden hale/evreden evreye geçirerek yarattı."
Süleymaniye Vakfı
Halbuki o sizi evrelerden geçirerek yarattı[1].
Süleyman Ateş
'Oysa O, sizi aşama, aşama yarattı.'
Nuh 71:15
Cüz: 29 | Sayfa: 570
اَلَمْ تَرَوْا كَيْفَ خَلَقَ اللّٰهُ سَبْعَ سَمٰوَاتٍ طِبَاقاًۙ
E lem terev keyfe halakallahu seb'a semavatin tıbaka.
Mustafa İslamoğlu
Allah'ın yedi kat göğü nasıl birbiriyle uyumlu tabakalar halinde yarattığını görmüyor musunuz?
Elmalılı Hamdi Yazır
Görmediniz mi nasıl yaratmış Allah yedi Semayı uygun tabaka tabaka?
Diyanet İşleri
'Görmediniz mi, Allah yedi göğü tabaka tabaka nasıl yaratmıştır?'
Mehmet Okuyan
Görmediniz mi Allah yedi göğü[1] tabaka tabaka (birbiriyle uyumlu)[2] nasıl yaratmıştır!
Suat Yıldırım
Görmez misiniz ki Allah yedi kat göğü tam birbiri ile uyum içinde yarattı?
Elmalılı (sadeleştirilmiş)
Görmediniz mi, Allah'ın yedi göğü nasıl uygun tabakalar halinde yarattığını?
Muhammed Esed
Görmüyor musunuz Allah yedi göğü nasıl birbiriyle uyumlu yaratmıştır,
Yaşar Nuri Öztürk
"Görmediniz mi, Allah yedi göğü ahenkli bir bütün olarak nasıl yarattı?"
Süleymaniye Vakfı
Allah'ın yedi kat göğü tabaka tabaka[1] nasıl yaratmış olduğunu görmediniz mi?
Süleyman Ateş
'Görmediniz mi Allah nasıl yedi göğü birbiri üstünde tabaka tabaka yarattı?'
Nuh 71:16
Cüz: 29 | Sayfa: 570
وَجَعَلَ الْقَمَرَ ف۪يهِنَّ نُوراً وَجَعَلَ الشَّمْسَ سِرَاجاً
Ve cealel kamere fihinne nuren ve cealeş şemse siraca.
Mustafa İslamoğlu
Yine ayı etkili bir ışık (yansıtıcı) kıldığını, güneşi de (ışık kaynağı) tarifsiz bir lamba yaptığını?
Elmalılı Hamdi Yazır
Kameri kılmış içlerinde bir nur, güneşi de kılmış bir lamba
Diyanet İşleri
'Onların içinde nasıl ayı, bir ışık, güneşi de bir kandil yapmıştır?'
Mehmet Okuyan
Onların içinde ayı bir nûr kılmış, güneşi de bir kandil yapmıştır.
Suat Yıldırım
Gökte Ay'ı bir nur, Güneş'i ise lamba yaptı.
Elmalılı (sadeleştirilmiş)
Ayı içlerinde bir ışık, güneşi de bir lamba yapmıştır.
Muhammed Esed
ve onların içine ay'ı (yansıyan) bir ışık olarak yerleştirmiş ve güneşi (ışık saçan) bir lamba yapmıştır?
Yaşar Nuri Öztürk
"Ve Ay'ı, bunlar içinde bir nur yaptı ve Güneş'i bir kandil haline getirdi."
Süleymaniye Vakfı
Onların içinde Ay'ı ışık yansıtıcısı, Güneş'i de ışık kaynağı yapmıştır[1].
Süleyman Ateş
'Ve Ayı bunların içinde nur yaptı. Güneşi de bir lamba yaptı.'
Nuh 71:17
Cüz: 29 | Sayfa: 570
وَاللّٰهُ اَنْبَتَكُمْ مِنَ الْاَرْضِ نَبَاتاًۙ
Vallahu enbetekum minel ardı nebata.
Mustafa İslamoğlu
Ve Allah sizi yerden tarifsiz bir bitirişle bitirmiştir.
Elmalılı Hamdi Yazır
Ve Allah yetiştirdi sizi Arzdan nebat tarziyle
Diyanet İşleri
'Allah, sizi (babanız Adem'i) yerden (bitki bitirir gibi) bitirdi (yarattı.)'
Mehmet Okuyan
Allah sizi de bitki gibi yerden yetiştirmiştir.[1]
Suat Yıldırım
Allah sizi yerden nebat bitirircesine bitirip yetiştirdi.
Elmalılı (sadeleştirilmiş)
Ve Allah, yerden ot bitirir gibi, sizi yetiştirdi.
Muhammed Esed
Ve Allah sizi yerden (tedrici bir şekilde) yeşertip büyütmüştür; ve sonra sizi (öldükten sonra) ona geri döndürecektir:
Yaşar Nuri Öztürk
"Ve Allah sizi bir bitki olarak yerden bitirdi."
Süleymaniye Vakfı
Allah sizi bir bitki gibi, yerden bitirmiştir[1].
Süleyman Ateş
'Allah sizi yerden bir bitki olarak bitirdi.'
Nuh 71:18
Cüz: 29 | Sayfa: 570
ثُمَّ يُع۪يدُكُمْ ف۪يهَا وَيُخْرِجُكُمْ اِخْرَاجاً
Summe yuidukum fiha ve yuhricukum ihraca.
Mustafa İslamoğlu
Ardından sizi oraya geri döndürecek; en sonunda tarifsiz bir çıkarışla yeniden çıkaracaktır.
Elmalılı Hamdi Yazır
Sonra sizi onda geri çevirecek ve çıkaracak sizi bir çıkarış daha
Diyanet İşleri
'Sonra sizi yine oraya döndürecek ve kesinlikle sizi (yeniden) çıkaracaktır.'
Mehmet Okuyan
Sonra sizi yine oraya döndürecek ve sizi yeniden (oradan) çıkartacaktır.[1]
Suat Yıldırım
Sonra sizi tekrar oraya gönderip, yine sizi oradan çıkaracaktır.
Elmalılı (sadeleştirilmiş)
Sonra sizi onda geri çevirecek ve sizi bir çıkarış daha çıkaracak!
Muhammed Esed
(daha sonra) sizi yeniden dirilterek tekrar ortaya çıkaracaktır.
Yaşar Nuri Öztürk
"Sonra sizi yere geri gönderiyor ve sonra bir çıkarışla tekrar çıkarıyor."
Süleymaniye Vakfı
Sonra sizi ona iade edecek ve bir kere daha çıkaracaktır[1].
Süleyman Ateş
'Sonra yine oraya geri çevirecek ve tekrar çıkaracaktır.'
Nuh 71:19
Cüz: 29 | Sayfa: 570
وَاللّٰهُ جَعَلَ لَـكُمُ الْاَرْضَ بِسَاطاًۙ
Vallahu ceale lekumul arda bisata.
Mustafa İslamoğlu
Ve Allah sizin için yeri (döşek gibi) yaymıştır
Elmalılı Hamdi Yazır
Ve Allah sizin için Arzı bir sergi yapmıştır
Diyanet İşleri
(19-20) 'Allah, yeryüzünü sizin için bir sergi yapmıştır ki, oradaki geniş yollarda yürüyesiniz."
Mehmet Okuyan
(19, 20) Ondan geniş yollar edinesiniz diye Allah yeri sizin için yaymıştır."[1]
Suat Yıldırım
(19-20) Allah yeri size bir yaygı yaptı ki onun geniş yollarında yürüyesiniz.
Elmalılı (sadeleştirilmiş)
Allah, yeri sizin için bir sergi yapmıştır.
Muhammed Esed
Ve Allah yeri sizin için genişçe yaymıştır
Yaşar Nuri Öztürk
"Allah size yeryüzünü bir yaygı yaptı,
Süleymaniye Vakfı
Allah, yeryüzünü sizin için bir yaygı yaptı ki[1]
Süleyman Ateş
'Allah, yeri sizin için bir sergi yaptı.'
Nuh 71:20
Cüz: 29 | Sayfa: 570
لِتَسْلُكُوا مِنْهَا سُبُلاً فِجَاجاً۟
Li tesluku minha subulen ficaca.
Mustafa İslamoğlu
ki, geniş yollar bulup onun üzerinden aşabilesiniz diye.
Elmalılı Hamdi Yazır
Gidesiniz diye ondan geniş geniş yollarda
Diyanet İşleri
(19-20) 'Allah, yeryüzünü sizin için bir sergi yapmıştır ki, oradaki geniş yollarda yürüyesiniz."
Mehmet Okuyan
(19, 20) Ondan geniş yollar edinesiniz diye Allah yeri sizin için yaymıştır."[1]
Suat Yıldırım
(19-20) Allah yeri size bir yaygı yaptı ki onun geniş yollarında yürüyesiniz.
Elmalılı (sadeleştirilmiş)
Ondan (açılan) geniş geniş yollarda gidesiniz diye.
Muhammed Esed
ki üzerinde geniş yollardan yürüyüp geçebilesiniz!"
Yaşar Nuri Öztürk
Ki ondan geniş yollar edinip de yürüyesiniz."
Süleymaniye Vakfı
onun geniş yollarından geçip gidesiniz[1]."
Süleyman Ateş
'Ki onda açılan geniş geniş yollarda gidesiniz'."
Nuh 71:21
Cüz: 29 | Sayfa: 570
#rab
قَالَ نُوحٌ رَبِّ اِنَّهُمْ عَصَوْن۪ي وَاتَّبَعُوا مَنْ لَمْ يَزِدْهُ مَالُهُ وَوَلَدُهُٓ اِلَّا خَسَاراًۚ
Kale nuhun rabbi innehum asavni vettebeu men lem yezidhu maluhu ve veleduhu illa hasara.
Mustafa İslamoğlu
Nuh "Rabbim!" dedi, "Onlar bana karşı direndiler, malı ve nesli sadece hüsranını artıran kimselere uydular;
Elmalılı Hamdi Yazır
Nuh dedi ki: Yarab! Ma'lumun onlar bana ısyan ettiler ve malı ve veledi kendisine hasardan başka bir şey arttırmıyan kimsenin ardınca gittiler.
Diyanet İşleri
Nuh, dedi ki: "Rabbim! Gerçekten onlar bana karşı geldiler, malı ve çocuğu ancak kendi hüsranını artıran kimselere uydular."
Mehmet Okuyan
(Söylediklerini dinlememeleri üzerine) Nuh şöyle demişti: "Rabbim! Doğrusu onlar bana karşı geldiler; malı ve çocuğu kendi kaybını artırmaktan başka bir işe yaramayan kimseye uydular.
Suat Yıldırım
Nuh: "Ya Rabbi, dedi, Sen de biliyorsun ki onlar bana isyan ettiler; servet ve evlat çokluğunun kendi ziyanını artırdığı kimselere uydular.
Elmalılı (sadeleştirilmiş)
Nuh dedi ki: "Ey Rabbim! biliyorsun onlar, bana isyan ettiler, malı ve çocuğu kendisine hasardan başka birşey arttırmayan kimsenin ardınca gittiler.
Muhammed Esed
Nuh, "Ey Rabbim!" diye ekledi, "Onlar bana (tamamen) karşı çıktılar, zaten onlar serveti ve çocukları yüzünden hızla yok olmaya doğru giden kimselere uyarlar,
Yaşar Nuri Öztürk
Nuh dedi ki: "Rabbim! Onlar bana isyan ettiler de malı ve çocuğu kendisine hüsrandan başka bir artış getirmeyen kişiye uydular."
Süleymaniye Vakfı
Nuh sözlerine şöyle devam etti: "Rabbim! Onlar bana karşı geldiler; malı ve evladı, sadece hüsranını artıran kişilere uydular[1].
Süleyman Ateş
(Bu öğütlerin hiçbirinin fayda vermediğini gören) Nuh, (Rabbine dönerek): "Rabbim, dedi, onlar bana karşı geldiler de malı ve çocuğu kendisinin ziyanını artırmaktan başka işe yaramayan (şımarık, gururlu) bir adama uydular."
Nuh 71:22
Cüz: 29 | Sayfa: 570
وَمَكَرُوا مَكْراً كُبَّاراًۚ
Ve mekeru mekren kubbara.
Mustafa İslamoğlu
onlar (propaganda yoluyla) korkunç tuzaklar kurdular;
Elmalılı Hamdi Yazır
Ve büyük büyük mekre giriştiler
Diyanet İşleri
"Bunlar da, çok büyük bir tuzak kurdular."
Mehmet Okuyan
Çok büyük tuzaklar da kurdular."
Suat Yıldırım
Büyük hile ve tuzaklar kurdular.
Elmalılı (sadeleştirilmiş)
Büyük büyük hilelere giriştiler.
Muhammed Esed
ve (Sana karşı) en korkunç tuzakları kuranlara,
Yaşar Nuri Öztürk
"Çok büyük hileler sergilediler/çok büyük tuzaklar kurdular."
Süleymaniye Vakfı
Çok büyük planlar kurdular[1].
Süleyman Ateş
"Büyük büyük tuzaklar kurdular."
Nuh 71:23
Cüz: 29 | Sayfa: 570
وَقَالُوا لَا تَذَرُنَّ اٰلِهَتَكُمْ وَلَا تَذَرُنَّ وَداًّ وَلَا سُوَاعاًۙ وَلَا يَغُوثَ وَيَعُوقَ وَنَسْراًۚ
Ve kalu la tezerunne alihetekum ve la tezerrunne vedden ve la suvaan ve la yeguse ve yeuka ve nesra.
Mustafa İslamoğlu
ve "İlahlarınızı asla bırakmayın; bırakmayın Vedd'i, Suva'ı, Yeğus'u, Ye'uk'u ve Nesr'i!" dediler.
Elmalılı Hamdi Yazır
Ve sakın ilahlarınızı bırakmayın ve sakın bırakmayın ne Veddi, ne Suvaı, ne de Yeğusü ve Ye'uku ve Nesri dediler
Diyanet İşleri
"Şöyle dediler: 'Sakın ilahlarınızı bırakmayın. Hele hele Vedd'i, Süva'ı, Yeğus'u, Ye'uk'u ve Nesr'i hiç bırakmayın."
Mehmet Okuyan
Şöyle demişlerdi: "Sakın ilahlarınızı bırakmayın; Vedd'i, Suvâ‘ı, Yeğûs'u, Ye‘ûk'u ve Nesr'i terk etmeyin!"[1]
Suat Yıldırım
"Sakın tanrılarınızdan vazgeçmeyin, Ved, Suva, Yegus, Yeuk ve Nesr'i, bunlardan hiçbirini bırakmayın!" dediler.
Elmalılı (sadeleştirilmiş)
Sakın ilahlarınızı bırakmayın; ne Vedd'i ne Suva'ı, ne Yağus'u, ne Yeuk'u ve ne de Nesr'i dediler.
Muhammed Esed
çünkü onlar (kendilerine uyanlara): 'Tanrılarınızı hiçbir zaman terk etmeyin! Ne Vedd, ne Suva', ne Yeğus, ne Ye'uk ve ne de Nesr'i terk etmeyin!' demişlerdi.
Yaşar Nuri Öztürk
Dediler ki: "İlahlarınızı sakın bırakmayın! Ved'di, Süva'ı asla bırakmayın! Yeğus'u, Yeuk'u, Nesr'i de bırakmayın!"
Süleymaniye Vakfı
"Sakın ilahlarınızı bırakmayın! Vedd'i, Suva'ı, Yeğus'u, Yeuk'u ve Nesr'i asla bırakmayın!" dediler[1].
Süleyman Ateş
Dediler ki: "Tanrılarınızı bırakmayın: Vedd'i, Suva'ı, Yeğus'u, Ye'uk'u ve Nesr'i bırakmayın!"
Nuh 71:24
Cüz: 29 | Sayfa: 570
#rab
وَقَدْ اَضَلُّوا كَث۪يراًۚ وَلَا تَزِدِ الظَّالِم۪ينَ اِلَّا ضَلَالاً
Ve kad edallu kesira, ve la tezidiz zalimine illa dalala.
Mustafa İslamoğlu
Doğrusu böylece onlar bir çoklarını yoldan çıkardılar; Sen de (Allah'ım) bu zalimleri hedeflerinden daha fazla saptır!"
Elmalılı Hamdi Yazır
Ve çoğunu şaşırttılar, sen de zalimleri artırma ancak şaşkınlıkca artır
Diyanet İşleri
"Onlar gerçekten birçoklarını saptırdılar. (Rabbim!) Sen de bu zalimlerin sadece sapıklıklarını artır."
Mehmet Okuyan
(Böylece) onlar elbette çoklarını saptırdılar. (Bunun üzerine Nuh: "Rabbim)! Sen de bu zalimlerin ancak şaşkınlıklarını artır!" (demişti).
Suat Yıldırım
Böylece onlar birçok insanı şaşırttılar. Mademki öyle yaptılar, Sen de bu zalimlerin şaşkınlığını artır ya Rabbi!"
Elmalılı (sadeleştirilmiş)
Çoklarını şaşırttılar. Sen de zalimlerin ancak şaşkınlıklarını artır!"
Muhammed Esed
Onlar böylece çoğu kimseyi saptırdılar, o halde, Sen bu zalimlere yalnızca (özlem duydukları şeylerden) uzaklaşmalarını emret!"
Yaşar Nuri Öztürk
"Çoklarını saptırdılar. Sen de o zalimler için şaşkınlıktan başka bir şeyi artırma."
Süleymaniye Vakfı
Onlar, gerçekten (insanların) çoğunu saptırdılar. (Rabbim!) Sen de yanlışlar içindeki bu kimselerin sadece sapkınlıklarını artır[1]!"
Süleyman Ateş
"(Böylece) Onlar, çok kimseyi yoldan çıkardılar. Sen de o zalimlere şaşkınlıktan başka bir şey artırma."
Nuh 71:25
Cüz: 29 | Sayfa: 570
مِمَّا خَط۪ٓيـَٔاتِهِمْ اُغْرِقُوا فَاُدْخِلُوا نَاراً فَلَمْ يَجِدُوا لَهُمْ مِنْ دُونِ اللّٰهِ اَنْصَاراً
Mimma hatiatihim ugriku fe udhılu naran fe lem yecıdu lehum min dunillahi ensara.
Mustafa İslamoğlu
Onlar günahlarından dolayı boğuldular; dahası (ahirette) ateşe atılacaklar ve Allah dışında kendilerine yardım edecek kimse de bulamayacaklar.
Elmalılı Hamdi Yazır
Bir çok hatiatlarından dolayı suya boğuldular da ateşe atıldılar ve kendilerine Allahın dunünden yardımcılar bulamadılar
Diyanet İşleri
Hataları (küfür ve isyanları) yüzünden suda boğuldular ve cehenneme sokuldular da kendileri için Allah'tan başka yardımcılar bulamadılar.
Mehmet Okuyan
Onlar, günahları yüzünden suda boğuldular ve ateşe sokuldular[1] ve (o zaman) Allah'ın peşi sıra hiçbir yardımcı da bulamadılar (bulamayacaklar).
Suat Yıldırım
Hasılı, birçok suçları sebebiyle suda boğuldular ve cehenneme tıkıldılar! Allah'a karşı, kendilerine yardım edecek bir tek yardımcı bile bulamadılar.
Elmalılı (sadeleştirilmiş)
Bir çok günahları yüzünden suda boğuldular da ateşe atıldılar ve kendilerine Allah'tan başka yardımcılar bulamadılar.
Muhammed Esed
Böylece onlar, günahları yüzünden (büyük bir tufanda) boğuldular ve (öteki dünyanın) ateşinde yanmaya mahkum edildiler; ve kendilerini Allah'a karşı koruyacak bir yardımcı bulamadılar.
Yaşar Nuri Öztürk
Hataları yüzündendir ki boğuldular, ateşe atıldılar. Kendileri için, Allah dışında yardımcılar bulamadılar.
Süleymaniye Vakfı
Onlar, hatalarından dolayı suda boğuldular[1]. Daha sonra ateşe sokulacaklar. Allah ile aralarına girecek yardımcılar da bulamayacaklar.
Süleyman Ateş
Hatalarından dolayı boğuldular, ateşe sokuldular, kendilerine Allah'tan başka yardımcılar da bulamadılar.
Nuh 71:26
Cüz: 29 | Sayfa: 570
#rab
وَقَالَ نُوحٌ رَبِّ لَا تَذَرْ عَلَى الْاَرْضِ مِنَ الْكَافِر۪ينَ دَيَّاراً
Ve kale nuhun rabbi la tezer alel ardı minel kafirine deyyara.
Mustafa İslamoğlu
Nuh "Rabbim!" diye yalvardı, "Yeryüzünde kafirlerden nümunelik tek kişi dahi bırakma!
Elmalılı Hamdi Yazır
Nuh demişti ki: Yarab, bırakma yeryüzünde kafirlerden bir deyyar!
Diyanet İşleri
Nuh, şöyle dedi: "Ey Rabbim! Kafirlerden hiç kimseyi yeryüzünde bırakma!"
Mehmet Okuyan
Nuh demişti ki: "Rabbim! O kâfirlerden kimseyi yeryüzünde bırakma!
Suat Yıldırım
Nuh: "Ya Rabbi, dedi, yeryüzünde dolaşan bir tek kafir bile bırakma!"
Elmalılı (sadeleştirilmiş)
Nuh demişti ki: "Ey Rabbim, yeryüzünde (yurt sahibi) hiçbir kimse bırakma!"
Muhammed Esed
Ve Nuh, "Ey Rabbim!" diye yalvardı: "Yeryüzünde bu hakikati inkar edenlerden hiç kimseyi bırakma:
Yaşar Nuri Öztürk
Nuh şöyle yakardı: "Rabbim! Yeryüzünde, kafirlerden yurt tutacak/gezip dolaşacak hiç kimse bırakma!"
Süleymaniye Vakfı
Nuh (daha önce) şöyle demişti: "Rabbim, kafirlerden yeryüzünde dolaşan tek bir kimse bile bırakma[1]!
Süleyman Ateş
Nuh dedi ki: "Rabbim, yeryüzünde kafirlerden tek kişi bırakma."
Nuh 71:27
Cüz: 29 | Sayfa: 570
اِنَّكَ اِنْ تَذَرْهُمْ يُضِلُّوا عِبَادَكَ وَلَا يَلِدُٓوا اِلَّا فَاجِراً كَفَّاراً
İnneke in tezerhum yudıllu ıbadeke ve la yelidu illa faciren keffara.
Mustafa İslamoğlu
Çünkü eğer Sen onları bırakırsan, Senin kullarını yoldan çıkarmaya (çalışacaklar); onlardan fesatçılar ve küfre saplananlardan başkası doğmayacaktır.
Elmalılı Hamdi Yazır
Zira sen onları bırakırsan kullarını yoldan çıkarıyorlar ve nankör, facirden başka da doğurmuyorlar.
Diyanet İşleri
"Çünkü sen onları bırakırsan, kullarını saptırırlar; sadece ahlaksız ve kafir kimseler yetiştirirler."
Mehmet Okuyan
Şüphesiz ki sen onları bırakırsan kullarını saptırır; sadece ahlaksız, nankör (işler) doğururlar (yaparlar).
Suat Yıldırım
"Zira bırakırsan onlar Senin kullarını, Senin yolundan saptırırlar,ve sadece kendileri gibi kafir, ahlaksız çocuklar dünyaya getirip yetiştirirler."
Elmalılı (sadeleştirilmiş)
Çünkü Sen, onları bırakırsan, kullarını yoldan çıkarıyorlar ve nankör facirden başkasını doğurmuyorlar.
Muhammed Esed
çünkü Sen onları bırakırsan, Sana kulluk edenleri hep saptır(maya çalış)ırlar ve yalnızca fesada ve inatla sürdürülen nankörlüğe sebep olurlar.
Yaşar Nuri Öztürk
"Çünkü eğer sen onları bırakırsan, kullarını saptırırlar ve kötülük üreten nankörden başkasını doğurmazlar."
Süleymaniye Vakfı
Eğer bırakırsan senin kullarını saptırırlar. Bunlar sadece kafirlikte direnen günahkar nesiller meydana getirirler[1].
Süleyman Ateş
"Çünkü sen onları bırakırsan, kullarını şaşırtırlar ve sadece ahlaksız, nankör (insanlar) doğururlar."
Nuh 71:28
Cüz: 29 | Sayfa: 570
#rab
#iman
رَبِّ اغْفِرْ ل۪ي وَلِوَالِدَيَّ وَلِمَنْ دَخَلَ بَيْتِيَ مُؤْمِناً وَلِلْمُؤْمِن۪ينَ وَالْمُؤْمِنَاتِۜ وَلَا تَزِدِ الظَّالِم۪ينَ اِلَّا تَبَاراً
Rabbigfirli ve li valideyye ve li men dehale beytiye mu'minen ve lil mu'minine vel mu'minat ve la tezidiz zalimine illa tebara.
Mustafa İslamoğlu
Rabbim! Beni, ana-babamı ve evime mü'min olarak giren herkesi, dahası tüm mü'min erkekleri ve mü'min kadınları bağışla! Zalimlerinse sadece tükenişini artır!"
Elmalılı Hamdi Yazır
Yarab! Mağfiret buyur bana, ve babama anama, mü'min olarak evime girene ve bütün mü'minin ve mü'minata, zalimleri ise artırma ancak helakça artır
Diyanet İşleri
"Rabbim! Beni, ana babamı, iman etmiş olarak evime girenleri, iman eden erkekleri ve iman eden kadınları bağışla. Zalimlerin de ancak helakini arttır."
Mehmet Okuyan
Rabbim! Beni, ana babamı, iman etmiş olarak evime girenleri, iman eden erkekleri ve iman eden kadınları bağışla! Zalimlerin de ancak helakini artır!"
Suat Yıldırım
"Ya Rabbi, beni, anamı, babamı ve evime mümin olarak girenleri, erkek ve kadın bütün müminleri affeyle. O zalimleri ise, daha da beter eyle, daha da perişan eyle!"
Elmalılı (sadeleştirilmiş)
Ey Rabbim, beni, babamı, annemi, mümin olarak evime gireni, bütün inanan erkekleri ve inanan kadınları bağışla! Zalimlerin ise ancak helakını artır!"
Muhammed Esed
Ey Rabbim! Bana, anneme, babama, evime mümin olarak giren herkese ve (daha sonraki) bütün mümin kadınlara ve erkeklere bağışlayıcılığını göster ve zulüm işleyenleri her zaman helake uğrat!"
Yaşar Nuri Öztürk
"Rabbim! Beni, anne babamı, inanmış olarak evime gireni, tüm inanmış erkekleri ve inanmış kadınları affet! Zalimlerin de sadece helak ve perişanlığını artır!"
Süleymaniye Vakfı
Rabbim! Beni, anamı, babamı, evime mümin olarak girenleri, bütün mümin erkekleri ve mümin kadınları bağışla[1]! Yanlışa dalanların da sadece yıkımlarını artır[2]!"
Süleyman Ateş
Rabbim beni, babamı, anamı, inanarak evime gireni, inanan erkek ve kadınları bağışla; zalimlerin de sadece helakini artır (onların köklerini kurut)!"
Cin 72:1
Cüz: 29 | Sayfa: 571
#rab
قُلْ اُو۫حِيَ اِلَيَّ اَنَّهُ اسْتَمَعَ نَفَرٌ مِنَ الْجِنِّ فَقَالُٓوا اِنَّا سَمِعْنَا قُرْاٰناً عَجَباًۙ
Kul uhıye ileyye ennehustemea neferun minel cinni fe kalu inna semi'na kur'anen aceba.
Mustafa İslamoğlu
De ki: "Bana vahyedildi ki, cinlerden bir kısmı (bu mesaja) kulak vererek, (dostlarına) şöyle dediler: "Gerçekten de biz olağanüstü güzellikte bir hitap dinledik;
Elmalılı Hamdi Yazır
De ki: Vahy olundu bana hakıkat bir takım cinnin dinleyip de şöyle dedikleri: inan olsun biz acaib bir Kur'an dinledik.
Diyanet İşleri
(1-2) (Ey Muhammed!) De ki: "Bana cinlerden bir topluluğun (Kur'an'ı) dinleyip şöyle dedikleri vahyedildi: "Şüphesiz biz doğruya ileten hayranlık verici bir Kur'an dinledik de ona inandık. Artık, Rabbimize hiç kimseyi asla ortak koşmayacağız."
Mehmet Okuyan
(1, 2) De ki: "Cinlerden[1] bir grubun (beni) dinlediği ve şöyle söyledikleri bana vahyolunmuştur: ‘Şüphesiz ki doğruya götüren[2] harikulade bir Kur'an dinledik ve ona inandık; artık Rabbimize hiçbir şeyi ortak koşmayacağız.
Suat Yıldırım
(1-7) De ki: Bana vahyolunduğuna göre bir cin cemaati Kur'an'ı dinledikten sonra şöyle dediler: "Biz gerçekten, doğru yolu gösteren harikulade bir Kur'an dinledik. Bundan böyle Rabbimize asla bir şerik tanımayacağız. Rabbimizin şanı çok yücedir, O ne eş, ne de çocuk edinmiştir. Meğer içimizden birtakım cahiller, Allah hakkında gerçek olmayan sözler söylüyormuş! Biz de saf saf, insanları ve cinleri, Allah hakkında yalan söylemez sanmışız! Meğer bir kısım insanlar cinlerden bazılarına sığınıp, böylece onları daha da azgın hale getirmişler! Onlar da, sizin zannettiğiniz gibi, Allah'ın ölen hiçbir kimseyi diriltmeyeceğini zannetmişler.
Elmalılı (sadeleştirilmiş)
De ki: "Cinlerden bir grubun (Kur'an'ı) dinleyip de şöyle dedikleri bana vahyolundu: "İnan olsun biz acaip bir Kuran dinledik.
Muhammed Esed
De ki: "Tanınmayan/bilinmeyen varlıklardan bir kısmının (bu ilahi kelama) kulak verdikleri ve sonra (arkadaşlarına şöyle) söyledikleri bana vahyedildi: 'Biz olağanüstü güzellikte bir hitabe dinledik,
Yaşar Nuri Öztürk
De ki: "Cinlerden bir topluluğun dinleyip şunu söyledikleri bana vahyolundu: 'Gerçekten biz, hayranlık verici bir Kur'an dinledik."
Süleymaniye Vakfı
De ki: "Bana, bir grup cinin beni dinleyip (diğer cinlere) şöyle dedikleri vahyedildi: 'Biz hayranlık uyandıran bir kur'an /ayet kümesi[1] dinledik[2].
Süleyman Ateş
De ki: Cinlerden bir topluluğun Kur'an dinleyip şöyle dedikleri bana vahyolundu: "Biz harikulade güzel bir Kur'an dinledik.
Cin 72:2
Cüz: 29 | Sayfa: 571
#rab
#iman
يَهْد۪ٓي اِلَى الرُّشْدِ فَاٰمَنَّا بِه۪ۜ وَلَنْ نُشْرِكَ بِرَبِّنَٓا اَحَداًۙ
Yehdi iler ruşdi fe amenna bih, ve len nuşrike bi rabbina ehada.
Mustafa İslamoğlu
doğru bir bilinç inşa eden (bir hitab)... Böylece ona iman ettik: artık asla Rabbimizden başkasına ilahlık yakıştırmayacağız;
Elmalılı Hamdi Yazır
Rüşde irdiriyor, biz de ona iyman eyledik, rabbımıza hiç kimseyi şerik koşmıyacağız
Diyanet İşleri
(1-2) (Ey Muhammed!) De ki: "Bana cinlerden bir topluluğun (Kur'an'ı) dinleyip şöyle dedikleri vahyedildi: "Şüphesiz biz doğruya ileten hayranlık verici bir Kur'an dinledik de ona inandık. Artık, Rabbimize hiç kimseyi asla ortak koşmayacağız."
Mehmet Okuyan
(1, 2) De ki: "Cinlerden[1] bir grubun (beni) dinlediği ve şöyle söyledikleri bana vahyolunmuştur: ‘Şüphesiz ki doğruya götüren[2] harikulade bir Kur'an dinledik ve ona inandık; artık Rabbimize hiçbir şeyi ortak koşmayacağız.
Suat Yıldırım
(1-7) De ki: Bana vahyolunduğuna göre bir cin cemaati Kur'an'ı dinledikten sonra şöyle dediler: "Biz gerçekten, doğru yolu gösteren harikulade bir Kur'an dinledik. Bundan böyle Rabbimize asla bir şerik tanımayacağız. Rabbimizin şanı çok yücedir, O ne eş, ne de çocuk edinmiştir. Meğer içimizden birtakım cahiller, Allah hakkında gerçek olmayan sözler söylüyormuş! Biz de saf saf, insanları ve cinleri, Allah hakkında yalan söylemez sanmışız! Meğer bir kısım insanlar cinlerden bazılarına sığınıp, böylece onları daha da azgın hale getirmişler! Onlar da, sizin zannettiğiniz gibi, Allah'ın ölen hiçbir kimseyi diriltmeyeceğini zannetmişler.
Elmalılı (sadeleştirilmiş)
Doğru yola iletiyor. Biz de ona iman ettik, Rabbimize hiç kimseyi ortak koşmayacağız.
Muhammed Esed
doğru ile eğriyi ayırd etme bilincine bizi ulaştıran (bir hitabe); ve böylece ona iman ettik. Ve artık Rabbimizden başka kimseye asla ilahlık yakıştırmayacağız,
Yaşar Nuri Öztürk
"Doğruya ve hayra kılavuzluyor. Biz de inandık ona. Artık Rabbimize hiç kimseyi asla ortak koşmayacağız."
Süleymaniye Vakfı
O, olgunlaşmaya yönlendiriyor[1]. Ona hemen inanıp güvendik; Rabbimize kimseyi asla ortak koşmayacağız.
Süleyman Ateş
Doğru yola iletiyor, ona inandık. Artık Rabbimize hiç kimseyi ortak koşmayacağız.
Cin 72:3
Cüz: 29 | Sayfa: 571
#rab
وَاَنَّهُ تَعَالٰى جَدُّ رَبِّنَا مَا اتَّخَذَ صَاحِبَةً وَلَا وَلَداًۙ
Ve ennehu teala ceddu rabbina mettehaze sahıbeten ve la veleda.
Mustafa İslamoğlu
ve şu bir hakikat ki, Rabbimizin şanı pek yücedir: O kendisine ne bir eş ne de çocuk edinmiştir.
Elmalılı Hamdi Yazır
Ve doğrusu o rabbımızın şanı çok yüksek, ne bir arkadaş edinmiş ne de bir veled
Diyanet İşleri
"Doğrusu Rabbimizin şanı çok yücedir; ne bir eş edinmiştir, ne de bir çocuk."
Mehmet Okuyan
Eşi de çocuğu da olmayan Rabbimizin şanı çok yücedir.
Suat Yıldırım
(1-7) De ki: Bana vahyolunduğuna göre bir cin cemaati Kur'an'ı dinledikten sonra şöyle dediler: "Biz gerçekten, doğru yolu gösteren harikulade bir Kur'an dinledik. Bundan böyle Rabbimize asla bir şerik tanımayacağız. Rabbimizin şanı çok yücedir, O ne eş, ne de çocuk edinmiştir. Meğer içimizden birtakım cahiller, Allah hakkında gerçek olmayan sözler söylüyormuş! Biz de saf saf, insanları ve cinleri, Allah hakkında yalan söylemez sanmışız! Meğer bir kısım insanlar cinlerden bazılarına sığınıp, böylece onları daha da azgın hale getirmişler! Onlar da, sizin zannettiğiniz gibi, Allah'ın ölen hiçbir kimseyi diriltmeyeceğini zannetmişler.
Elmalılı (sadeleştirilmiş)
Doğrusu O Rabbimizin şanı çok yüksektir, ne bir arkadaş edinmiş, ne de bir çocuk.
Muhammed Esed
çünkü (biliriz ki) Rabbimizin şanı yücedir: O, kendisine ne bir eş, ne de bir erkek çocuk edinmiştir!
Yaşar Nuri Öztürk
"Rabbimizin adı/kudreti/işi/gayreti çok yücedir. O, ne bir dişi dost edinmiştir ne de bir çocuk."
Süleymaniye Vakfı
Şu bir gerçek ki Rabbimizin şanı çok yücedir; o, ne bir eş edinmiştir ne de bir çocuk[1].
Süleyman Ateş
Doğrusu Rabbimizin şanı yücedir. O, eş ve çocuk edinmemiştir.
Cin 72:4
Cüz: 29 | Sayfa: 571
#rab
وَاَنَّهُ كَانَ يَقُولُ سَف۪يهُنَا عَلَى اللّٰهِ شَطَطاًۙ
Ve ennehu kane yekulu sefihuna alallahi şetata.
Mustafa İslamoğlu
Bir başka gerçek de, içimizdeki beyinsiz (kişilerin) Allah'a karşı sorumsuzca konuşması olmuştu.
Elmalılı Hamdi Yazır
Ve doğrusu bizim sefiyh, Allaha karşı saçma söylüyormuş
Diyanet İşleri
"Demek bizim beyinsiz olanımız, Allah hakkında doğruluktan uzak sözler söylüyormuş."
Mehmet Okuyan
İçimizden bir beyinsiz, Allah hakkında asılsız, saçma sözler söylerdi.
Suat Yıldırım
(1-7) De ki: Bana vahyolunduğuna göre bir cin cemaati Kur'an'ı dinledikten sonra şöyle dediler: "Biz gerçekten, doğru yolu gösteren harikulade bir Kur'an dinledik. Bundan böyle Rabbimize asla bir şerik tanımayacağız. Rabbimizin şanı çok yücedir, O ne eş, ne de çocuk edinmiştir. Meğer içimizden birtakım cahiller, Allah hakkında gerçek olmayan sözler söylüyormuş! Biz de saf saf, insanları ve cinleri, Allah hakkında yalan söylemez sanmışız! Meğer bir kısım insanlar cinlerden bazılarına sığınıp, böylece onları daha da azgın hale getirmişler! Onlar da, sizin zannettiğiniz gibi, Allah'ın ölen hiçbir kimseyi diriltmeyeceğini zannetmişler.
Elmalılı (sadeleştirilmiş)
Doğrusu bizim beyinsiz, Allah'a karşı saçma şeyler söylüyormuş.
Muhammed Esed
Ve (şimdi öğreniyoruz ki) aramızdaki beyinsiz (kişi), Allah hakkında asılsız şeyler söylüyordu,
Yaşar Nuri Öztürk
"Doğrusu, bizim beyinsiz, Allah hakkında saçma lakırdı ediyormuş."
Süleymaniye Vakfı
Şu da bir gerçek ki bizim akılsız (İblis)[1], Allah hakkında doğruluktan uzak konuşmalar yapıyormuş[2].
Süleyman Ateş
Meğer bizim beyinsiz (İblis veya cinlerin kafirleri) Allah hakkında saçma şeyler söylüyormuş.
Cin 72:5
Cüz: 29 | Sayfa: 571
#rab
وَاَنَّا ظَنَنَّٓا اَنْ لَنْ تَقُولَ الْاِنْسُ وَالْجِنُّ عَلَى اللّٰهِ كَذِباًۙ
Ve enna zanenna en len tekulel insu vel cinnu alallahi keziba.
Mustafa İslamoğlu
Halbuki biz, ne insanların ne de cinlerin Allah'a iftira edeceğine asla ihtimal vermezdik."
Elmalılı Hamdi Yazır
Ve doğrusu biz, İns ü Cinn Allaha karşı asla yalan söylemez sanmışız
Diyanet İşleri
"Şüphesiz biz, insanların ve cinlerin Allah hakkında asla yalan söylemeyeceklerini sanıyorduk."
Mehmet Okuyan
Biz hiçbir insan ve cinin Allah hakkında yalan söylemeyeceğini sanmıştık.
Suat Yıldırım
(1-7) De ki: Bana vahyolunduğuna göre bir cin cemaati Kur'an'ı dinledikten sonra şöyle dediler: "Biz gerçekten, doğru yolu gösteren harikulade bir Kur'an dinledik. Bundan böyle Rabbimize asla bir şerik tanımayacağız. Rabbimizin şanı çok yücedir, O ne eş, ne de çocuk edinmiştir. Meğer içimizden birtakım cahiller, Allah hakkında gerçek olmayan sözler söylüyormuş! Biz de saf saf, insanları ve cinleri, Allah hakkında yalan söylemez sanmışız! Meğer bir kısım insanlar cinlerden bazılarına sığınıp, böylece onları daha da azgın hale getirmişler! Onlar da, sizin zannettiğiniz gibi, Allah'ın ölen hiçbir kimseyi diriltmeyeceğini zannetmişler.
Elmalılı (sadeleştirilmiş)
Doğrusu biz insanları ve cinleri Allah'a karşı asla yalan söylemez sanmışız.
Muhammed Esed
ve ne insanın ne de (hiçbir) görünmez gücün Allah hakkında yalan uydurmayacağını düşün(mekte yanılmış)tık.
Yaşar Nuri Öztürk
"Biz sanmıştık ki, ne insanlar ne de cinler Allah hakkında asla yalan söylemezler."
Süleymaniye Vakfı
Oysa biz, insanların da cinlerin de Allah hakkında asla yalan söylemeyeceklerini zannederdik[1].
Süleyman Ateş
Biz insanların ve cinlerin, Allah'a karşı yalan söylemeyeceklerini sanmıştık (onun için o beyinsizin sözüne uymuştuk),
Cin 72:6
Cüz: 29 | Sayfa: 571
#rab
وَاَنَّهُ كَانَ رِجَالٌ مِنَ الْاِنْسِ يَعُوذُونَ بِرِجَالٍ مِنَ الْجِنِّ فَزَادُوهُمْ رَهَقاًۙ
Ve ennehu kane ricalun minel insi yeuzune bi ricalin minel cinni fe zaduhum reheka.
Mustafa İslamoğlu
Hiç kuşku yok ki insanlardan bazıları cinlerden bazılarına sığınırlar, bu da onların (cinler karşısındaki) zillet verici edilgenliğini artırır.
Elmalılı Hamdi Yazır
Ve doğrusu İnsten bazı rical, Cinden bazı ricale sığınıyorlardı da onların istiylalarını artırıyorlardı.
Diyanet İşleri
"Doğrusu insanlardan bazı kimseler, cinlerden bazılarına sığınırlardı da, cinler onların taşkınlıklarını artırırlardı."
Mehmet Okuyan
İnsanlardan bazı erkekler, bazı erkek cinlere sığınıyordu da (bu durum onların) sadece azgınlığını artırıyordu.
Suat Yıldırım
(1-7) De ki: Bana vahyolunduğuna göre bir cin cemaati Kur'an'ı dinledikten sonra şöyle dediler: "Biz gerçekten, doğru yolu gösteren harikulade bir Kur'an dinledik. Bundan böyle Rabbimize asla bir şerik tanımayacağız. Rabbimizin şanı çok yücedir, O ne eş, ne de çocuk edinmiştir. Meğer içimizden birtakım cahiller, Allah hakkında gerçek olmayan sözler söylüyormuş! Biz de saf saf, insanları ve cinleri, Allah hakkında yalan söylemez sanmışız! Meğer bir kısım insanlar cinlerden bazılarına sığınıp, böylece onları daha da azgın hale getirmişler! Onlar da, sizin zannettiğiniz gibi, Allah'ın ölen hiçbir kimseyi diriltmeyeceğini zannetmişler.
Elmalılı (sadeleştirilmiş)
Doğrusu insanlardan bazı erkekler cinlerden bazı erkeklere sığınırlardı da onların istilalarını artırıyorlardı.
Muhammed Esed
Gerçi bazı insanların (bu tür) görünmez güçlere sığındığı (her zaman vaki) olurdu; ama bunlar yalnızca onların şaşkınlığını arttırdı.
Yaşar Nuri Öztürk
"Gerçek şu ki, insanlardan bazı erkekler, cinlerden bazı erkeklere/cinlerin şerrinden bazı erkeklere sığınırlardı da onların şımarıklık ve azgınlığını artırırlardı."
Süleymaniye Vakfı
Şu da bir gerçek ki insanlardan bazı adamlar, cinlerden bazı adamlara sığınıyor, böylece onların etkilerini artırıyorlardı[1].'"
Süleyman Ateş
Doğrusu insanlardan bazı erkekler, cinlerden bazı erkeklere sığınırlardı da onların şımarıklığını artırırlardı.
Cin 72:7
Cüz: 29 | Sayfa: 571
#rab
وَاَنَّهُمْ ظَنُّوا كَمَا ظَنَنْتُمْ اَنْ لَنْ يَبْعَثَ اللّٰهُ اَحَداًۙ
Ve ennehum zannu kema zanentum en len yeb'asallahu ehada.
Mustafa İslamoğlu
Öyle ki o sapık insanlar, tıpkı sizin sandığınız gibi Allah'ın hiç kimseyi elçi göndermeyeceğini sanmışlardı.
Elmalılı Hamdi Yazır
Ve doğrusu onlar sizin zann ettiğiniz gibi zann etmişlerdi ki: Allah ebeda hiçbir kimseyi ba's etmiyecek.
Diyanet İşleri
"Gerçekten onlar da, sizin sandığınız gibi, Allah'ın hiç kimseyi öldükten sonra tekrar diriltmeyeceğini sanmışlardı."
Mehmet Okuyan
Onlar da sizin sandığınız gibi, Allah'ın kimseyi (elçi) olarak göndermeyeceğini sanmışlardı.
Suat Yıldırım
(1-7) De ki: Bana vahyolunduğuna göre bir cin cemaati Kur'an'ı dinledikten sonra şöyle dediler: "Biz gerçekten, doğru yolu gösteren harikulade bir Kur'an dinledik. Bundan böyle Rabbimize asla bir şerik tanımayacağız. Rabbimizin şanı çok yücedir, O ne eş, ne de çocuk edinmiştir. Meğer içimizden birtakım cahiller, Allah hakkında gerçek olmayan sözler söylüyormuş! Biz de saf saf, insanları ve cinleri, Allah hakkında yalan söylemez sanmışız! Meğer bir kısım insanlar cinlerden bazılarına sığınıp, böylece onları daha da azgın hale getirmişler! Onlar da, sizin zannettiğiniz gibi, Allah'ın ölen hiçbir kimseyi diriltmeyeceğini zannetmişler.
Elmalılı (sadeleştirilmiş)
Doğrusu onlar sizin sandığınız gibi sanmışlardı ki, Allah hiçbir kimseyi asla peygamber göndermeyecek.
Muhammed Esed
O kadar ki, sizin (vaktiyle) düşündüğünüz gibi, onlar da Allah'ın hiç kimseyi (yeniden) asla (elçi olarak) göndermeyeceğini düşünmeye başladılar.
Yaşar Nuri Öztürk
"Onlar, tıpkı sizin sandığınız gibi, Allah'ın hiç kimseyi asla diriltmeyeceğini/peygamber göndermeyeceğini sanmışlardı."
Süleymaniye Vakfı
(De ki "Bana şu da vahyedildi: Ey müşrikler!) Sizin zannettiğiniz gibi, bazı cinler de Allah'ın hiç kimseyi asla diriltmeyeceğini zannediyorlar[1]."
Süleyman Ateş
Onlar da sizin sandığınız gibi Allah'ın hiç kimseyi diriltmeyeceğini sanmışlardı.
Cin 72:8
Cüz: 29 | Sayfa: 571
وَاَنَّا لَمَسْنَا السَّمَٓاءَ فَوَجَدْنَاهَا مُلِئَتْ حَرَساً شَد۪يداً وَشُهُباًۙ
Ve enna le mesnes semae fe vecednaha muliet haresen şediden ve şuhuba.
Mustafa İslamoğlu
(Yine cinler şöyle dediler): "Gerçek şu ki biz göğü yokladık, ama onu tam donanımlı bir koruma ordusu ve tarifsiz bir göktaşı sağanağıyla dopdolu bulduk;
Elmalılı Hamdi Yazır
Ve doğrusu biz o Semayı yokladık da onu öyle bulduk ki şiddetli muhafızlar ve şihablarla doldurulmuş
Diyanet İşleri
"Kuşkusuz biz göğe ulaşmak istedik, fakat onu çetin bekçilerle ve yakıcı ışıklarla dolu bulduk."
Mehmet Okuyan
Biz göğü de yokladık fakat onu güçlü koruyucularla, ışık hüzmeleriyle doldurulmuş bulduk.
Suat Yıldırım
-"Biz göğe çıkmak istedik: Bir de ne görelim: orası sert ve kuvvetli bekçiler, şihablar, alevler, (roket gibi mermiler)le dolu!
Elmalılı (sadeleştirilmiş)
Doğrusu biz o göğü yokladık da onu kuvvetli muhafızlar ve atılmaya hazır ateşin aleviyle doldurulmuş bulduk.
Muhammed Esed
Ve (zaman oldu) biz göğe uzandık ama onu güçlü muhafızlar ve alevlerle dolu bulduk,
Yaşar Nuri Öztürk
"Biz göğe gerçekten dokunduk da onu titiz ve güçlü bekçilerle ve kayıp giden ışınlarla/alevlerle doldurulmuş bulduk."
Süleymaniye Vakfı
(Cinler şunları da dediler:) "Biz göğe (onun kapılarına) dokunduk; ama orayı güçlü koruyucularla ve ışınlarla dolu bulduk[1].
Süleyman Ateş
Biz göğe dokunduk, onu kuvvetli bekçilerle ve ışınlarla doldurulmuş bulduk.
Cin 72:9
Cüz: 29 | Sayfa: 571
وَاَنَّا كُنَّا نَقْعُدُ مِنْهَا مَقَاعِدَ لِلسَّمْعِۜ فَمَنْ يَسْتَمِعِ الْاٰنَ يَجِدْ لَهُ شِهَاباً رَصَداًۙ
Ve enna kunna nak'udu minha mekaıde lis sem'i fe men yestemiıl ane yecid lehu şihaben rasada.
Mustafa İslamoğlu
halbuki vaktiyle biz onun uygun yerlerinde (haber) dinlemek için otururduk; ne var ki şimdi (bizden) her kim dinlemeye kalksa, derhal karşısında hedefe kilitli bir ateş topu buluyor.
Elmalılı Hamdi Yazır
Ve doğrusu biz ondan dinlemek için bazı mevkı'lere otururduk fakat şimdi her kim dinliyecek olursa onun için gözeten bir şihab buluyor.
Diyanet İşleri
"Halbuki biz, (daha önce) göğün bazı yerlerinde gayb haberlerini dinlemek için otururduk. Fakat şimdi her kim dinlemeye kalkacak olursa, kendini gözetleyen yakıcı bir ışık bulur."
Mehmet Okuyan
(Oysa) biz (haber) dinlemek için göğün (çeşitli) yerlerinde oturuyorduk fakat şimdi kim (haber) dinlemek isterse, kendisini takip eden bir alev hüzmesi bulu(yo)r.[1]
Suat Yıldırım
"Önceleri biz göğün bazı yerlerinde oturup dinleme merkezleri edinirdik. Ama şimdi kim dinlemeye kalkışırsa, derhal kendini gözetleyip izleyen bir alevle karşılaşıyor.
Elmalılı (sadeleştirilmiş)
Doğrusu biz dinlemek için onun bazı mevkilerinde otururduk. Fakat şimdi her kim dinleyecek olursa, kendisini gözetleyen bir alev buluyor.
Muhammed Esed
halbuki onu(n gizlediği her sırrı) dinleyebileceğimiz (uygun) yerlere kurulmuştuk ve şimdi (veya başka zaman) onu dinlemeye çalışan herkes (aynı şekilde) kendisini bekleyen bir alev ile karşılaşacaktır!
Yaşar Nuri Öztürk
"Biz eskiden, onun, dinlemek için oturulan yerlerinde otururduk. Ama şu anda kim dinlemeye kalksa kendisini gözetleyen bir alev/ışık bulur."
Süleymaniye Vakfı
Halbuki biz (büyük melekler topluluğunu) dinlemek için oradaki oturma yerlerine otururduk. Şimdi kim dinlemeye kalksa kendini gözleyen bir ışın buluyor[1].
Süleyman Ateş
Ve biz onun dinlemeğe mahsus olan oturma yerlerinde oturur (gayb haberlerini dinlemeğe çalışır)dık. Artık şimdi kim dinlemek istese, kendisini gözetleyen bir ışın bulur.
Cin 72:10
Cüz: 29 | Sayfa: 571
وَاَنَّا لَا نَدْر۪ٓي اَشَرٌّ اُر۪يدَ بِمَنْ فِي الْاَرْضِ اَمْ اَرَادَ بِهِمْ رَبُّهُمْ رَشَداًۙ
Ve enna la nedri eşerrun uride bi men fil ardı em erade bi him rabbuhum reşeda.
Mustafa İslamoğlu
Ve anladık ki, gerçekte biz (gaybı) bilmiyormuşuz; (mesela) şu yerdekilere şer mi murad edilmiş, yoksa Rableri onları doğru bir bilince ulaştırmayı mı murad etmiş?
Elmalılı Hamdi Yazır
Ve doğrusu biz bilmeyiz o Arzdaki kimselere bir şer mi irade edilmiştir, yoksa rabları onlara bir hayır mı murad etmiştir
Diyanet İşleri
"Hakikaten biz bilmiyoruz, yeryüzündekilere kötülük mü istendi, yoksa Rableri onlara bir hayır mı diledi?"
Mehmet Okuyan
(Artık) yeryüzündekilere kötülük mü edildiğini, yoksa Rablerinin onlara bir hayır mı dilediğini bilemiyoruz.
Suat Yıldırım
"Doğrusu, iyi anlayamadık: Yerde oturanlara fenalık mı irade edildi, yoksa Rab'leri onlar hakkında hayır ve hidayet mi diledi, bilemiyoruz."
Elmalılı (sadeleştirilmiş)
Doğrusu biz bilmiyoruz, o yeryüzündeki kimselere bir kötülük mü arzu edilmiştir, yoksa Rableri onlara bir hayır mı dilemiştir.
Muhammed Esed
Ve (şimdi anladık ki) biz (yaratılmış varlıklar,) yeryüzünde yaşayanlar için kötü bir akibetin hazırlanıp hazırlanmadığını, yahut Rablerinin onları doğru ile eğriyi ayırd etme bilinciyle donatmak isteyip istemediğini bilmiyoruz
Yaşar Nuri Öztürk
"Doğrusu, bilmiyoruz, yeryüzündeki şuurlulara şer mi istendi, yoksa Rableri onlar için doğru ve güzel olanı mı istemiştir."
Süleymaniye Vakfı
Biz (bu engellemenin sebebini) bir türlü anlayamıyoruz: Yeryüzündekiler için bir şer mi istendi, yoksa Rableri onları olgunlaştırmak mı istedi?
Süleyman Ateş
Bilmiyoruz bununla yeryüzündekilere kötülük mü (yapılmak) istendi, yoksa Rabbleri onları doğruya mı iletmek diledi.
Cin 72:11
Cüz: 29 | Sayfa: 571
وَاَنَّا مِنَّا الصَّالِحُونَ وَمِنَّا دُونَ ذٰلِكَۜ كُنَّا طَرَٓائِقَ قِدَداًۙ
Ve enna minnes salihune ve minna dune zalik, kunna taraika kıdeda.
Mustafa İslamoğlu
Nitekim bizden iyi olanlar var, ama bizden öyle olmayanlar da var: zaten öteden beri biz hep birbirine aykırı yollar izlemişiz.
Elmalılı Hamdi Yazır
Ve doğrusu bizler: bizlerden salih olanlar da var, olmıyanlar da var dilim dilim tarikatler olmuşuz
Diyanet İşleri
"Doğrusu içimizde salih olanlar da var, olmayanlar da. Ayrı ayrı yollar tutmuşuz."
Mehmet Okuyan
İçimizden iyiler de başkaları (kötüler) de var. Hepimiz türlü türlü yollar tutmuştuk.
Suat Yıldırım
"Bizden iyi kimseler olduğu gibi, iyi olmayanlar da var. Biz türlü türlü yollar tutmuşuz.
Elmalılı (sadeleştirilmiş)
Doğrusu bizler: Bizlerden iyi olanlar da var, olmayanlar da var. Dilim dilim tarikatlar olmuşuz.
Muhammed Esed
tıpkı, içimizden bazıları (nasıl) dürüst ve erdemli olurken bazılarımızın da bunun (çok çok) aşağısında kaldı(ğını bilmediğimiz gibi). Biz her zaman birbirinden çok farklı yollar/yöntemler izledik.
Yaşar Nuri Öztürk
"Şu da bir gerçek ki, bizden hayra yönelenler/barışçılar vardır; ama bizden, başka türlü olanlar da vardır. Dilim dilim yollar olmuşuz biz."
Süleymaniye Vakfı
Biz (gördük ki) içimizde iyiler de var, öyle olmayanlar da. Biz ayrı ayrı yollardaymışız[1].
Süleyman Ateş
Bize gelince, bizden iyiler de var ve bizden başka türlü olan da var. Biz çeşitli yollara ayrıldık.
Cin 72:12
Cüz: 29 | Sayfa: 571
وَاَنَّا ظَنَنَّٓا اَنْ لَنْ نُعْجِزَ اللّٰهَ فِي الْاَرْضِ وَلَنْ نُعْجِزَهُ هَرَباًۙ
Ve enna zanenna en len nu'cizallahe fil ardı ve len nu'cizehu hereba.
Mustafa İslamoğlu
Ve nihayet aklımız kesti ki, yeryüzünde asla Allah'a üstün gelemeyiz ve O'ndan asla kaçıp kurtulamayız.
Elmalılı Hamdi Yazır
Ve doğrusu biz anladık ki Allahı Arzda acze düşürmemize ihtimal yok, kaçmakla da onu asla aciz bırakamayız
Diyanet İşleri
"Muhakkak ki biz Allah'ı yeryüzünde aciz bırakamayacağımızı, kaçarak da onu aciz bırakamayacağımızı anladık."
Mehmet Okuyan
Allah'ı yeryüzünde asla aciz bırakamayacağımızı ve başka yere kaçmakla da (kurtulamayacağımızı) iyice anladık.[1]
Suat Yıldırım
Şunu da anladık ki, biz yerde Allah'ın iradesine karşı koyamayacağımız gibi, kaçmaya teşebbüs etmekle de O'nun elinden yakamızı kurtaramayız.
Elmalılı (sadeleştirilmiş)
Doğrusu biz anladık ki, Allah'ı yeryüzünde aciz bırakmamıza ihtimal yok, kaçmakla da O'nu asla aciz bırakamayız.
Muhammed Esed
Ve sonunda anladık ki yeryüzünde (hayat sürerken) Allah'a asla üstün gelemeyiz ve (yine anladık ki) (hayattan) kaçarak da O'nun hükmünden kurtulamayız.
Yaşar Nuri Öztürk
"Ve biz şunu sezdik: "Biz yeryüzünde Allah'ı asla aciz bırakamayız; kaçarak da onu aciz bırakamayız."
Süleymaniye Vakfı
Biz yeryüzünde Allah'ı asla aciz bırakamayacağımızı da (oradan) kaçmakla onu asla aciz bırakamayacağımızı da anladık[1]
Süleyman Ateş
Biz yeryüzünde Allah'ı aciz bırakamayacağımızı (yerden) kaçmakla da O'nu aciz bırak(ıp O'ndan kurtul)amayacağımızı anladık.
Cin 72:13
Cüz: 29 | Sayfa: 571
#rab
#iman
وَاَنَّا لَمَّا سَمِعْنَا الْهُدٰٓى اٰمَنَّا بِه۪ۜ فَمَنْ يُؤْمِنْ بِرَبِّه۪ فَلَا يَخَافُ بَخْساً وَلَا رَهَقاًۙ
Ve enna lemma semi'nel huda amenna bih, fe men yu'min bi rabbihi fe la yehafu bahsen ve la reheka.
Mustafa İslamoğlu
İşte tam da bu yüzden biz, ilahi rehberliği işitir işitmez ona inandık; artık kim Rabbine inanırsa, o ne bir ziyana uğrar, ne de gazaba.
Elmalılı Hamdi Yazır
Ve doğrusu biz o hidayet rehberini dinlediğimizde ona iyman ettik, her kim o rabbına iyman ederse artık ne hakkı yenmek ne de istiyla olunmak korkusu kalmaz
Diyanet İşleri
"Gerçekten biz hidayet rehberini (Kur'an'ı) işitince ona inandık. Kim Rabbine inanırsa, artık ne hakkının eksik verilmesinden, ne de haksızlığa uğramaktan korkar."
Mehmet Okuyan
Şüphesiz ki artık biz o rehberi (Kur'an'ı) duyunca ona iman ettik. Rabbine güvenen kişi, kendisine herhangi bir zarar verilmesinden de haksızlığa uğratılmaktan da korkmaz.
Suat Yıldırım
Biz hidayet Rehberini dinleyince onu tasdik ettik. Kim Rabbine iman ederse, ne hakkının eksik verilmesinden, ne de gadre uğramaktan asla endişesi kalmaz."
Elmalılı (sadeleştirilmiş)
Doğrusu biz o hidayet rehberini dinlediğimizde ona iman ettik. Her kim O Rabbine iman ederse artık ne hakkı yenmek ne de istila olunmak korkusu kalmaz.
Muhammed Esed
Bu nedenle, (Allah'ın) rehberliği(ne çağrıyı) duyar duymaz ona inanmaya başladık. Rabbine inanan kimse hiçbir zaman ziyana veya haksızlığa uğrama korkusu duymaz.
Yaşar Nuri Öztürk
"Biz, doğruya ve güzele kılavuzlayanı dinleyince, ona inandık. Rabbine inanan kişi ne hakkının eksik verilmesinden korkar ne de tecavüze uğrayıp kuşatılmaktan."
Süleymaniye Vakfı
Biz o Rehberi (Kur'an'ı) dinleyince ona inandık[1]. Artık (iyice anladık ki) kim Rabbine inanıp güvenirse ne hakkının yenmesinden korkar ne de etki altında kalmaktan[2].
Süleyman Ateş
Biz, yol gösteren (Kur'an)ı işitince ona inandık. Kim Rabbine inanırsa (ne hakkının) eksik verilmesinden, ne de kendisine kötülük edilmesinden korkar.
Cin 72:14
Cüz: 29 | Sayfa: 572
وَاَنَّا مِنَّا الْمُسْلِمُونَ وَمِنَّا الْقَاسِطُونَۜ فَمَنْ اَسْلَمَ فَاُو۬لٰٓئِكَ تَحَرَّوْا رَشَداً
Ve enna minnel muslimune ve minnel kasitun, fe men esleme fe ulaike teharrev reşeda.
Mustafa İslamoğlu
Bununla beraber, içimizden Allah'a tam teslim olanlar da var, kendisine kötülük edenler de; ama her kim Allah'a teslim olursa, işte onlar doğru bir bilinç inşa etmenin hakkını verenlerdir.
Elmalılı Hamdi Yazır
Ve doğrusu bizler: bizlerden müslimler de var, haksızlar da var, müslim olanlar, işte onlar rüşd-ü savabı arıyanlardır
Diyanet İşleri
"Kuşkusuz içimizde müslüman olanlar da var, hak yoldan sapanlar da var. Kim müslüman olursa, işte onlar doğruyu arayıp bulmuşlardır."
Mehmet Okuyan
İçimizden (Allah'a) teslim olanlar da yoldan sapanlar[1] da var. (Allah'a) teslim olanlar, doğru yolu arayıp (bulmuş olan)lardır.[2]
Suat Yıldırım
"Bizden Allah'a itaat edenlerin yanında, hak yoldan sapan kafirler de var. Allah'a itaat ve teslimiyet gösterenler, doğru yolu arayanlardır."
Elmalılı (sadeleştirilmiş)
Ve doğrusu bizler: Bizlerden müslümanlar da var, bizlerden haksızlar da var. Müslüman olanlar, işte onlar doğru yolu arayanlardır.
Muhammed Esed
Ama içimizde kendilerini Allah'a teslim edenler bulun(duğu doğrud)ur, tıpkı kendilerini zulme kaptıranlar bulunduğu gibi. Kendilerini Allah'a teslim edenler doğru ile eğriyi ayırd etme bilincine ulaşanlardır;
Yaşar Nuri Öztürk
"Nihayet, bizden Allah'a teslim olanlar da var, haksızlığa sapıp çizgiden çıkanlar da var. Allah'a teslim olanlar, işte onlar, doğruyu ve hayrı aramışlardır.
Süleymaniye Vakfı
İçimizden müslümanlar /Allah'a teslim olanlar da var, hak hukuk tanımayanlar da[1]. Kim Allah'a teslim olursa işte onlar olgunluğu arayanlardır[2].
Süleyman Ateş
Ve biz, bizden müslümanlar da var ve bizden doğru yoldan sapanlar da var. Kimler müslüman olursa işte onlar doğru yolu aramışlardır.
Cin 72:15
Cüz: 29 | Sayfa: 572
وَاَمَّا الْقَاسِطُونَ فَكَانُوا لِجَهَنَّمَ حَطَباًۙ
Ve emmel kasitune fe kanu li cehenneme hataba.
Mustafa İslamoğlu
Kendisine kötülük edenlere gelince: sonunda onlar cehenneme odun olacaklar."
Elmalılı Hamdi Yazır
Amma haksızlar Cehenneme odun olmuşlardır
Diyanet İşleri
"Hak yoldan sapanlara gelince, onlar cehenneme odun olmuşlardır."
Mehmet Okuyan
Yoldan sapanlar ise cehennem için yakıt olmuş (olacaklardır)."
Suat Yıldırım
"Hak yoldan sapanlar ise, cehennem odunu olurlar."
Elmalılı (sadeleştirilmiş)
Ama haksızlar, cehenneme odun olmuşlardır!"
Muhammed Esed
ama kendilerini zulme kaptıranlar yalnızca cehennem (ateşi) için yakıt oldular!'"
Yaşar Nuri Öztürk
"Haksızlığa sapanlar ise cehenneme odun olmuşlardır."
Süleymaniye Vakfı
Hak hukuk tanımayanlar ise Cehenneme odun olurlar[1]."
Süleyman Ateş
Hak yoldan sapanlar ise cehenneme odun olmuşlardır."
Cin 72:16
Cüz: 29 | Sayfa: 572
Ekonomi ve Ticaret
#rab
#rızık_nimet
وَاَنْ لَوِ اسْتَقَامُوا عَلَى الطَّر۪يقَةِ لَاَسْقَيْنَاهُمْ مَٓاءً غَدَقاًۙ
Ve en levistekamu alet tarikati le eskaynahum maen gadeka.
Mustafa İslamoğlu
İmdi, eğer onlar yolda doğru dürüst giderlerse, elbet Biz de onları bitimsiz bir suyla sularız;
Elmalılı Hamdi Yazır
Ve hakıkat o tarikat üzere istikametle gitselerdi elbette kendilerini bol bir su ile suvarırdık
Diyanet İşleri
(16-17) Yine de ki: "Bana şöyle de vahyedildi: 'Eğer yolda dosdoğru olurlarsa, mutlaka onlara bol yağmur yağdırırız ki bununla onları imtihan edelim. Kim Rabbinin zikrinden (Kur'an'dan) yüz çevirirse, Rabbi onu gittikçe yükselen bir azaba sokar."
Mehmet Okuyan
(16, 17) Doğru yolda olsalardı, kendilerini nimetler içerisinde imtihan edelim diye onlara bol su verirdik. Zaten kim Rabbinin zikrinden (Kur'an'dan) yüz çevirirse, Allah onu şiddeti artan bir azaba sürükler.[1]
Suat Yıldırım
Allah Teala şöyle buyurur: "Eğer insanlar ve cinler, Allah'ın yolunda dosdoğru yürüselerdi, onlara bol yağmur verir, rızıklarını bollaştırırdık.
Elmalılı (sadeleştirilmiş)
Onlar gerçekten o yol üzere dosdoğru gitselerdi, elbette kendilerini bol bir su ile suvarırdık.
Muhammed Esed
Öyleyse, (bilin ki) onlar, (çağrımızı duyanlar,) şaşmadan (doğru) yoldan gidecek olurlarsa kendilerine sınırsız nimetler yağdıracağız,
Yaşar Nuri Öztürk
Eğer yolda, kıvamında yürüselerdi, onları bol bir su ile suvarırdık,
Süleymaniye Vakfı
Şurası bir gerçek ki eğer onlar yolda dosdoğru gitselerdi onlara bol bol su verirdik[1].
Süleyman Ateş
Şayet yolda doğru gitselerdi onlara bol su verirdik (rızıklarını bollaştırırdık).
Cin 72:17
Cüz: 29 | Sayfa: 572
#rab
لِنَفْتِنَهُمْ ف۪يهِۚ وَمَنْ يُعْرِضْ عَنْ ذِكْرِ رَبِّه۪ يَسْلُكْهُ عَذَاباً صَعَداًۙ
Li neftinehum fih, ve men yu'rıd an zikri rabbihi yeslukhu azaben saada.
Mustafa İslamoğlu
(bunu, nimet) içinde yüzdürerek sınamak için (yaparız); ama Rabbinin vahyinden yüz çeviren kimseyi de pek zorlu bir mahrumiyete mahkum ederiz.
Elmalılı Hamdi Yazır
Ki onları onun içinde imtihan edelim, her kim de rabbının zikrinden yüz çevirirse o onu gittikçe yükselen bir azaba sokar
Diyanet İşleri
(16-17) Yine de ki: "Bana şöyle de vahyedildi: 'Eğer yolda dosdoğru olurlarsa, mutlaka onlara bol yağmur yağdırırız ki bununla onları imtihan edelim. Kim Rabbinin zikrinden (Kur'an'dan) yüz çevirirse, Rabbi onu gittikçe yükselen bir azaba sokar."
Mehmet Okuyan
(16, 17) Doğru yolda olsalardı, kendilerini nimetler içerisinde imtihan edelim diye onlara bol su verirdik. Zaten kim Rabbinin zikrinden (Kur'an'dan) yüz çevirirse, Allah onu şiddeti artan bir azaba sürükler.[1]
Suat Yıldırım
Bu nimetimiz onları imtihan etmek içindir. Kim Rabbini hatırlamaktan yüz çevirirse Allah onu gitgide artan çetin bir azaba sokar.
Elmalılı (sadeleştirilmiş)
Onları onun içinde imtihan edelim diye. Her kim de Rabbini anmaktan yüz çevirirse O, onu gittikçe yükselen bir azaba sokar.
Muhammed Esed
ve onları bu yolla deneyeceğiz çünkü Rabbini anmaktan uzaklaşanı Allah, en şiddetli azaba uğratır.
Yaşar Nuri Öztürk
Ki onları, onun içinde imtihan edelim. Kim Rabbinin zikrinden/Kur'an'dan yüz çevirirse Rabbi onu, gittikçe yükselen bir azaba sokar.
Süleymaniye Vakfı
Bu, onları, bununla (nimetlerle) imtihan etmemiz içindir[1]. Kim Rabbinin zikrinden (Kitabından) yüz çevirirse Rabbi onu, gittikçe artan bir azaba sürükler[2].
Süleyman Ateş
Ki onları, onunla sınayalım. Kim Rabbini anmaktan yüz çevirirse (Rabbi) onu, alt eden bir azaba sokar.
Cin 72:18
Cüz: 29 | Sayfa: 572
وَاَنَّ الْمَسَاجِدَ لِلّٰهِ فَلَا تَدْعُوا مَعَ اللّٰهِ اَحَداًۙ
Ve ennel mesacide lillahi fe la ted'u maallahi ehada.
Mustafa İslamoğlu
Yine (bana vahyedildi ki), kesinlikle ibadethaneler Allah'a mahsustur; öyleyse Allah'ın yanı sıra başka hiç kimseye yalvarıp yakarmayın!
Elmalılı Hamdi Yazır
Ve hakıkat mescidler hep Allah içindir, o halde Allahın yanında başka birine dua etmeyin
Diyanet İşleri
"Şüphesiz mescitler, Allah'ındır. O halde, Allah ile birlikte hiç kimseye kulluk etmeyin."
Mehmet Okuyan
Şüphesiz ki mescitler Allah'a aittir. Allah ile birlikte kimseye yalvarmayın![1]
Suat Yıldırım
Şüphesiz ki mescidler Allah'ındır (secdeler O'na mahsustur). Öyleyse sakın Allah'tan başka hiçbir tanrıya dua ve ibadet etmeyin!"
Elmalılı (sadeleştirilmiş)
Şüphesiz ki, mescitler hep Allah içindir, o halde Allah'ın yanında başka birine dua etmeyin!
Muhammed Esed
Ve (bilin ki) kulluk (yalnızca) Allah'a mahsustur. O halde Allah'ın yanısıra başka hiç kimseye yalvarıp yakarmayın!
Yaşar Nuri Öztürk
Hiç kuşkusuz, mescitler/secdeler Allah içindir. O halde, Allah ile birlikte bir başkasına yakarmayın/Allah'ın yanında bir başkası için çağrıda bulunmayın.
Süleymaniye Vakfı
(Bana şunlar da vahyedildi:) Mescitler Allah'ındır[1]. Öyleyse Allah ile birlikte hiç kimseyi yardıma[2] çağırmayın[3]!
Süleyman Ateş
Mescidler, Allah'a mahsustur. Allah ile beraber hiç kimseye yalvarmayın.
Cin 72:19
Cüz: 29 | Sayfa: 572
وَاَنَّهُ لَمَّا قَامَ عَبْدُ اللّٰهِ يَدْعُوهُ كَادُوا يَكُونُونَ عَلَيْهِ لِبَداًۜ۟
Ve ennehu lemma kame abdullahi yeduhu kadu yekunune aleyhi libeda.
Mustafa İslamoğlu
Ne var ki Allah'ın kulu O'na davete kalkmaya görsün; hemen yek vücut olup üzerine çullanıverirlerdi.
Elmalılı Hamdi Yazır
Ve filhakıka o Allahın kulu kalkmış ona dua ederken üzerine keçeleneyazdılar
Diyanet İşleri
"Allah'ın kulu (Muhammed), O'na ibadet etmek için kalktığında cinler nerede ise (Kur'an'ı dinlemek için kalabalıktan) onun etrafında birbirlerine geçiyorlardı.
Mehmet Okuyan
Allah'ın kulu, O'na davet için kalktığında (yoldan sapanlar) neredeyse onun üzerine çullanırlardı.
Suat Yıldırım
Ne tuhaftır ki, işi tam tersine çevirip, Allah'ın has kulu, bir olan Allah'a ibadete kalkınca, başına öyle bir üşüştüler ki nerdeyse birbirlerini çiğneyeceklerdi.
Elmalılı (sadeleştirilmiş)
Allah'ın kulu kalkmış O'na dua ederken neredeyse onun etrafında keçeler gibi birbirlerine geçeceklerdi.
Muhammed Esed
Ama ne zaman Allah'ın bir kulu O'na ibadet etmek için ayağa kalksa, o (hakikati inkar ede)nler hep birlikte etrafını telaşla kuşatırlardı.
Yaşar Nuri Öztürk
Allah'ın kulu kalkmış O'na yakarırken, onlar onun üzerine keçeleşir gibi üşüşüyorlardı.
Süleymaniye Vakfı
Allah'ın kulu (Muhammed) ona duaya durunca, (cinler,) neredeyse birbirlerini ezerek onun başına üşüştüler.
Süleyman Ateş
Allah'ın kulu kalkıp O'na yalvarınca (hayretten, hepsi) onun üzerine üşüşüp nerdeyse keçe gibi birbirlerine geçeceklerdi.
Cin 72:20
Cüz: 29 | Sayfa: 572
#rab
قُلْ اِنَّمَٓا اَدْعُوا رَبّ۪ي وَلَٓا اُشْرِكُ بِه۪ٓ اَحَداً
Kul innema ed'u rabbi ve la uşriku bihi ehada.
Mustafa İslamoğlu
Dediği (sadece) şuydu: "Ben yalnızca Rabbime yalvarıp yakarırım ve O'ndan başka hiç kimseye ilahlık yakıştırmam."
Elmalılı Hamdi Yazır
De ki ben ancak rabbıma dua ederim ve ona hiçbir şerik koşmam
Diyanet İşleri
De ki: "Şüphesiz ben ancak Rabbime ibadet ederim ve O'na hiç kimseyi ortak koşmam."
Mehmet Okuyan
De ki: "Ben sadece Rabbime dua ederim (O'na çağırırım)[1] ve O'na kimseyi ortak koşmam."
Suat Yıldırım
Sen de ki: "Ben yalnız Rabbime yalvarır, O'na kulluk ederim. Hiçbir şeyi O'na ortak saymam."
Elmalılı (sadeleştirilmiş)
De ki: "Ben ancak Rabbime dua ederim ve O'na hiçbir ortak koşmam."
Muhammed Esed
De ki: "Ben yalnız Rabbime yalvarırım ve O'ndan başka hiç kimseye ilahlık yakıştırmam".
Yaşar Nuri Öztürk
De ki: "Ben ancak Rabbime yakarırım/çağırırım. Ve hiç kimseyi O'na ortak koşmam."
Süleymaniye Vakfı
De ki: "Ben sadece Rabbimi yardıma çağırırım, hiç kimseyi ona ortak koşmam[1]."
Süleyman Ateş
De ki: "Ben ancak Rabbime yalvarırım ve hiç kimseyi O'na ortak koşmam."
Cin 72:21
Cüz: 29 | Sayfa: 572
قُلْ اِنّ۪ي لَٓا اَمْلِكُ لَكُمْ ضَراًّ وَلَا رَشَداً
Kul inni la emliku lekum darren ve la reşeda.
Mustafa İslamoğlu
De ki: "Ne zarar (ve yarar) verebilirim, ne de hidayet (ve dalalete) götürebilirim.
Elmalılı Hamdi Yazır
De ki haberiniz olsun ben size kendiliğimden ne bir zarar, ne de bir irşad yapamam
Diyanet İşleri
De ki: "Şüphesiz ben, size ne zarar verebilir ne de fayda sağlayabilirim."
Mehmet Okuyan
De ki: "Ben size zarar verme ve doğru yola getirme gücüne de sahip değilim."
Suat Yıldırım
De ki: "Benim size ne zarar vermeye ve ne de en büyük fayda olan hidayete ulaştırmaya gücüm yeter.
Elmalılı (sadeleştirilmiş)
De ki: "Haberiniz olsun, ben size kendiliğimden ne bir zarar verebilirim, ne de bir irşad yapabilirim.
Muhammed Esed
De ki: "Size zarar vermek yahut doğruyu eğriden ayırd etme bilinciyle sizi donatmak benim elimde değildir".
Yaşar Nuri Öztürk
De ki: "Ben size zarar verme gücüne de ışık ve aydınlık verme gücüne de sahip değilim."
Süleymaniye Vakfı
De ki: "Benim size zarar vermeye de sizi olgunlaştırmaya da gücüm yetmez[1]."
Süleyman Ateş
De ki: "Ben size ne zarar, ne de akıl verme gücüne sahip değilim."
Cin 72:22
Cüz: 29 | Sayfa: 572
قُلْ اِنّ۪ي لَنْ يُج۪يرَن۪ي مِنَ اللّٰهِ اَحَدٌ وَلَنْ اَجِدَ مِنْ دُونِه۪ مُلْتَحَداًۙ
Kul inni len yucireni minallahi ehadun ve len ecide min dunihi multehada.
Mustafa İslamoğlu
De ki: "Şu bir gerçek ki, ne beni Allah'a karşı kimse koruyabilirdi, ne de ben O'nun dışında bir sığınak bulabilirdim;
Elmalılı Hamdi Yazır
De ki Allahdan beni kimse kurtaramaz ve ben ondan başka bir sığınacak bulamam
Diyanet İşleri
De ki: "Gerçekten beni Allah'a karşı hiç kimse asla koruyamaz ve yine asla O'ndan başka sığınacak kimse de bulamam."
Mehmet Okuyan
De ki: "Allah'tan (gelecek bir azaba karşı) beni asla kimse koruyamaz. O'ndan başka bir sığınak da asla bulamam.
Suat Yıldırım
De ki: "Allah'ın cezasından beni hiçbir kimse kurtaramaz. Benim O'nun dışında sığınacak yerim de yoktur.
Elmalılı (sadeleştirilmiş)
De ki: "Allah'tan beni kimse kurtaramaz ve ben, O'ndan başka bir sığınacak bulamam.
Muhammed Esed
De ki: "Gerçek şu ki hiç kimse beni Allah'a karşı koruyamazdı ve O'ndan kaçıp saklanacak hiçbir yer bulamazdım,
Yaşar Nuri Öztürk
De ki: "Allah'tan beni hiç kimse kurtaramaz ve O'nun dışında bir sığınak da asla bulamam."
Süleymaniye Vakfı
De ki: "Hiç kimse beni Allah'a karşı koruyamaz. Onun dışında sığınılacak birini de asla bulamam[1].
Süleyman Ateş
De ki: "Beni Allah'(ın azabın)dan hiç kimse kurtaramaz ve ondan başka sığınacak kimse bulamam."
Cin 72:23
Cüz: 29 | Sayfa: 572
اِلَّا بَلَاغاً مِنَ اللّٰهِ وَرِسَالَاتِه۪ۜ وَمَنْ يَعْصِ اللّٰهَ وَرَسُولَهُ فَاِنَّ لَهُ نَارَ جَهَنَّمَ خَالِد۪ينَ ف۪يهَٓا اَبَداًۜ
İlla belagan minallahi ve risalatih, ve men ya'sıllahe ve resulehu fe inne lehu nare cehenneme halidine fiha ebeda.
Mustafa İslamoğlu
tabi ki eğer, Allah'tan gelen görevi ve O'nun mesajlarını iletmemiş olsaydım... Artık kim Allah'a ve Elçi'sine karşı gelirse, iyi bilsin ki onun payına içinde ebedi kalacağı Cehennem düşecektir.
Elmalılı Hamdi Yazır
Ancak Allahdan ve risalatından bir tebliğ yapabilirim, her kim de Allaha ve Resulüne ısyan ederse muhakak ki ona Cehennem ateşi var, içinde ebeda kalmak üzere onlar
Diyanet İşleri
"Ancak Allah'tan gelenleri tebliğ edebilirim ve O'nun vahiylerini açıklayabilirim. Kim Allah'a ve Resulüne karşı gelirse, şüphesiz onlar için, içinde ebedi kalacakları cehennem ateşi vardır."
Mehmet Okuyan
(Benim görevim), Allah'tan gelen ve O'nun mesajlarından oluşan (emirleri) sadece tebliğdir. Allah'a ve Elçisine isyan eden kişi için içinde ebedî kalacakları cehennem ateşi vardır.[1]
Suat Yıldırım
Benim vazifem sadece Allah'ın mesajlarını tebliğ etmektir. Kim Allah'a ve Elçisine isyan ederse, ona cehennem ateşi vardır, hem de ebedi kalmak üzere oraya girecektir.
Elmalılı (sadeleştirilmiş)
Ancak Allah'tan ve elçilik görevlerinden bir tebliğ yapabilirim. Her kim de Allah'a ve Rasulüne isyan ederse, muhakkak ona içinde ebedi kalacakları cehennem ateşi vardır.
Muhammed Esed
eğer Allah'ın mesajlarını ve O'ndan (bana ulaşan aydınlığı dünyaya) duyurmamış olsaydım." Allah'a ve Elçisi'ne isyan edenlere gelince, şüphe yok ki onları içinde sonsuza dek kalacakları cehennem ateşi beklemektedir.
Yaşar Nuri Öztürk
"Ancak Allah'tan bir tebliğ ve O'nun mesajlarından bir şeyler sunabilirim." Allah'a ve O'nun resulüne isyan edenler için cehennem ateşi vardır. Sürekli içinde kalacaklardır.
Süleymaniye Vakfı
Benim yapabileceğim sadece, Allah'tan geleni, onun mesajlarını, ulaştırmaktır[1]. Kim Allah'a ve elçisine /onun elçi olarak getirdiklerine[2] karşı gelirse, onun için ölümsüz olarak sonsuza dek kalacağı cehennem ateşi vardır[3].
Süleyman Ateş
Benim yapabileceğim sadece Allah'tan (bana vahyedilenleri) size duyurmak ve O'nun elçilik görevlerini yerine getirmektir. Artık kim Allah'a ve Elçisine baş kaldırırsa, ona içinde sürekli kalacağı cehennem ateşi vardır.
Cin 72:24
Cüz: 29 | Sayfa: 572
حَتّٰٓى اِذَا رَاَوْا مَا يُوعَدُونَ فَسَيَعْلَمُونَ مَنْ اَضْعَفُ نَاصِراً وَاَقَلُّ عَدَداً
Hatta iza reev ma yuadune fe se ya'lemune men ad'afu nasıren ve ekallu adeda.
Mustafa İslamoğlu
Tehdit edildikleri azabı görünceye kadar yolları var; işte o zaman, kimin yardıma daha muhtaç ve sayıca az olduğunu anlayacaklar.
Elmalılı Hamdi Yazır
Nihayet o va'dolundukları şey'i gördükleri vakıt artık bileceklerdir ki yardımcısı en zaıyf ve sayıca en az olan kimmiş?
Diyanet İşleri
Nihayet uyarıldıkları şeyi gördüklerinde kimin yardımcısı daha zayıf, kimin sayısı daha azmış, bilecekler.
Mehmet Okuyan
Sonunda, kendilerine vadedilen şeyi gördükleri zaman, kimin yardımcısının daha zayıf ve sayısının daha az olduğunu ileride bileceklerdir.[1]
Suat Yıldırım
Kendilerine vad olunan azabı veya kıyamet saatini gördüklerinde, kimin yardımcılarının daha zayıf, kimin askerlerinin daha az olduğunu, işte o zaman anlayacaklardır.
Elmalılı (sadeleştirilmiş)
Nihayet o vadolundukları şeyi gördüklerinde, artık bileceklerdir, kimmiş yardımcısı en zayıf ve sayıca en az olan!
Muhammed Esed
(Öyleyse bırak,) önceden uyarıldıkları (akibet)i görecekleri an gelinceye kadar (beklesinler), o zaman anlayacaklar kim, hangi (tür) insan daha çaresiz ve daha kimsesizdir!
Yaşar Nuri Öztürk
Sonunda, onlar kendilerine vaat edileni gördüklerinde, yardımcı bakımından daha zayıf kim, sayı bakımından daha az kim, bileceklerdir.
Süleymaniye Vakfı
Sonunda tehdit edildikleri azabı görünce, kimin yardımcısı daha zayıfmış ve kim sayıca daha azmış öğrenecekler[1]."
Süleyman Ateş
Kendilerine va'dedilen şeyi (ya azabı veya kıyamet sa'atini) gördükleri zaman, kimin yardımcı bakımından daha zayıf ve sayıca daha az olduğunu bileceklerdir.
Cin 72:25
Cüz: 29 | Sayfa: 572
#rab
قُلْ اِنْ اَدْر۪ٓي اَقَر۪يبٌ مَا تُوعَدُونَ اَمْ يَجْعَلُ لَهُ رَبّ۪ٓي اَمَداً
Kul in edri e karibun ma tuadune em yec'alu lehu rabbi emeda.
Mustafa İslamoğlu
De ki: "Keşke bilseydim tehdit edildiğiniz azap yakın mı, yoksa Rabbim onu bir müddet daha erteledi mi?
Elmalılı Hamdi Yazır
De ki: Dirayet ile bilmem, yakın mı o size va'dolunan? Yoksa Rabbım onun için bir uzun gaye mi yapar?
Diyanet İşleri
De ki: "Sizin uyarıldığınız şey yakın mıdır, yoksa Rabbim ona uzun bir süre mi koyacaktır, bilemem."
Mehmet Okuyan
De ki: "Size vadedilen (gün) yakın mıdır, yoksa Rabbim onun için uzun bir süre mi koyar, onu ben bilemem."[1]
Suat Yıldırım
Ey Resulüm! De ki: "O sizin tehdit edildiğiniz azap yakın mıdır, yoksa Rabbim onun için bir süre mi belirler, kesin bilmiyorum."
Elmalılı (sadeleştirilmiş)
De ki: "Ben dirayetle bilmem, o size vadolunan yakın mı, yoksa Rabbim onun için bir uzun süre mi koyar?"
Muhammed Esed
De ki: "Önceden uyarıldığınız bu (akibet)in yakın olup olmadığını yahut Rabbimin onun için uzun bir vade koyup koymadığını bilemem".
Yaşar Nuri Öztürk
De ki: "Bilmiyorum, size vaat edilen şey yakın mıdır yoksa Rabbim onun için uzun bir süre mi koyacaktır?"
Süleymaniye Vakfı
De ki: "Tehdit edildiğiniz şey yakında mı olacak yoksa Rabbim onun için (uzun) bir vade mi belirler; ben onu bilemem[1]."
Süleyman Ateş
De ki: "Size söylenen şey yakın mıdır, yoksa Rabbim onun için uzun bir süre mi koyacaktır, bilmem."
Cin 72:26
Cüz: 29 | Sayfa: 572
عَالِمُ الْغَيْبِ فَلَا يُظْهِرُ عَلٰى غَيْبِه۪ٓ اَحَداًۙ
Alimul gaybi fe la yuzhiru ala gaybihi ehada.
Mustafa İslamoğlu
Gaybı (sadece) O bilir ve O gaybına kimseyi bütünüyle asla muttali kılmaz;
Elmalılı Hamdi Yazır
O bütün gaybi bilir, fakat gaybına kimseyi apaçık agah etmez.
Diyanet İşleri
O, gaybı bilendir. Hiç kimseye gaybını bildirmez.
Mehmet Okuyan
Gaybı (bilinemeyeni) bilen (Allah) gaybını (bilinemeyeni) kimseye açmaz.
Suat Yıldırım
(26-28) O bütün gaybı bilir. Fakat gayplarını kimseye açmaz. Ancak, bildirmeyi dilediği bir elçiye bildirir. Bu durumda (mesajı korumak için) o elçisinin önüne ve arkasına gözetleyiciler yerleştirir. Böylece (Allah) elçilerinin, Rab'lerinin mesajlarını gereğince tebliğ ettiklerini bilmek (yani fiilen görmek) ister. Doğrusu Allah, kullarının nezdinde ne var, ne yoksa her şeyi ilmiyle ihata etmiş, her şeyi bir bir kaydetmiştir.
Elmalılı (sadeleştirilmiş)
O bütün gaybı bilir, fakat gaybına kimseyi apaçık vakıf kılmaz.
Muhammed Esed
(Yalnız) O bilir yaratılmışların kavrayış sınırlarının ötesindekini ve hiç kimseye açmaz Kendi erişilmez derinlikteki sırlarını,
Yaşar Nuri Öztürk
Gaybı bilendir O. Gaybı konusunda hiç kimseyi yardımcı yapmıyor.
Süleymaniye Vakfı
O, bütün gaybı /gizli bilgileri bilendir[1], gaybını kimseye açmaz[2];
Süleyman Ateş
Gaybı bilen O'dur. Gizli bilgisini kimseye göstermez.
Cin 72:27
Cüz: 29 | Sayfa: 572
اِلَّا مَنِ ارْتَضٰى مِنْ رَسُولٍ فَاِنَّهُ يَسْلُكُ مِنْ بَيْنِ يَدَيْهِ وَمِنْ خَلْفِه۪ رَصَداًۙ
İlla menirteda min resulin fe innehu yesluku min beyni yedeyhi ve min halfihi rasada.
Mustafa İslamoğlu
razı olduğu elçi müstesna... Böylesi bir durumda O (elçisini), gerek bildiği gerekse bilmediği hususlarda ilahi gözetim altına alarak hedefine ulaştırır
Elmalılı Hamdi Yazır
İhtiyar buyurduğu bir Resulden başka, çünkü onun önünden ve ardından rasıdler dizer
Diyanet İşleri
(27-28) Ancak seçtiği resuller başka. (Onlara bildirir.) Fakat O, Resulün önünde ve arkasında gözetleyici (melek)ler yürütür ki resullerin, Rablerinin vahiylerini tebliğ ettiklerini bilsin. Allah, onların her halini kuşatmış ve her şeyi inceden inceye sayıp dökmüştür.
Mehmet Okuyan
(27, 28) Ancak dilediği elçi(ler) bunun dışındadır.[1] Rablerinin mesajlarını onların (meleklerin) tebliğ ettiğini bilsin diye, o (elçinin) önünden ve arkasından gözetleyici(ler) gönderir. (Allah) onların beraberinde bulunanı kuşatmış ve her şeyi bir bir sayıp kaydetmiştir.
Suat Yıldırım
(26-28) O bütün gaybı bilir. Fakat gayplarını kimseye açmaz. Ancak, bildirmeyi dilediği bir elçiye bildirir. Bu durumda (mesajı korumak için) o elçisinin önüne ve arkasına gözetleyiciler yerleştirir. Böylece (Allah) elçilerinin, Rab'lerinin mesajlarını gereğince tebliğ ettiklerini bilmek (yani fiilen görmek) ister. Doğrusu Allah, kullarının nezdinde ne var, ne yoksa her şeyi ilmiyle ihata etmiş, her şeyi bir bir kaydetmiştir.
Elmalılı (sadeleştirilmiş)
Seçtiği bir elçiden başka; çünkü onun önünden ve ardından gözetleyiciler dizer.
Muhammed Esed
seçmekten hoşnutluk duyduğu elçisi hariç. O zaman Allah hem onun gözü önüne serilmiş olan her konuda, hem de aklının ermeyeceği her alanda onu gözetlemek için (semavi güçler) gönderir;
Yaşar Nuri Öztürk
Seçtiği bir elçi müstesna. Çünkü O, resulünün önünden ve arkasından gözetleyiciler yürütür.
Süleymaniye Vakfı
uygun gördüğü resul /elçi hariç[1]. Onun da önüne ve arkasına (meleklerden) gözcüler diker[2].
Süleyman Ateş
Ancak razı olduğu elçiye gösterir. Çünkü O, elçisinin önüne ve arkasına gözetleyiciler (koruyucular) koyar.
Cin 72:28
Cüz: 29 | Sayfa: 572
#rab
لِيَعْلَمَ اَنْ قَدْ اَبْلَغُوا رِسَالَاتِ رَبِّهِمْ وَاَحَاطَ بِمَا لَدَيْهِمْ وَاَحْصٰى كُلَّ شَيْءٍ عَدَداً
Li ya'leme en kad eblegu rısalati rabbihim ve ehata bima ledeyhim ve ahsa kulle şey'in adeda.
Mustafa İslamoğlu
ki, (peygamberler) bu sayede tebliğ ettiklerinin Rablerinin risaleti olduğunu; dahası (Allah'ın) ellerindeki (vahyi) çepeçevre kuşattığını ve her şeyi tek tek sayarak muhafaza altına aldığını bilsin.
Elmalılı Hamdi Yazır
Bilsin diye, ki onlar rablarının risaletlerini hakkıyle iriştirmişlerdir ve o onların nezdindekini ihata etmiş ve her şeyi sayısiyle ihsa buyurmuştur.
Diyanet İşleri
(27-28) Ancak seçtiği resuller başka. (Onlara bildirir.) Fakat O, Resulün önünde ve arkasında gözetleyici (melek)ler yürütür ki resullerin, Rablerinin vahiylerini tebliğ ettiklerini bilsin. Allah, onların her halini kuşatmış ve her şeyi inceden inceye sayıp dökmüştür.
Mehmet Okuyan
(27, 28) Ancak dilediği elçi(ler) bunun dışındadır.[1] Rablerinin mesajlarını onların (meleklerin) tebliğ ettiğini bilsin diye, o (elçinin) önünden ve arkasından gözetleyici(ler) gönderir. (Allah) onların beraberinde bulunanı kuşatmış ve her şeyi bir bir sayıp kaydetmiştir.
Suat Yıldırım
(26-28) O bütün gaybı bilir. Fakat gayplarını kimseye açmaz. Ancak, bildirmeyi dilediği bir elçiye bildirir. Bu durumda (mesajı korumak için) o elçisinin önüne ve arkasına gözetleyiciler yerleştirir. Böylece (Allah) elçilerinin, Rab'lerinin mesajlarını gereğince tebliğ ettiklerini bilmek (yani fiilen görmek) ister. Doğrusu Allah, kullarının nezdinde ne var, ne yoksa her şeyi ilmiyle ihata etmiş, her şeyi bir bir kaydetmiştir.
Elmalılı (sadeleştirilmiş)
Rablerinin gönderdiklerini hakkıyla ulaştırmış olduklarını, onlarda bulunan her şeyi kuşattığını ve herşeyi bir bir saymış olduğunu bilsin diye.
Muhammed Esed
böylece bu (elçi)lerin tebliğ ettikleri şeyin (yalnızca) Rablerinin mesajları olduğunu açıkça gösterir, çünkü onların (söyleyebilecekleri) her şeyi (bilgisi ile) kuşatan O'dur; ve (mevcut olan) her şeyi bir bir hesaplayandır.
Yaşar Nuri Öztürk
Ki onların, Rablerinin elçiliklerini hedefine tam ulaştırdıklarını bilsin. Allah, onların katında bulunan şeyleri kuşatmış ve her şeyi inceden inceye sayıya bağlamıştır.
Süleymaniye Vakfı
(Bunu yapması, o elçinin) Rabbinin mesajlarını (meleklerin) kendisine tam olarak ulaştırdıklarını bilmesi, onların getirdiklerini kavraması ve her şeyi zihnine tek tek kaydetmesi[1] içindir.
Süleyman Ateş
(Böyle yapar) Ki onların, Rablerinin kendilerine verdiği mesajları duyurduklarını bilsin. Allah, onlarda bulunan herşeyi (bilgisiyle) kuşatmıştır ve herşeyi bir bir saymış (hesab etmiş)tir.
Müzzemmil 73:1
Cüz: 29 | Sayfa: 573
يَٓا اَيُّهَا الْمُزَّمِّلُۙ
Ya eyyuhel muzzemmil.
Mustafa İslamoğlu
Sen ey ağır yük yüklenen (Nebi)!
Elmalılı Hamdi Yazır
Ey o örtünen (Müzzemmil)!
Diyanet İşleri
Ey örtünüp bürünen (Peygamber)!
Mehmet Okuyan
Ey (peygamberlik görevine) bürünen!
Suat Yıldırım
Ey örtüsüne bürünen Resulüm!
Elmalılı (sadeleştirilmiş)
Ey o örtünen,
Muhammed Esed
Ey örtülere bürünen (insan)!
Yaşar Nuri Öztürk
Ey giysisine bürünüp yatan!
Süleymaniye Vakfı
Ey (verdiğimiz) görevi üstlenen kişi[1]!
Süleyman Ateş
Ey örtüsüne bürünen,
Müzzemmil 73:2
Cüz: 29 | Sayfa: 573
قُمِ الَّيْلَ اِلَّا قَل۪يلاًۙ
Kumil leyle illa kalila.
Mustafa İslamoğlu
Kalk gecenin ilerleyen bir vaktinde!
Elmalılı Hamdi Yazır
Kalk gice, meğer biraz
Diyanet İşleri
(2-3) Kalk, birazı hariç olmak üzere geceyi; yarısını ibadetle geçir. Yahut bundan biraz eksilt.
Mehmet Okuyan
Birazı (bazı saatleri) hariç, gece[1] kalk!
Suat Yıldırım
Geceleyin kalk da, az bir kısmı hariç geceyi ibadetle geçir.
Elmalılı (sadeleştirilmiş)
gece kalk, pek azı hariç,
Muhammed Esed
Gece biraz ilerleyince (namaz için) kalk;
Yaşar Nuri Öztürk
Geceleyin kalk! Kısa bir süre hariç,
Süleymaniye Vakfı
Az bir kısmı hariç geceleyin ayakta ol!
Süleyman Ateş
Geceleyin kalk (namaz kıl); yalnız gecenin birazında (uyu).
Müzzemmil 73:3
Cüz: 29 | Sayfa: 573
نِصْفَهُٓ اَوِ انْقُصْ مِنْهُ قَل۪يلاًۙ
Nısfehu evinkus minhu kalila.
Mustafa İslamoğlu
Gece yarısı, ondan biraz önce
Elmalılı Hamdi Yazır
Yarısı, yahud eksilt ondan biraz
Diyanet İşleri
(2-3) Kalk, birazı hariç olmak üzere geceyi; yarısını ibadetle geçir. Yahut bundan biraz eksilt.
Mehmet Okuyan
(Gecenin) yarısında, ondan biraz eksilt(erek daha erken kalk).
Suat Yıldırım
(3-4) Duruma göre gecenin yarısında veya bundan biraz daha azında veya fazlasında ibadet etmen de yeterlidir. Kur'an'ı tertil ile, düşünerek oku.
Elmalılı (sadeleştirilmiş)
yarısı, yahut ondan biraz eksilt (yarısından az kalk)
Muhammed Esed
gece yarısı -biraz önce
Yaşar Nuri Öztürk
Gecenin yarısını ayakta ol yahut bundan biraz eksilt!
Süleymaniye Vakfı
Gece yarısında kalk (ve ayakta ol) ya da (ayakta olacağın süreyi) biraz eksilt[1].
Süleyman Ateş
Gecenin yarısında (kalk) yahut bundan biraz eksilt.
Müzzemmil 73:4
Cüz: 29 | Sayfa: 573
اَوْ زِدْ عَلَيْهِ وَرَتِّلِ الْقُرْاٰنَ تَرْت۪يلاًۜ
Ey zid aleyhi ve rettilil kur'ane tertila.
Mustafa İslamoğlu
ve de sonra; ve oku Kur'an'ı sindire sindire!
Elmalılı Hamdi Yazır
Yahud artır ve Kur'an oku, tertil ile yavaş yavaş güzel güzel
Diyanet İşleri
Yahut buna biraz ekle. Kur'an'ı ağır ağır, tane tane oku.
Mehmet Okuyan
Ona ilave ederek (gece yarısından sonra kalk) ve Kur'an'ı ağır ağır oku![1]
Suat Yıldırım
(3-4) Duruma göre gecenin yarısında veya bundan biraz daha azında veya fazlasında ibadet etmen de yeterlidir. Kur'an'ı tertil ile, düşünerek oku.
Elmalılı (sadeleştirilmiş)
veya artır (buna ilave et, yarısından ziyade kıl) ve Kur'an'ı ağır ağır, güzel güzel oku!
Muhammed Esed
ya da sonra- (kalk) ve ağır ağır, duyarak Kur'an oku.
Yaşar Nuri Öztürk
Yahut buna biraz ekle! Ve Kur'an'ı ağır ağır, düşüne düşüne oku!
Süleymaniye Vakfı
Yahut biraz daha (süre) ekle[1] ve Kur'an'ı tertil üzere oku /ayet kümelerinin[2] bağlantılarını bulup onları doğru bir şekilde sıralayarak oku[3]!
Süleyman Ateş
Veya bunu artır ve ağır ağır Kur'an oku.
Müzzemmil 73:5
Cüz: 29 | Sayfa: 573
اِنَّا سَنُلْق۪ي عَلَيْكَ قَوْلاً ثَق۪يلاًۜ
İnna se nulki aleyke kavlen sekila.
Mustafa İslamoğlu
Çünkü biz, sana ağır bir söz indireceğiz;
Elmalılı Hamdi Yazır
Çünkü biz senin üzerine ağır bir söz ilka edeceğiz
Diyanet İşleri
Şüphesiz biz sana (sorumluluğu) ağır bir söz vahyedeceğiz.
Mehmet Okuyan
Şüphesiz ki biz sana (sorumluluğu) ağır bir söz bırakacağız ( vahyedeceğiz).
Suat Yıldırım
Biz sana pek ağır bir söz vahyedeceğiz.
Elmalılı (sadeleştirilmiş)
Çünkü Biz sana ağır bir söz vahyedeceğiz;
Muhammed Esed
Biz sana (sorumluluğu) ağır bir mesaj tevdi edeceğiz;
Yaşar Nuri Öztürk
Doğrusu, biz senin üzerine ağır bir söz bırakacağız.
Süleymaniye Vakfı
Çünkü biz sana (sorumluluğu) ağır sözler ulaştıracağız[1].
Süleyman Ateş
Doğrusu biz, senin üzerine ağır bir söz bırakacağız.
Müzzemmil 73:6
Cüz: 29 | Sayfa: 573
اِنَّ نَاشِئَةَ الَّيْلِ هِيَ اَشَدُّ وَطْـٔاً وَاَقْوَمُ ق۪يلاًۜ
İnne naşietel leyli hiye eşeddu vat'en ve akvemu kila.
Mustafa İslamoğlu
elbet (şu) gece dirilişi var ya: işte o pek derin bir iz bırakır ve okuyuş açısından daha bir etkilidir;
Elmalılı Hamdi Yazır
Çünkü gece neş'esi hem daha dokunaklı hem deyişce daha sağlamdır
Diyanet İşleri
Şüphesiz gece ibadetinin etkisi daha fazla, (bu ibadetteki) sözler (Kur'an ve dua okuyuşlar) ise daha düzgün ve açıktır.
Mehmet Okuyan
Şüphesiz ki gecenin inşası daha kalıcıdır; sözü de daha etkilidir.
Suat Yıldırım
Muhakkak ki geceleyin kalkıp ibadet etmek daha tesirlidir ve Kur'an okuyuşu bakımından daha düzgün, daha sağlam bir tilavet sağlar.
Elmalılı (sadeleştirilmiş)
Çünkü gece neşesi, hem daha dokunaklı hem de deyişçe daha sağlamdır.
Muhammed Esed
(ve) gerçek şu ki, gece vakti zihin daha zinde ve güçlü olur ve okuma daha da berraklaşır,
Yaşar Nuri Öztürk
Şu bir gerçek ki, yeni bir oluşa koyulmak üzere geceleyin kalkan, yer tutma bakımından daha güçlü, söz bakımından daha etkilidir.
Süleymaniye Vakfı
Gece oluşan ortam[1] belletme açısından daha etkili (o ortamda yapılan) konuşmalar da daha kalıcıdır[2].
Süleyman Ateş
Gerçekten gece kalk(ıp ibadet et)mek daha oturaklı ve (geceleyin) söz (du'a) daha etkilidir.
Müzzemmil 73:7
Cüz: 29 | Sayfa: 573
اِنَّ لَكَ فِي النَّهَارِ سَبْحاً طَو۪يلاًۜ
İnne leke fin nehari sebhan tavila.
Mustafa İslamoğlu
üstelik gündüzün seni bekleyen bir yığın görev vardır.
Elmalılı Hamdi Yazır
Çünkü sana gündüzün uzun bir yüzüş vardır
Diyanet İşleri
Çünkü gündüzün sana uzun bir meşguliyet vardır.
Mehmet Okuyan
Şüphesiz ki gündüz senin için uzun (süreli) meşguliyet(ler) vardır.[1]
Suat Yıldırım
Halbuki gündüz seni meşgul edecek yığınla iş vardır.
Elmalılı (sadeleştirilmiş)
Çünkü sana gündüzün uzun bir yüzüş vardır (birçok meşguliyetin vardır).
Muhammed Esed
halbuki gündüzleri seni meşgul edecek yığınla iş var,
Yaşar Nuri Öztürk
Kuşkusuz, gündüz boyu senin için uzun bir dolaşma/yoğun bir uğraş vardır.
Süleymaniye Vakfı
Gündüzün, uzayıp giden meşguliyetlerin olur[1].
Süleyman Ateş
Çünkü gündüz, senin uzun süre uğraşacağın şeyler vardır.
Müzzemmil 73:8
Cüz: 29 | Sayfa: 573
#rab
وَاذْكُرِ اسْمَ رَبِّكَ وَتَبَتَّلْ اِلَيْهِ تَبْت۪يلاًۜ
Vezkurisme rabbike ve tebettel ileyhi tebtila.
Mustafa İslamoğlu
İmdi, Rabbinin adını an ve bütün varlığını O'na vakfet!
Elmalılı Hamdi Yazır
Hem rabbının ismini an ve masivadan kesilerek ona çekil
Diyanet İşleri
Rabbinin adını an ve bütün benliğinle O'na yönel.
Mehmet Okuyan
Rabbinin adını an! Bütün varlığınla O'na yönel!
Suat Yıldırım
Rabbinin yüce adını zikret, fanilere bel bağlamaktan kurtul ve bütün gönlünle yalnız O'na yönel.
Elmalılı (sadeleştirilmiş)
Rabbinin ismini an ve herşeyden kesilerek O'na çekil (O'na bütün varlığınla yönel)!
Muhammed Esed
ama (hem gece hem gündüz) Rabbinin adını an ve bütün varlığınla kendini O'na ada.
Yaşar Nuri Öztürk
Rabbinin adını an ve tüm benliğinle O'na yönel!
Süleymaniye Vakfı
Rabbinin ismini /özelliğini[1] aklında tut[2] ve tamamen O'nun yoluna baş koy[3]!
Süleyman Ateş
Rabbinin adını an ve bütün gönlünle O'na yönel.
Müzzemmil 73:9
Cüz: 29 | Sayfa: 573
#rab
رَبُّ الْمَشْرِقِ وَالْمَغْرِبِ لَٓا اِلٰهَ اِلَّا هُوَ فَاتَّخِذْهُ وَك۪يلاً
Rabbul meşrıkı vel magribi la ilahe illa huve fettehızhu vekila.
Mustafa İslamoğlu
O doğunun da batının da Rabbidir; O'ndan başka ilah yoktur: Öyleyse kendini yalnızca O'na emanet et!
Elmalılı Hamdi Yazır
O meşrik u mağribin rabbı, başka tanrı yok ancak o, o halde yalnız onu tut vekil
Diyanet İşleri
O, doğunun da batının da Rabbidir. O'ndan başka hiçbir ilah yoktur. Öyle ise O'nu vekil edin.
Mehmet Okuyan
(Allah) doğunun da batının da Rabbidir. Kendisinden başka ilah yoktur. (Sadece) O'nu vekil (güven kaynağı) edin!
Suat Yıldırım
O doğunun da batının da Rabbidir. O'ndan başka İlah yoktur. O halde sen de yalnız O'nun himayesine sığın, yalnız O'na güven.
Elmalılı (sadeleştirilmiş)
O doğunun ve batının Rabbi'dir. O'ndan başka tanrı yoktur. O halde yalnız O'nu vekil tut!
Muhammed Esed
(O'dur) doğunun ve batının Rabbi; O'ndan başka tanrı yoktur. Öyleyse, kaderini belirleme gücünü yalnız O'na izafe et,
Yaşar Nuri Öztürk
Doğunun ve batının Rabbidir O. Tanrı yoktur O'ndan başka. O'nu vekil et!
Süleymaniye Vakfı
O, doğunun da batının da Rabbi /Sahibidir[1]. Ondan başka ilah yoktur. Öyleyse O'nu kendine vekil /dayanak edin[2]!
Süleyman Ateş
(O) Doğunun ve batının Rabbidir. O'ndan başka tanrı yoktur. Yalnız O'nu vekil tut.
Müzzemmil 73:10
Cüz: 29 | Sayfa: 573
وَاصْبِرْ عَلٰى مَا يَقُولُونَ وَاهْجُرْهُمْ هَجْراً جَم۪يلاً
Vasbir ala ma yekulune vehcurhum hecren cemila.
Mustafa İslamoğlu
Ve onların söyleyebilecekleri her şeye karşı sabırla diren ve güzellikle uzaklaş onlar(ın çirkin tavırların)dan;
Elmalılı Hamdi Yazır
Ve ağyarın diyeceklerine sabret ve onları bir hecr-i cemil ile terket, ayrıl!
Diyanet İşleri
Onların söylediklerine sabret ve onlardan güzellikle ayrıl.
Mehmet Okuyan
O (müşriklerin) söylediklerine karşı sabırlı ol ve onlardan güzellikle uzaklaş!
Suat Yıldırım
Onların söylediklerine karşı sabret, onlardan güzel bir tavırla uzak dur!
Elmalılı (sadeleştirilmiş)
Başkalarının sözlerine sabret ve onları güzel bir terkedişle terket
Muhammed Esed
halkın (senin aleyhinde) söyleyebileceği her şeye sabırla katlan ve onlardan uygun şekilde uzaklaş.
Yaşar Nuri Öztürk
Onların söylediklerine sabret! Ve güzelce ayrıl onlardan.
Süleymaniye Vakfı
Onların söylediklerine sabret /duruşunu bozma ve onlardan güzel bir şekilde ayrıl[1].
Süleyman Ateş
Onların dediklerine sabret ve güzelce onlardan ayrıl.
Müzzemmil 73:11
Cüz: 29 | Sayfa: 573
وَذَرْن۪ي وَالْمُكَذِّب۪ينَ اُو۬لِي النَّعْمَةِ وَمَهِّلْهُمْ قَل۪يلاً
Ve zerni vel mukezzibine ulin na'meti ve mehhilhum kalila.
Mustafa İslamoğlu
ve Bana bırak refah içinde yüzdükleri halde yalanlayanları; onlara az bir süre daha tanı!
Elmalılı Hamdi Yazır
Ve bırak da bana o tekzib edici zevk-u refah sahiblerini, mühlet ver onlara biraz
Diyanet İşleri
Nimet içinde yüzen o yalanlayıcıları bana bırak ve onlara biraz mühlet ver.
Mehmet Okuyan
Nimet sahibi (olan) o yalanlayıcıları bana bırak;[1] onlara biraz zaman tanı![2]
Suat Yıldırım
Nimet ve devlet içinde yüzen, hak dini yalan sayanları, sen Bana bırak ve onlara biraz mühlet ver.
Elmalılı (sadeleştirilmiş)
Refah ve zevk sahibi o inkarcıları Bana bırak ve onlara biraz mühlet ver!
Muhammed Esed
Ve nimet içinde oldukları halde (Allah'tan geldiğini umursamadan) hakikati yalanlayanları Bana bırak; onlara bir süre daha dayan:
Yaşar Nuri Öztürk
Benimle, o nimete boğulmuş yalanlayıcıları baş başa bırak! Birazcık süre tanı onlara.
Süleymaniye Vakfı
Nimetler içindeki yalancıları da bana bırak[1] ve onlara biraz süre tanı[2]!
Süleyman Ateş
Beni ve o ni'met sahibi yalanlayıcıları yalnız bırak ve onlara biraz mühlet ver.
Müzzemmil 73:12
Cüz: 29 | Sayfa: 573
اِنَّ لَدَيْنَٓا اَنْكَالاً وَجَح۪يماًۙ
İnne ledeyna enkalen ve cahima.
Mustafa İslamoğlu
(Onların hakkından geliriz), çünkü yanımızda prangalar ve gözleri fal taşı gibi açan bir ateş var;
Elmalılı Hamdi Yazır
Çünkü bizim yanımızda bukağılar var ve bir cehim var
Diyanet İşleri
(12-13) Çünkü bizim yanımızda (kafirler için) bukağılar vardır, cehennem vardır, boğazdan zor geçen yiyecekler vardır ve elem dolu bir azap vardır.
Mehmet Okuyan
(12, 13) Şüphesiz ki bizim katımızda, (onlar için hazırlanmış) prangalar,[1] yakıcı ateş, boğazdan geçmeyen yiyecek[2] ve elem verici azap vardır.
Suat Yıldırım
(12-13) Muhakkak ki Bizim nezdimizde bukağılar, alevli ateşler, dikenli, boğazı tırmalayan yiyecekler ve gayet acı azap var.
Elmalılı (sadeleştirilmiş)
Çünkü Bizim yanımızda bukağılar ve ateş var,
Muhammed Esed
çünkü, Katımızda ağır prangalar ve yakıcı bir alev (onları beklemektedir),
Yaşar Nuri Öztürk
Bizim yanımızda bukağılar var, cehennem var!
Süleymaniye Vakfı
Çünkü (onlar için) yanımızda bukağılar, yakıcı ateş /cehennem,[1]
Süleyman Ateş
Doğrusu, bizim yanımızda bukağılar ve cehennem var.
Müzzemmil 73:13
Cüz: 29 | Sayfa: 573
وَطَعَاماً ذَا غُصَّةٍ وَعَذَاباً اَل۪يماً
Ve taamen za gussatin ve azaben elima.
Mustafa İslamoğlu
boğaza düğümlenen berbat bir yiyecek ve elemi tarifsiz bir azap var;
Elmalılı Hamdi Yazır
Ve boğaza duran bir taam ve bir azab-ı elim var
Diyanet İşleri
(12-13) Çünkü bizim yanımızda (kafirler için) bukağılar vardır, cehennem vardır, boğazdan zor geçen yiyecekler vardır ve elem dolu bir azap vardır.
Mehmet Okuyan
(12, 13) Şüphesiz ki bizim katımızda, (onlar için hazırlanmış) prangalar,[1] yakıcı ateş, boğazdan geçmeyen yiyecek[2] ve elem verici azap vardır.
Suat Yıldırım
(12-13) Muhakkak ki Bizim nezdimizde bukağılar, alevli ateşler, dikenli, boğazı tırmalayan yiyecekler ve gayet acı azap var.
Elmalılı (sadeleştirilmiş)
boğazda kalan bir yiyecek ve acı bir azap vardır.
Muhammed Esed
boğaza takılan yiyecek ve şiddetli bir azap,
Yaşar Nuri Öztürk
Boğazdan zor geçen bir yiyecek, korkunç bir azap var,
Süleymaniye Vakfı
boğazı tıkayan bir yiyecek ve acıklı bir azap var[1].
Süleyman Ateş
(Dikenli) Boğazı tırmalayan bir yiyecek ve acı veren bir azab var.
Müzzemmil 73:14
Cüz: 29 | Sayfa: 573
يَوْمَ تَرْجُفُ الْاَرْضُ وَالْجِبَالُ وَكَانَتِ الْجِبَالُ كَث۪يباً مَه۪يلاً
Yevme tercuful ardu vel cibalu ve kanetil cibalu kesiben mehila.
Mustafa İslamoğlu
o gün yerler ve dağlar dehşetli sarsılacak; ve sonunda dağlar kum yığınına dönüşerek eriyip akacak.
Elmalılı Hamdi Yazır
O gün ki yer ve dağlar sarsılacak, dağlar erimiş bir kum yığınına dönecektir
Diyanet İşleri
Yerin ve dağların sarsılacağı ve dağların akıp giden kum yığını olacağı günü (kıyameti) hatırla.
Mehmet Okuyan
O gün (Son Saat'te) yer ve dağlar sars(ıl)acak; dağlar erimiş kum yığınına dönecektir.
Suat Yıldırım
Gün gelir; yer, dağlar şiddetle sarsılır ve dağlar dağılan kum yığınları haline gelir.
Elmalılı (sadeleştirilmiş)
O gün yer ve dağlar sarsılacak, dağlar erimiş bir kum yığınına dönecektir!
Muhammed Esed
yeryüzünün ve dağların sarsılacağı ve (parçalanarak) savrulan bir kum yığını haline geleceği o Gün!
Yaşar Nuri Öztürk
O günde ki yer ve dağlar sarsılır ve dağlar eriyip akan bir kum yığınına dönüşür.
Süleymaniye Vakfı
O gün, yeryüzü ve dağlar şiddetle sarsılacak, dağlar saçılıp dağılmış kum tepelerine dönüşecek[1].
Süleyman Ateş
O gün yer ve dağlar sarsılır ve dağlar, dağılan kum yığınları olur.
Müzzemmil 73:15
Cüz: 29 | Sayfa: 573
اِنَّٓا اَرْسَلْنَٓا اِلَيْكُمْ رَسُولاً شَاهِداً عَلَيْكُمْ كَمَٓا اَرْسَلْنَٓا اِلٰى فِرْعَوْنَ رَسُولاًۜ
İnna erselna ileykum resulen şahiden aleykum kema erselna ila fir'avne resula.
Mustafa İslamoğlu
İmdi bakın, tıpkı Firavun'a bir elçi gönderdiğimiz gibi, size de önünüzde hakikate şahitlik eden bir elçi gönderdik;
Elmalılı Hamdi Yazır
Haberiniz olsun biz size bir Resul gönderdik, üzerinizde şahid, netekim gönderdiğimiz gibi Fir'avne bir Resul
Diyanet İşleri
(Ey Mekkeliler!) Şüphesiz biz size üzerinize şahitlik edecek bir peygamber gönderdik. Nitekim, Firavun'a da bir peygamber göndermiştik.
Mehmet Okuyan
Şüphesiz ki Firavun'a elçi gönderdiğimiz gibi size de hakkınızda şahitlik edecek bir elçi gönderdik.
Suat Yıldırım
Bakın (ey Mekkeliler, ey bütün insanlar) Biz vaktiyle Firavun'a bir elçi gönderdiğimiz gibi size de hakkınızda şahitlik edecek bir elçi gönderdik.
Elmalılı (sadeleştirilmiş)
Haberiniz olsun Biz size üzerinize şahit olacak bir peygamber gönderdik, tıpkı Firavun'a peygamber gönderdiğimiz gibi;
Muhammed Esed
Bakın (ey insanlar!) Firavun'a bir elçi gönderdiğimiz gibi size de karşınızda hakikate tanıklık yapacak bir elçi gönderdik.
Yaşar Nuri Öztürk
Biz size, üstünüze tanık olan bir resul gönderdik. Tıpkı Firavun'a bir resul gönderdiğimiz gibi.
Süleymaniye Vakfı
Firavun'a resul /elçi gönderdiğimiz gibi[1] size de hakkınızda şahitlik edecek bir resul /elçi gönderdik[2].
Süleyman Ateş
(Ey insanlar,) Doğrusu biz size, aleyhinize tanıklık edecek bir elçi gönderdik; nasıl ki Fir'avn'a da bir elçi göndermiştik.
Müzzemmil 73:16
Cüz: 29 | Sayfa: 573
فَعَصٰى فِرْعَوْنُ الرَّسُولَ فَاَخَذْنَاهُ اَخْذاً وَب۪يلاً
Fe asa fir'avnur resule fe ehaznahu ahzen vebila.
Mustafa İslamoğlu
fakat Firavun elçiye karşı geldi; bunun üzerine biz de fena halde enseledik.
Elmalılı Hamdi Yazır
Ki Fir'avn o Resule ısyan etti de biz onu vehim bir tutuşla tuttuk alıverdik
Diyanet İşleri
Ama Firavun o peygambere isyan etti, biz de onu ağır ve çetin bir şekilde yakalayıverdik.
Mehmet Okuyan
Firavun, o Elçi'ye isyan etmişti. Biz de onu kahredici bir şekilde kıskıvrak yakalamıştık.
Suat Yıldırım
Firavun o Resule isyan etti. Biz de onu şiddetle cezaya çarptırdık.
Elmalılı (sadeleştirilmiş)
Firavun o peygambere isyan etti de Biz onu vahim bir tutuşla tuttuk alıverdik!
Muhammed Esed
Ve Firavun elçiye isyan etti, bunun üzerine Biz de onu kahredici bir tutuşla kıskıvrak yakaladık.
Yaşar Nuri Öztürk
Ama Firavun, resule isyan etti de biz onu korkunç bir tutuşla tutuverdik.
Süleymaniye Vakfı
Ama Firavun o resule karşı geldi, biz de onu kötü bir şekilde yakaladık[1].
Süleyman Ateş
Fir'avn, elçiye karşı geldi. Biz de onu ağır bir yakalayışla yakaladık.
Müzzemmil 73:17
Cüz: 29 | Sayfa: 573
فَـكَيْفَ تَتَّقُونَ اِنْ كَفَرْتُمْ يَوْماً يَجْعَلُ الْوِلْدَانَ ش۪يباًۗ
Fe keyfe tettekune in kefertum yevmen yec'alul vildane şiba.
Mustafa İslamoğlu
Şu halde eğer inkar ederseniz, yeni doğan bebeleri ak saçlı ihtiyarlara döndüren o gün nasıl korunacaksınız?
Elmalılı Hamdi Yazır
O halde siz nasıl korunursunuz küfredersiniz? O gün ki çocukları ak saçlı kocalara çevirir
Diyanet İşleri
Hal böyle iken inkar ederseniz, çocukları ak saçlı ihtiyarlara çevirecek olan bir günden (kıyametten) nasıl korunursunuz?
Mehmet Okuyan
Çocuğu yaşlıya çevirecek o güne karşı kâfir olursanız, (azaptan) nasıl korunabilirsiniz ki!
Suat Yıldırım
Kafirliğinizde devam ederseniz, dehşetinden çocukları birden ak saçlı ihtiyarlara çevirecek o günden kendinizi nasıl koruyabilirsiniz?
Elmalılı (sadeleştirilmiş)
O halde eğer inkar ederseniz, çocukları ak saçlı kocalara (ihtiyarlara) çevirecek olan o günde nasıl korunursunuz?
Muhammed Esed
Öyleyse, hakikati kabul etmeye yanaşmazsanız, çocukların saçlarını ağartan o Gün kendinizi nasıl koruyacaksınız,
Yaşar Nuri Öztürk
Eğer inkar ve nankörlüğe saparsanız, çocukları ak saçlı ihtiyarlara çeviren o günden nasıl korunacaksınız?
Süleymaniye Vakfı
Peki ya siz (bu resulü) görmezden gelirseniz, çocukları bile ak saçlı ihtiyarlar haline getirecek (kadar dehşetli) bir günde kendinizi nasıl koruyacaksınız[1]!
Süleyman Ateş
Peki inkar ederseniz, çocukları ihtiyarlatan o günden kendinizi nasıl kurtaracaksınız?
Müzzemmil 73:18
Cüz: 29 | Sayfa: 573
اَلسَّمَٓاءُ مُنْفَطِرٌ بِه۪ۜ كَانَ وَعْدُهُ مَفْعُولاً
Es semau munfatırun bih, kane va'duhu mef'ula.
Mustafa İslamoğlu
Gök, bu sebeple çatlamış bir çekirdek (gibi yeni bir doğuma gebedir); böylece O'nun vaadi gerçekleşmiş olacaktır.
Elmalılı Hamdi Yazır
Sema onunla çatlamıştır ve onun va'di fi'le çıkarılmıştır
Diyanet İşleri
O günle gök (bile) yarılır, Allah'ın va'di gerçekleşir.
Mehmet Okuyan
Gök, o (gün) nedeniyle yarılacaktır. (Allah'ın) vaadi gerçekleşmiş olacaktır.
Suat Yıldırım
O günün dehşetinden gök bile çatlar. Allah'ın vadi mutlaka gerçekleşir.
Elmalılı (sadeleştirilmiş)
Gök onun dehşetiyle çatlamıştır ve O'nun va'di yerine getirilmiştir.
Muhammed Esed
göklerin paramparça olacağı, (ve) Allah'ın (yeniden diriltme) vaadinin gerçekleşeceği (Gün)?
Yaşar Nuri Öztürk
Gök bile o yüzden parçalanır. O'nun vaadi gerçekleşmiştir.
Süleymaniye Vakfı
O gün gök yarılmış[1], Allah'ın verdiği söz yerine gelmiş olur[2].
Süleyman Ateş
Gök (bile) onun dehşetinden yarılır. Allah'ın va'di mutlaka yapılmıştır.
Müzzemmil 73:19
Cüz: 29 | Sayfa: 573
#rab
اِنَّ هٰذِه۪ تَذْكِرَةٌۚ فَمَنْ شَٓاءَ اتَّخَذَ اِلٰى رَبِّه۪ سَب۪يلاً۟
İnne hazihi tezkirah, fe men şaettehaze ila rabbihi sebila.
Mustafa İslamoğlu
İşte bu, uyarı dolu bir öğüttür: artık dileyen Rabbine ulaştıran bir yol tutsun!
Elmalılı Hamdi Yazır
İşte bu bir tezkiredir, artık dileyen rabbına bir yol tutar
Diyanet İşleri
Şüphesiz bunlar bir öğüttür. Kim dilerse Rabbine ulaştıran bir yol tutar.
Mehmet Okuyan
Şüphesiz ki bu (Kur'an), (gerçeği) hatırla(t)madır. Dileyen, Rabbine (giden) bir yol tutar.
Suat Yıldırım
Bu, bir öğüt ve uyarıdır. Artık isteyen, Rabbine varan yolu tutar.
Elmalılı (sadeleştirilmiş)
İşte bu, bir öğüttür; artık dileyen Rabbine (varan) bir yol tutar!
Muhammed Esed
Bu, şüphesiz, bir öğüt ve uyarıdır. Öyleyse, dileyen Rabbine ulaştıran yola koyulsun!
Yaşar Nuri Öztürk
Bu, bir öğüt verici, düşündürücüdür. Dileyen, Rabbine doğru, bir yol edinir.
Süleymaniye Vakfı
Bunlar, size verilen doğru bilgilerdir. Yapılması gerekeni yapan[1], Rabbinin gösterdiği bir yola girer[2].
Süleyman Ateş
Bu bir öğüttür. Dileyen, Rabbine varan bir yol tutar.
Müzzemmil 73:20
Cüz: 29 | Sayfa: 574
Allah
Istenen
Ekonomi ve Ticaret
#rahmet
#namaz
#rab
#iman
#rızık_nimet
اِنَّ رَبَّكَ يَعْلَمُ اَنَّكَ تَقُومُ اَدْنٰى مِنْ ثُلُثَيِ الَّيْلِ وَنِصْفَهُ وَثُلُثَهُ وَطَٓائِفَةٌ مِنَ الَّذ۪ينَ مَعَكَۜ وَاللّٰهُ يُقَدِّرُ الَّيْلَ وَالنَّهَارَۜ عَلِمَ اَنْ لَنْ تُحْصُوهُ فَتَابَ عَلَيْكُمْ فَاقْرَؤُ۫ا مَا تَيَسَّرَ مِنَ الْقُرْاٰنِۜ عَلِمَ اَنْ سَيَكُونُ مِنْكُمْ مَرْضٰىۙ وَاٰخَرُونَ يَضْرِبُونَ فِي الْاَرْضِ يَبْتَغُونَ مِنْ فَضْلِ اللّٰهِۙ وَاٰخَرُونَ يُقَاتِلُونَ ف۪ي سَب۪يلِ اللّٰهِۘ فَاقْرَؤُ۫ا مَا تَيَسَّرَ مِنْهُۙ وَاَق۪يمُوا الصَّلٰوةَ وَاٰتُوا الزَّكٰوةَ وَاَقْرِضُوا اللّٰهَ قَرْضاً حَسَناًۜ وَمَا تُقَدِّمُوا لِاَنْفُسِكُمْ مِنْ خَيْرٍ تَجِدُوهُ عِنْدَ اللّٰهِ هُوَ خَيْراً وَاَعْظَمَ اَجْراًۜ وَاسْتَغْفِرُوا اللّٰهَۜ اِنَّ اللّٰهَ غَفُورٌ رَح۪يمٌ
İnne rabbeke ya'lemu enneke tekumu edna min suluseyil leyli ve nısfehu ve sulusehu ve taifetun minellezine meak, vallahu yukaddirul leyle ven nehar, alime en len tuhsuhu fe tabe aleykum, fakreu ma teyessere minel kur'an, alime en seyekunu minkum merda ve aharune yadribune fil'ardı yebtegune min fadlillahi ve aharune yukatilune fi sebilillahi fakreu ma teyessere minhu ve ekimus salate ve atuz zekate ve akridullahe kardan hasena, ve ma tukaddimu li enfusikum min hayrin teciduhu indallahi huve hayren ve a'zame ecra, vestagfirullah, innellahe gafurun rahim.
Mustafa İslamoğlu
(Ey Nebi!) Elbet Rabbin senin ve yanındakilerden bir kısmının gecenin üçte ikisini, ve yarısını, ve üçte birini uyanık geçirdiğini bilmektedir. Gecenin ve gündüzün miktarını belirleyen Allah, sizin onun üstesinden gelemeyeceğinizi bilmiş ve size rahmetiyle yönelmiştir. Artık Kur'an'dan kolayınıza gelen kadarını okuyun!
Elmalılı Hamdi Yazır
Filhakıka rabbın biliyor ki sen muhakkak gece üçte ikisine yakın ve yarısı ve üçte biri kalkıyorsun beraberindekilerden de bir taife, halbuki geceyi gündüzü Allah takdir eder, bildi ki siz onu bundan öte başaramazsınız, onun için size lutf ile irca-ı nazar buyurdu, bundan böyle Kur'andan ne kolay gelirse okuyun, bildi ki içinizden hastalar olacak, diğer bir takımları Allahın fazlından bir kar aramak üzere yeryüzünde yol tepecekler, diğer bir takımları da Allah yolunda çarpışacaklar, o halde ondan ne kolay gelirse okuyun ve namazı kılın ve zekatı verin ve Allaha karz-ı hasen takdim edin, kendilerinizin hisabına hayr olarak her ne de takdim ederseniz onu Allah yanında daha hayırlı ve ecirce daha büyük bulacaksınız, hem de Allaha istiğfar edin, şübhesiz ki Allah gafurdur, rahimdir.
Diyanet İşleri
(Ey Muhammed!) Şüphesiz Rabbin, senin, gecenin üçte ikisine yakın kısmını, yarısını ve üçte birini ibadetle geçirdiğini biliyor. Beraberinde bulunanlardan bir topluluk da böyle yapıyor. Allah, gece ve gündüzü düzenleyip takdir eder. Sizin buna (gecenin tümünde yahut çoğunda ibadete) gücünüzün yetmeyeceğini bildi de sizi bağışladı (yükünüzü hafifletti.) Artık, Kur'an'dan kolayınıza geleni okuyun. Allah, içinizde hastaların bulunacağını, bir kısmınızın Allah'ın lütfundan rızık aramak üzere yeryüzünde dolaşacağını, diğer bir kısmınızın ise Allah yolunda çarpışacağını bilmektedir. O halde, Kur'an'dan kolayınıza geleni okuyun. Namazı dosdoğru kılın, zekatı verin, Allah'a güzel bir borç verin. Kendiniz için önceden ne iyilik gönderirseniz, onu Allah katında daha üstün bir iyilik ve daha büyük mükafat olarak bulursunuz. Allah'tan bağışlama dileyin. Şüphesiz Allah çok bağışlayandır, çok merhamet edendir.
Mehmet Okuyan
Şüphesiz ki Rabbin, senin ve beraberinde bulunan bir grubun gecenin üçte ikisinden daha az bir kısmında, yarısında ve üçte birinde kalkmakta olduğunu biliyor.[1] Allah gecenin ve gündüzün ölçüsünü belirler. O, sizin bunu (tamamen) sayamayacağınızı bilmiş ve (bunun için) tevbenizi kabul etmiştir. Kolay olan zamanda Kur'an'dan okuyun![2]İçinizde hastalar olacağını, (içinizden) bir kısmının Allah'ın lütfundan (rızık) aramak üzere yeryüzünde sefere çıkacağını, diğer bir kısmının da Allah yolunda savaşacağını (Allah) bilmektedir. Kolay olan zamanda ondan (Kur'an'dan) okuyun! Namazı kılın, zekâtı verin ve Allah'a güzel bir borç[3] verin! Kendiniz için (önceden) ne tür bir iyilik sunarsanız, Allah katında onu hem daha hayırlı hem de ödül bakımından daha büyük olarak bulacaksınız.[4] Allah'tan bağışlanma dileyin! Şüphesiz ki Allah çok bağışlayandır, çok merhametlidir.
Suat Yıldırım
Senin Rabbin, gecenin bazen üçte ikisine yakın bir kısmını, bazen yarısını, bazen üçte birini ibadetle geçirdiğini, senin yanında yer alan müminlerden bir cemaatin da böyle yaptığını elbette biliyor. Gece ve gündüzü yaratıp sürelerini belirleyen Allah'tır. O sizin bu gece ibadetini gözetemeyeceğinizi bildiği için, lütuf ve merhametiyle size yeniden bakıp muaf tuttu. Artık Kur'an'dan kolayınıza gelen miktarı okuyun. Allah bilmektedir ki aranızda hastalananlar olacaktır. Kimileri Allah'ın lütfundan nasiplerini aramak için yol tepecek, dünyanın çeşitli yerlerinde dolaşacaklardır. Bazıları Allah yolunda muharebe için sefere çıkacaklardır. Haydi artık Kur'an'dan, kolayınıza gelen miktarı okuyun. Namazı hakkıyla ifa edin, zekatı verin ve bir de Allah'a güzel ödünç takdim edin! Unutmayın ki kendi iyiliğiniz için ahirete hazırlık olarak her ne gönderirseniz mutlaka onu Allah'ın nezdinde bulursunuz. Hem daha üstün ve daha hayırlı, mükafatı kat kat artmış olarak! Allah'tan af dileyin. Muhakkak ki Allah gafurdur, rahimdir (affı, merhamet ve ihsanı boldur).
Elmalılı (sadeleştirilmiş)
Gerçekten Rabbin biliyor ki sen, muhakkak gecenin üçte ikisine yakınını, yarısını ve üçte birini ibadetle geçiriyorsun, beraberinde bulunan bir grup da (böyle yapıyor). Oysa geceyi, gündüzü Allah takdir eder. Sizin bundan ötesini başaramayacağınızı bildiği için size lütuf ile muamelede bulundu. Bundan böyle Kur'an'dan kolayınıza geleni okuyun; O, içinizden hastaların olacağını, diğer bir kısmının Allah'ın lütfundan bir kar aramak üzere yeryüzünde yol tepeceklerini, diğer bir kısmının da Allah yolunda çarpışacaklarını bilmektedir; O halde o (Kur'an)dan kolayınıza geleni okuyun; namazı kılın, zekatı verin ve Allah'a karz-ı hasen verin! Kendi hesabınıza hayır olarak ne (iyilik) yapıp gönderirseniz, onu Allah yanında daha hayırlı ve karşılık olarak daha büyük bulacaksınız. Allah'tan bağışlanma dileyin! Şüphesiz ki Allah, çok bağışlayan, çok merhamet edendir.
Muhammed Esed
(Ey Peygamber!) Rabbin, senin ve beraberindekilerin gecenin üçte ikisini, yahut yarısını, yahut üçte birini (namaz için) uyanık geçirdiğini bilir. Gecenin ve gündüzün ölçüsünü koyan Allah, sizin onu küçümsemeyeceğinizi bilir ve bu sebeple O rahmetiyle size yaklaşır. O halde Kur'an'ın kolayca okuyabileceğiniz kadarını okuyun. Allah, zaman zaman içinizde hastalar, Allah'ın lütfunu aramak için yola koyulanlar ve Allah yolunda savaşa çıkanlar olacağını bilir. Öyleyse ondan (yalnızca) kolayca okuyabileceğiniz kadarını okuyun, namazınızda devamlı ve dikkatli olun ve karşılıksız harcamada bulunun ve (böylece) Allah'a güzel bir borç verin çünkü kendi adınıza güzel ne iş yaparsanız karşılığını aynen Allah katında görürsünüz; evet, daha iyi ve daha zengin bir ödül olarak. Ve (daima) Allah'ın bağışlayıcılığını arayın. Kuşkusuz Allah çok bağışlayıcıdır, rahmet kaynağıdır.
Yaşar Nuri Öztürk
Hiç kuşkun olmasın, Rabbin senin durumunu biliyor. Gecenin üçte ikisinden daha azını, yarısını, üçte birini ayakta geçiriyorsun. Seninle beraber olanlardan bir grup da öyle. Allah, geceyi de gündüzü de ölçüye bağlamıştır. Sizin onu kuşatamayacağınızı bildi de size tövbe nasip etti. O halde Kur'an'dan, kolay geleni okuyun. Sizden hastalar olacağını bildi. Bir kısmının yeryüzünde dolaşıp Allah'ın lütfundan bir şeyler isteyeceklerini, diğer bir kısmının da Allah yolunda çarpışacaklarını bildi. O halde Kur'an'dan, kolay geleni okuyun! Namazı kılın! Zekatı verin. Güzel bir ödünçle Allah'a ödünç verin! Öz benlikleriniz için önden gönderdiğiniz iyiliğin, Allah katında hayrını daha çok, ödülünü daha büyük olarak bulacaksınız. Allah'tan af dileyin. Hiç kuşkusuz, Allah çok affedici, çok esirgeyicidir.
Süleymaniye Vakfı
Senin ve seninle beraber olanlardan bir grubun, gecenin üçte ikisine yakın bir vakitte, yarısında veya üçte birinde ayakta olduğunuzu Rabbin elbette biliyor[1]. Gece ile gündüzün ölçüsünü Allah koyar. O, bunu tam başaramayacağınızı bildi de yüzünüze baktı (ve işinizi kolaylaştırdı). Artık Kur'an'ı kolayınıza geldiği zaman[2] okuyun. O, içinizden hastaların olacağını, kimilerinin Allah'ın lütfunu aramak için yolculuğa çıkacağını, kimilerinin de Allah yolunda savaşacağını bilir. Öyleyse Kur'an'ı, kolayınıza geldiği zaman okuyun. Namazı düzgün ve sürekli kılın, zekatı verin ve Allah'a güzel bir ödünç verin[3]. Kendiniz için şimdiden ne hayır yaparsanız onun karşılığını Allah katında daha iyi ve daha büyük bir ödül olarak bulursunuz[4]. Allah'tan bağışlanma dileyin. Çünkü Allah, çok bağışlayan ve ikramı bol olandır.
Süleyman Ateş
Rabbin senin gecenin üçte ikisinden daha azında, yarısında ve üçte birinde kalktığını; Seninle beraber bulunanlardan bir topluluğun da böyle yaptığını biliyor. Geceyi ve gündüzü takdir eden Allah, sizin onu sayamayacağınızı (zamanı hesab edip gecenin belli sa'atlerinde kalkamayacağınızı) bildiği için sizi affetti. Artık (belli bir sa'at gözetmeden) Kur'an'dan kolayınıza geleni okuyun (ne miktar kolayınıza gelirse o kadar gece namazı kılın, kendinizi zorlamayın.) Allah, içinizden hastalar, yeryüzünde gezip Allah'ın lutfunu arayan başka kimseler ve Allah yolunda savaşan daha başka insanlar bulunacağını bilmiştir. Onun için Kur'an'dan kolayınıza geldiği kadar okuyun. Namazı kılın, zekatı verin ve Allah'a güzel bir borç verin. Kendiniz için verdiğiniz hayırları, Allah katında verdiğinizden daha hayırlı ve mükafatça daha büyük bulacaksınız. Allah'tan mağfiret dileyin. Şüphesiz Allah, çok bağışlayan, çok esirgeyendir.
Müddessir 74:1
Cüz: 29 | Sayfa: 574
#rab
يَٓا اَيُّهَا الْمُدَّثِّرُۙ
Ya eyyuhel muddessir.
Mustafa İslamoğlu
Sen ey içine kapanan kişi!
Elmalılı Hamdi Yazır
Ey bürünen (Müddessir)!
Diyanet İşleri
Ey örtünüp bürünen (Peygamber!)
Mehmet Okuyan
Ey (peygamberlik görevine) bürünen!
Suat Yıldırım
(1-10) Ey örtüye bürünen! (İnziva arzu eden!) Ayağa kalk ve insanları uyar. Rabbinin büyüklüğünü an. Elbiseni tertemiz tut, maddi manevi kirlerden arın, pis ve murdar olan her şeyden kaçın! Verdiğini çok bularak minnet etme! Rabbinin yolunda sabret! Sur'a üflendiği gün, Doğrusu, o çok çetin bir gün! Kafirlere hiç kolay olmayan bir gün!
Elmalılı (sadeleştirilmiş)
Ey (sarılıp) bürünen,
Muhammed Esed
Sen ey (yalnızlığına) bürünmüş olan!
Yaşar Nuri Öztürk
Ey giysisine bürünüp kenara çekilen!
Süleymaniye Vakfı
Ey örtüsüne bürünen kişi!
Süleyman Ateş
Ey örtüsüne bürünen,
Müddessir 74:2
Cüz: 29 | Sayfa: 574
#rab
قُمْ فَاَنْذِرْۙ
Kum fe enzir.
Mustafa İslamoğlu
Kalk ve (insanları) uyar!
Elmalılı Hamdi Yazır
Kalk artık inzar et
Diyanet İşleri
Kalk da uyar.
Mehmet Okuyan
Kalk ve uyar!
Suat Yıldırım
(1-10) Ey örtüye bürünen! (İnziva arzu eden!) Ayağa kalk ve insanları uyar. Rabbinin büyüklüğünü an. Elbiseni tertemiz tut, maddi manevi kirlerden arın, pis ve murdar olan her şeyden kaçın! Verdiğini çok bularak minnet etme! Rabbinin yolunda sabret! Sur'a üflendiği gün, Doğrusu, o çok çetin bir gün! Kafirlere hiç kolay olmayan bir gün!
Elmalılı (sadeleştirilmiş)
kalk artık uyar,
Muhammed Esed
Kalk ve uyar!
Yaşar Nuri Öztürk
Kalk da uyar!
Süleymaniye Vakfı
Kalk da uyar![1]
Süleyman Ateş
Kalk, uyar.
Müddessir 74:3
Cüz: 29 | Sayfa: 574
#rab
وَرَبَّكَ فَـكَبِّرْۙ
Ve rabbeke fe kebbir.
Mustafa İslamoğlu
Sadece Rabbini yücelt!
Elmalılı Hamdi Yazır
Ve rabbını artık büyükle
Diyanet İşleri
Rabbini yücelt.
Mehmet Okuyan
Sadece Rabbini yücelt!
Suat Yıldırım
(1-10) Ey örtüye bürünen! (İnziva arzu eden!) Ayağa kalk ve insanları uyar. Rabbinin büyüklüğünü an. Elbiseni tertemiz tut, maddi manevi kirlerden arın, pis ve murdar olan her şeyden kaçın! Verdiğini çok bularak minnet etme! Rabbinin yolunda sabret! Sur'a üflendiği gün, Doğrusu, o çok çetin bir gün! Kafirlere hiç kolay olmayan bir gün!
Elmalılı (sadeleştirilmiş)
ve Rabbini artık büyükle,
Muhammed Esed
Rabbinin büyüklüğünü ve yüceliğini an!
Yaşar Nuri Öztürk
Rabbinin yüceliğini duyur!
Süleymaniye Vakfı
Sadece Rabbini yücelt![1]
Süleyman Ateş
Rabbini tekbir et (O'nun büyüklüğünü an),
Müddessir 74:4
Cüz: 29 | Sayfa: 574
#rab
وَثِيَابَكَ فَطَهِّرْۙ
Ve siyabeke fe tahhir.
Mustafa İslamoğlu
Elbiseni temiz tut!
Elmalılı Hamdi Yazır
Ve elbiseni artık temizle
Diyanet İşleri
Nefsini arındır.
Mehmet Okuyan
Elbiseni (kalbini) temiz tut!
Suat Yıldırım
(1-10) Ey örtüye bürünen! (İnziva arzu eden!) Ayağa kalk ve insanları uyar. Rabbinin büyüklüğünü an. Elbiseni tertemiz tut, maddi manevi kirlerden arın, pis ve murdar olan her şeyden kaçın! Verdiğini çok bularak minnet etme! Rabbinin yolunda sabret! Sur'a üflendiği gün, Doğrusu, o çok çetin bir gün! Kafirlere hiç kolay olmayan bir gün!
Elmalılı (sadeleştirilmiş)
elbiseni artık temizle,
Muhammed Esed
Öz benliğini temiz tut!
Yaşar Nuri Öztürk
Temizle giysilerini!
Süleymaniye Vakfı
Elbiselerini tertemiz tut![1]
Süleyman Ateş
Elbiseni temizle,
Müddessir 74:5
Cüz: 29 | Sayfa: 574
#rab
وَالرُّجْزَ فَاهْجُرْۙ
Verrucze fehcur.
Mustafa İslamoğlu
Bütün pisliklerden uzak dur!
Elmalılı Hamdi Yazır
Ve o pislikleri artık def' eyle
Diyanet İşleri
Şirkten uzak dur.
Mehmet Okuyan
Pislikten uzak dur!
Suat Yıldırım
(1-10) Ey örtüye bürünen! (İnziva arzu eden!) Ayağa kalk ve insanları uyar. Rabbinin büyüklüğünü an. Elbiseni tertemiz tut, maddi manevi kirlerden arın, pis ve murdar olan her şeyden kaçın! Verdiğini çok bularak minnet etme! Rabbinin yolunda sabret! Sur'a üflendiği gün, Doğrusu, o çok çetin bir gün! Kafirlere hiç kolay olmayan bir gün!
Elmalılı (sadeleştirilmiş)
pislikleri artık uzaklaştır,
Muhammed Esed
Ve bütün pisliklerden kaçın!
Yaşar Nuri Öztürk
Uzaklaştır kendinden pisliği!
Süleymaniye Vakfı
Bütün pisliklerden uzak dur![1]
Süleyman Ateş
Pislikten kaçın.