SQ SemanticQuran

Ayetler

Arama örnekleri: hidayet dalalet, "doğru yol", hidayet OR dalalet, iman -şirk
Temizle
Toplam sonuç: 6236

İnsan 76:10

Cüz: 29 | Sayfa: 578
#rab
اِنَّا نَخَافُ مِنْ رَبِّنَا يَوْماً عَبُوساً قَمْطَر۪يراً
İnna nehafu min rabbina yevmen abusen kamtarira.
Mustafa İslamoğlu
Elbet biz yüzleri asıp kaşları çatan bir günde Rabbimizin (rızasını) kaybetmekten korkuyoruz.
Elmalılı Hamdi Yazır
Çünkü biz rabbımızdan korkarız, bir suratsız kara günden (derler)
Diyanet İşleri
"Çünkü biz, asık suratlı, çetin bir günden (o günün azabından dolayı) Rabbimizden korkarız."
Mehmet Okuyan
(9, 10) (Şöyle derler:) "Biz sizi yalnızca Allah rızası için doyuruyoruz; sizden herhangi bir karşılık da teşekkür de istemiyoruz.[1] (Çünkü) biz, zor ve belalı bir günde Rabbimizden (O'nun azabından) korkuyoruz."
Suat Yıldırım
Biz, yüzleri ekşiten asık suratlı o günde Rabbimizin gazabından korkarız."
Elmalılı (sadeleştirilmiş)
Çünkü biz Rabbimizden korkarız, bir suratsız kara günden! (derler.)
Muhammed Esed
doğrusu, sıkıntı ve dehşet dolu bir Gün'de Rabbimize (vereceğimiz) hesabın korkusunu duyuyoruz!"
Yaşar Nuri Öztürk
Çünkü biz, asık suratlı, sert bir gün yüzünden Rabbimizden korkarız." derler.
Süleymaniye Vakfı
Çünkü biz, kasvetli ve insanı bunaltacak bir günden dolayı Rabbimizden korkuyoruz[1]"
Süleyman Ateş
"Çünkü biz suratsız, çok katı bir gün(ün azabın)dan ötürü Rabbimizden korkarız." (derler).

İnsan 76:11

Cüz: 29 | Sayfa: 578
فَوَقٰيهُمُ اللّٰهُ شَرَّ ذٰلِكَ الْيَوْمِ وَلَقّٰيهُمْ نَضْرَةً وَسُرُوراًۚ
Fe vekahumullahu şerra zalikel yevmi ve lakkahum nadreten ve surura.
Mustafa İslamoğlu
Bu yüzden Allah onları bu günün dehşetinden koruyacak ve onların (yüzlerine) nur, (yüreklerine) sürur koyacak;
Elmalılı Hamdi Yazır
Allah da onları o günün şerrinden korur ve kendilerini bir parlaklıkla bir sürure indirir
Diyanet İşleri
Allah da onları o günün kötülüğünden korur ve yüzlerine bir aydınlık ve içlerine bir sevinç verir.
Mehmet Okuyan
Allah onları o günün şiddetinden korumuş (olacak)tır; (yüzlerine) parlaklık, (kalplerine de) sevinç verecektir.
Suat Yıldırım
Allah da onları o günün felaketinden korur, onların yüzlerine nur, gönüllerine sürur verir.
Elmalılı (sadeleştirilmiş)
Allah da onları o günün şerrinden korur ve kendilerini bir parlaklık ve bir sevince erdirir.
Muhammed Esed
Ve bu yüzden Allah onları o Gün'ün dehşetinden koruyacak, aydınlık ve sevinç verecektir,
Yaşar Nuri Öztürk
Allah da onları o gününün şerrinden korumuş ve kendilerini bir parlaklığa, bir sevince ulaştırmıştır.
Süleymaniye Vakfı
Allah da onları o günün şerrinden koruyacak[1], yüzlerini güldüren ve kendilerini sevindiren şeylerle karşılayacaktır[2].
Süleyman Ateş
Allah da onları, o günün şerrinden korumuş, onlar(ın yüzlerin)e parlaklık ve (gönüllerine) sevinç vermiştir.

İnsan 76:12

Cüz: 29 | Sayfa: 578
وَجَزٰيهُمْ بِمَا صَبَرُوا جَنَّةً وَحَر۪يراًۙ
Ve cezahum bima saberu cenneten ve harira.
Mustafa İslamoğlu
ve sabırlarına karşılık onlara cennet bahçeleri ve tarifi imkansız özgür bir (hayat) bahşedecek.
Elmalılı Hamdi Yazır
Ve sabırlarına mukabil onlara bir Cennet ve bir harir verir
Diyanet İşleri
Sabretmelerine karşılık da onları cennet ve ipek(ten giysiler) ile mükafatlandırır.
Mehmet Okuyan
Sabretmelerine karşılık onlara cennet ve özgürlük lütfedecektir.[1]
Suat Yıldırım
Sabretmelerine karşılık onlara cennetler, ipekler ihsan eder.
Elmalılı (sadeleştirilmiş)
Sabretmelerine karşılık onlara bir cennet ve ipek verir.
Muhammed Esed
ve onları sıkıntılara karşı sabrettikleri için (kutlu bir) bahçe ve ipek(ten giysiler) ile ödüllendirecektir.
Yaşar Nuri Öztürk
Sabretmelerine karşılık olarak da onları bir bahçe ve ipekle ödüllendirmiştir.
Süleymaniye Vakfı
Sabırlı davranmalarına /duruşlarını bozmamalarına karşılık onları, bir bahçe ve ipekle ödüllendirecektir[1].
Süleyman Ateş
Sabrettiklerinden dolayı onları cennet ve ipekle ödüllendirmiştir!

İnsan 76:13

Cüz: 29 | Sayfa: 578
مُتَّكِـ۪ٔينَ ف۪يهَا عَلَى الْاَرَٓائِكِۚ لَا يَرَوْنَ ف۪يهَا شَمْساً وَلَا زَمْهَر۪يراًۚ
Muttekiine fiha alel eraik, la yeravne fiha şemsen ve la zemherira.
Mustafa İslamoğlu
Orada divanlara sere serpe uzanacaklar; ne sıcağa ne soğuğa maruz kalacaklar;
Elmalılı Hamdi Yazır
Orada erikeler üzerine dayanmışlardır ne Güneş görürler onlarda ne de zemherir
Diyanet İşleri
Orada koltuklar üzerine kurulmuş olarak bulunurlar. Orada ne güneş (yakıcı sıcak) görürler, ne de dondurucu soğuk.
Mehmet Okuyan
Orada koltuklara kurulmuş olacaklar; yakıcı sıcak da dondurucu soğuk da görmeyeceklerdir.
Suat Yıldırım
Koltuklarında diledikleri gibi dinlenir, orada ne güneş sıcağı görürler, ne de dondurucu soğuklara uğrarlar.
Elmalılı (sadeleştirilmiş)
Orada koltuklar üzerine yaslanmışlardır. Orada ne güneş görürler, ne de şiddetli soğuk;
Muhammed Esed
Orada sedirlere uzanacaklar ve ne (yakıcı bir) güneş, ne de şiddetli bir soğuk görmeyecekler,
Yaşar Nuri Öztürk
Koltuklar üzerine yaslanarak otururlar orada. Ne bir güneş görürler orada ne de kavurucu bir soğuk...
Süleymaniye Vakfı
Orada koltuklara kurulmuş halde olacaklar[1]; yakıcı bir sıcak da dondurucu bir soğuk da görmeyeceklerdir.
Süleyman Ateş
Orada divanlar üzerinde yastıklara dayanırlar. Orada ne (yakıcı) güneş görürler, ne de dondurucu soğuk.

İnsan 76:14

Cüz: 29 | Sayfa: 578
وَدَانِيَةً عَلَيْهِمْ ظِلَالُهَا وَذُلِّلَتْ قُطُوفُهَا تَذْل۪يلاً
Ve daniyeten aleyhim zılaluha ve zullilet kutufuha tezlila.
Mustafa İslamoğlu
zira cennetin (kutlu) gölgesi üzerlerine düşecek, oranın salkımları emre amade kılınacak.
Elmalılı Hamdi Yazır
Üzerlerine o Cennet gölgeleri sarkmış ve devşirimleri mebzul mebzul önlerine konmuştur
Diyanet İşleri
Üzerlerine cennetin gölgeleri sarkmış, cennetin meyveleri (kolayca alınacak şekilde) yakınlaştırılarak hazırlanmıştır.
Mehmet Okuyan
(Cennet ağaçlarının) gölgeleri onların (cennetliklerin) üzerlerine sarkacak, meyveleri (kolayca toplanması için) eğdirilecektir.
Suat Yıldırım
Cennet ağaçlarının gölgeleri üzerlerine sarkar, meyveleri devşirmeleri pek kolay olur.
Elmalılı (sadeleştirilmiş)
üzerlerine cennet gölgeleri sarkmış ve devşirimleri (meyveleri) de bol bol önlerine konmuştur.
Muhammed Esed
çünkü o (bahçe)nin (kutlu) gölgeleri başlarını örtecek ve meyve salkımları kolayca alınacak şekilde (yere doğru) sarkıtılacaktır.
Yaşar Nuri Öztürk
Bahçenin gölgeleri üzerlerine eğilmiştir. Ve bahçenin meyveleri iyice yaklaştırılmşıtır.
Süleymaniye Vakfı
Bahçedeki gölgelikler (ağaçların dalları) kendilerine yaklaşmış halde[1] olacak, onlardaki olgun meyveler de emre amade kılınacaktır[2].
Süleyman Ateş
Cennetin gölgeleri, üzerlerine yaklaşmış, meyvaları da aşağı eğdirildikçe eğdirilmiştir.

İnsan 76:15

Cüz: 29 | Sayfa: 578
وَيُطَافُ عَلَيْهِمْ بِاٰنِيَةٍ مِنْ فِضَّةٍ وَاَكْوَابٍ كَانَتْ قَوَار۪يرَاۙ
Ve yutafu aleyhim bi aniyetin min fıddatin ve ekvabin kanet kavarira.
Mustafa İslamoğlu
Gümüş (parlaklığında) kaplar ve billur gibi kupalarla kendilerine servis yapılacak;
Elmalılı Hamdi Yazır
Hem dolaşılır üzerlerine gümüşten kaplar ve küplerle ki billurlar
Diyanet İşleri
Etraflarında gümüş kaplar, şeffaf kadehler dolaştırılır.
Mehmet Okuyan
Çevrelerinde gümüş kaplar ve billur kupalar dolaştırılacaktır.
Suat Yıldırım
(15-16) Etraflarında hizmet edenler gümüş kaplar, billur kaseler, gümüşi parlaklıkta billur kupalarla dolaşır, onlara ikram ederler. Cennetlikler içeceklerini kendi iştahları ölçüsünce tayin ederler.
Elmalılı (sadeleştirilmiş)
Gümüş kaplar ve billur küplerle çevrelerinde dolaşılır,
Muhammed Esed
Onlar gümüşten kaplar ve kristal(e benzeyen) kadehlerle karşılanacaklar
Yaşar Nuri Öztürk
Çevrelerinde, gümüşten ve billurdan kaplar dolaştırılır. Kupalardır onlar.
Süleymaniye Vakfı
Çevrelerinde gümüş kaplar ve billurlaşmış testiler dolaştırılacak[1];
Süleyman Ateş
Yanlarında gümüş kablar, billur kupalar dolaştırılır.

İnsan 76:16

Cüz: 29 | Sayfa: 578
قَوَار۪يرَ مِنْ فِضَّةٍ قَدَّرُوهَا تَقْد۪يراً
Kavarira min fıddatin kadderuha takdira.
Mustafa İslamoğlu
öyle gümüşi billurlar ki, onların hacmini tamamen kendileri takdir edecek.
Elmalılı Hamdi Yazır
Gümüşten billurlar, onları türlü türlü biçime koymuşlardır
Diyanet İşleri
Gümüşten billur kaplar ki, onları (ihtiyaca göre) ölçüp düzenlemişlerdir.
Mehmet Okuyan
Miktarını kendilerinin belirleyeceği o billur kupalar da gümüştendir.
Suat Yıldırım
(15-16) Etraflarında hizmet edenler gümüş kaplar, billur kaseler, gümüşi parlaklıkta billur kupalarla dolaşır, onlara ikram ederler. Cennetlikler içeceklerini kendi iştahları ölçüsünce tayin ederler.
Elmalılı (sadeleştirilmiş)
gümüşten billurlar (ki hizmetçiler) onları türlü türlü biçimlere koymuşlardır.
Muhammed Esed
-kristal benzeri, (ama) gümüşten- ve hacimlerini yalnız kendileri tesbit edecek.
Yaşar Nuri Öztürk
Gümüşten kupalar ki, tam diledikleri ölçüde belirlemişlerdir onları.
Süleymaniye Vakfı
ölçülerini kendilerinin belirlediği gümüşten billurlaşmış testiler....
Süleyman Ateş
Öyle gümüş kadehler ki onları istedikleri ölçüde takdir etmişlerdir (istedikleri kadar içki alırlar).

İnsan 76:17

Cüz: 29 | Sayfa: 578
وَيُسْقَوْنَ ف۪يهَا كَأْساً كَانَ مِزَاجُهَا زَنْجَب۪يلاًۚ
Ve yuskavne fiha ke'sen kane mizacuha zencebila.
Mustafa İslamoğlu
Orada zencefil türü bir şeyle tatlandırılmış dolu kadehlerle suvarılacaklar.
Elmalılı Hamdi Yazır
Ve orada bir kadeh sunulur ki katgısı olmuştur zencefil
Diyanet İşleri
Orada kendilerine, katkısı zencefil olan içecekle dolu bir kaseden içirilir.
Mehmet Okuyan
(17, 18) Onlara orada, adına Selsebil denen kaynaktan, (içindeki) karışımı Zencebil olan bir kadehten içirilecektir.[1]
Suat Yıldırım
Onlara karışımında zencefil bulunan kadehler ikram edilir.
Elmalılı (sadeleştirilmiş)
Ve orada katkısı zencefil olan bir kadeh sürülür.
Muhammed Esed
Ve (cennette) kendilerine zencefille tatlandırılmış bir fincan içecek verilecek,
Yaşar Nuri Öztürk
Orada kendilerine karışımı zencefil olan bir kadehten içirilir.
Süleymaniye Vakfı
Cennette onlara, zencefil katkılı bir kadeh de sunulacak[1]
Süleyman Ateş
Onlara orada, karışımı zencefil olan kadehten içirilir.

İnsan 76:18

Cüz: 29 | Sayfa: 578
عَيْناً ف۪يهَا تُسَمّٰى سَلْسَب۪يلاً
Aynen fiha tusemma selsebila.
Mustafa İslamoğlu
(Ebedi saadetin) kaynağı olan oraya yüceltilen bir yol ara!
Elmalılı Hamdi Yazır
Bir çeşme ki denir selsebil
Diyanet İşleri
Orada bir pınar ki ona "selsebil" adı verilir.
Mehmet Okuyan
(17, 18) Onlara orada, adına Selsebil denen kaynaktan, (içindeki) karışımı Zencebil olan bir kadehten içirilecektir.[1]
Suat Yıldırım
Bu içecekler, adı Selsebil olan pınardandır.
Elmalılı (sadeleştirilmiş)
Selsebil denilen bir çeşme.
Muhammed Esed
oradaki "Selsebil" isimli bir kaynak(tan).
Yaşar Nuri Öztürk
Bir pınar ki, orada, selsebil diye anılır.
Süleymaniye Vakfı
orada Selsebil adı verilen bir kaynaktan…[1]
Süleyman Ateş
Bir çeşme ki adına Selsebil denir.

İnsan 76:19

Cüz: 29 | Sayfa: 578
وَيَطُوفُ عَلَيْهِمْ وِلْدَانٌ مُخَلَّدُونَۚ اِذَا رَاَيْتَهُمْ حَسِبْتَهُمْ لُؤْلُؤ۬اً مَنْثُوراً
Ve yetufu aleyhim vildanun muhalledun, iza reeytehum hasibtehum lu'luen mensura.
Mustafa İslamoğlu
Kendilerine kalıcı gençlik iksiri servisi yapılacak. Sen o (cennetlik)leri göreceğin zaman, sanki saçılmış tarifsiz inciler sanacaksın;
Elmalılı Hamdi Yazır
Ve dolanır etraflarına muhalled evladlar, görünce onları sanırsın saçılmış inciler
Diyanet İşleri
Çevrelerinde, gördüğünde saçılmış inciler sanacağın, hep aynı gençlik ve güzellikte kalacak hizmetçiler dolaşır.
Mehmet Okuyan
O (cennetliklerin) etrafında, yaşlanmayan gençler dolaşır. Onları gördüğünde kendilerini saçılıp dağılmış inciler sanırsın.
Suat Yıldırım
Etraflarında ebedi cennet çocukları dolaşır durur ki, onları gördüğünde parlaklıklarından ötürü etrafa saçılan inciler sanırsın.
Elmalılı (sadeleştirilmiş)
Etraflarında daima genç çocuklar dolaşır; görünce onları saçılmış inciler sanırsın.
Muhammed Esed
Ve onları ölümsüz gençlikler bekleyecek, gördüğün zaman saçılmış inciler sanacağın (gençlikler);
Yaşar Nuri Öztürk
Dolaşır çevrelerinde, sürekli görevlendirilmiş gençler. Görseydin onları, dizilmiş inciler sanırdın.
Süleymaniye Vakfı
Çevrelerinde ölümsüzleştirilmiş erkek hizmetçiler dolaşacak[1]. Onları gördüğünde serpiştirilmiş inciler sanırsın.
Süleyman Ateş
Çevrelerinde de (öyle) ölümsüz gençler dolaşır ki, onları görsen, kendilerini saçılmış inci sanırsın.

İnsan 76:20

Cüz: 29 | Sayfa: 578
وَاِذَا رَاَيْتَ ثَمَّ رَاَيْتَ نَع۪يماً وَمُلْـكاً كَب۪يراً
Ve iza reeyte semme reeyte naimen ve mulken kebira.
Mustafa İslamoğlu
Nereden bakacak olsan, sınırsız bir nimet deryası ve görkemli bir iktidar göreceksin.
Elmalılı Hamdi Yazır
Ve gördüğün zaman orada bir na'im ve pek büyük bir mülk görürsün
Diyanet İşleri
Orada, görünce (sonsuz) nimetler ve büyük bir mülk (hükümranlık) görürsün.
Mehmet Okuyan
(Cennette) her nereye bakarsan, (pek çok) nimet ve büyük bir otorite görürsün.
Suat Yıldırım
Hangi tarafa baksan hep nimet, servet, ihtişam, büyük bir saltanat görürsün.
Elmalılı (sadeleştirilmiş)
Gördüğün zaman orada bol bir nimet ve büyük bir saltanat görürsün.
Muhammed Esed
ve (nereye) baksan, (yalnız) kutsanmışlık ve aşkın bir düzen göreceksin.
Yaşar Nuri Öztürk
Oraya baktığında, nereye göz atsan büyük bir nimet, büyük bir mülk ve yönetim görürsün.
Süleymaniye Vakfı
Orada, nereye baksan nimetler ve büyük bir saltanat görürsün[1].
Süleyman Ateş
Orada nereye baksan, bir ni'met ve büyük bir mülk görürsün.

İnsan 76:21

Cüz: 29 | Sayfa: 578
#rab
عَالِيَهُمْ ثِيَابُ سُنْدُسٍ خُضْرٌ وَاِسْتَبْرَقٌۘ وَحُلُّٓوا اَسَاوِرَ مِنْ فِضَّةٍۚ وَسَقٰيهُمْ رَبُّهُمْ شَرَاباً طَهُوراً
Aliyehum siyabu sundusin hudrun ve istebrakun ve hullu esavira min fıddah, ve sekahum rabbuhum şaraben tahura.
Mustafa İslamoğlu
Onların üzerinde yemyeşil, capcanlı ipek elbiseler, atlastan kaftanlar bulunacak; ve onlar tarifsiz gümüşten künyeler-bilezikler takınacak; dahası Rableri onlara temiz ve temizleyici olan tarifsiz bir içecek ikram edecek.
Elmalılı Hamdi Yazır
Üstlerinde bir sündüs esvab yemyeşil ve kalın istebrak, gümüşten bileziklerle süslenmişler, rabları onlara bir şarab-ı tahur sunmaktadır.
Diyanet İşleri
Üstlerinde ince ve kalın ipekten yeşil elbiseler vardır. Gümüş bileziklerle süsleneceklerdir. Rableri onlara tertemiz bir içecek içirecektir.
Mehmet Okuyan
Üzerlerinde ince ipekten yeşil elbiseler ve kalın ipek kumaşlar olacaktır; gümüş bilezikler takacaklardır.[1] Rableri onlara tertemiz bir içecek ikram edecektir.
Suat Yıldırım
(21-22) Elbiseleri ince veya kalın yeşil renkli ipeklerden, atlaslardandır. Gümüş bilezikler takınırlar. Onların Rabbi, kendilerine tertemiz bir içki ikram edip şöyle demiştir: "İşte bütün bunlar sizin mükafatınızdır! Gayretleriniz makbul oldu."
Elmalılı (sadeleştirilmiş)
Üstlerinde ince ipekten ve kalın atlastan yemyeşil elbiseler vardır; gümüş bileziklerle süslenmişlerdir. Rableri onlara tertemiz bir içki sunmaktadır.
Muhammed Esed
O (kutsanmış kimse)lerin üzerinde yeşil ipekten ve atlastan giysiler olacak. Onlar gümüş bilezikler ile süslenecekler. Ve Rableri onlara en temiz içeceklerden ikram edecek.
Yaşar Nuri Öztürk
Üzerlerinde yeşil ince ipeklerle, sırmalı, kalın ipeklerden giysiler vardır. Gümüşten bileziklerle süslenmişlerdir. Ve Rableri onlara tertemiz bir içki ikram etmiştir.
Süleymaniye Vakfı
Cennetliklerin üzerinde ince ve kalın ipekten yeşil elbiseler olacak ve onlara gümüş bileklikler takılacak[1]. Rableri onlara tertemiz içecekler içirecektir[2].
Süleyman Ateş
(Cennet ehlinin) Üstlerinde yeşil ipekten ince ve kalın giysiler var. Gümüş bilezikler takınmışlardır. Rableri onlara tertemiz bir içki içirmiş (ve şöyle demiş)tir:

İnsan 76:22

Cüz: 29 | Sayfa: 578
#rab
اِنَّ هٰذَا كَانَ لَـكُمْ جَزَٓاءً وَكَانَ سَعْيُكُمْ مَشْكُوراً۟
İnne haza kane lekum cezaen ve kane sa'yukum meşkura.
Mustafa İslamoğlu
(Kendilerine): "Bunlar size ödül olarak verilmiştir; ve (bu uğurdaki) üstün gayretiniz (Allah) tarafından kabul edilmiştir" (denilecek).
Elmalılı Hamdi Yazır
Şöyle diye ki işte bu sizin bir mükafatınızdı, sa'yiniz meşkur oldu
Diyanet İşleri
Onlara şöyle denecektir: "Şüphesiz bu sizin için bir mükafattır. Çalışma ve çabanız makbul görülmüştür."
Mehmet Okuyan
(Onlara şöyle denecektir:) "Şüphesiz ki bu(nlar), sizin için ödüldür. Çalışma(ları)nız karşılığını bulmuştur."
Suat Yıldırım
(21-22) Elbiseleri ince veya kalın yeşil renkli ipeklerden, atlaslardandır. Gümüş bilezikler takınırlar. Onların Rabbi, kendilerine tertemiz bir içki ikram edip şöyle demiştir: "İşte bütün bunlar sizin mükafatınızdır! Gayretleriniz makbul oldu."
Elmalılı (sadeleştirilmiş)
İşte bu, sizin bir mükafatınızdı, çalışmanız mükafat ile karşılandı.
Muhammed Esed
(Ve onlara:) "Bunlar sizin ödüllerinizdir, çünkü (hayatta iken) yaptığınız işler (Allah'ın) rızasını kazanmıştır!" (denilecek.)
Yaşar Nuri Öztürk
İşte bu size bir ödüldür. Ve sizin gayretiniz şükranla karşılanmıştır.
Süleymaniye Vakfı
(Onlara şöyle denecektir:) "Bütün bunlar, sizin için bir mükafattır. Gayretleriniz karşılığını bulmuştur[1]."
Süleyman Ateş
"Bu, sizin ödülünüzdür. Çalışmanızın karşılığı verilmiştir!"

İnsan 76:23

Cüz: 29 | Sayfa: 578
#iman
اِنَّا نَحْنُ نَزَّلْنَا عَلَيْكَ الْقُرْاٰنَ تَنْز۪يلاًۚ
İnna nahnu nezzelna aleykel kur'ane tenzila.
Mustafa İslamoğlu
Elbez biz, evet Biziz Kur'an'ı sana tedrici bir süreç içinde indiren;
Elmalılı Hamdi Yazır
Filhakika biz indirdik biz sana Kur'anı ceste ceste
Diyanet İşleri
Şüphe yok ki, Kur'an'ı sana elbette biz indirdik biz.
Mehmet Okuyan
Kur'an'ı sana peyder pey indiren elbette biziz, biz.
Suat Yıldırım
Ey Resulüm! Kur'an'ı sana parça parça Biz indiriyoruz.
Elmalılı (sadeleştirilmiş)
Gerçekten Kur'an'ı Biz sana aşama aşama indirdik.
Muhammed Esed
Gerçek şu ki, (ey iman eden,) bu Kur'an'ı sana safha safha indiren Biziz, gerçek bir armağan (olarak!)
Yaşar Nuri Öztürk
Biz indirdik o Kur'an'ı sana parça parça, biz!
Süleymaniye Vakfı
Bu Kur'an'ı sana parça parça Biz indirdik, Biz![1]
Süleyman Ateş
Muhakkak Biziz, Biz ki sana Kur'an'ı parça parça indirdik.

İnsan 76:24

Cüz: 29 | Sayfa: 578
#rab
فَاصْبِرْ لِحُكْمِ رَبِّكَ وَلَا تُطِعْ مِنْهُمْ اٰثِماً اَوْ كَفُوراًۚ
Fasbir li hukmi rabbike ve la tutı'minhum asimen ev kefura.
Mustafa İslamoğlu
artık Rabbinin hükmünü sabırla bekle ve onlardan hiçbir günahkar veya nanköre uyma!
Elmalılı Hamdi Yazır
O halde sabret rabbının hukmünü vermesi için de itaat etme onlardan bir asime veya nanköre
Diyanet İşleri
O halde, Rabbinin hükmüne sabret. Onlardan hiçbir günahkara ve hiçbir nanköre itaat etme.
Mehmet Okuyan
Rabbinin hükmü için sabret! Onlardan hiçbir günahkâra veya hiçbir nanköre itaat etme!
Suat Yıldırım
O halde Rabbinin hükmü gelinceye kadar sabret, sakın günaha ve küfre dadananlara itaat etme.
Elmalılı (sadeleştirilmiş)
O halde Rabbinin hükmünü vermesi için de sabret. Onlardan bir günahkara veya nanköre itaat etme!
Muhammed Esed
Öyleyse Rabbinin hükmünü sabırla bekle ve onlardan hiçbir günahkara veya nanköre uyma;
Yaşar Nuri Öztürk
O halde, Rabbinin hükmü karşısında sabret ve onların günahkarlarına da nankörlerine de boyun eğme.
Süleymaniye Vakfı
Sen, Rabbinin kararı gelinceye kadar sabret /duruşunu bozma![1] Onlardan günahkar olana da kafirlikte direnene de boyun eğme![2]
Süleyman Ateş
O halde Rabbinin hükmüne sabret ve onlardan hiçbir günahkara, yahut nanköre ita'at etme.

İnsan 76:25

Cüz: 29 | Sayfa: 578
#rab
وَاذْكُرِ اسْمَ رَبِّكَ بُكْرَةً وَاَص۪يلاًۚ
Vezkurisme rabbike bukreten ve asila.
Mustafa İslamoğlu
Rabbinin ismini sabah(tan) akşam(a dek) yad et!
Elmalılı Hamdi Yazır
Ve rabbının ismini an hem irken hem ikindileyin
Diyanet İşleri
Sabah akşam Rabbinin adını an.
Mehmet Okuyan
Sabah akşam Rabbinin ismini an!
Suat Yıldırım
(25-26) Sabah akşam Rabbinin adını zikret! Gecenin bir kısmında da O'na secde et, geceleyin uzun bir süre de O'na tesbih ve ibadet et.
Elmalılı (sadeleştirilmiş)
Rabbinin ismini hem (sabah) erken, hem de ikindi üstü an!
Muhammed Esed
Rabbinin ismini sabah akşam an
Yaşar Nuri Öztürk
Rabbinin adını sabahtan da akşamdan da an!
Süleymaniye Vakfı
Kuşluk ile öğle vaktinde ve ikindide Rabbinin ismini zikret (onun sözlerini) aklında tut[1].
Süleyman Ateş
Sabah akşam Rabbinin adını an.

İnsan 76:26

Cüz: 29 | Sayfa: 579
#rab
وَمِنَ الَّيْلِ فَاسْجُدْ لَهُ وَسَبِّحْهُ لَيْلاً طَو۪يلاً
Ve minel leyli fescud lehu ve sebbihhu leylen tavila.
Mustafa İslamoğlu
Ve gecenin bir vaktinde O'na secde et ve uzun geceler boyu O'nun şanını yücelt!
Elmalılı Hamdi Yazır
giceden de ona secde et ve tesbih et ona uzun gece
Diyanet İşleri
Gecenin bir kısmında O'na secde et; geceleyin de O'nu uzun uzadıya tespih et.
Mehmet Okuyan
Gecenin bir kısmında O'na secde et; gecenin uzun bir bölümünde de O'nu tesbih et (yücelt)![1]
Suat Yıldırım
(25-26) Sabah akşam Rabbinin adını zikret! Gecenin bir kısmında da O'na secde et, geceleyin uzun bir süre de O'na tesbih ve ibadet et.
Elmalılı (sadeleştirilmiş)
Gecenin bir kısmında O'na secde et ve uzun bir gece O'nu tesbih et!
Muhammed Esed
ve gecenin bir kısmında, O'nun önünde secde et ve uzun geceler boyu O'nun sınırsız şanını yücelt.
Yaşar Nuri Öztürk
Gecenin bir kısmında da O'na secde et! Ve geceleyin O'nu uzunca tespih et/uzun bir gece boyu O'nu tespih et!
Süleymaniye Vakfı
Gecenin bir kısmında ona secde et[1]. Gecenin uzun bölümünde de O'na ibadet et[2] (nafile namaz kıl).
Süleyman Ateş
Gecenin bir bölümünde O'na secde et ve geceleyin uzun zaman O'nu tesbih eyle (şanının yüceliğini an)!

İnsan 76:27

Cüz: 29 | Sayfa: 579
اِنَّ هٰٓؤُ۬لَٓاءِ يُحِبُّونَ الْعَاجِلَةَ وَيَذَرُونَ وَرَٓاءَهُمْ يَوْماً ثَق۪يلاً
İnne haulai yuhıbbunel acilete ve yezerune veraehum yevmen sekila.
Mustafa İslamoğlu
Ne var ki şu (nankör) adamlar hemen şimdi ve burada olanı seviyorlar da, zor bir günü (gündemlerine almayı) erteliyorlar.
Elmalılı Hamdi Yazır
Çünkü onlar pişini severler ve önlerindeki ağır bir günü bırakırlar
Diyanet İşleri
Şunlar (inanmayanlar) dünyayı tercih ediyorlar ve çetin bir günü arkalarına atıyorlar.
Mehmet Okuyan
Şüphesiz ki bu (insa)nlar, çabucak geçen (dünyay)ı seviyorlar da ağır günü (ahireti) arkalarına atıyorlar.[1]
Suat Yıldırım
Şu insanlar bu peşin dünya hayatını arzulayıp, önlerinde kendilerini bekleyen o ağır günü ihmal ediyorlar.
Elmalılı (sadeleştirilmiş)
Çünkü onlar peşini (geçici dünyayı) severler ve önlerindeki ağır bir günü (kıyameti) bırakırlar.
Muhammed Esed
Bakın, (Allah'ı umursamayan) şu adamlar bu gelip geçici dünyayı severler, ama ızdırap dolu bir Günü (düşünmeyi) ihmal ederler.
Yaşar Nuri Öztürk
Bunlar, hemen gelecek olanı seviyorlar da ötelerindeki zorlu bir günü ihmal ediyorlar.
Süleymaniye Vakfı
O insanlar (günahkarlar ve kafirler) bir an önce ellerine geçecek olanı /dünyayı severler, ağır bir günü /ahireti de arkalarına bırakırlar[1].
Süleyman Ateş
Bunlar, şu çabuk (geçen dünyay)ı seviyorlar da ötelerindeki ağır bir günü bırakıyorlar.

İnsan 76:28

Cüz: 29 | Sayfa: 579
نَحْنُ خَلَقْنَاهُمْ وَشَدَدْنَٓا اَسْرَهُمْۚ وَاِذَا شِئْنَا بَدَّلْـنَٓا اَمْثَالَهُمْ تَبْد۪يلاً
Nahnu halaknahum ve şededna esrehum, ve iza şi'na beddelna emsalehum tebdila.
Mustafa İslamoğlu
Onları Biz yarattık ve bütünün parçaları arasında sımsıkı bir bağ kurduk; ve eğer Biz istersek onları benzerleriyle kökten değiştiririz.
Elmalılı Hamdi Yazır
Biz yarattık onları ve kundaklarını biz bağladık, dilediğimiz vakıt de kılıklarını tebdil ederiz.
Diyanet İşleri
Onları biz yarattık ve eklemlerini (birbirine) biz bağladık. Dilediğimizde (onları yok eder) yerlerine benzerlerini getiririz.
Mehmet Okuyan
Onları biz yarattık ve yaratılışlarını sapasağlam yaptık. Dilediğimiz (zaman) onları benzerleriyle değiştiririz.
Suat Yıldırım
Onları yaratan, organlarını birbirine bağlayan ve onlara bu sağlam bünyeyi veren Biz'iz. Dilediğimiz vakit elbette onların yerine başkalarını getirebiliriz.
Elmalılı (sadeleştirilmiş)
Onları Biz yarattık, kundaklarını da Biz bağladık. Dilediğimiz vakit de kılıklarını değiştiririz.
Muhammed Esed
(Kendi kendilerine itiraf etmezler ki) onları yaratan ve kişiliklerini sağlamlaştıran Biziz ve dilersek onları başka hemcinsleriyle değiştirebiliriz.
Yaşar Nuri Öztürk
Biz yarattık onları ve kuvvetli yaptık bağlarını/eklemlerini. Dilediğimizde benzerleri ile değiştiririz onları.
Süleymaniye Vakfı
Onları biz yarattık, yaratılışlarını da sağlam yaptık[1]. (Ahirette yeniden yaratmaya) karar verdiğimizde yapılarını tümüyle değiştireceğiz[2].
Süleyman Ateş
Biz onları yarattık, yapılarını sıkıca bağladık. Dilediğimiz zaman onları benzerleriyle değiştiririz.

İnsan 76:29

Cüz: 29 | Sayfa: 579
#rab
اِنَّ هٰذِه۪ تَذْكِرَةٌۚ فَمَنْ شَٓاءَ اتَّخَذَ اِلٰى رَبِّه۪ سَب۪يلاً
İnne hazihi tezkireh, fe men şaettehaze ila rabbihi sebila.
Mustafa İslamoğlu
Bütün bunlar bir öğüt ve uyarıdır: Şu halde dileyen Rabbine varan bir yol tutsun!
Elmalılı Hamdi Yazır
İşte bu bir tezkiredir, dileyen rabbına bir yol tutar
Diyanet İşleri
İşte bu bir öğüttür. Dileyen, Rabbine ulaştıran bir yol tutar.
Mehmet Okuyan
Şüphesiz ki bu (gerçeği) hatırla(t)madır. Dileyen, Rabbine (giden) bir yol tutar.[1]
Suat Yıldırım
İşte bu, bir öğüttür, bir uyarıdır. Artık dileyen Rabbine varan yolu tutar.
Elmalılı (sadeleştirilmiş)
İşte bu bir öğüttür, dileyen Rabbine bir yol tutar!
Muhammed Esed
Bütün bunlar bir uyarıdır; öyleyse, dileyen Rabbine giden yolu bulabilir.
Yaşar Nuri Öztürk
İşte bu, bir hatırlatıcı ve düşündürücüdür. Dileyen, Rabbine doğru, bir yol edinir.
Süleymaniye Vakfı
Bunlar, (size verilen) doğru bilgilerdir. Yapılması gerekeni yapan[1], Rabbinin gösterdiği bir yola girer[2].
Süleyman Ateş
Bu bir öğüttür. Dileyen, Rabbine varan yolu tutar.

İnsan 76:30

Cüz: 29 | Sayfa: 579
#rahmet
وَمَا تَشَٓاؤُ۫نَ اِلَّٓا اَنْ يَشَٓاءَ اللّٰهُۜ اِنَّ اللّٰهَ كَانَ عَل۪يماً حَك۪يماًۗ
Ve ma teşaune illa en yeşaallah, innallahe kane alimen hakima.
Mustafa İslamoğlu
Bu sayede siz, zaten Allah'ın dilediğini dilemiş (olursunuz): elbette Allah her şeyi bilendir, hep hikmetle hükmedendir.
Elmalılı Hamdi Yazır
Maamafih Allah dilemeyince dilemezsiniz, çünkü yegane alim, hakim Allahdır
Diyanet İşleri
Allah'ın dilemesi olmadıkça siz dileyemezsiniz. Şüphesiz Allah hakkıyla bilendir, hüküm ve hikmet sahibidir.
Mehmet Okuyan
(Böyle yaparsanız) Allah'ın dilediğinden başkasını dilememiş olursunuz.[1] Şüphesiz ki Allah bilendir, doğru hüküm verendir.
Suat Yıldırım
Ama Allah dilemedikçe, siz dileyemezsiniz. Çünkü her şeyi bilen, tam hüküm ve hikmet sahibi olan, Allah'tır. Her şeyi bildiği gibi, rahmet ve hidayete layık olanları da pek iyi bilir.
Elmalılı (sadeleştirilmiş)
Şu da var: Allah dilemedikçe, hiçbirşey dileyemezsiniz; çünkü herşeyi bilen, hikmet sahibi ancak Allah'tır.
Muhammed Esed
Ama Allah (size o yolu göstermeyi) dilemedikçe siz onu dileyemezsiniz çünkü, bilin ki Allah her şeyi görendir, hikmet Sahibidir.
Yaşar Nuri Öztürk
Allah dilemedikçe siz dileyemezsiniz. Allah Alim'dir, Hakim'dir.
Süleymaniye Vakfı
Sizin bir şey yapmanız ancak Allah'ın şartları oluşturmasıyla mümkündür[1]. Şüphesiz Allah, daima bilen ve kararları doğru olandır.
Süleyman Ateş
Allah dilemedikçe siz dileyemezsiniz. Şüphesiz Allah bilendir, hüküm ve hikmet sahibidir.

İnsan 76:31

Cüz: 29 | Sayfa: 579
#rahmet
يُدْخِلُ مَنْ يَشَٓاءُ ف۪ي رَحْمَتِه۪ۜ وَالظَّالِم۪ينَ اَعَدَّ لَهُمْ عَذَاباً اَل۪يماً
Yudhilu men yeşau fi rahmetih, vez zalimine eadde lehum azaben elima.
Mustafa İslamoğlu
O , isteyen kimseyi rahmetine sokmayı diler; ne ki zalimler için de elim bir azap hazırlamıştır.
Elmalılı Hamdi Yazır
O dilediğini rahmeti içine kor, zalimlere ise elim bir azab hazırlamıştır
Diyanet İşleri
O, dilediği kimseyi rahmetine sokar. Zalimlere ise elem dolu bir azap hazırlamıştır.
Mehmet Okuyan
(Allah) dileyeni (layık gördüğünü) merhametine koyar. Zalimler için de elem verici bir azap hazırlamış (olacak)tır.
Suat Yıldırım
Böylece dilediğini rahmetine alır. Zalimler için ise, gayet acı bir ceza hazırlamıştır.
Elmalılı (sadeleştirilmiş)
O dilediğini rahmeti içine kor; zalimlere ise acı bir azap hazırlamıştır.
Muhammed Esed
Dileyeni rahmetine kabul eder; ama zalimler için (öteki dünyada) şiddetli bir azap hazırlamıştır.
Yaşar Nuri Öztürk
Dilediğini/dileyeni rahmetinin içine sokar. Zalimlere gelince, onlar için korkunç bir azap hazırlamıştır.
Süleymaniye Vakfı
O, yapması gerekeni yapanı rahmeti içine alır. Yanlışa dalanlar için de acıklı bir azap hazırlamıştır[1].
Süleyman Ateş
Dilediğini rahmetine sokar. Zalimlere gelince, onlar için acı bir azab hazırlamıştır.

Mürselat 77:1

Cüz: 29 | Sayfa: 579
وَالْمُرْسَلَاتِ عُرْفاًۙ
Vel murselati urfa.
Mustafa İslamoğlu
Şahit olsun birbiri ardınca gönderilen (bu vahiyler)!
Elmalılı Hamdi Yazır
Kasem olsun o urf için gönderilenlere
Diyanet İşleri
(1-7) Ard arda gönderilenlere, kasırga gibi esenlere, hakkıyla yayanlara, hakkıyla ayıranlara, özür ya da uyarı olmak üzere öğüt bırakanlara andolsun ki, uyarıldığınız (Kıyamet) mutlaka gerçekleşecektir.
Mehmet Okuyan
Yemin olsun: Birbiri ardınca gönderilenlere,
Suat Yıldırım
İyilik için birbirinin peşinden gönderilenler,
Elmalılı (sadeleştirilmiş)
Andolsun iyilik yapılması için (o birbiri ardınca) gönderilenlere,
Muhammed Esed
Düşün bu (mesaj)ları, dalga dalga gönderilen
Yaşar Nuri Öztürk
Yemin olsun, o art arda gönderilenlere/meleklere/rüzgarlara/vahyin bölümlerine/kalplere inen doğuşlara,
Süleymaniye Vakfı
Marufu[1] tebliğ etmek için gönderilip de
Süleyman Ateş
Andolsun; birbiri ardınca gönderilenlere,

Mürselat 77:2

Cüz: 29 | Sayfa: 579
فَالْعَاصِفَاتِ عَصْفاًۙ
Fel asıfati asfa.
Mustafa İslamoğlu
Ardından bir fırtına gibi ortalığı kasıp kavuranlar!
Elmalılı Hamdi Yazır
Derken büküp devirenlere
Diyanet İşleri
(1-7) Ard arda gönderilenlere, kasırga gibi esenlere, hakkıyla yayanlara, hakkıyla ayıranlara, özür ya da uyarı olmak üzere öğüt bırakanlara andolsun ki, uyarıldığınız (Kıyamet) mutlaka gerçekleşecektir.
Mehmet Okuyan
Esip savuranlara,
Suat Yıldırım
Esip savuranlar,
Elmalılı (sadeleştirilmiş)
büküp devirenlere,
Muhammed Esed
ve sonra fırtına şiddetiyle patlayan!
Yaşar Nuri Öztürk
Esip de büküp devirenlere,
Süleymaniye Vakfı
(onunla batılı) darmadağın edenlere yemin olsun[1].
Süleyman Ateş
Esip savuranlara,

Mürselat 77:3

Cüz: 29 | Sayfa: 579
وَالنَّاشِرَاتِ نَشْراًۙ
Vennaşirati neşren.
Mustafa İslamoğlu
Ve (ilahi mesajı) yaydıkça yayanlar!
Elmalılı Hamdi Yazır
Ve neşrederek yayanlara
Diyanet İşleri
(1-7) Ard arda gönderilenlere, kasırga gibi esenlere, hakkıyla yayanlara, hakkıyla ayıranlara, özür ya da uyarı olmak üzere öğüt bırakanlara andolsun ki, uyarıldığınız (Kıyamet) mutlaka gerçekleşecektir.
Mehmet Okuyan
Yaydıkça yayanlara,
Suat Yıldırım
Tohumlarını yaydıkça yayanlar,
Elmalılı (sadeleştirilmiş)
neşrederek yayanlara,
Muhammed Esed
Düşün bu (mesaj)ları, (hakikati) dört bir yana yayan,
Yaşar Nuri Öztürk
Dağıtıp yayanlara/diriltip harekete getirenlere,
Süleymaniye Vakfı
(Marufu) yaydıkça yayıp
Süleyman Ateş
Yaydıkça yayanlara,

Mürselat 77:4

Cüz: 29 | Sayfa: 579
فَالْفَارِقَاتِ فَرْقاًۙ
Fel farikati ferka.
Mustafa İslamoğlu
Peşinden (hak ile batılı) seçip ayıranlar!
Elmalılı Hamdi Yazır
Derken seçip ayıranlara
Diyanet İşleri
(1-7) Ard arda gönderilenlere, kasırga gibi esenlere, hakkıyla yayanlara, hakkıyla ayıranlara, özür ya da uyarı olmak üzere öğüt bırakanlara andolsun ki, uyarıldığınız (Kıyamet) mutlaka gerçekleşecektir.
Mehmet Okuyan
Ayırdıkça ayıranlara,
Suat Yıldırım
Hakla batılı, doğru ile eğriyi ayırt edenler,
Elmalılı (sadeleştirilmiş)
(gerçek ile batılı) seçip ayıranlara,
Muhammed Esed
böylece (doğru ile eğriyi) kesin şekilde ayıran,
Yaşar Nuri Öztürk
Gerektiği şekilde ayıranlara,
Süleymaniye Vakfı
(doğru ile yanlışı) sürekli ayıranlara[1],
Süleyman Ateş
Ayırdıkça ayıranlara,

Mürselat 77:5

Cüz: 29 | Sayfa: 579
فَالْمُلْقِيَاتِ ذِكْراًۙ
Fel mulkıyati zikra.
Mustafa İslamoğlu
derken (insanı) tarifsiz (güzellikte) bir öğütle buluşturanlar;
Elmalılı Hamdi Yazır
Sonra bir ögüt bırakanlara
Diyanet İşleri
(1-7) Ard arda gönderilenlere, kasırga gibi esenlere, hakkıyla yayanlara, hakkıyla ayıranlara, özür ya da uyarı olmak üzere öğüt bırakanlara andolsun ki, uyarıldığınız (Kıyamet) mutlaka gerçekleşecektir.
Mehmet Okuyan
(5, 6) Özür (imkânı vermek) veya uyarı(da bulunmak) için öğüt bırakanlara (ulaştıranlara) ki[1]
Suat Yıldırım
(5-6) Hak sahiplerine özür, yahut haksızlara tehdit olarak vahyi getiren melekler hakkı için:
Elmalılı (sadeleştirilmiş)
sonra bir öğüt bırakanlara,
Muhammed Esed
ve sonra bir öğüt ve hatırlatmada bulunan,
Yaşar Nuri Öztürk
Öğüt ulaştıranlara/Kur'an'ı ulaştıranlara,
Süleymaniye Vakfı
ve doğru bir bilgi bırakanlara…
Süleyman Ateş
Öğüt bırakanlara:

Mürselat 77:6

Cüz: 29 | Sayfa: 579
عُذْراً اَوْ نُذْراًۙ
Uzren ev nuzra.
Mustafa İslamoğlu
(o öğütle) imana yöneleni mazur addeden ve (tevbe için) uyarıda bulunanlar...
Elmalılı Hamdi Yazır
Gerek özr için olsun gerek inzar
Diyanet İşleri
(1-7) Ard arda gönderilenlere, kasırga gibi esenlere, hakkıyla yayanlara, hakkıyla ayıranlara, özür ya da uyarı olmak üzere öğüt bırakanlara andolsun ki, uyarıldığınız (Kıyamet) mutlaka gerçekleşecektir.
Mehmet Okuyan
(5, 6) Özür (imkânı vermek) veya uyarı(da bulunmak) için öğüt bırakanlara (ulaştıranlara) ki[1]
Suat Yıldırım
(5-6) Hak sahiplerine özür, yahut haksızlara tehdit olarak vahyi getiren melekler hakkı için:
Elmalılı (sadeleştirilmiş)
gerek mazur kılmak gerekse uyarmak için olsun,
Muhammed Esed
suçlardan arınma(yı vaad eden) veya bir uyarı(da bulunan)!
Yaşar Nuri Öztürk
Özür yahut uyarı için,
Süleymaniye Vakfı
(Bunları) gerek (kendileri için) bir özür olsun gerekse (başkaları için) uyarı olsun diye[1] yapanlara yemin olsun ki
Süleyman Ateş
Özür yahut uyarmak için.

Mürselat 77:7

Cüz: 29 | Sayfa: 579
اِنَّمَا تُوعَدُونَ لَوَاقِعٌۜ
İnnema tuadune levakı'.
Mustafa İslamoğlu
Elbette, tehdit edildiğiniz şey mutlaka gerçekleşecektir:
Elmalılı Hamdi Yazır
Herhalde size va'dolunan muhakkak olacaktır
Diyanet İşleri
(1-7) Ard arda gönderilenlere, kasırga gibi esenlere, hakkıyla yayanlara, hakkıyla ayıranlara, özür ya da uyarı olmak üzere öğüt bırakanlara andolsun ki, uyarıldığınız (Kıyamet) mutlaka gerçekleşecektir.
Mehmet Okuyan
Size vadedilen (gün) elbette gerçekleşecektir.
Suat Yıldırım
Size vad edilen mutlaka gerçekleşecektir.
Elmalılı (sadeleştirilmiş)
elbette size va'd olunan şey muhakkak meydana gelecektir.
Muhammed Esed
Bakın, bekleyip görün denilen her şey mutlaka gerçekleşecektir.
Yaşar Nuri Öztürk
Ki size duyurulmuş olan mutlaka gerçekleşecektir.
Süleymaniye Vakfı
size vaad edilen mutlaka gerçekleşecektir[1].
Süleyman Ateş
(Bunlara andolsun) Ki size va'dedilen, mutlaka olacaktır.

Mürselat 77:8

Cüz: 29 | Sayfa: 579
فَاِذَا النُّجُومُ طُمِسَتْۙ
Fe izen nucumu tumiset.
Mustafa İslamoğlu
Yıldızlar söndürüldüğü zaman;
Elmalılı Hamdi Yazır
Hani o yıldızlar silindiği vakıt
Diyanet İşleri
Yıldızların ışığı söndürüldüğü zaman,
Mehmet Okuyan
Yıldızlar silindiği (söndürüldüğü)nde,[1]
Suat Yıldırım
Yıldızların ışığı söndürüldüğü zaman,
Elmalılı (sadeleştirilmiş)
Hani o yıldızlar silindiği vakit.
Muhammed Esed
Yıldızlar söndüğü zaman (gerçekleşecek,)
Yaşar Nuri Öztürk
Yıldızlar silinip süpürüldüğünde,
Süleymaniye Vakfı
Yıldızlar söndürüldüğü zaman[1],
Süleyman Ateş
Yıldızlar(ın ışığı) silindiği zaman,

Mürselat 77:9

Cüz: 29 | Sayfa: 579
وَاِذَا السَّمَٓاءُ فُرِجَتْۙ
Ve izes semau furicet.
Mustafa İslamoğlu
ve gök yarıldığı zaman;
Elmalılı Hamdi Yazır
Ve o Sema açıldığı vakıt
Diyanet İşleri
Gök yarıldığı zaman,
Mehmet Okuyan
Gök yarıldığında,
Suat Yıldırım
Gök yarıldığı zaman,
Elmalılı (sadeleştirilmiş)
o gök kubbe açıldığı vakit,
Muhammed Esed
ve gök parçalandığı zaman,
Yaşar Nuri Öztürk
Gök yarıldığında,
Süleymaniye Vakfı
gökte delikler oluştuğu zaman,[1]
Süleyman Ateş
Gök yarıldığı zaman,

Mürselat 77:10

Cüz: 29 | Sayfa: 579
وَاِذَا الْجِبَالُ نُسِفَتْۙ
Ve izel cibalu nusifet.
Mustafa İslamoğlu
ve dağlar un ufak edildiği zaman;
Elmalılı Hamdi Yazır
Ve o dağlar savurulduğu vakıt
Diyanet İşleri
Dağlar ufalanıp savrulduğu zaman,
Mehmet Okuyan
Dağlar ufalanıp savrulduğunda,
Suat Yıldırım
Dağlar parçalanıp savrulduğu zaman,
Elmalılı (sadeleştirilmiş)
dağlar savrulduğu vakit,
Muhammed Esed
ve dağlar toz gibi ufalandığı zaman,
Yaşar Nuri Öztürk
Dağlar un ufak edilip savrulduğunda,
Süleymaniye Vakfı
dağlar un ufak edilip savrulduğu zaman[1],
Süleyman Ateş
Dağlar ufalanıp savrulduğu zaman,

Mürselat 77:11

Cüz: 29 | Sayfa: 579
وَاِذَا الرُّسُلُ اُقِّتَتْۜ
Ve izer rusulu ukkıtet.
Mustafa İslamoğlu
ve bütün elçiler (tanıklık) vaktinde toplandığı zaman...
Elmalılı Hamdi Yazır
Ve o elçiler miykatlarına irdirildiği vakıt
Diyanet İşleri
Peygamberler için (ümmetlerine şahitlik etmek üzere) vakit belirlendiği zaman (kıyamet gerçekleşir).
Mehmet Okuyan
Elçilere (şahitlik için) vakit verildiğinde (Son Saat gerçekleşmiş olacaktır).
Suat Yıldırım
Resullere ümmetleri hakkında şahitlik vakitleri belirlendiği zaman; beklenen kıyamet kopmuştur.
Elmalılı (sadeleştirilmiş)
peygamberler bekleme yerlerine vardırıldığı vakit (kıyamet günü),
Muhammed Esed
ve bütün elçiler belirlenen bir vakitte toplanmaya çağırıldıkları zaman...
Yaşar Nuri Öztürk
Resuller vakte bağlandığında,
Süleymaniye Vakfı
elçilerin (şahitlik yapma) vakti geldiği zaman…[1]
Süleyman Ateş
Elçilere vakit belirlendiği zaman:

Mürselat 77:12

Cüz: 29 | Sayfa: 579
لِاَيِّ يَوْمٍ اُجِّلَتْۜ
Li eyyi yevmin uccilet.
Mustafa İslamoğlu
Peki, bütün bunlar hangi gün gerçekleştirilecek?
Elmalılı Hamdi Yazır
Onlar hangi güne te'cil edildi?
Diyanet İşleri
(Bu) hangi güne ertelenmiştir?
Mehmet Okuyan
(Bu durum), hangi güne ertelenmiştir?
Suat Yıldırım
Bunlar hangi güne ertelendiler?
Elmalılı (sadeleştirilmiş)
bunlar hangi güne ertelenmiştir?
Muhammed Esed
Ne zaman gerçekleşecek (bütün bunlar)?
Yaşar Nuri Öztürk
Hangi gün için vakte bağlandılar?
Süleymaniye Vakfı
O hangi güne ertelendi (biliyor musunuz)?
Süleyman Ateş
Ertelenmiş oldukları gün için,

Mürselat 77:13

Cüz: 29 | Sayfa: 579
لِيَوْمِ الْفَصْلِۚ
Li yevmil fasl.
Mustafa İslamoğlu
(İyi ile kötü arasındaki) Ayrım Günü.
Elmalılı Hamdi Yazır
Fasıl gününe
Diyanet İşleri
Hüküm ve ayırım gününe.
Mehmet Okuyan
Ayrılma gününe.
Suat Yıldırım
"Hüküm gününe!"
Elmalılı (sadeleştirilmiş)
Ayırım gününe!
Muhammed Esed
(Doğruyu yanlıştan) Ayırd etme Günü!
Yaşar Nuri Öztürk
Ayrım ve hüküm günü için.
Süleymaniye Vakfı
İyiyi kötüden ayırma gününe…
Süleyman Ateş
Yani hüküm günü için.

Mürselat 77:14

Cüz: 29 | Sayfa: 579
وَمَٓا اَدْرٰيكَ مَا يَوْمُ الْفَصْلِۜ
Ve ma edrake ma yevmul fasl.
Mustafa İslamoğlu
Sahi, bu Ayrım Günü'nün dehşetini sen nereden bileceksin?
Elmalılı Hamdi Yazır
bildin mi nedir fasıl günü?
Diyanet İşleri
Hüküm ve ayırım gününü sen ne bileceksin.
Mehmet Okuyan
O ayrılma gününün ne olduğunu sana bildiren ne olabilir ki!
Suat Yıldırım
"Hüküm günü" nedir bilir misin?
Elmalılı (sadeleştirilmiş)
Ayırım gününün ne olduğunu bilir misin?
Muhammed Esed
Bu Ayrım Günü'nün nasıl bir gün olacağını bilebilir misin?
Yaşar Nuri Öztürk
Ayrım ve hüküm gününü sana bildiren nedir?
Süleymaniye Vakfı
İyiyi kötüden ayırma gününün ne olduğunu sana kim bildirebilir![1]
Süleyman Ateş
Hüküm gününün ne olduğunu sen nereden bileceksin?

Mürselat 77:15

Cüz: 29 | Sayfa: 579
وَيْلٌ يَوْمَئِذٍ لِلْمُكَذِّب۪ينَ
Veylun yevmeizin lil mukezzibin.
Mustafa İslamoğlu
O gün vay haline (bu) hakikati yalanlayanların!
Elmalılı Hamdi Yazır
Vay haline o gün yalan diyenlerin
Diyanet İşleri
O gün vay yalanlayanların haline!
Mehmet Okuyan
(O günü) yalanlayanların, o gün vay hâline!
Suat Yıldırım
Hakkı yalan sayanların o gün vay hallerine!
Elmalılı (sadeleştirilmiş)
O gün yalan diyenlerin vay haline!
Muhammed Esed
O Gün vay haline hakikati yalanlayanların!
Yaşar Nuri Öztürk
Yalanlayanların vay haline o gün!
Süleymaniye Vakfı
O gün (doğrular karşısında) yalan söyleyip durmuş olanların vay haline![1]
Süleyman Ateş
Yalanlayanların vay haline o gün!

Mürselat 77:16

Cüz: 29 | Sayfa: 579
اَلَمْ نُهْلِكِ الْاَوَّل۪ينَۜ
E lem nuhlikil evvelin.
Mustafa İslamoğlu
Ne yani, Biz (o yalanlayanların) öncülerini helak etmedik mi?
Elmalılı Hamdi Yazır
Helak etmedik mi evvelkileri?
Diyanet İşleri
Biz öncekileri helak etmedik mi?
Mehmet Okuyan
Biz (bunlar gibi inkârcı olan) öncekileri de helak etmedik mi?
Suat Yıldırım
Biz o peygamberleri reddedenlerden öncekileri yok etmedik mi?
Elmalılı (sadeleştirilmiş)
Önceki toplulukları helak etmedik mi?
Muhammed Esed
Biz, geçmişin o (günahkar)larını yok etmedik mi?
Yaşar Nuri Öztürk
Öncekileri helak etmedik mi?
Süleymaniye Vakfı
Öncekileri /daha önce yalan söyleyip duranları helak etmedik mi?[1]
Süleyman Ateş
Öncekileri helak etmedik mi?

Mürselat 77:17

Cüz: 29 | Sayfa: 579
ثُمَّ نُتْبِعُهُمُ الْاٰخِر۪ينَ
Summe nutbiuhumul ahırin.
Mustafa İslamoğlu
Sonrakileri de onların peşine diziveririz:
Elmalılı Hamdi Yazır
Sonra arkalarına takacağız geridekileri
Diyanet İşleri
Sonra arkadan gelenleri de onların peşine takacağız.
Mehmet Okuyan
Sonra gelenleri de onların peşine takacağız.
Suat Yıldırım
Sonra gidenleri de onların ardına takarız.
Elmalılı (sadeleştirilmiş)
Sonra arkalarına takacağız geridekileri!
Muhammed Esed
İşte sonrakileri de onlarla aynı yola sokacağız:
Yaşar Nuri Öztürk
Sonra, geriden gelenleri de onların peşlerine takarız.
Süleymaniye Vakfı
Sonra arkadan gelenleri de öncekiler gibi helak edeceğiz[1].
Süleyman Ateş
Sonra geridekileri de onların ardına takarız.

Mürselat 77:18

Cüz: 29 | Sayfa: 579
كَذٰلِكَ نَفْعَلُ بِالْمُجْرِم۪ينَ
Kezalike nef'alu bil mucrimin.
Mustafa İslamoğlu
İşte günahı hayat tarzı haline getirenlere böyle davranırız.
Elmalılı Hamdi Yazır
Biz öyle yaparız mücrimleri
Diyanet İşleri
Biz suçlulara işte böyle yaparız.
Mehmet Okuyan
İşte biz, suçlulara böyle yaparız!
Suat Yıldırım
İşte suçlu kafirlere Biz böyle davranırız.
Elmalılı (sadeleştirilmiş)
Biz suçluları öyle yaparız!
Muhammed Esed
(çünkü) Biz, günaha batmış olanlarla böyle uğraşırız.
Yaşar Nuri Öztürk
Biz, suçlulara işte böyle yaparız.
Süleymaniye Vakfı
İşte bütün suçlulara böyle yapacağız[1].
Süleyman Ateş
Suçlulara böyle yaparız.

Mürselat 77:19

Cüz: 29 | Sayfa: 579
وَيْلٌ يَوْمَئِذٍ لِلْمُكَذِّب۪ينَ
Veylun yevmeizin lil mukezzibin.
Mustafa İslamoğlu
O gün vay haline bu hakikati yalanlayanların!
Elmalılı Hamdi Yazır
Vay haline o gün yalan diyenlerin
Diyanet İşleri
O gün vay yalanlayanların haline!
Mehmet Okuyan
(O günü) yalanlayanların, o gün vay hâline!
Suat Yıldırım
Hakkı yalan sayanların o gün, vay hallerine!
Elmalılı (sadeleştirilmiş)
O gün yalan diyenlerin vay haline!
Muhammed Esed
O Gün vay haline hakikati yalanlayanların!
Yaşar Nuri Öztürk
Yalanlayanların o gün vay haline!
Süleymaniye Vakfı
O gün (doğrular karşısında) yalan söyleyip durmuş olanların vay haline!
Süleyman Ateş
(Hakkı) yalanlayanların vay haline o gün!

Mürselat 77:20

Cüz: 29 | Sayfa: 580
اَلَمْ نَخْلُقْكُمْ مِنْ مَٓاءٍ مَه۪ينٍۙ
E lem nahlukkum min main mehin.
Mustafa İslamoğlu
Sizin yaratılış sürecinizi basit ve zayıf bir sıvıdan başlatmadık mı?
Elmalılı Hamdi Yazır
Yaratmadık mı sizi bir hakir sudan?
Diyanet İşleri
Biz sizi bayağı bir sudan (meniden) yaratmadık mı?
Mehmet Okuyan
Sizi dayanıksız bir sudan yaratmadık mı?
Suat Yıldırım
Biz sizi basit bir sudan yaratmadık mı?
Elmalılı (sadeleştirilmiş)
Yaratmadık mı sizi hor bir sudan?
Muhammed Esed
Sizi basit bir sıvıdan yaratmadık mı,
Yaşar Nuri Öztürk
Sizi basit bir sudan yaratmadık mı?
Süleymaniye Vakfı
Sizi dayanıksız bir sudan/sıvıdan yaratmadık mı?[1]
Süleyman Ateş
Sizi adi bir sudan yaratmadık mı?

Mürselat 77:21

Cüz: 29 | Sayfa: 580
#rahmet
فَجَعَلْنَاهُ ف۪ي قَرَارٍ مَك۪ينٍۙ
Fe cealnahu fi kararin mekin.
Mustafa İslamoğlu
Ki Biz o sıvıyı (rahim gibi) sağlam bir karar mahallinde korumaya aldık;
Elmalılı Hamdi Yazır
Kılıp da onu bir makarda temkin
Diyanet İşleri
(21-22) Sonra onu belli bir süreye kadar sağlam bir yerde (ana rahminde) tuttuk.
Mehmet Okuyan
(21, 22) Sonra onu belirli bir süreye kadar sağlam bir yere yerleştirmiştik.
Suat Yıldırım
(21-22) Sonra da o meni nutfesini belirli bir süreye kadar sağlam bir yere yerleştirdik.
Elmalılı (sadeleştirilmiş)
Onu güvenli bir yere (rahme) koyduk.
Muhammed Esed
(rahmin içinde) sağlam bir şekilde muhafaza ettiğimiz (bir sıvıdan),
Yaşar Nuri Öztürk
Onu dayanıklı karargahta tuttuk.
Süleymaniye Vakfı
Sonra onu karar-ı mekin'de /yumurtaya ulaşmasına imkan veren yerde tuttuk[1].
Süleyman Ateş
Onu sağlam bir karar yerine koyduk.

Mürselat 77:22

Cüz: 29 | Sayfa: 580
اِلٰى قَدَرٍ مَعْلُومٍۙ
İla kaderin ma'lum.
Mustafa İslamoğlu
tabi ki önceden belirlenmiş bir süreye kadar...
Elmalılı Hamdi Yazır
Ma'lum bir kadere değin
Diyanet İşleri
(21-22) Sonra onu belli bir süreye kadar sağlam bir yerde (ana rahminde) tuttuk.
Mehmet Okuyan
(21, 22) Sonra onu belirli bir süreye kadar sağlam bir yere yerleştirmiştik.
Suat Yıldırım
(21-22) Sonra da o meni nutfesini belirli bir süreye kadar sağlam bir yere yerleştirdik.
Elmalılı (sadeleştirilmiş)
Belirli bir vakte değin!
Muhammed Esed
önceden belirlenmiş bir süreyle?
Yaşar Nuri Öztürk
Bilinen bir ölçüye/süreye kadar.
Süleymaniye Vakfı
Belli bir ölçüye ulaşıncaya kadar[1] (orada tuttuk).
Süleyman Ateş
Belli bir süreye kadar.

Mürselat 77:23

Cüz: 29 | Sayfa: 580
فَقَدَرْنَاۗ فَنِعْمَ الْقَادِرُونَ
Fe kaderna fe ni'mel kadirun.
Mustafa İslamoğlu
Bütün bunları Biz takdir ettik; ve ne muhteşemdir Bizim takdirimiz!
Elmalılı Hamdi Yazır
Demek ki ölçmüşüz, demek ki biz ne güzel kadiriz
Diyanet İşleri
Sonra da ona ölçülü bir biçim verdik. Biz ne güzel biçim verenleriz!
Mehmet Okuyan
(İşte bunları) bir ölçüyle yaptık. Ne güzel ölçü koyanlarız biz!
Suat Yıldırım
Biz işte böyle takdir ettik. Ne güzel takdir ederiz Biz!
Elmalılı (sadeleştirilmiş)
Demek ki ölçmüşüz, demek ki Biz ne güzel güçlüleriz.
Muhammed Esed
Biz, (insanın yaratılışını) işte böyle gerçekleştirdik. Ne mükemmeldir Bizim (bir şeyi) gerçekleştirme kudretimiz!
Yaşar Nuri Öztürk
Bir ölçüyle yaptık. Ne güzel ölçü koyanlarız biz!
Süleymaniye Vakfı
Ölçüleri biz belirledik. Biz, ne güzel ölçülendireniz![1]
Süleyman Ateş
Biçimlendirdik. Ne güzel biçim vereniz Biz.

Mürselat 77:24

Cüz: 29 | Sayfa: 580
وَيْلٌ يَوْمَئِذٍ لِلْمُكَذِّب۪ينَ
Veylun yevmeizin lil mukezzibin.
Mustafa İslamoğlu
O gün vay haline (bu) hakikatı yalanlayanların!
Elmalılı Hamdi Yazır
Vay haline o gün yalan diyenlerin
Diyanet İşleri
O gün vay yalanlayanların haline!
Mehmet Okuyan
(O günü) yalanlayanların, o gün vay hâline!
Suat Yıldırım
Hakkı yalan sayanların o gün, vay hallerine!
Elmalılı (sadeleştirilmiş)
O gün yalan diyenlerin vay haline!
Muhammed Esed
O Gün vay haline hakikati yalanlayanların!
Yaşar Nuri Öztürk
Vay başına o gün, yalanlayanların!
Süleymaniye Vakfı
O gün (doğrular karşısında) yalan söyleyip durmuş olanların vay haline!
Süleyman Ateş
Yalanlayanların vay haline o gün!

Mürselat 77:25

Cüz: 29 | Sayfa: 580
اَلَمْ نَجْعَلِ الْاَرْضَ كِفَاتاًۙ
E lem nec'alil arda kifata.
Mustafa İslamoğlu
Değil mi ki yeryüzünü bir arada yaşama alanı yaptık;
Elmalılı Hamdi Yazır
Ve kılmadık mı Arzı bir tokat
Diyanet İşleri
(25-26) Biz yeryüzünü dirileri de ölüleri de toplayan (bir yurt) yapmadık mı?
Mehmet Okuyan
(25, 26) Biz yeryüzünü diriler ve ölüler için toplanma yeri yapmadık mı?
Suat Yıldırım
(25-26) Gerek diriler ve gerek ölüler için Biz dünyayı toplanma yeri kılmadık mı?
Elmalılı (sadeleştirilmiş)
Yeryüzünü bir tokat (toplanma yeri) yapmadık mı?
Muhammed Esed
Biz toprağı toplanma yeri yapmadık mı
Yaşar Nuri Öztürk
Yeri, bir toplanma zemini yapmadık mı?
Süleymaniye Vakfı
Yeryüzünü bir arada olma yeri yapmadık mı?[1]
Süleyman Ateş
Arz'ı toplanma yeri yapmadık mı?

Mürselat 77:26

Cüz: 29 | Sayfa: 580
اَحْيَٓاءً وَاَمْوَاتاًۙ
Ahyaen ve emvata.
Mustafa İslamoğlu
(manen) diri (mü'min)ler ve ölü (kafir)ler için.
Elmalılı Hamdi Yazır
Gerekse diriler için gerekse emvat
Diyanet İşleri
(25-26) Biz yeryüzünü dirileri de ölüleri de toplayan (bir yurt) yapmadık mı?
Mehmet Okuyan
(25, 26) Biz yeryüzünü diriler ve ölüler için toplanma yeri yapmadık mı?
Suat Yıldırım
(25-26) Gerek diriler ve gerek ölüler için Biz dünyayı toplanma yeri kılmadık mı?
Elmalılı (sadeleştirilmiş)
Gerek diriler gerekse ölüler için.
Muhammed Esed
diriler ve ölüler için?
Yaşar Nuri Öztürk
Diriler bakımından da ölüler bakımından da.
Süleymaniye Vakfı
Hem diriler hem de ölüler için...[1]
Süleyman Ateş
Diriler ve ölüler için.

Mürselat 77:27

Cüz: 29 | Sayfa: 580
وَجَعَلْنَا ف۪يهَا رَوَاسِيَ شَامِخَاتٍ وَاَسْقَيْنَاكُمْ مَٓاءً فُرَاتاًۜ
Ve cealna fiha revasiye şamihatin ve eskaynakum maen furata.
Mustafa İslamoğlu
Ve başı yüce heybetli dağlar var ettik; ve size billur gibi suları sebil ettik.
Elmalılı Hamdi Yazır
Ve oturdup da onda yumru yumru oturaklı dağlar, sunmadık mı size bir su (tatlı) bir furat
Diyanet İşleri
Orada sabit yüce dağlar yaratmadık mı, size tatlı bir su içirmedik mi?
Mehmet Okuyan
Oraya sabit ağırlıklar koyduk[1]ve size tatlı sular içirdik.
Suat Yıldırım
Orada, sağlam yüksek dağlar yarattık ve size tatlı bir su ihsan ettik.
Elmalılı (sadeleştirilmiş)
Ve orada, oturaklı yumru yumru dağlar oturtup size tatlı su sunmadık mı?
Muhammed Esed
Onun üzerinde haşmetli, sarsılmaz dağlar meydana getirmedik mi ve size içmeniz için tatlı sular vermedik mi?
Yaşar Nuri Öztürk
Orada oturaklı, başını yücelere kaldırmış dağlar oluşturduk. Ve size tatlı bir su içirdik.
Süleymaniye Vakfı
Orada sabit ve yüce dağlar oluşturduk[1]. Size tatlı bir su verdik[2].
Süleyman Ateş
Orada yüksek yüksek dağlar meydana getirmedik mi? Ve size tatlı su(lar) içirmedik mi?

Mürselat 77:28

Cüz: 29 | Sayfa: 580
وَيْلٌ يَوْمَئِذٍ لِلْمُكَذِّب۪ينَ
Veylun yevmeizin lil mukezzibin.
Mustafa İslamoğlu
O gün vay haline hakikati yalanlayanların!
Elmalılı Hamdi Yazır
Vay haline o gün yalan diyenlerin
Diyanet İşleri
O gün vay yalanlayanların haline!
Mehmet Okuyan
(O günü) yalanlayanların, o gün vay hâline!
Suat Yıldırım
Hakkı yalan sayanların o gün, vay hallerine!
Elmalılı (sadeleştirilmiş)
O gün yalan diyenlerin vay haline!
Muhammed Esed
O Gün vay haline hakikati yalanlayanların!
Yaşar Nuri Öztürk
Vay haline o gün, yalanlayanların!
Süleymaniye Vakfı
O gün (doğrular karşısında) yalan söyleyip durmuş olanların vay haline!
Süleyman Ateş
Yalanlayanların vay haline o gün!

Mürselat 77:29

Cüz: 29 | Sayfa: 580
اِنْطَلِقُٓوا اِلٰى مَا كُنْتُمْ بِه۪ تُكَذِّبُونَۚ
İntaliku ila ma kuntum bihi tukezzibun.
Mustafa İslamoğlu
Haydi artık, yalanlayıp durduğunuz (Hesap Günü'ne) doğru ilerleyin bakalım!
Elmalılı Hamdi Yazır
Haydi boşanın o yalan dediğinize
Diyanet İşleri
Onlara şöyle denecek: "Yalanlamakta olduğunuz şeye (cehennem azabına) gidin."
Mehmet Okuyan
(İnkârcılara şöyle denecektir): "Yalanlamış olduğunuz şeye doğru yürüyün!
Suat Yıldırım
Nankörlere ise şöyle denir: "Haydi, durmayın yalan dediğiniz o azaba girin bakalım!"
Elmalılı (sadeleştirilmiş)
Haydi boşalıp (gidin) o yalan dediğinize.
Muhammed Esed
Haydi, yalanlayıp durduğunuz şu (kıyamete) doğru gidin bakalım!
Yaşar Nuri Öztürk
Haydi, yalanlamakta olduğunuz şeye gidin!
Süleymaniye Vakfı
Şimdi karşısında yalana sarıldığınız şeye / cehenneme doğru gidin![1]
Süleyman Ateş
"Haydi yalanladığınız (azab)a gidin!

Mürselat 77:30

Cüz: 29 | Sayfa: 580
اِنْطَلِقُٓوا اِلٰى ظِلٍّ ذ۪ي ثَلٰثِ شُعَبٍۙ
İntaliku ila zıllin zi selasi şuab.
Mustafa İslamoğlu
(İnsanın duygu, düşünce ve eylemini kuşatan) üç boyutlu gölgeye doğru ilerleyin!
Elmalılı Hamdi Yazır
Haydi boşanın bir üç çatallı gölgeye
Diyanet İşleri
(30-31) "Üç kola ayrılmış gölgeye gidin ki, o ne gölgelendirir ne de alevden korur."
Mehmet Okuyan
(30, 31) Üç katlı, gölge etmeyen ve ateşten korumayan bir karanlığa doğru yürüyün!"
Suat Yıldırım
Üç kola ayrılmış gölgeye gidin.
Elmalılı (sadeleştirilmiş)
haydi boşalın (gidin) bir üç çatallı (üç kola ayrılmış) gölgeye;
Muhammed Esed
Üç katlı gölgeye doğru gidin,
Yaşar Nuri Öztürk
Haydi, üç çatallı gölgeye gidin!
Süleymaniye Vakfı
Üç kola ayrılmış gölgeye doğru gidin;
Süleyman Ateş
Üç dallı bir gölgeye gidin."

Mürselat 77:31

Cüz: 29 | Sayfa: 580
لَا ظَل۪يلٍ وَلَا يُغْن۪ي مِنَ اللَّهَبِۜ
La zalilin ve la yugni minel leheb.
Mustafa İslamoğlu
Serinletmeyen ve ateşin alevinden korumayan (acayip bir gölgeye);
Elmalılı Hamdi Yazır
Ne gölgelendirir ne alevden korur
Diyanet İşleri
(30-31) "Üç kola ayrılmış gölgeye gidin ki, o ne gölgelendirir ne de alevden korur."
Mehmet Okuyan
(30, 31) Üç katlı, gölge etmeyen ve ateşten korumayan bir karanlığa doğru yürüyün!"
Suat Yıldırım
Gidin ama, o, ateşten sizi korumaz, gölgelik olmaz.
Elmalılı (sadeleştirilmiş)
ne gölgelendirir, ne de alevden korur.
Muhammed Esed
hiçbir (serinliği) olmayan ve ateşten korumayan (gölgeye),
Yaşar Nuri Öztürk
Ne gölgelendirir ne alevden korur.
Süleymaniye Vakfı
gölgelendirmeyen /serinletmeyen ve alevden de korumayan gölgeye[1].
Süleyman Ateş
Ki ne gölgelendirir, ne de alevden korur.

Mürselat 77:32

Cüz: 29 | Sayfa: 580
اِنَّهَا تَرْم۪ي بِشَرَرٍ كَالْقَصْرِۚ
İnneha termi bi şerarin kel kasr.
Mustafa İslamoğlu
O (alevin ateşi) dev yapılar gibi kıvılcımlar saçar;
Elmalılı Hamdi Yazır
çünkü o, öyle şerareler atacaktır ki her biri bir saray gibi
Diyanet İşleri
Şüphesiz cehennem, her biri saray büyüklüğünde kıvılcımlar saçar.
Mehmet Okuyan
Şüphesiz ki o (cehennem), kütükler (gibi büyük) kıvılcımlar saçar.
Suat Yıldırım
O, birer saray gibi kıvılcımlar atar.
Elmalılı (sadeleştirilmiş)
Çünkü o öyle kıvılcımlar atar ki, her biri bir saray gibi.
Muhammed Esed
(yanan) kütükler gibi (ateşten) kıvılcımlar saçan,
Yaşar Nuri Öztürk
Gerçekten o, köşke benzer kıvılcımlar saçar.
Süleymaniye Vakfı
Cehennem, her biri bir tomruk[1] gibi (kalın) kıvılcımlar saçar.
Süleyman Ateş
O, kütük gibi kıvılcım(lar) saçar.

Mürselat 77:33

Cüz: 29 | Sayfa: 580
كَاَنَّهُ جِمَالَتٌ صُفْرٌۜ
Ke ennehu cimaletun sufr.
Mustafa İslamoğlu
sanki akkordan halatlar gibi...
Elmalılı Hamdi Yazır
Sanki sarı sarı hopalar gibi
Diyanet İşleri
Bunlar sanki birer kızıl devedir.
Mehmet Okuyan
O (kıvılcımlar) sanki sarı (kızgın) halatlar gibidir.[1]
Suat Yıldırım
O kıvılcımlardan her biri, sanki birer deve yavrusudur!
Elmalılı (sadeleştirilmiş)
Sanki sarı hopalar (erkek develer) gibi.
Muhammed Esed
kızgın dev halatlar gibi!
Yaşar Nuri Öztürk
O kıvılcım sanki sarımtırak bir halat/bir deve kervanı/bakırdan bir ip gibidir.
Süleymaniye Vakfı
Kıvılcımların saçılışı[1] sarı develer gibidir (peşpeşe ve kesintisizdir)[2].
Süleyman Ateş
(Saçtığı) kıvılcım, sanki sarı bir halattır.

Mürselat 77:34

Cüz: 29 | Sayfa: 580
وَيْلٌ يَوْمَئِذٍ لِلْمُكَذِّب۪ينَ
Veylun yevmeizin lil mukezzibin.
Mustafa İslamoğlu
O gün vay haline (bu) hakikati yalanlayanların!
Elmalılı Hamdi Yazır
Vay haline o gün yalan diyenlerin
Diyanet İşleri
O gün vay yalanlayanların haline!
Mehmet Okuyan
(O günü) yalanlayanların, o gün vay hâline!
Suat Yıldırım
Hakkı yalan sayanların o gün vay hallerine!
Elmalılı (sadeleştirilmiş)
O gün yalan diyenlerin vay haline!
Muhammed Esed
O Gün vay haline hakikati yalanlayanların,
Yaşar Nuri Öztürk
Vay haline o gün, yalanlayanların!
Süleymaniye Vakfı
O gün (doğrular karşısında) yalan söyleyip durmuş olanların vay haline!
Süleyman Ateş
Yalanlayanların vay haline o gün!

Mürselat 77:35

Cüz: 29 | Sayfa: 580
هٰذَا يَوْمُ لَا يَنْطِقُونَۙ
Haza yevmu la yentıkun.
Mustafa İslamoğlu
Bu, ağızlarını açamayacakları bir gündür;
Elmalılı Hamdi Yazır
Bugün nutukları tutulacağı gündür
Diyanet İşleri
Bu, konuşamayacakları gündür.
Mehmet Okuyan
Bu (mahşer, kâfirlerin) konuşamayacağı gündür.
Suat Yıldırım
Bugün, kafirlerin konuşamayacakları bir gündür.
Elmalılı (sadeleştirilmiş)
Bugün onların nutukları tutulacağı gündür.
Muhammed Esed
hiçbir söz söyle(ye)meyecekleri,
Yaşar Nuri Öztürk
Konuşamayacakları gündür bu!
Süleymaniye Vakfı
Bu, onların konuşamayacakları gündür[1].
Süleyman Ateş
Bu, konuşamayacakları gündür.

Mürselat 77:36

Cüz: 29 | Sayfa: 580
وَلَا يُؤْذَنُ لَهُمْ فَيَعْتَذِرُونَ
Ve la yu'zenu lehum fe ya'tezirun.
Mustafa İslamoğlu
(o gün) onlara özür dilemeleri için dahi verilmez izin.
Elmalılı Hamdi Yazır
İzin de verilmez ki i'tizar ederler
Diyanet İşleri
Onlara izin de verilmez ki, özür dilesinler.
Mehmet Okuyan
Özür dilemeleri için kendilerine izin verilmeyecektir.[1]
Suat Yıldırım
Kendilerine konuşma izni verilmez ki özür dilesinler.
Elmalılı (sadeleştirilmiş)
İzin de verilmez ki, özür dileyeler!
Muhammed Esed
ve özür dilemelerine izin verilmeyeceği o Gün.
Yaşar Nuri Öztürk
İzin verilmez ki onlara özür dilesinler.
Süleymaniye Vakfı
Onlara izin verilmeyecek ki özür beyan etsinler[1].
Süleyman Ateş
Kendilerine izin de verilmez ki özür dilesinler.

Mürselat 77:37

Cüz: 29 | Sayfa: 580
وَيْلٌ يَوْمَئِذٍ لِلْمُكَذِّب۪ينَ
Veylun yevmeizin lil mukezzibin.
Mustafa İslamoğlu
O gün vay haline (bu) hakikati yalanlayanların!
Elmalılı Hamdi Yazır
Vay haline o gün yalan diyenlerin
Diyanet İşleri
O gün vay yalanlayanların haline!
Mehmet Okuyan
(O günü) yalanlayanların, o gün vay hâline!
Suat Yıldırım
Hakkı yalan sayanların o gün, vay hallerine!
Elmalılı (sadeleştirilmiş)
O gün yalan diyenlerin vay haline!
Muhammed Esed
O Gün vay haline hakikati yalanlayanların,
Yaşar Nuri Öztürk
Vay haline o gün, yalanlayanların!
Süleymaniye Vakfı
O gün (doğrular karşısında) yalan söyleyip durmuş olanların vay haline!
Süleyman Ateş
Yalanlayanların vay haline o gün!

Mürselat 77:38

Cüz: 29 | Sayfa: 580
هٰذَا يَوْمُ الْفَصْلِۚ جَمَعْنَاكُمْ وَالْاَوَّل۪ينَ
Haza yevmul fasl, cema'nakum vel evvelin.
Mustafa İslamoğlu
İşte bu, Ayrım Günü'dür. (Onlara denilecek ki): "Sizi ve öncekileri bir araya topladık:
Elmalılı Hamdi Yazır
Bu işte o fasıl günü topladık sizi ve evvelkileri
Diyanet İşleri
Bu, hüküm ve ayırma günüdür. Sizi ve öncekileri bir araya toplamışızdır.
Mehmet Okuyan
(38, 39) (İnkârcılara şöyle denecektir:) "Bu, ayrılık günüdür. Sizi de öncekileri de bir araya toplayacağız. (Azaptan kurtulmak için) bir hileniz varsa hemen bana tuzak kurun!
Suat Yıldırım
Bu gün karar ve hüküm günüdür. Sizi de, önce gelip geçmiş olanları da bir araya topladık.
Elmalılı (sadeleştirilmiş)
İşte bu o ayırt etme günüdür; topladık sizi ve öncekileri;
Muhammed Esed
(onlara şöyle denilecek, doğru ile eğri arasındaki) o Ayrım Günü: "Sizi eski zamanların o (günahkar)ları ile bir araya getirdik;
Yaşar Nuri Öztürk
Ayırma günüdür bu! Sizinle öncekileri bir yere topladık.
Süleymaniye Vakfı
Bu, iyiyi kötüden ayırma günüdür[1]. Sizi de öncekileri de bir araya getirmiş olacağız[2].
Süleyman Ateş
İşte bu, hüküm günüdür. Sizi ve öncekileri bir araya topladık.

Mürselat 77:39

Cüz: 29 | Sayfa: 580
فَاِنْ كَانَ لَكُمْ كَيْدٌ فَك۪يدُونِ
Fe in kane lekum keydun fe kidun.
Mustafa İslamoğlu
Haydi, eğer elinizde bir kurtuluş planı varsa hemen onu uygulayın!"
Elmalılı Hamdi Yazır
Varsa bir fenniniz atlatın beni
Diyanet İşleri
Eğer bir tuzağınız varsa, haydi bana tuzak kurun!
Mehmet Okuyan
(38, 39) (İnkârcılara şöyle denecektir:) "Bu, ayrılık günüdür. Sizi de öncekileri de bir araya toplayacağız. (Azaptan kurtulmak için) bir hileniz varsa hemen bana tuzak kurun!
Suat Yıldırım
İşte hepiniz bir aradasınız. Kurtulmak için, bir düzeniniz, bir hileniz varsa, hiç durmayın, derhal uygulayın!
Elmalılı (sadeleştirilmiş)
Bir fenniniz (çareniz) varsa beni atlatın!
Muhammed Esed
ve eğer bir bahaneniz (olduğunu sanıyorsanız), haydi (onu kullanıp) Beni atlatmaya çalışın!"
Yaşar Nuri Öztürk
Eğer bir hileniz/bir tuzağınız varsa, hadi hile yapıp tuzak kurun bana!
Süleymaniye Vakfı
Kuracağınız bir oyun varsa onu Bana karşı kurun bakalım![1]
Süleyman Ateş
Eğer (kurtulmak için yapacağınız) bir hileniz varsa bana hile yapın (da beni atlatın).

Mürselat 77:40

Cüz: 29 | Sayfa: 580
وَيْلٌ يَوْمَئِذٍ لِلْمُكَذِّب۪ينَ۟
Veylun yevmeizin lil mukezzibin.
Mustafa İslamoğlu
O gün vay haline (bu) hakikati yalanlayanların!
Elmalılı Hamdi Yazır
Vay haline o gün yalan diyenlerin
Diyanet İşleri
O gün vay yalanlayanların haline!
Mehmet Okuyan
(O günü) yalanlayanların, o gün vay hâline!
Suat Yıldırım
Hakkı yalan sayanların o gün, vay hallerine!
Elmalılı (sadeleştirilmiş)
O gün yalan diyenlerin vay haline!
Muhammed Esed
O Gün vay haline hakikati yalanlayanların!
Yaşar Nuri Öztürk
Vay haline o gün, yalanlayanların!
Süleymaniye Vakfı
O gün (doğrular karşısında) yalan söyleyip durmuş olanların vay haline!
Süleyman Ateş
Yalanlayanların vay haline o gün!

Mürselat 77:41

Cüz: 29 | Sayfa: 580
اِنَّ الْمُتَّق۪ينَ ف۪ي ظِلَالٍ وَعُيُونٍۙ
İnnel muttekine fi zılalin ve uyun.
Mustafa İslamoğlu
Şüphe yok ki muttakiler (huzur veren) gölgeler altında ve (ebedi saadetin) kaynağında bulunacaklar;
Elmalılı Hamdi Yazır
Şübhesiz ki (korunan) müttakiler gölgelerde, kaynaklarda
Diyanet İşleri
Allah'a karşı gelmekten sakınanlar, gölgeler içinde ve pınar başlarındadırlar.
Mehmet Okuyan
(41, 42) Şüphesiz ki muttakîler (duyarlı olanlar), gölgelerde, (su) kaynaklarında ve canlarının çektiği her tür meyve(lik)lerde olacaklardır.
Suat Yıldırım
Allah'a karşı gelmekten sakınanlar ise o gün gölgeliklerde, pınar başlarındadırlar.
Elmalılı (sadeleştirilmiş)
Şüphesiz ki takva sahipleri gölgeliklerde pınar başlarında
Muhammed Esed
(Ama,) Allah'a karşı sorumluluk bilinci taşıyanlar, (serin) gölgeler altında ve pınarlar arasında oturacaklar,
Yaşar Nuri Öztürk
Takvaya sarılanlar gölgeler altında, su kaynaklarındadır.
Süleymaniye Vakfı
Yanlışlardan sakınanlar[1] ise gölgeliklerde ve pınar başlarında,[2]
Süleyman Ateş
Korunanlar ise gölgeler altında, çeşme başındadırlar.

Mürselat 77:42

Cüz: 29 | Sayfa: 580
وَفَوَاكِهَ مِمَّا يَشْتَهُونَۜ
Ve fevakihe mimma yeştehun.
Mustafa İslamoğlu
ve canlarının istediği her şey, onları neşe ve zevke gark edecek;
Elmalılı Hamdi Yazır
Ve canlarının istediğinden meyveler içindedirler
Diyanet İşleri
Canlarının çektiği meyveler içerisindedirler.
Mehmet Okuyan
(41, 42) Şüphesiz ki muttakîler (duyarlı olanlar), gölgelerde, (su) kaynaklarında ve canlarının çektiği her tür meyve(lik)lerde olacaklardır.
Suat Yıldırım
Arzu ettikleri her türlü meyveyi bulurlar.
Elmalılı (sadeleştirilmiş)
ve canlarının istediğinden meyveler içindedirler.
Muhammed Esed
ve canlarının istediği her meyve(den tadacaklar);
Yaşar Nuri Öztürk
Canlarının çektiği meyvelerle yanyanadırlar.
Süleymaniye Vakfı
canlarının çektiği meyveler içinde olacaklar[1].
Süleyman Ateş
Gönüllerinin çektiği meyvalar içindedirler.

Mürselat 77:43

Cüz: 29 | Sayfa: 580
كُلُوا وَاشْرَبُوا هَن۪ٓيـٔاً بِمَا كُنْتُمْ تَعْمَلُونَ
Kulu veşrebu henien bima kuntum ta'melun.
Mustafa İslamoğlu
(onlara) "Yaptıklarınıza karşılık olarak yiyin, için, afiyet olsun!" (deriz).
Elmalılı Hamdi Yazır
Yeyin, için afiyet olsun işlediğiniz amellere mukabil
Diyanet İşleri
"Yapmakta olduğunuz şeylere karşılık afiyetle yiyin için."
Mehmet Okuyan
(Onlara) "Yaptıklarınıza karşılık afiyetle yiyip için" (denecektir).
Suat Yıldırım
Dünyada yaptıklarınızdan ötürü afiyetle yiyin, için!
Elmalılı (sadeleştirilmiş)
Yaptığınız işlere karşılık yiyin, için; afiyet olsun!
Muhammed Esed
(ve onlara:) "(Hayatta iken) yaptıklarınızın karşılığı olarak afiyetle yiyip için!" denilecek.
Yaşar Nuri Öztürk
"Yapıp ürettiklerinize karşılık olarak afiyetle yiyip için."
Süleymaniye Vakfı
(Onlara şöyle denecektir:) "Yaptıklarınıza karşılık afiyetle yiyin, için![1]"
Süleyman Ateş
"Yaptıklarınıza karşılık afiyetle yeyin, için!"

Mürselat 77:44

Cüz: 29 | Sayfa: 580
اِنَّا كَذٰلِكَ نَجْزِي الْمُحْسِن۪ينَ
İnna kezalike neczil muhsinin.
Mustafa İslamoğlu
Elbet Biz iyileri işte böyle ödüllendiririz!"
Elmalılı Hamdi Yazır
İşte biz muhsinleri böyle karşılarız
Diyanet İşleri
Şüphesiz biz iyilik yapanları işte böyle mükafatlandırırız.
Mehmet Okuyan
Şüphesiz ki biz güzel davrananları işte böyle ödüllendiririz.[1]
Suat Yıldırım
Biz iyi hareket edenleri işte böyle ödüllendiririz.
Elmalılı (sadeleştirilmiş)
İşte Biz güzellik yapanları böyle karşılarız!
Muhammed Esed
İyilik yapanları işte böyle ödüllendiririz;
Yaşar Nuri Öztürk
İşte böyle ödüllendiririz biz, güzellikler sergileyenleri!
Süleymaniye Vakfı
Biz, güzel davrananları işte böyle ödüllendiririz[1].
Süleyman Ateş
"Biz, güzel davrananları böyle mükafatlandırırız."

Mürselat 77:45

Cüz: 29 | Sayfa: 580
وَيْلٌ يَوْمَئِذٍ لِلْمُكَذِّب۪ينَ
Veylun yevmeizin lil mukezzibin.
Mustafa İslamoğlu
Ne ki o gün vay haline (bu) hakikati yalanlayanların!
Elmalılı Hamdi Yazır
Vay haline o gün yalan diyenlerin
Diyanet İşleri
O gün vay yalanlayanların haline!
Mehmet Okuyan
(O günü) yalanlayanların, o gün vay hâline!
Suat Yıldırım
Hakkı yalan sayanların o gün, vay hallerine!
Elmalılı (sadeleştirilmiş)
O gün yalan diyenlerin vay haline!
Muhammed Esed
(ama) o Gün vay haline hakikati yalanlayanların!
Yaşar Nuri Öztürk
Vay haline o gün, yalanlayanların!
Süleymaniye Vakfı
O gün (doğrular karşısında) yalan söyleyip durmuş olanların vay haline!
Süleyman Ateş
Yalanlayanların vay haline o gün!

Mürselat 77:46

Cüz: 29 | Sayfa: 580
كُلُوا وَتَمَتَّعُوا قَل۪يلاً اِنَّكُمْ مُجْرِمُونَ
Kulu ve temetteu kalilen innekum mucrimun.
Mustafa İslamoğlu
Siz de (dünyada) yiyip için ve geçici hazların sefasını sürün (ey yalanlayanlar)! Çünkü siz, günahı hayat tarzı haline getirdiniz.
Elmalılı Hamdi Yazır
Yeyin, zevk edin biraz, çünkü mücrimlersiniz
Diyanet İşleri
Ey inkar edenler! (Dünyada) yiyin ve birazcık yararlanın! Şüphesiz sizler suçlularsınız.
Mehmet Okuyan
(Suçlulara şöyle denecektir:) "Yiyin, (dünyadan) biraz daha yararlanın! (Bilin ki) siz suçlusunuz."
Suat Yıldırım
Ey kafirler! Yiyin, azıcık zevkedin bakalım. Gerçek şu ki siz mücrimsiniz.
Elmalılı (sadeleştirilmiş)
Kısa bir süre yiyin, zevkedin! Çünkü suçlularsınız!
Muhammed Esed
(Doyuncaya) kadar yiyip için ve biraz sefanızı sürün, siz ey günahkarlar!
Yaşar Nuri Öztürk
Yiyin ve birazcık nimetlenin. Suçlularsınız siz.
Süleymaniye Vakfı
"(Ey yalancılar, dünyada iken) Yiyin, biraz keyfini sürün! Sizler gerçekten suçlu kimselersiniz.[1]"
Süleyman Ateş
"Yeyin, azıcık sefa sürün, siz suçlularsınız!"

Mürselat 77:47

Cüz: 29 | Sayfa: 580
وَيْلٌ يَوْمَئِذٍ لِلْمُكَذِّب۪ينَ
Veylun yevmeizin lil mukezzibin.
Mustafa İslamoğlu
O gün vay haline (bu) hakikati yalanlayanların!
Elmalılı Hamdi Yazır
Vay haline o gün yalan diyenlerin
Diyanet İşleri
O gün vay yalanlayanların haline!
Mehmet Okuyan
(O günü) yalanlayanların, o gün vay hâline!
Suat Yıldırım
Hakkı yalan sayanların o gün, vay hallerine!
Elmalılı (sadeleştirilmiş)
O gün yalan diyenlerin vay haline!
Muhammed Esed
(Ama) o Gün, vay haline hakikati yalanlayanların!
Yaşar Nuri Öztürk
Vay haline o gün, yalanlayanların!
Süleymaniye Vakfı
O gün (doğrular karşısında) yalan söyleyip durmuş olanların vay haline!
Süleyman Ateş
Yalanlayanların vay haline o gün!

Mürselat 77:48

Cüz: 29 | Sayfa: 580
وَاِذَا ق۪يلَ لَهُمُ ارْكَعُوا لَا يَرْكَعُونَ
Ve iza kile lehumurkeu la yerkeun.
Mustafa İslamoğlu
Zira onlara Allah'ın huzurunda saygıyla eğilin denildiğinde eğilmezler.
Elmalılı Hamdi Yazır
Yerler, içerler de rüku' edin denildiği zaman onlara, rüku' etmezler
Diyanet İşleri
Onlara, "Rüku edin (namaz kılın)" dendiği zaman rüku etmezler.
Mehmet Okuyan
Onlara "(Allah'a) boyun eğin!" dendiğinde boyun eğmezler.
Suat Yıldırım
Onlara: Haydin Allah'a boyun eğin denildiğinde, boyun eğmezler.
Elmalılı (sadeleştirilmiş)
(Yerken, içerken de) onlara "Rüku edin!" denildiği zaman, rüku etmezler.
Muhammed Esed
Ve onlara "(Allah'ın huzurunda) baş eğin!" denildiğinde buna uymazlar:
Yaşar Nuri Öztürk
Onlara, "ruku' edin!" dendiğinde ruku etmezler.
Süleymaniye Vakfı
Onlara, "(Allah'a) boyun eğin!" denince boyun eğmezler[1].
Süleyman Ateş
Onlara: "Rüku' edin" dendiği zaman rüku' etmezler.

Mürselat 77:49

Cüz: 29 | Sayfa: 580
وَيْلٌ يَوْمَئِذٍ لِلْمُكَذِّب۪ينَ
Veylun yevmeizin lil mukezzibin.
Mustafa İslamoğlu
O gün vay haline hakikati yalanlayanların!
Elmalılı Hamdi Yazır
Vay haline o gün yalan diyenlerin
Diyanet İşleri
O gün vay yalanlayanların haline!
Mehmet Okuyan
(O günü) yalanlayanların, o gün vay hâline!
Suat Yıldırım
Hakkı yalan sayanların o gün, vay hallerine!
Elmalılı (sadeleştirilmiş)
O gün yalan diyenlerin vay haline!
Muhammed Esed
o Gün, vay haline hakikati yalanlayanların!
Yaşar Nuri Öztürk
Vay haline o gün, yalanlayanların.
Süleymaniye Vakfı
O gün (doğrular karşısında) yalan söyleyip durmuş olanların vay haline!
Süleyman Ateş
Yalanlayanların vay haline o gün!

Mürselat 77:50

Cüz: 29 | Sayfa: 580
فَبِاَيِّ حَد۪يثٍ بَعْدَهُ يُؤْمِنُونَ
Fe bi eyyi hadisin ba'dehu yu'minun.
Mustafa İslamoğlu
Haydi (buna inanmadılar), iyi de, bundan böyle hangi habere inanacaklar!
Elmalılı Hamdi Yazır
Artık bundan sonra hangi söze inanacaklar?
Diyanet İşleri
Onlar artık ondan (Kur'an'dan) sonra hangi söze inanacaklar?
Mehmet Okuyan
Bundan (Kur'an'dan) sonra artık hangi söze inanacaklar ki![1]
Suat Yıldırım
Artık bu Kur'an'a da inanmazlarsa, hangi söze inanırlar acaba?
Elmalılı (sadeleştirilmiş)
Artık bundan sonra hangi söze inanacaklar?
Muhammed Esed
Peki, bundan sonra, başka hangi habere inanacaklar?
Yaşar Nuri Öztürk
Artık bundan sonra hangi hadise/söze iman edecekler?
Süleymaniye Vakfı
Onlar bundan /Kur'an'dan sonra artık hangi söze inanacaklar![1]
Süleyman Ateş
Onlar bun(a inanmadık)dan sonra hangi hadise (söze) inanacaklar?

Nebe 78:1

Cüz: 30 | Sayfa: 581
عَمَّ يَتَسَٓاءَلُونَۚ
Amme yetesaelun.
Mustafa İslamoğlu
Kendi aralarında neyi soruşturuyorlar?
Elmalılı Hamdi Yazır
Birbirlerine neyi soruyorlar?
Diyanet İşleri
Birbirlerine neyi soruyorlar?
Mehmet Okuyan
Birbirlerine neyi soruyorlar?
Suat Yıldırım
Onlar birbirine neyi sorup duruyorlar?
Elmalılı (sadeleştirilmiş)
Birbirlerine neyi soruyorlar?
Muhammed Esed
Birbirlerine (bu kadar sık) neyi soruyorlar?
Yaşar Nuri Öztürk
Hangi şeyden sorup duruyorlar birbirlerine?
Süleymaniye Vakfı
Birbirlerine neyi soruyorlar?
Süleyman Ateş
Birbirlerine hangi şeyden soruyorlar?

Nebe 78:2

Cüz: 30 | Sayfa: 581
عَنِ النَّبَأِ الْعَظ۪يمِۙ
Anin nebeil azim.
Mustafa İslamoğlu
O muazzam (olayın) müthiş haberini mi?
Elmalılı Hamdi Yazır
O büyük haberden (kıyametten) mi?
Diyanet İşleri
(2-3) Üzerinde anlaşmazlığa düştükleri büyük haberi (mi)?
Mehmet Okuyan
(2, 3) Anlaşmazlığa düştükleri o büyük haberi.
Suat Yıldırım
(2-3) Hakkında ihtilafa düştükleri o mühim haberi mi?
Elmalılı (sadeleştirilmiş)
O büyük haberden (kıyametten) mi?
Muhammed Esed
O müthiş (yeniden dirilme) haberini (mi),
Yaşar Nuri Öztürk
O büyük haberden mi?
Süleymaniye Vakfı
O büyük ve önemli haberi[1],
Süleyman Ateş
O büyük haberden mi?

Nebe 78:3

Cüz: 30 | Sayfa: 581
اَلَّذ۪ي هُمْ ف۪يهِ مُخْتَلِفُونَۜ
Ellezi hum fihi muhtelifun.
Mustafa İslamoğlu
Ki onlar o (haber) hakkında farklı düşünüyorlar.
Elmalılı Hamdi Yazır
Ki onlar onda ıhtilafa düşüyorlar
Diyanet İşleri
(2-3) Üzerinde anlaşmazlığa düştükleri büyük haberi (mi)?
Mehmet Okuyan
(2, 3) Anlaşmazlığa düştükleri o büyük haberi.
Suat Yıldırım
(2-3) Hakkında ihtilafa düştükleri o mühim haberi mi?
Elmalılı (sadeleştirilmiş)
ki Onlar onda görüş ayrılığına düşüyorlar.
Muhammed Esed
üzerinde (hiçbir şekilde) anlaşamadıkları.
Yaşar Nuri Öztürk
Ki onda tartışma içindedirler.
Süleymaniye Vakfı
hakkında ihtilafa düştükleri şeyi mi?
Süleyman Ateş
Ki onlar onda ayrılığa düşmektedirler.

Nebe 78:4

Cüz: 30 | Sayfa: 581
كَلَّا سَيَعْلَمُونَۙ
Kella se ya'lemun.
Mustafa İslamoğlu
Evet: Bir gün (gerçeği) öğrenecekler;
Elmalılı Hamdi Yazır
Hayır ileride bilecekler
Diyanet İşleri
Hayır, ileride bilecekler.
Mehmet Okuyan
Hayır! İleride (gerçeği) bilecekler!
Suat Yıldırım
Hayır! (İhtilafa ne hacet,) yakında anlayacaklar!
Elmalılı (sadeleştirilmiş)
Hayır, ileride bilecekler!
Muhammed Esed
Elbette, zamanı geldiğinde (onu) anlayacaklar!
Yaşar Nuri Öztürk
Hayır, sandıkları gibi değil! Yakında bilecekler.
Süleymaniye Vakfı
(Tartışmalarına gerek) Yok, yakında öğrenirler.
Süleyman Ateş
Hayır (dedikleri gibi değil), yakında bilecekler.

Nebe 78:5

Cüz: 30 | Sayfa: 581
ثُمَّ كَلَّا سَيَعْلَمُونَ
Summe kella se ya'lemun.
Mustafa İslamoğlu
evet, evet: Bir gün (gerçeği nasılsa) öğrenecekler.
Elmalılı Hamdi Yazır
Hayır, hayır ileride bilecekler
Diyanet İşleri
Yine hayır; ileride bilecekler.
Mehmet Okuyan
Sonra, şüphesiz ki ileride (gerçeği) bilecekler!
Suat Yıldırım
Elbette ve elbette yakında gerçeği öğrenecekler!
Elmalılı (sadeleştirilmiş)
Hayır, hayır, ileride bilecekler!
Muhammed Esed
Ve bir kez daha: Elbette, zamanı geldiğinde anlayacaklar!
Yaşar Nuri Öztürk
Hayır, hayır! Düşündükleri gibi değil, yakında bilecekler.
Süleymaniye Vakfı
Yok yok, yakında öğrenirler!
Süleyman Ateş
Sonra hayır (dedikleri gibi değil), yakında bilecekler.

Nebe 78:6

Cüz: 30 | Sayfa: 581
اَلَمْ نَجْعَلِ الْاَرْضَ مِهَاداًۙ
E lem nec'alil arda mihada.
Mustafa İslamoğlu
Yeryürüzünü (sizin için) tarifsiz bir beşik kılmadık mı?
Elmalılı Hamdi Yazır
Değil mi ki biz arzı bir döşek yaptık
Diyanet İşleri
(6-7) Biz, yeryüzünü bir döşek, dağları da birer kazık yapmadık mı?
Mehmet Okuyan
(6, 7) Biz yeri bir beşik, dağları da birer kazık yapmadık mı?
Suat Yıldırım
Biz yeri bir döşek yapmadık mı?
Elmalılı (sadeleştirilmiş)
Biz, yeryüzünü bir döşek yapmadık mı?
Muhammed Esed
Yeryüzünü (sizin için) bir dinlenme yeri yapmadık mı,
Yaşar Nuri Öztürk
Biz bu yeryüzünü bir beşik yapmadık mı?
Süleymaniye Vakfı
Yeryüzünü bir beşik yapmadık mı[1]?
Süleyman Ateş
Yapmadık mı biz, Arzı bir beşik,

Nebe 78:7

Cüz: 30 | Sayfa: 581
وَالْجِبَالَ اَوْتَاداًۖ
Vel cibale evtada.
Mustafa İslamoğlu
Ve dağları da (o beşiğin) ayakları?
Elmalılı Hamdi Yazır
Ve dağları birer kazık
Diyanet İşleri
(6-7) Biz, yeryüzünü bir döşek, dağları da birer kazık yapmadık mı?
Mehmet Okuyan
(6, 7) Biz yeri bir beşik, dağları da birer kazık yapmadık mı?
Suat Yıldırım
Dağları da arzı tutan birer destek yapmadık mı?
Elmalılı (sadeleştirilmiş)
Dağları da birer kazık (yapmadık mı)?
Muhammed Esed
ve dağları da (onun) sütunları?
Yaşar Nuri Öztürk
Dağları birer kazık yapmadık mı?
Süleymaniye Vakfı
Dağları da birer kazık…[1]
Süleyman Ateş
Dağları birer kazık?

Nebe 78:8

Cüz: 30 | Sayfa: 581
وَخَلَقْنَاكُمْ اَزْوَاجاًۙ
Ve halaknakum ezvaca.
Mustafa İslamoğlu
Dahası sizi çiftler halinde yarattık;
Elmalılı Hamdi Yazır
Ve sizleri çift çift yarattık
Diyanet İşleri
Sizleri (erkekli dişili) eşler halinde yarattık.
Mehmet Okuyan
Sizi eşler (çiftler) hâlinde yarattık.[1]
Suat Yıldırım
Hem, sizi çift yarattık.
Elmalılı (sadeleştirilmiş)
Sizleri çift çift yarattık.
Muhammed Esed
Sizi çiftler halinde yarattık;
Yaşar Nuri Öztürk
Sizleri çiftler olarak yarattık.
Süleymaniye Vakfı
Sizi (bedeniniz ile ruhunuzu, birbiri ile) eşleşmiş[1] halde yarattık.
Süleyman Ateş
Ve sizi çift çift yarattık.

Nebe 78:9

Cüz: 30 | Sayfa: 581
وَجَعَلْنَا نَوْمَكُمْ سُبَاتاًۙ
Ve cealna nevmekum subata.
Mustafa İslamoğlu
ve uykunuzu ölüm (sembolü) kıldık;
Elmalılı Hamdi Yazır
Ve uykunuzu bir sübat yaptık
Diyanet İşleri
Uykunuzu bir dinlenme (sebebi) kıldık.
Mehmet Okuyan
Uykunuzu bir dinlenme (aracı) kıldık.
Suat Yıldırım
Uykunuzu dinlenme yaptık.
Elmalılı (sadeleştirilmiş)
Uykunuzu bir dinlenme yaptık.
Muhammed Esed
uykunuzu ölüm(ün bir sembolü) kıldık
Yaşar Nuri Öztürk
Sizin uykunuzu bir dinlenme/bir rahatlama/bir tür ölüm yaptık.
Süleymaniye Vakfı
Uykunuzu dinlendirici kıldık[1].
Süleyman Ateş
Uykunuzu dinlenme yaptık.

Nebe 78:10

Cüz: 30 | Sayfa: 581
وَجَعَلْنَا الَّيْلَ لِبَاساًۙ
Ve cealnel leyle libasa.
Mustafa İslamoğlu
ve geceyi tarifsiz bir örtü kıldık;
Elmalılı Hamdi Yazır
Ve geceyi bir libas yaptık
Diyanet İşleri
Geceyi (sizi örten) bir elbise yaptık.
Mehmet Okuyan
(10, 11) Geceyi bir örtü, gündüzü de çalışıp kazanma zamanı yaptık.
Suat Yıldırım
(10-11) Geceyi bir örtü, gündüzü geçiminiz için çalışma zamanı kıldık.
Elmalılı (sadeleştirilmiş)
Geceyi bir örtü yaptık.
Muhammed Esed
ve geceyi (onun) örtüsü yaptık,
Yaşar Nuri Öztürk
Geceyi bir giysi yaptık.
Süleymaniye Vakfı
Geceyi bir örtü yaptık,
Süleyman Ateş
Geceyi (sizi sarıp örten) bir giysi yaptık.

Nebe 78:11

Cüz: 30 | Sayfa: 581
وَجَعَلْنَا النَّهَارَ مَعَاشاًۖ
Ve cealnen nehare meaşa.
Mustafa İslamoğlu
gündüzü de hayat (sembolü) yaptık.
Elmalılı Hamdi Yazır
Ve gündüzü bir meaş yaptık
Diyanet İşleri
Gündüzü de geçimi temin zamanı kıldık.
Mehmet Okuyan
(10, 11) Geceyi bir örtü, gündüzü de çalışıp kazanma zamanı yaptık.
Suat Yıldırım
(10-11) Geceyi bir örtü, gündüzü geçiminiz için çalışma zamanı kıldık.
Elmalılı (sadeleştirilmiş)
Gündüzü bir geçim vakti yaptık.
Muhammed Esed
gündüzü de hayat(ın sembolü).
Yaşar Nuri Öztürk
Gündüzü, geçim için çalışma zamanı yaptık.
Süleymaniye Vakfı
gündüzü ise çalışıp kazanma vakti yaptık[1].
Süleyman Ateş
Gündüzü de geçim zamanı yaptık.

Nebe 78:12

Cüz: 30 | Sayfa: 581
وَبَنَيْنَا فَوْقَـكُمْ سَبْعاً شِدَاداًۙ
Ve beneyna fevkakum seb'an şidada.
Mustafa İslamoğlu
Ve üzerinize yedi kat (göğü) sapasağlam bina ettik.
Elmalılı Hamdi Yazır
Ve üstünüze yedi sağlam bina çattık
Diyanet İşleri
Üstünüze yedi sağlam gök bina ettik.
Mehmet Okuyan
Üstünüzde sağlam yedi (kat göğü)[1] bina ettik.
Suat Yıldırım
Üstünüzde yedi sağlam gök bina ettik.
Elmalılı (sadeleştirilmiş)
Üstünüze yedi sağlam bina (gök) çattık.
Muhammed Esed
Üstünüze yedi gök kubbe bina ettik,
Yaşar Nuri Öztürk
Üstünüzde yedi sağlam/aşınmaz kurduk.
Süleymaniye Vakfı
Üstünüzde sapasağlam yedi kat (göğü) bina ettik[1].
Süleyman Ateş
Üstünüzde yedi sağlam (gök) bina ettik.

Nebe 78:13

Cüz: 30 | Sayfa: 581
وَجَعَلْنَا سِرَاجاً وَهَّاجاًۖ
Ve cealna siracen vehhaca.
Mustafa İslamoğlu
Ve (oraya) son derece güçlü bir ışık ve ısı kaynağı yerleştirdik.
Elmalılı Hamdi Yazır
Ve içlerine şa'şaalı parıl parıl bir kandil astık
Diyanet İşleri
Alev alev yanan aydınlatıcı ve ısıtıcı bir kandil yarattık.
Mehmet Okuyan
(Orada) aydınlatan bir kandil (güneş) yarattık.
Suat Yıldırım
Orada pırıl pırıl yanan bir lamba koyduk.
Elmalılı (sadeleştirilmiş)
İçlerine parıl parıl parlayan bir kandil astık.
Muhammed Esed
ve (oraya güneşi,) parıldayan ışık yüklü lambayı yerleştirdik.
Yaşar Nuri Öztürk
Bir de parıl parıl parlayan kandil yerleştirdik.
Süleymaniye Vakfı
Yüksek ısı yayan bir ışık kaynağı[1] /Güneş'i oluşturduk.
Süleyman Ateş
Ve (orada) parıl parıl parlayan bir lamba yarattık.

Nebe 78:14

Cüz: 30 | Sayfa: 581
وَاَنْزَلْنَا مِنَ الْمُعْصِرَاتِ مَٓاءً ثَجَّاجاًۙ
Ve enzelna minel mu'sırati maen seccaca.
Mustafa İslamoğlu
Ve sıkılmaya hazır yağmur yüklü (bulutlardan) şarıl şarıl sular indirdik;
Elmalılı Hamdi Yazır
Ve o mu'sıralardan şarıl şarıl bir su indirdik
Diyanet İşleri
(14-16) Taneler, bitkiler, sarmaş dolaş bahçeler çıkaralım diye yağmur yüklü yoğun bulutlardan şarıl şarıl yağmur yağdırdık.
Mehmet Okuyan
(14, 15, 16) Tohumlar, bitkiler (ve ağaçları) sarmaş dolaş olmuş bahçeler yetiştirmeniz için sıkışan bulutlardan şarıl şarıl akan sular indirdik.
Suat Yıldırım
(14-16) Size hububat, tohumlar, bitkiler ve ağaçları birbirine sarmaş dolaş bahçeler çıkaralım diye, sıkışıp yoğunlaşmış bulutlardan bol bol yağmur indirdik.
Elmalılı (sadeleştirilmiş)
O yoğun bulutlardan şarıl şarıl bir su indirdik.
Muhammed Esed
Ve rüzgarın sürüklediği bulutlardan şarıldayan sular indirdik,
Yaşar Nuri Öztürk
Sıkarak su çıkaranlardan şarıl şarıl bir su indirdik,
Süleymaniye Vakfı
Doygunluğa ulaşmış bulutlardan[1] şarıl şarıl akan sular indirdik[2].
Süleyman Ateş
Sıkışan (bulut)lardan şarıl şarıl su indirdik,

Nebe 78:15

Cüz: 30 | Sayfa: 581
لِنُخْرِجَ بِه۪ حَباًّ وَنَبَاتاًۙ
Li nuhrice bihi habben ve nebata.
Mustafa İslamoğlu
ki onunla tohumlar ve bitkiler bitirelim;
Elmalılı Hamdi Yazır
Çıkaralım diye onunla taneler ve otlar
Diyanet İşleri
(14-16) Taneler, bitkiler, sarmaş dolaş bahçeler çıkaralım diye yağmur yüklü yoğun bulutlardan şarıl şarıl yağmur yağdırdık.
Mehmet Okuyan
(14, 15, 16) Tohumlar, bitkiler (ve ağaçları) sarmaş dolaş olmuş bahçeler yetiştirmeniz için sıkışan bulutlardan şarıl şarıl akan sular indirdik.
Suat Yıldırım
(14-16) Size hububat, tohumlar, bitkiler ve ağaçları birbirine sarmaş dolaş bahçeler çıkaralım diye, sıkışıp yoğunlaşmış bulutlardan bol bol yağmur indirdik.
Elmalılı (sadeleştirilmiş)
Onunla taneler ve otlar çıkaralım diye.
Muhammed Esed
(indirdik) ki onunla taneler ve bitkiler yetiştirelim,
Yaşar Nuri Öztürk
Ki çıkaralım onlardan daneler ve otlar;
Süleymaniye Vakfı
Onunla daneler ve bitkiler çıkaralım diye[1].
Süleyman Ateş
Ki onunla çıkaralım: Dane(ler), bitki(ler),

Nebe 78:16

Cüz: 30 | Sayfa: 581
وَجَنَّاتٍ اَلْفَافاًۜ
Ve cennatin elfafa.
Mustafa İslamoğlu
dahası, salkım saçak bahçeler (yetiştirelim diye).
Elmalılı Hamdi Yazır
Ve sarmaş dolaş bağlar bağçeler
Diyanet İşleri
(14-16) Taneler, bitkiler, sarmaş dolaş bahçeler çıkaralım diye yağmur yüklü yoğun bulutlardan şarıl şarıl yağmur yağdırdık.
Mehmet Okuyan
(14, 15, 16) Tohumlar, bitkiler (ve ağaçları) sarmaş dolaş olmuş bahçeler yetiştirmeniz için sıkışan bulutlardan şarıl şarıl akan sular indirdik.
Suat Yıldırım
(14-16) Size hububat, tohumlar, bitkiler ve ağaçları birbirine sarmaş dolaş bahçeler çıkaralım diye, sıkışıp yoğunlaşmış bulutlardan bol bol yağmur indirdik.
Elmalılı (sadeleştirilmiş)
Ve sarmaş dolaş bağlar bahçeler.
Muhammed Esed
ve ağaçlarla kaplı bahçeler.
Yaşar Nuri Öztürk
Ve içiçe girmiş bağlar/bahçeler.
Süleymaniye Vakfı
(Bitkileri) birbirine dolanmış bahçeleri de...[1]
Süleyman Ateş
Ve (ağaçları) birbirine sarmaş dolaş bahçeler.

Nebe 78:17

Cüz: 30 | Sayfa: 581
اِنَّ يَوْمَ الْفَصْلِ كَانَ م۪يقَاتاًۙ
İnne yevmel faslı kane mikata.
Mustafa İslamoğlu
Şüphesiz Ayrışma Günü'nün belirlenmiş bir vakti mutlaka vardır:
Elmalılı Hamdi Yazır
Şübhesiz ki o fasıl günü bir miykat olmuştur
Diyanet İşleri
Şüphesiz hüküm ve ayırma günü belirlenmiş bir vakittir.
Mehmet Okuyan
Şüphesiz ki ayrılma günü belirlenmiş bir vakittir.
Suat Yıldırım
(İmdi bunları anladıysanız, hakkında ihtilaf ettiğiniz o mahşer dirilişini de anlarsınız. İşte bunları kim yapmışsa, ölüleri de O diriltecektir.) Evet, o "karar günü," vakti kesin olarak belirlenmiş bir gündür.
Elmalılı (sadeleştirilmiş)
Şüphesiz ki, o fasıl (kıyamet) günü belirlenmiş bir vakit olmuştur.
Muhammed Esed
Gerçek şu ki, (doğru ile yanlış arasında) Ayrım Günü'nün belirlenmiş bir vakti vardır:
Yaşar Nuri Öztürk
Hiç kuşkusuz, o ayırma ve hüküm günü kesin olarak belirlenmiştir.
Süleymaniye Vakfı
İyiyi kötüden ayırma günü, (Allah tarafından) belirlenmiş bir vakittir[1].
Süleyman Ateş
Muhakkak ki (haklının, haksızın ayırdedileceği) hüküm günü, belirlenmiş bir vakittir.

Nebe 78:18

Cüz: 30 | Sayfa: 581
يَوْمَ يُنْفَخُ فِي الصُّورِ فَتَأْتُونَ اَفْوَاجاًۙ
Yevme yunfehu fis suri fe te'tune efvaca.
Mustafa İslamoğlu
o gün sura üflenir, derhal amacına göre taksim edilmiş topluluklar halinde (hayat alanına) çıkarsınız;
Elmalılı Hamdi Yazır
O gün ki sur üfürülür derken gelirsiniz fevca fevc
Diyanet İşleri
Bu, sura üfürüleceği gün gerçekleşir ve siz bölük bölük gelirsiniz.
Mehmet Okuyan
Sûr'a üflenileceği gün,[1] bölük bölük (Allah'ın huzuruna) geleceksiniz.
Suat Yıldırım
O gün sura üfürülür, siz de bölük bölük gelirsiniz.
Elmalılı (sadeleştirilmiş)
Sur'a üfürüldüğü gün, bölük bölük gelirsiniz!
Muhammed Esed
(yeniden dirilme) surun(un) üflendiği ve hepinizin kalabalıklar halinde ortaya çıkacağınız Gün;
Yaşar Nuri Öztürk
Sura üfürüldüğü gün, bölükler halinde geleceksiniz.
Süleymaniye Vakfı
O gün sura üflenir[1], siz de bölük bölük gelirsiniz.
Süleyman Ateş
O gün Sur'a üflenir, bölük bölük gelirsiniz.

Nebe 78:19

Cüz: 30 | Sayfa: 581
وَفُتِحَتِ السَّمَٓاءُ فَـكَانَتْ اَبْوَاباًۙ
Ve futihatis semau fe kanet ebvaba.
Mustafa İslamoğlu
ve kapıları varmış gibi gökler açılıverir;
Elmalılı Hamdi Yazır
Sema da açılmış olmuştur ebvab
Diyanet İşleri
Gök açılır ve kapı kapı olur.
Mehmet Okuyan
(O gün) gök açılacak ve kapı kapı olacaktır.
Suat Yıldırım
Gökler kapı kapı açılır (her tarafı kapı haline gelen gökten melaike orduları birden indirme yapar).
Elmalılı (sadeleştirilmiş)
Gök de açılmış, kapılar oluşmuştur.
Muhammed Esed
göklerin açıldığı ve (kanatları açık) kapılar haline geldiği (gün);
Yaşar Nuri Öztürk
Gök açılmış, kapı kapı oluvermiştir.
Süleymaniye Vakfı
Gökler açılmış, kapılar oluşmuştur[1].
Süleyman Ateş
Gök açılmış, kapı kapı olmuştur.

Nebe 78:20

Cüz: 30 | Sayfa: 581
وَسُيِّرَتِ الْجِبَالُ فَـكَانَتْ سَرَاباًۜ
Ve suyyiretil cibalu fe kanet seraba.
Mustafa İslamoğlu
ve dağlar yürütülür, sanki sir serap olur.
Elmalılı Hamdi Yazır
Ve dağlar yütürülmüş olmuştur serab
Diyanet İşleri
Dağlar yürütülür, serap haline gelir.
Mehmet Okuyan
Dağlar da yürütülmüş, serap hâline getirilmiş (olacak)tır.
Suat Yıldırım
Dağlar yürütülür, serab olur gider, her taraf dümdüz olur.
Elmalılı (sadeleştirilmiş)
Dağlar yürütülmüş, bir serap olmuştur.
Muhammed Esed
ve dağların bir serapmış gibi kaybolup gittiği (gün).
Yaşar Nuri Öztürk
Dağlar yürütülmüş, bir serap oluvermiştir.
Süleymaniye Vakfı
Dağlar yürütülmüş, seraba dönüşmüş olur[1].
Süleyman Ateş
Dağlar yürütülmüş, bir serab olmuştur.

Nebe 78:21

Cüz: 30 | Sayfa: 581
اِنَّ جَهَنَّمَ كَانَتْ مِرْصَاداًۙ
İnne cehenneme kanet mirsada.
Mustafa İslamoğlu
Şüphesiz (o gün) Cehennemin gözleri yolda kalacaktır;
Elmalılı Hamdi Yazır
Şübhesiz ki Cehennem olmuştur mırsad
Diyanet İşleri
(21-23) Şüphesiz cehennem, bir gözetleme yeridir; azgınlar için, içinde çağlar boyu kalacakları bir dönüş yeridir.
Mehmet Okuyan
(21, 22) Şüphesiz ki cehennem, azgınların durağı olarak (cehennemlikleri) gözetlemektedir.
Suat Yıldırım
Cehennem pusuda... Her an eline düşecek avlarını gözlemektedir.
Elmalılı (sadeleştirilmiş)
Şüphesiz, cehennem bir gözetleme yeri olmuştur.
Muhammed Esed
(O Gün,) cehennem, (hakikati inkar edenleri) kuşatmak için bekleyecek;
Yaşar Nuri Öztürk
Cehennem, bir gözetleme yeri olmuştur.
Süleymaniye Vakfı
Cehennem, gözetleyen yer haline gelir[1],
Süleyman Ateş
Cehennem de gözetleme yeri olmuş (suçluları gözetleyip durmakta)dır.

Nebe 78:22

Cüz: 30 | Sayfa: 581
#adalet
لِلطَّاغ۪ينَ مَاٰباًۙ
Lit tagine meaba.
Mustafa İslamoğlu
(o) haddini bilmezler için bir son duraktır;
Elmalılı Hamdi Yazır
Azgınlar için bir meab
Diyanet İşleri
(21-23) Şüphesiz cehennem, bir gözetleme yeridir; azgınlar için, içinde çağlar boyu kalacakları bir dönüş yeridir.
Mehmet Okuyan
(21, 22) Şüphesiz ki cehennem, azgınların durağı olarak (cehennemlikleri) gözetlemektedir.
Suat Yıldırım
Azgınların dönüp dolaşıp varacakları yuvalarıdır.
Elmalılı (sadeleştirilmiş)
Azgınlara bir barınak olmuştur.
Muhammed Esed
hak ve adalet sınırlarını ihlal etmiş olanların durağı!
Yaşar Nuri Öztürk
Azgınlar için bir barınak.
Süleymaniye Vakfı
haddini aşanlar için varılacak yer,[1]
Süleyman Ateş
Azgınların varacağı yerdir.

Nebe 78:23

Cüz: 30 | Sayfa: 581
لَابِث۪ينَ ف۪يهَٓا اَحْقَاباًۚ
Labisine fiha ahkaba.
Mustafa İslamoğlu
onlar orada uzun zamanlar boyu kalacaklar.
Elmalılı Hamdi Yazır
Devirlerce içinde kalacaklar
Diyanet İşleri
(21-23) Şüphesiz cehennem, bir gözetleme yeridir; azgınlar için, içinde çağlar boyu kalacakları bir dönüş yeridir.
Mehmet Okuyan
(Azgınlar) orada çağlar boyu kalacaklardır.
Suat Yıldırım
Devirler boyunca orada kalacaklardır.
Elmalılı (sadeleştirilmiş)
İçinde devirlerce kalacaklardır.
Muhammed Esed
Onlar orada uzun süre kalacaklar.
Yaşar Nuri Öztürk
Devirlerce kalacaklardır içinde.
Süleymaniye Vakfı
çağlar boyu içinde kalmak üzere (varacakları yer)…[1]
Süleyman Ateş
Orada çağlar boyu kalacalardır.

Nebe 78:24

Cüz: 30 | Sayfa: 581
لَا يَذُوقُونَ ف۪يهَا بَرْداً وَلَا شَرَاباًۙ
La yezukune fiha berden ve la şeraba.
Mustafa İslamoğlu
Orada ne (yürek) serinletici bir (haber) tadacaklar, ne de (iç yangını söndürecek) bir içecek.
Elmalılı Hamdi Yazır
Ne bir serinlik tatacaklar ne de bir şarab
Diyanet İşleri
Orada ne bir serinlik ve ne de içecek bir şey tadacaklar!
Mehmet Okuyan
(24, 25, 26) (Dünyadaki inkârlarına) uygun bir karşılık olarak[1] kaynar su ve irinden başka orada hiçbir serinlik veya (susuzluk gideren) hiçbir içecek tadamayacaklardır.
Suat Yıldırım
Orada ne bir serinlik, ne bir içecek tadarlar.
Elmalılı (sadeleştirilmiş)
Orada ne bir serinlik tadacaklar, ne de bir içecek.
Muhammed Esed
Orada ne bir serinlik tadacaklar, ne de (susuzluk giderici) bir içecek;
Yaşar Nuri Öztürk
Ne bir serinlik tadacaklar ne de bir içecek.
Süleymaniye Vakfı
Orada bir serinlik de (rahatlatıcı) bir içecek de tadamayacaklar;
Süleyman Ateş
Orada ne bir serinlik, ne de içilecek bir şey tadarlar,

Nebe 78:25

Cüz: 30 | Sayfa: 581
اِلَّا حَم۪يماً وَغَسَّاقاًۙ
İlla hamimen ve gassaka.
Mustafa İslamoğlu
Ancak kavurucu bir umutsuzluk ve zift gibi sıvanan buz gibi bir karanlık.
Elmalılı Hamdi Yazır
Ancak bir hamim ve bir gassak
Diyanet İşleri
(25-26) Ancak, uygun bir ceza olarak kaynar su ve irin içecekler.
Mehmet Okuyan
(24, 25, 26) (Dünyadaki inkârlarına) uygun bir karşılık olarak[1] kaynar su ve irinden başka orada hiçbir serinlik veya (susuzluk gideren) hiçbir içecek tadamayacaklardır.
Suat Yıldırım
İçecek olarak sadece kaynar su ile irin bulurlar.
Elmalılı (sadeleştirilmiş)
Yalnızca bir kaynar su ve irin.
Muhammed Esed
yalnız yakıcı bir ümitsizlik ve buz gibi bir karanlık:
Yaşar Nuri Öztürk
Sadece kaynar su, atık su,
Süleymaniye Vakfı
sadece çok sıcak ve çok soğuk olanı tadacaklar,[1]
Süleyman Ateş
Yalnız kaynar su ve irin (içerler);

Nebe 78:26

Cüz: 30 | Sayfa: 581
جَزَٓاءً وِفَاقاً
Cezaen vifaka.
Mustafa İslamoğlu
(İnkarlarına) uygun bir karşılık...
Elmalılı Hamdi Yazır
Bir ceza ki bervechi vifak
Diyanet İşleri
(25-26) Ancak, uygun bir ceza olarak kaynar su ve irin içecekler.
Mehmet Okuyan
(24, 25, 26) (Dünyadaki inkârlarına) uygun bir karşılık olarak[1] kaynar su ve irinden başka orada hiçbir serinlik veya (susuzluk gideren) hiçbir içecek tadamayacaklardır.
Suat Yıldırım
Bu, yaptıklarının tam karşılığıdır.
Elmalılı (sadeleştirilmiş)
Yaptıklarına tamamen uygun bir ceza olarak.
Muhammed Esed
(günahlarına) uygun bir karşılık!
Yaşar Nuri Öztürk
Çok uygun bir karşılık olarak.
Süleymaniye Vakfı
suça uygun bir ceza (ile cezalandırılacaklar.)[1]
Süleyman Ateş
Yaptıklarına uygun bir ceza olarak.

Nebe 78:27

Cüz: 30 | Sayfa: 581
اِنَّهُمْ كَانُوا لَا يَرْجُونَ حِسَاباًۙ
İnnehum kanu la yercune hısaba.
Mustafa İslamoğlu
Şu kesin ki onlar vaktiyle, hesaba çekilmeyi arzu etmiyorlardı;
Elmalılı Hamdi Yazır
çünkü ummazlardı onlar hiç bir hisab
Diyanet İşleri
Çünkü onlar hesaba çekilmeyi ummuyorlardı.
Mehmet Okuyan
Şüphesiz ki onlar hesabı ummazlardı.
Suat Yıldırım
Çünkü onlar bu hesap gününe inanmıyor (onu hesaba almıyorlardı).
Elmalılı (sadeleştirilmiş)
Çünkü onlar, hiçbir hesap ummazlardı.
Muhammed Esed
Doğrusu onlar hesaba çekileceklerini beklemiyorlardı,
Yaşar Nuri Öztürk
Doğrusu onlar böyle bir hesap ummuyorlardı.
Süleymaniye Vakfı
Çünkü onlar, hesaba çekilmeyi beklemezlerdi[1].
Süleyman Ateş
Çünkü onlar bir hesap (görüleceğini) ummuyorlardı.

Nebe 78:28

Cüz: 30 | Sayfa: 581
وَكَذَّبُوا بِاٰيَاتِنَا كِذَّاباًۜ
Ve kezzebu bi ayatina kizzaba.
Mustafa İslamoğlu
üstelik ayetlerimizi de açık bir dille yalanlamışlardı;
Elmalılı Hamdi Yazır
Ayetlerimizi tekzib ede ede kesilmişlerdi kezzab
Diyanet İşleri
Ayetlerimizi de alabildiğine yalanlamışlardı.
Mehmet Okuyan
Ayetlerimizi de yalanladıkça yalanlamışlardı.
Suat Yıldırım
İşleri güçleri ayetlerimizi yalan saymaktı.
Elmalılı (sadeleştirilmiş)
Ayetlerimize yalan diye diye tam bir yalancı olmuşlardı.
Muhammed Esed
mesajlarımızı tek tek ve tümüyle yalanladıkları halde;
Yaşar Nuri Öztürk
Ayetlerimizi pervasızca yalanlamışlardı.
Süleymaniye Vakfı
Ayetlerimiz karşısında yalana sarılıp dururlardı[1].
Süleyman Ateş
Ayetlerimizi de tamamen yalanlamışlardı.