Ayetler
Toplam sonuç: 6236
İnşikak 84:17
Cüz: 30 | Sayfa: 589
وَالَّيْلِ وَمَا وَسَقَۙ
Vel leyli ve ma vesak.
Mustafa İslamoğlu
ve geceyi ve toplayıp kaydettiklerini,
Elmalılı Hamdi Yazır
Ve geceye ve derlediğine
Diyanet İşleri
Geceye ve içinde topladıklarına,
Mehmet Okuyan
Geceye ve topladığı (örttüğü) şeylere,
Suat Yıldırım
Gece ve gecenin barındırdığı, şeyler hakkı için,
Elmalılı (sadeleştirilmiş)
geceye ve derlediğine,
Muhammed Esed
Ve geceyi, onun (safha safha) gözler önüne serdiklerini,
Yaşar Nuri Öztürk
Geceye ve derlediğine,
Süleymaniye Vakfı
geceye ve kapsadığı şeylere,[1]
Süleyman Ateş
Geceye ve (gecenin bağrında) topladığı şeylere,
İnşikak 84:18
Cüz: 30 | Sayfa: 589
وَالْقَمَرِ اِذَا اتَّسَقَۙ
Vel kameri izet tesak.
Mustafa İslamoğlu
ve safha safha dolunay halini alan ayı (şahit tutuyorum ki
Elmalılı Hamdi Yazır
Ve derlendiği zaman o Aya
Diyanet İşleri
Dolunay halindeki aya ki,
Mehmet Okuyan
Dolunay halindeki aya ki
Suat Yıldırım
Dolunay halini alan ay hakkı için:
Elmalılı (sadeleştirilmiş)
ve derlendiğinde (dolunay haline geldiğinde) o aya ki,
Muhammed Esed
ve dolunay haline gelen ayı:
Yaşar Nuri Öztürk
Toparlandığı zaman Ay'a,
Süleymaniye Vakfı
dolunay haline geldiğinde aya da yemin ederim ki[1]
Süleyman Ateş
Değirmileşen aya,
İnşikak 84:19
Cüz: 30 | Sayfa: 589
لَتَرْكَبُنَّ طَبَقاً عَنْ طَبَقٍۜ
Le terkebunne tabakan an tabakın.
Mustafa İslamoğlu
ey insanlar; mukadder sona doğru) safha safha, adım adım ilerleyeceksiniz.
Elmalılı Hamdi Yazır
Ki sizler binip binip gececeksiniz elbette tabakadan tabakaya
Diyanet İşleri
Şüphesiz siz halden hale geçeceksiniz.
Mehmet Okuyan
Siz elbette bir hâlden (başka) bir hâle geçeceksiniz.
Suat Yıldırım
Siz halden hale geçeceksiniz!
Elmalılı (sadeleştirilmiş)
sizler binip binip tabakadan tabakaya (halden hale) geçeceksiniz!
Muhammed Esed
(işte böylece, ey insanlar,) siz adım adım ilerleyeceksiniz.
Yaşar Nuri Öztürk
Ki siz boyuttan boyuta/halden hale mutlaka geçeceksiniz.
Süleymaniye Vakfı
(hayat yolculuğunda) kesinlikle bir durumdan bir başka duruma geçeceksiniz![1]
Süleyman Ateş
Ki, siz, mutlaka tabakadan tabakaya bineceksiniz!
İnşikak 84:20
Cüz: 30 | Sayfa: 589
فَمَا لَهُمْ لَا يُؤْمِنُونَۙ
Fe ma lehum la yu'minun.
Mustafa İslamoğlu
Peki, onlara ne oluyor ki hala (Hesap Günü'ne) iman etmiyorlar?
Elmalılı Hamdi Yazır
O halde onlara ne var ki iyman eylemezler?
Diyanet İşleri
Böyleyken onlara ne oluyor da iman etmiyorlar?
Mehmet Okuyan
Onlara ne oluyor da inanmıyorlar!
Suat Yıldırım
Öyleyse onlara ne oluyor ki iman etmiyorlar?
Elmalılı (sadeleştirilmiş)
O halde onlara ne oluyor ki, iman etmezler.
Muhammed Esed
Peki, onlara ne oluyor da (öteki dünyaya) inanmıyorlar?
Yaşar Nuri Öztürk
Peki onlara ne oluyor da iman etmiyorlar?!
Süleymaniye Vakfı
Öyleyse onlara ne oluyor da inanmıyorlar![1]
Süleyman Ateş
Onların nesi var ki inanmıyorlar?
İnşikak 84:21
Cüz: 30 | Sayfa: 589
وَاِذَا قُرِئَ عَلَيْهِمُ الْقُرْاٰنُ لَا يَسْجُدُونَۜ
Ve iza kurıe aleyhimul kur'anu la yescudun.
Mustafa İslamoğlu
Dahası, kendilerine Kur'an okunduğu zaman onu tasdik edip teslim de olmuyorlar.
Elmalılı Hamdi Yazır
Ve karşılarında Kur'an okunduğu vakıt secde etmezler?
Diyanet İşleri
Onlara Kur'an okunduğu zaman secde etmiyorlar.
Mehmet Okuyan
Kendilerine Kur'an okunduğu zaman secde de etmiyorlar![1]
Suat Yıldırım
Kendilerine Kur'an okunduğunda derin bir saygı ile eğilmiyorlar?
Elmalılı (sadeleştirilmiş)
Karşılarında Kur'an okunduğu zaman secde etmezler?
Muhammed Esed
Ve Kur'an kendilerine okunduğunda saygıyla yere kapanmıyorlar?
Yaşar Nuri Öztürk
Karşılarında Kur'an okunduğu zaman secde etmiyorlar.
Süleymaniye Vakfı
Kendilerine Kur'an okununca (hükümlerine) boyun eğmiyorlar![1]
Süleyman Ateş
Kendilerine Kur'an okunduğu zaman secde etmiyorlar?
İnşikak 84:22
Cüz: 30 | Sayfa: 589
بَلِ الَّذ۪ينَ كَفَرُوا يُكَذِّبُونَۘ
Belillezine keferu yukezzibun.
Mustafa İslamoğlu
Aksine, inkarda direnenler (ilahi vahyi) yalanlamakta ısrar ediyor;
Elmalılı Hamdi Yazır
Hatta o küfr edenler tekzib ederler
Diyanet İşleri
Daha doğrusu, inkar edenler (Kur'an'ı) yalanlıyorlar.
Mehmet Okuyan
Aksine o kâfir olanlar yalanlıyorlar.
Suat Yıldırım
Bilakis, o kafirler dini yalan saymaya devam ediyorlar.
Elmalılı (sadeleştirilmiş)
Hatta o küfredenler yalan derler!
Muhammed Esed
Evet, hakikati inkara şartlanmış olanlar (bu ilahi kelamı) yalanlıyorlar!
Yaşar Nuri Öztürk
Tam aksine, o küfre sapanlar yalanlıyorlar.
Süleymaniye Vakfı
Kafirlik edenler aslında yalan söyleyip duruyorlar.[1]
Süleyman Ateş
Tersine o nankörler yalanlıyorlar.
İnşikak 84:23
Cüz: 30 | Sayfa: 589
وَاللّٰهُ اَعْلَمُ بِمَا يُوعُونَۘ
Vallahu a'lemu bima yuun.
Mustafa İslamoğlu
ama Allah içlerinde biriktirip gizlediklerini çok iyi biliyor.
Elmalılı Hamdi Yazır
Halbuki Allah içlerindekini biliyor
Diyanet İşleri
Halbuki Allah, içlerinde ne sakladıklarını çok iyi bilir.
Mehmet Okuyan
Allah onların gizlediği şeyleri çok iyi bilendir.
Suat Yıldırım
Allah, onların kalplerinde ne sakladıklarını pek iyi bilir!
Elmalılı (sadeleştirilmiş)
Oysa Allah, içlerindekini biliyor.
Muhammed Esed
Ama Allah, onların (kalplerinde) gizlediklerini bilir.
Yaşar Nuri Öztürk
Allah, içlerinde sakladıklarını çok iyi biliyor.
Süleymaniye Vakfı
Allah onların içlerinde neyi tuttuklarını çok iyi bilir.[1]
Süleyman Ateş
Allah onların, içlerinde gizledikleri (düşünceleri) biliyor.
İnşikak 84:24
Cüz: 30 | Sayfa: 589
فَبَشِّرْهُمْ بِعَذَابٍ اَل۪يمٍۙ
Fe beşşirhum bi azabin elim.
Mustafa İslamoğlu
Artık onlara şiddetli bir azabı müjdele;
Elmalılı Hamdi Yazır
Onun için onlara elim bir azab müjdele
Diyanet İşleri
Öyle ise sen onlara elem dolu bir azabı müjdele!
Mehmet Okuyan
Onlara elem verici bir azabı müjdele!
Suat Yıldırım
Sen de onlara gayet acı bir azap müjdele!
Elmalılı (sadeleştirilmiş)
Onun için onlara acı bir azap müjdele!
Muhammed Esed
O halde, onlara (öteki dünyada) şiddetli azabı haber ver,
Yaşar Nuri Öztürk
O halde, onlara acıklı bir azap muştula!
Süleymaniye Vakfı
Sen onlara acıklı bir azabı müjdele![1]
Süleyman Ateş
Onlara acı bir azabı müjdele.
İnşikak 84:25
Cüz: 30 | Sayfa: 589
#iman
اِلَّا الَّذ۪ينَ اٰمَنُوا وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِ لَهُمْ اَجْرٌ غَيْرُ مَمْنُونٍ
İllellezine amenu ve amilus salihati lehum ecrun gayru memnun.
Mustafa İslamoğlu
ancak iman edenler ve Allah rızasına uygun davrananlar hariç: Onları kesintisiz bir ödül bekliyor.
Elmalılı Hamdi Yazır
Ancak iyman edip Salih ameller yapanlar başka onlara tükenmez bir ecir var
Diyanet İşleri
Ancak iman edip de salih ameller işleyenler başka. Onlar için, bitmez tükenmez bir mükafat vardır.
Mehmet Okuyan
İman edip iyi işler yapanlar başkadır; onlar için başa kakılmayan (kesintisiz) bir ödül vardır.
Suat Yıldırım
Fakat iman edip makbul ve güzel işler yapanlara ise, hiç kesintiye uğramayan, bitip tükenmeyen mükafat vardır.
Elmalılı (sadeleştirilmiş)
Ancak iman edip iyi işler yapanlar başka; onlara tükenmez bir mükafat vardır!
Muhammed Esed
yalnız (pişmanlık duyarak) iman edip doğru ve yararlı işler yapanlar hariç. Onlar için kesintisiz bir ödül vardır!
Yaşar Nuri Öztürk
İman edip hayra ve barışa yönelik işler yapanlar müstesnadır. Onlar için kesintisiz bir ödül vardır.
Süleymaniye Vakfı
İnanıp güvenen ve iyi işler yapanlar ise bunun dışındadır. Onlar için kesintisiz bir ödül vardır.[1]
Süleyman Ateş
Ancak inanıp yararlı işler yapan kimseler için kesintisiz bir mükafat vardır.
Büruc 85:1
Cüz: 30 | Sayfa: 589
وَالسَّمَٓاءِ ذَاتِ الْبُرُوجِۙ
Ves semai zatil buruc.
Mustafa İslamoğlu
Burçlarla dolu gökyüzü şahit olsun,
Elmalılı Hamdi Yazır
O Semai zatilbüruca
Diyanet İşleri
Burçlarla dolu göğe andolsun,
Mehmet Okuyan
Yemin olsun: Burçları olan göğe,
Suat Yıldırım
Burçlarla süslü göğe!
Elmalılı (sadeleştirilmiş)
O burçlara sahip gök yüzüne,
Muhammed Esed
Düşün büyük burçlarla dolu göğü,
Yaşar Nuri Öztürk
Yemin olsun o burçlarla dolu göğe,
Süleymaniye Vakfı
Burçları /takımyıldızları[1] olan göğe yemin olsun!
Süleyman Ateş
Burçlar sahibi göğe andolsun,
Büruc 85:2
Cüz: 30 | Sayfa: 589
وَالْيَوْمِ الْمَوْعُودِۙ
Vel yevmil mev'ud.
Mustafa İslamoğlu
vaad edilen gün şahit olsun,
Elmalılı Hamdi Yazır
Ve o yevmi mev'uda
Diyanet İşleri
Va'dedilmiş güne (kıyamete) andolsun,
Mehmet Okuyan
Vadedilen o güne,
Suat Yıldırım
Geleceği vad olunan kıyamet gününe!
Elmalılı (sadeleştirilmiş)
o va'dolunan güne,
Muhammed Esed
ve (tahayyül et) vaad edilen Günü,
Yaşar Nuri Öztürk
O vaat olunan güne,
Süleymaniye Vakfı
Söz verilen o güne yemin olsun![1]
Süleyman Ateş
Va'dedilen güne andolsun,
Büruc 85:3
Cüz: 30 | Sayfa: 589
وَشَاهِدٍ وَمَشْهُودٍۜ
Ve şahidin ve meşhud.
Mustafa İslamoğlu
her bir tanık ve sanık şahit olsun (da şu gerçeği ünlesin):
Elmalılı Hamdi Yazır
Ve şahide ve meşhuda kasem olsun
Diyanet İşleri
(3-5) Şahitlik edene ve şahitlik edilene andolsun ki, (mü'minleri yakmak için) hendek kazıp (içinde) alevli ateş yakanlar lanetlenmiştir.
Mehmet Okuyan
Şahit(ler)e ve şahitlik edilen(ler)e.
Suat Yıldırım
Şahid ile meşhuda kasem ederim ki:
Elmalılı (sadeleştirilmiş)
o şahitlik edecek ve şahitlik edilecek olana yemin olsun ki,
Muhammed Esed
ve O (her şeye) tanıklık eden ile (O'nun tarafından) tanıklık edileni!
Yaşar Nuri Öztürk
Tanıklık edene, tanıklık edilene/seyredene, seyredilene,
Süleymaniye Vakfı
(O gün) Şahit olana da şahit olunana[1] da yemin olsun ki[2]
Süleyman Ateş
(O gün) Şahide ve şahidlik edilene andolsun,
Büruc 85:4
Cüz: 30 | Sayfa: 589
قُتِلَ اَصْحَابُ الْاُخْدُودِۙ
Kutile ashabul uhdud.
Mustafa İslamoğlu
Kahrolsun hendek ehli!
Elmalılı Hamdi Yazır
Tel'ıyn edildi sahibleri o uhdudun
Diyanet İşleri
(3-5) Şahitlik edene ve şahitlik edilene andolsun ki, (mü'minleri yakmak için) hendek kazıp (içinde) alevli ateş yakanlar lanetlenmiştir.
Mehmet Okuyan
(4, 5) Tutuşturulmuş yakıt(la) dolu o ateş(li) çukur(un) halkı kahrolsun![1]
Suat Yıldırım
(4-5) Tıpkı kahrolası Ashab-ı uhdud'un, o tutuşturulmuş ateşle dolu hendeği hazırlayanların mel'un oldukları gibi...
Elmalılı (sadeleştirilmiş)
o hendek sahiplerine la'net edildi.
Muhammed Esed
Onlar (yalnızca) kendilerini yok ederler, o çukuru hazırlayanlar,
Yaşar Nuri Öztürk
Ki gebertildi o hendekçi grup/o kamçıları hendek gibi iz bırakan herifler,
Süleymaniye Vakfı
uzun ve derin hendeklerin sahipleri kahrolup gittiler,[1]
Süleyman Ateş
Ki kahroldu o hendeğin adamları
Büruc 85:5
Cüz: 30 | Sayfa: 589
اَلنَّارِ ذَاتِ الْوَقُودِۙ
Ennari zatil vekud.
Mustafa İslamoğlu
O ateş (hendekleri), ağzına kadar doldurulup tutuşturulmuştur.
Elmalılı Hamdi Yazır
O çıralı ateşin
Diyanet İşleri
(3-5) Şahitlik edene ve şahitlik edilene andolsun ki, (mü'minleri yakmak için) hendek kazıp (içinde) alevli ateş yakanlar lanetlenmiştir.
Mehmet Okuyan
(4, 5) Tutuşturulmuş yakıt(la) dolu o ateş(li) çukur(un) halkı kahrolsun![1]
Suat Yıldırım
(4-5) Tıpkı kahrolası Ashab-ı uhdud'un, o tutuşturulmuş ateşle dolu hendeği hazırlayanların mel'un oldukları gibi...
Elmalılı (sadeleştirilmiş)
O çıralı ateş sahiplerine.
Muhammed Esed
(imana ermiş olanlara karşı) şiddetle yanan ateş (çukurunu)!
Yaşar Nuri Öztürk
O tutuşturulan ateşin adamları,
Süleymaniye Vakfı
bol yakıtlı ateşin sahipleri…
Süleyman Ateş
O yakıt doldurulup tutuşturulmuş ateş (hendeğinin adamları)!
Büruc 85:6
Cüz: 30 | Sayfa: 589
#iman
اِذْ هُمْ عَلَيْهَا قُعُودٌۙ
İzhum aleyha kuud.
Mustafa İslamoğlu
O zaman onlar ateşin üstüne oturmuşlardır;
Elmalılı Hamdi Yazır
O vakıt ki üzerine oturmuştular
Diyanet İşleri
(6-7) O vakit, ateşin etrafında oturmuş, mü'minlere yaptıklarını seyrediyorlardı.
Mehmet Okuyan
(6, 7) Hani onlar o (ateşli çukur)un başında oturmuş, müminlere yaptıkları (işkenceyi) seyrediyorlardı.[1]
Suat Yıldırım
(6-7) Hani onlar ateşin başında oturur, müminlere yaptıklarını acımasızca seyrederlerdi.
Elmalılı (sadeleştirilmiş)
O zaman ki, çevresinde oturmuşlardı.
Muhammed Esed
Hani, onlar (keyifle) o (ateşi) seyretmişlerdi,
Yaşar Nuri Öztürk
Onlar onun başında oturmuşlardı.
Süleymaniye Vakfı
Onlar, o ateşin çevresinde oturmuşlar,
Süleyman Ateş
Onlar, o (ateş hendeği)nin başında oturmuşlardı.
Büruc 85:7
Cüz: 30 | Sayfa: 589
#iman
وَهُمْ عَلٰى مَا يَفْعَلُونَ بِالْمُؤْمِن۪ينَ شُهُودٌۜ
Ve hum ala ma yef'alune bil mu'minine şuhud.
Mustafa İslamoğlu
zira mü'minlere yaptıkları kendi başlarına gelmiştir.
Elmalılı Hamdi Yazır
Mü'minlere yaptıklarına karşı şahid de oluyorlardı
Diyanet İşleri
(6-7) O vakit, ateşin etrafında oturmuş, mü'minlere yaptıklarını seyrediyorlardı.
Mehmet Okuyan
(6, 7) Hani onlar o (ateşli çukur)un başında oturmuş, müminlere yaptıkları (işkenceyi) seyrediyorlardı.[1]
Suat Yıldırım
(6-7) Hani onlar ateşin başında oturur, müminlere yaptıklarını acımasızca seyrederlerdi.
Elmalılı (sadeleştirilmiş)
Müminlere yaptıklarını bizzat seyrediyorlardı.
Muhammed Esed
müminlere ne yaptıklarının bilincinde olarak;
Yaşar Nuri Öztürk
Ve hepsi, müminlere yaptıklarını seyrediyorlardı.
Süleymaniye Vakfı
mü'minlere yaptıklarını seyrediyorlardı.
Süleyman Ateş
Ve onlar, mü'minlere yaptıklarını seyrediyorlardı.
Büruc 85:8
Cüz: 30 | Sayfa: 589
#iman
وَمَا نَقَمُوا مِنْهُمْ اِلَّٓا اَنْ يُؤْمِنُوا بِاللّٰهِ الْعَز۪يزِ الْحَم۪يدِۙ
Ve ma nekamu minhum illa en yu'minu billahil azizil hamid.
Mustafa İslamoğlu
O (zalimler) başka bir sebeple değil, sadece yücelikte eşsiz ve hamdin tümüne layık olan Allah'a imanda ısrar ettikleri için onlardan intikam almışlardır.
Elmalılı Hamdi Yazır
Onlardan kızdıkları da yalnız aziz, hamid olan Allaha iyman etmeleri idi
Diyanet İşleri
(8-9) Onlar mü'minlere ancak; göklerin ve yerin hükümranlığı kendisine ait olan mutlak güç sahibi ve övülmeye layık Allah'a iman ettikleri için kızıyorlardı. Allah, her şeye şahittir.
Mehmet Okuyan
Onlardan (müminlerden) yalnızca güçlü ve övgüye layık olan Allah'a iman etmeleri nedeniyle intikam alıyorlardı.
Suat Yıldırım
(8-9) Onların müminlere bu işkenceyi yapmalarının tek sebebi, müminlerin göklerin ve yerin tek hakimi, aziz ve hamid (mutlak galip ve bütün övgülere layık) olan Allah'a iman etmeleri idi. Allah her şeye şahittir.
Elmalılı (sadeleştirilmiş)
Onlara sadece güçlü ve övgüye layık Allah'a iman etmeleri yüzünden kızıyorlardı.
Muhammed Esed
yalnızca Kudret Sahibi, bütün övgülere layık olan Allah'a inanmalarından dolayı nefret ediyorlardı o müminlerden,
Yaşar Nuri Öztürk
Onlardan sadece, Aziz ve Hamid Allah'a iman ettikleri için öç alıyorlardı.
Süleymaniye Vakfı
Onlara bu cezayı vermelerinin tek sebebi, mü'minlerin daima üstün olan, her şeyi mükemmel yapan Allah'a inanıp güvenmeleriydi.[1]
Süleyman Ateş
Mü'minler sırf aziz, övgüye layık Allah'a inandıkları için o (zalim)ler onlardan öç aldılar.
Büruc 85:9
Cüz: 30 | Sayfa: 589
#iman
اَلَّذ۪ي لَهُ مُلْكُ السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضِۜ وَاللّٰهُ عَلٰى كُلِّ شَيْءٍ شَه۪يدٌۜ
Ellezi lehu mulkus semavati vel ard, vallahu ala kulli şey'in şehid.
Mustafa İslamoğlu
O Allah ki, göklerin ve yerin hakimiyeti sadece O'na aittir; üstelik Allah her şeye şahittir.
Elmalılı Hamdi Yazır
Ki bütün Semavat ve Arz mülkü onundur ve Allah, her şey'e şahiddir
Diyanet İşleri
(8-9) Onlar mü'minlere ancak; göklerin ve yerin hükümranlığı kendisine ait olan mutlak güç sahibi ve övülmeye layık Allah'a iman ettikleri için kızıyorlardı. Allah, her şeye şahittir.
Mehmet Okuyan
O ki göklerin ve yerin otoritesi kendisine aittir. Allah her şeye şahittir.
Suat Yıldırım
(8-9) Onların müminlere bu işkenceyi yapmalarının tek sebebi, müminlerin göklerin ve yerin tek hakimi, aziz ve hamid (mutlak galip ve bütün övgülere layık) olan Allah'a iman etmeleri idi. Allah her şeye şahittir.
Elmalılı (sadeleştirilmiş)
O ki, göklerin ve yerin hükümranlığı yalnız O'nundur ve Allah, herşeye şahittir.
Muhammed Esed
O Allah ki göklerin ve yerin hükümranlığına sahiptir. Allah ki her şeye tanıktır!
Yaşar Nuri Öztürk
O Allah ki, göklerin ve yerin mülkü kendisinindir. Allah her şeye tanıktır.
Süleymaniye Vakfı
Göklerde ve yerde tüm yetkiler kendinde olan Allah'a…[1] Allah, her şeye şahittir.
Süleyman Ateş
O (Allah) ki göklerin ve yerin hükümranlığı O'nundur. Allah, her şeye tanıktır.
Büruc 85:10
Cüz: 30 | Sayfa: 589
#iman
اِنَّ الَّذ۪ينَ فَتَنُوا الْمُؤْمِن۪ينَ وَالْمُؤْمِنَاتِ ثُمَّ لَمْ يَتُوبُوا فَلَهُمْ عَذَابُ جَهَنَّمَ وَلَهُمْ عَذَابُ الْحَر۪يقِۜ
İnnellezine fetenul mu'minine vel mu'minati summe lem yetubu fe lehum azabu cehenneme ve lehum azabul harik.
Mustafa İslamoğlu
Bakın, mü'min erkekler ve mü'min kadınlara işkence yapıp da sonra pişman olmayanlar var ya: elbet onlar derin bir mahrumiyet gayyasını boylayacaklar ve onları harlı ateşin azabı bekleyecektir.
Elmalılı Hamdi Yazır
O kimseler ki mü'minin ve mü'minata fitne yapmışlar, sonra da tevbe etmemişlerdir muhakkak artık onlara Cehennem azabı var ve onlara yangın azabı vardır
Diyanet İşleri
Şüphesiz mü'min erkeklerle mü'min kadınlara işkence edip, sonra da tövbe etmeyenlere; cehennem azabı ve yangın azabı vardır.
Mehmet Okuyan
Şüphesiz ki inanmış erkeklerle inanmış kadınlara işkence edip sonra tevbe etmeyenlere cehennem azabı vardır ve onlar için yakıcı azap vardır.
Suat Yıldırım
Mümin erkeklere ve mümin kadınlara işkence edip de, sonra tövbe etmeyenler var ya. İşte onlara cehennem azabı var, yangın azabı var.
Elmalılı (sadeleştirilmiş)
İnanan erkeklere ve inanan kadınlara eziyet edip de sonra tevbe etmeyenlere kesinlikle cehennem azabı vardır ve de yangın azabı!
Muhammed Esed
İnanan erkekler ile inanan kadınlara işkence edenlere ve sonra hiçbir pişmanlık duymayanlara gelince, onları cehennem azabı beklemektedir; evet, yakıcı azap beklemektedir onları!
Yaşar Nuri Öztürk
Şu bir gerçek ki, inanan erkeklerle inanan kadınlara işkence edip sonra da tövbe etmemiş olanlar için, cehennem azabı vardır. Onlar için yangın azabı da vardır.
Süleymaniye Vakfı
Mü'min erkeklere ve mü'min kadınlara işkence eden,[1] sonra da tövbe[2] etmeyen /dönüş yapmayanların hak ettikleri Cehennem azabıdır. Onların hak ettikleri yangın azabıdır.
Süleyman Ateş
İnanmış erkek ve kadınlara işkence edip sonra (yaptıklarına) tevbe etmeyenler (yok mu), onlar için cehennem azabı vardır ve onlar için yangın azabı vardır.
Büruc 85:11
Cüz: 30 | Sayfa: 589
#iman
اِنَّ الَّذ۪ينَ اٰمَنُوا وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِ لَهُمْ جَنَّاتٌ تَجْر۪ي مِنْ تَحْتِهَا الْاَنْهَارُۜ ذٰلِكَ الْفَوْزُ الْـكَب۪يرُۜ
İnnellezine amenu ve amilus salihati lehum cennatun tecri min tahtihel enhar, zalikel fevzul kebir.
Mustafa İslamoğlu
Şüphesiz iman eden ve Allah'ın razı olacağı davranışlarda bulunanları da, zemininden ırmaklar çağıldayan cennetler bekleyecektir: işte büyük başarı budur.
Elmalılı Hamdi Yazır
O kimseler ki iyman etmişler ve salih ameller işlemişlerdir, muhakkak onlara altından ırmaklar akar Cennetler var, işte o büyük kurtuluşdur
Diyanet İşleri
İman edip salih ameller işleyenlere gelince; onlara içinden ırmaklar akan cennetler vardır. İşte bu büyük başarıdır.
Mehmet Okuyan
Şüphesiz ki iman edip iyi işler yapanlar için ise altlarından ırmaklar akan cennetler vardır. İşte büyük kurtuluş budur.
Suat Yıldırım
İman edip makbul ve güzel işler yapanlara ise, içinden ırmaklar akan cennetler var. İşte en büyük başarı, en büyük mutluluk budur!
Elmalılı (sadeleştirilmiş)
İman edip iyi işler yapanlara ise muhakkak altından ırmaklar akan cennetler vardır, işte o büyük kurtuluş odur!
Muhammed Esed
(Ama,) imana ermiş olup da doğru ve yararlı işler yapanlar, (öteki dünyada) içinden ırmaklar akan bahçeler bulacaklardır; bu, büyük bir kurtuluştur!
Yaşar Nuri Öztürk
İman edip hayra ve barışa yönelik işler yapanlara gelince onlar için, altlarından ırmaklar akan cennetler vardır. Büyük başarı işte budur.
Süleymaniye Vakfı
Allah'a inanıp güvenen ve iyi işler yapanların hak ettikleri ise içlerinden ırmaklar akan cennetlerdir. İşte bu, büyük bir başarıdır.[1]
Süleyman Ateş
İnanan ve iyi işler yapan kimseler için de altlarından ırmaklar akan cennetler vardır. İşte büyük başarı budur.
Büruc 85:12
Cüz: 30 | Sayfa: 590
#rab
اِنَّ بَطْشَ رَبِّكَ لَشَد۪يدٌۜ
İnne batşe rabbike le şedid.
Mustafa İslamoğlu
Şüphesiz Rabbinin kıskıvrak yakalaması pek çetindir;
Elmalılı Hamdi Yazır
Hakikat rabbının tutuşu şediddir
Diyanet İşleri
Şüphesiz, Rabbinin yakalaması çok çetindir.
Mehmet Okuyan
Şüphesiz ki Rabbinin yakalaması çok şiddetlidir.
Suat Yıldırım
Senin Rabbinin darbesi çok müthiştir.
Elmalılı (sadeleştirilmiş)
Gerçekten Rabbinin tutuşu çok şiddetlidir.
Muhammed Esed
Şüphesiz, Rabbinin yakalaması son derece çetindir!
Yaşar Nuri Öztürk
Hiç kuşkusuz, Rabbinin yakalayışı/çarpışı çok şiddetlidir.
Süleymaniye Vakfı
Rabbinin vuracağı darbe, gerçekten çok güçlüdür.[1]
Süleyman Ateş
Şüphesiz Rabbinin tutuşu şiddetlidir.
Büruc 85:13
Cüz: 30 | Sayfa: 590
اِنَّهُ هُوَ يُبْدِئُ وَيُع۪يدُۚ
İnnehu huve yubdiu ve yuid.
Mustafa İslamoğlu
çünkü O, evet O'dur yoktan var eden ve o yaratmayı sürekli tekrar eden de yine O'dur.
Elmalılı Hamdi Yazır
Çünkü o hem mübdi hem muiddir
Diyanet İşleri
Şüphesiz O, başlangıçta yaratmayı yapar, sonra onu tekrarlar.
Mehmet Okuyan
Şüphesiz ki O, başlatan ve tekrarlayandır.[1]
Suat Yıldırım
O ilkin yaratır, sonra öldürüp tekrar diriltir.
Elmalılı (sadeleştirilmiş)
Çünkü yoktan var eden de, tekrar dirilten de odur.
Muhammed Esed
O'dur (insanı) yoktan var eden ve sonra yeniden hayata getiren.
Yaşar Nuri Öztürk
İlk yaratan da O'dur, tekrar yaratan da O'dur!!
Süleymaniye Vakfı
O, (yaratılışı) başlatan ve (ahirette) tekrarlayacak olandır.[1]
Süleyman Ateş
İlkin var eden, sonra geri çevirip yeniden yaratan O'dur.
Büruc 85:14
Cüz: 30 | Sayfa: 590
وَهُوَ الْغَفُورُ الْوَدُودُۙ
Ve huvel gafurul vedud.
Mustafa İslamoğlu
Ve mutlak bağış sahibi, hep seven ve sınırsızca sevilmeye layık olan O'dur;
Elmalılı Hamdi Yazır
Onunla beraber gafurdur, çok sevgili (vedud)dur
Diyanet İşleri
O, çok bağışlayandır, çok sevendir.
Mehmet Okuyan
O çok bağışlayandır, çok sevendir.
Suat Yıldırım
O gafurdur (mağfireti boldur), veduddur (kullarını sever, onlar tarafından da sevilir).
Elmalılı (sadeleştirilmiş)
Bununla beraber, çok bağışlayıcıdır, sevgi doludur.
Muhammed Esed
Ve yalnız O'dur gerçek bağışlayıcı, sevgide kapsayıcı,
Yaşar Nuri Öztürk
Gafur O'dur, Vedud O!
Süleymaniye Vakfı
O, çok bağışlayan ve sevgi dolu olandır.[1]
Süleyman Ateş
O bağışlayandır, sevendir.
Büruc 85:15
Cüz: 30 | Sayfa: 590
ذُوالْعَرْشِ الْمَج۪يدُۙ
Zul arşil mecid.
Mustafa İslamoğlu
en şerefli makamın sahibidir;
Elmalılı Hamdi Yazır
Arşın sahibi, şanlı (mecid)dir
Diyanet İşleri
Arş'ın sahibidir, şanı yüce olandır.
Mehmet Okuyan
Arşın sahibidir; yücedir.
Suat Yıldırım
O Arş sahibidir, şanı pek yücedir.
Elmalılı (sadeleştirilmiş)
Arş'ın sahibidir, şanı yücedir.
Muhammed Esed
şanlı kudret tahtının sahibi,
Yaşar Nuri Öztürk
Arşın sahibidir; Mecid'dir, şanı yüce olandır!
Süleymaniye Vakfı
Arş'ın /yönetim merkezinin sahibidir, pek yücedir.[1]
Süleyman Ateş
Arş'ın sahibidir, yücedir.
Büruc 85:16
Cüz: 30 | Sayfa: 590
فَعَّالٌ لِمَا يُر۪يدُۜ
Fa'alun lima yurid.
Mustafa İslamoğlu
dilediği her şeyi yapabilendir.
Elmalılı Hamdi Yazır
Dilediğini yapar (fa'alün lima yürid)dir
Diyanet İşleri
Dilediğini mutlaka yapandır.
Mehmet Okuyan
İstediği şeyi daima yapandır.[1]
Suat Yıldırım
Dilediği her şeyi yapar.
Elmalılı (sadeleştirilmiş)
Dilediğini yapandır.
Muhammed Esed
dilediği her şeyin mutlak Yapıcısı.
Yaşar Nuri Öztürk
İstediğini hemen yapandır.
Süleymaniye Vakfı
İrade ettiği[1] her şeyi yapacak güçtedir.[2]
Süleyman Ateş
İstediğini yapandır.
Büruc 85:17
Cüz: 30 | Sayfa: 590
Tarih / Kıssalar
#salih_peygamber
هَلْ اَتٰيكَ حَد۪يثُ الْجُنُودِۙ
Hel etake hadisul cunud.
Mustafa İslamoğlu
Malum orduların olayından haberin var mı?
Elmalılı Hamdi Yazır
geldi ya, sana kıssası o orduların (o cünudun)
Diyanet İşleri
(17-18) Orduların, Firavun ve Semud'un haberi sana geldi mi?
Mehmet Okuyan
(17, 18) Firavun ve Semûd ordularının haberi sana geldi, (değil) mi?
Suat Yıldırım
(17-18) Nitekim o orduların, Firavun ve Semud milletlerinin başlarına gelenleri mutlaka öğrenmişsindir.
Elmalılı (sadeleştirilmiş)
O orduların kıssası sana geldi ya?
Muhammed Esed
(Günahkar) orduların kıssasından haberin var mı?
Yaşar Nuri Öztürk
Geldi mi sana orduların haberi?
Süleymaniye Vakfı
O orduların haberi sana ulaştı, değil mi?
Süleyman Ateş
O orduların haberi sana geldi mi?
Büruc 85:18
Cüz: 30 | Sayfa: 590
Tarih / Kıssalar
#salih_peygamber
فِرْعَوْنَ وَثَمُودَۜ
Fir'avne ve semud.
Mustafa İslamoğlu
Firavun'un ve Semud kavminin (ordularından)?
Elmalılı Hamdi Yazır
Fir'avnin ve Semudün
Diyanet İşleri
(17-18) Orduların, Firavun ve Semud'un haberi sana geldi mi?
Mehmet Okuyan
(17, 18) Firavun ve Semûd ordularının haberi sana geldi, (değil) mi?
Suat Yıldırım
(17-18) Nitekim o orduların, Firavun ve Semud milletlerinin başlarına gelenleri mutlaka öğrenmişsindir.
Elmalılı (sadeleştirilmiş)
Firavun'un ve Semud'un kıssası?
Muhammed Esed
Firavun ve Semud (kavmi)nin?
Yaşar Nuri Öztürk
Yani Firavun ve Semud'un?
Süleymaniye Vakfı
Firavun ve Semud ordularının…
Süleyman Ateş
(Yani) Fir'avn ve Semud (kavimlerin)in?
Büruc 85:19
Cüz: 30 | Sayfa: 590
بَلِ الَّذ۪ينَ كَفَرُوا ف۪ي تَكْذ۪يبٍۙ
Belillezine keferu fi tekzib.
Mustafa İslamoğlu
Maalesef inkarı önyargı haline getirenler yalanlamakta ısrar etmişlerdir;
Elmalılı Hamdi Yazır
Fakat o küfredenler hala bir tekzibde
Diyanet İşleri
Hayır, inkar edenler, hala yalanlamaktadırlar.
Mehmet Okuyan
Doğrusu, kâfir olanlar bir yalanlama içindedir.
Suat Yıldırım
Fakat kafirler yine de dini yalan saymaya devam ediyorlar.
Elmalılı (sadeleştirilmiş)
Fakat o küfredenler hala bir yalanlama içindeler.
Muhammed Esed
Ama, hakikati inkara şartlanmış olanlar onu yalanlamakta ısrar ederler:
Yaşar Nuri Öztürk
Gerçek şu ki, inkar edenler bir yalanlama içindedirler.
Süleymaniye Vakfı
(Kur'an'ı) görmezlikten gelenler aslında yalanlar içindedirler.[1]
Süleyman Ateş
Doğrusu, nankörler bir yalanlama içindedirler.
Büruc 85:20
Cüz: 30 | Sayfa: 590
وَاللّٰهُ مِنْ وَرَٓائِهِمْ مُح۪يطٌۚ
Vallahu min veraihim muhit.
Mustafa İslamoğlu
Allah ise onları hiç hesaba katmadıkları yerden çepeçevre kuşatandır.
Elmalılı Hamdi Yazır
Halbuki Allah arkalarından kuşatmış
Diyanet İşleri
Oysa Allah, onları arkalarından kuşatmıştır.
Mehmet Okuyan
(Fakat) Allah onları arkalarından kuşatandır.
Suat Yıldırım
Ama ne yaparlarsa yapsınlar, Allah'ın hükmünden kaçamazlar. Zira Allah, ilmi ve kudretiyle onları, arkalarından kuşatmıştır.
Elmalılı (sadeleştirilmiş)
Oysa Allah, onları arkalarından kuşatmıştır.
Muhammed Esed
halbuki Allah onları, farkında olmadıkları halde, (ilmi ve kudreti ile) kuşatır.
Yaşar Nuri Öztürk
Allah ise onları arkalarından kuşatmış bulunuyor.
Süleymaniye Vakfı
Allah onları çepeçevre kuşatmıştır.[1]
Süleyman Ateş
Allah ise onları arkalarından kuşatmıştır.
Büruc 85:21
Cüz: 30 | Sayfa: 590
بَلْ هُوَ قُرْاٰنٌ مَج۪يدٌۙ
Bel huve kur'anun mecid.
Mustafa İslamoğlu
Hepsinden öte bu şanlı şerefli bir hitaptır;
Elmalılı Hamdi Yazır
Fakat o şanlı bir Kur'andır
Diyanet İşleri
Hayır, o (yalanlamakta oldukları kitap) şanı yüce bir Kur'an'dır.
Mehmet Okuyan
Doğrusu o yüce bir Kur'an'dır.
Suat Yıldırım
(21-22) Hayır, hayır! Kur'an onların iddia ettikleri gibi beşer sözü değildir. O, Levh-i Mahfuzda olan pek şerefli bir Kur'an'dır.
Elmalılı (sadeleştirilmiş)
Fakat o, şanlı bir Kur'an'dır,
Muhammed Esed
Yok yok, hayır! Bu (reddettikleri ilahi kelam) şerefli/soylu bir hitabedir,
Yaşar Nuri Öztürk
İş onların iddialarının aksinedir! O, çok yüce bir Kur'an'dır.
Süleymaniye Vakfı
Aslında o, yüce Kur'an'dır.[1]
Süleyman Ateş
Hayır, (Kur'an, onların dedikleri gibi bir söz değil), o şerefli bir Kur'an'dır.
Büruc 85:22
Cüz: 30 | Sayfa: 590
ف۪ي لَوْحٍ مَحْفُوظٍ
Fi levhın mahfuz.
Mustafa İslamoğlu
tarifsiz bir hafızada koruma altına alınmıştır.
Elmalılı Hamdi Yazır
Bir Levh-ı Mahfuz'da.
Diyanet İşleri
O, korunmuş bir levhada (Levh-i Mahfuz'da)dır.
Mehmet Okuyan
Levh-i Mahfûz'dadır[1](Korunmuş bir levhadadır).
Suat Yıldırım
(21-22) Hayır, hayır! Kur'an onların iddia ettikleri gibi beşer sözü değildir. O, Levh-i Mahfuzda olan pek şerefli bir Kur'an'dır.
Elmalılı (sadeleştirilmiş)
Levh-i Mahfuz'dadır.
Muhammed Esed
kaybolmayan bir levha üzerine (işlenmiş (bir hitabe)).
Yaşar Nuri Öztürk
Korunmuş bir levhada/Levh-i Mahfuz'dadır.
Süleymaniye Vakfı
Levh-i Mahfuz'dadır /korunmuş bir levhadadır.[1]
Süleyman Ateş
Korunan bir levhada (yazılı)dır.
Tarık 86:1
Cüz: 30 | Sayfa: 590
وَالسَّمَٓاءِ وَالطَّارِقِۙ
Ves semai vet tarık.
Mustafa İslamoğlu
Sema ve gece gelen konuk şahit olsun.
Elmalılı Hamdi Yazır
Kasem olsun o Semaya ve Tarıka
Diyanet İşleri
Göğe ve tarıka andolsun.
Mehmet Okuyan
Göğe ve Târık'a yemin olsun!
Suat Yıldırım
Göğe ve "Tarık'a" kasem ederim.
Elmalılı (sadeleştirilmiş)
Andolsun o gökyüzüne ve Tarık'a,
Muhammed Esed
Düşün gökleri ve gece vakti geleni!
Yaşar Nuri Öztürk
Yemin olsun göğe ve Tarık'a; o, gece gelene/o, tokmak gibi vurana/o, çıkıverip de yürek hoplatana.
Süleymaniye Vakfı
Göğe[1] ve Tarık'a[2] yemin olsun![3]
Süleyman Ateş
Göğe ve tarık'a andolsun.
Tarık 86:2
Cüz: 30 | Sayfa: 590
وَمَٓا اَدْرٰيكَ مَا الطَّارِقُۙ
Ve ma edrake met tarik.
Mustafa İslamoğlu
Sahi, gecenin konuğu nedir, bilir misin sen?
Elmalılı Hamdi Yazır
Bildin mi Tarık ne?
Diyanet İşleri
Tarıkın ne olduğunu sen ne bileceksin?
Mehmet Okuyan
Târık'ın ne olduğunu sana bildiren ne olabilir ki!
Suat Yıldırım
Tarık, bilir misin nedir?
Elmalılı (sadeleştirilmiş)
Bildin mi Tarık nedir?
Muhammed Esed
Bilir misin nedir gece vakti gelen?
Yaşar Nuri Öztürk
Nereden bileceksin sen nedir Tarık?
Süleymaniye Vakfı
Tarık'ın ne olduğunu sana ne bildirebilir!
Süleyman Ateş
Tarık'ın ne olduğunu sen nereden bileceksin?
Tarık 86:3
Cüz: 30 | Sayfa: 590
اَلنَّجْمُ الثَّاقِبُۙ
En necmus sakıb.
Mustafa İslamoğlu
O (inkarcı aklın zifiri karanlığını) delen bir yıldızdır;
Elmalılı Hamdi Yazır
O necm-i sakıb
Diyanet İşleri
O, (ışığıyla karanlığı) delen yıldızdır.
Mehmet Okuyan
(O, karanlığı) delen yıldızdır.[1]
Suat Yıldırım
O pırıl pırıl parlayan bir yıldızdır.
Elmalılı (sadeleştirilmiş)
O karanlığı delen (parlak) yıldızdır.
Muhammed Esed
O, yıldızdır (inanmadan yaşanan hayatın) karanlığını delip geçen:
Yaşar Nuri Öztürk
Parlayan, ışığıyla karanlığı delen yıldızdır o.
Süleymaniye Vakfı
O, (karanlığı) delip geçen yıldızdır.[1]
Süleyman Ateş
Parlayan yıldızdır.
Tarık 86:4
Cüz: 30 | Sayfa: 590
اِنْ كُلُّ نَفْسٍ لَمَّا عَلَيْهَا حَافِظٌۜ
İn kullu nefsin lemma aleyha hafız.
Mustafa İslamoğlu
Zaten hiçbir insan yoktur ki (ilahi) gözetim ve koruma altında olmasın.
Elmalılı Hamdi Yazır
Bir nefis yoktur ki illa üzerinde bir hafız olmasın
Diyanet İşleri
Hiçbir kimse yoktur ki, üzerinde koruyucu bulunmasın.
Mehmet Okuyan
Üzerinde bir gözetleyici (melek) olmayan hiçbir can yoktur.[1]
Suat Yıldırım
Hiçbir kimse yoktur ki yanında bekçi bir melek bulunmasın.
Elmalılı (sadeleştirilmiş)
Hiçbir kimse yoktur ki, üzerinde bir gözetleyici olmasın.
Muhammed Esed
(zaten) hiçbir insan korunmasız bırakılmamıştır.
Yaşar Nuri Öztürk
Hiçbir benlik yoktur ki, üzerinde bir koruyucu/bir bekçi bulunmasın.
Süleymaniye Vakfı
Üzerinde koruyucusu[1] olmayan hiç kimse yoktur.
Süleyman Ateş
Hiçbir can yoktur ki başında bir koruyucu (bekçi) olmasın.
Tarık 86:5
Cüz: 30 | Sayfa: 590
فَلْيَنْظُرِ الْاِنْسَانُ مِمَّ خُلِقَۜ
Fel yenzuril insanu mimme hulık.
Mustafa İslamoğlu
İnsanoğlu neden yaratıldığına bir baksın;
Elmalılı Hamdi Yazır
Onun için insan düşünsün neden yaratıldı?
Diyanet İşleri
Öyleyse insan neden yaratıldığına bir baksın.
Mehmet Okuyan
İnsan, neyden yaratıldığına bir baksın!
Suat Yıldırım
Öyleyse insan neden yaratıldığını bir düşünsün.
Elmalılı (sadeleştirilmiş)
Onun için insan bir düşünsün neden yaratıldığını!
Muhammed Esed
İnsan, neden yaratıldığına bir baksın:
Yaşar Nuri Öztürk
İnsan, neden yaratılmış olduğuna bir baksın!
Süleymaniye Vakfı
İnsan, hangi şeyden yaratıldığına bir baksın![1]
Süleyman Ateş
İnsan neden yaratıldığına bir baksın:
Tarık 86:6
Cüz: 30 | Sayfa: 590
خُلِقَ مِنْ مَٓاءٍ دَافِقٍۙ
Hulika min main dafik.
Mustafa İslamoğlu
o, (üreme organlarından) fışkıran hayat tohumlarını içeren basit bir sıvıdan yaratıldı;
Elmalılı Hamdi Yazır
Bir atılgan sudan yaratıldı
Diyanet İşleri
Fışkırıp çıkan bir sudan yaratıldı.
Mehmet Okuyan
(6, 7) Omurga ile kaburga kemikleri arasından çıkan (akan) bir sudan (sıvıdan)[1]yaratıldı.
Suat Yıldırım
(6-7) O, bel ile göğüs nahiyesinden çıkan, atılan bir sudan yaratıldı.
Elmalılı (sadeleştirilmiş)
Bir atılgan sudan yaratıldı.
Muhammed Esed
o spermalı bir sıvıdan yaratılmıştır
Yaşar Nuri Öztürk
Fırlayan bir suyun bir parçacağından yaratıldı o.
Süleymaniye Vakfı
Boşalan /akıp giden bir sıvıdan yaratıldı.[1]
Süleyman Ateş
Atılan bir sudan yaratıldı.
Tarık 86:7
Cüz: 30 | Sayfa: 590
يَخْرُجُ مِنْ بَيْنِ الصُّلْبِ وَالتَّرَٓائِبِۜ
Yahrucu min beynis sulbi vet teraib.
Mustafa İslamoğlu
omurga ile kaburga kemikleri arasındaki bölgeden çıkan…
Elmalılı Hamdi Yazır
Ki sulb ile sineler arasından çıkar
Diyanet İşleri
Bu su, bel ile kaburga kemikleri arasından çıkar.
Mehmet Okuyan
(6, 7) Omurga ile kaburga kemikleri arasından çıkan (akan) bir sudan (sıvıdan)[1]yaratıldı.
Suat Yıldırım
(6-7) O, bel ile göğüs nahiyesinden çıkan, atılan bir sudan yaratıldı.
Elmalılı (sadeleştirilmiş)
Ki, arka kemiği ile göğüs kemikleri arasından çıkar.
Muhammed Esed
(erkeğin) beli ile (kadının) leğen kemiği arasından çıkan.
Yaşar Nuri Öztürk
Bel ile kaburgalar arasından çıkar o su.
Süleymaniye Vakfı
O sıvı bel kemiği ile leğen kemikleri arasından çıkar.[1]
Süleyman Ateş
Bel ile kaburga kemikleri arasından çıkan (bir sudan).
Tarık 86:8
Cüz: 30 | Sayfa: 590
اِنَّهُ عَلٰى رَجْعِه۪ لَقَادِرٌۜ
İnnehu ala rec'ıhi le kadir.
Mustafa İslamoğlu
Elbet (insanı yoktan var eden) Allah, onu tekrar hayata döndürmeğe kadirdir.
Elmalılı Hamdi Yazır
Elbette o onu döndürmeğe kadirdir
Diyanet İşleri
Şüphesiz Allah'ın onu, öldükten sonra tekrar diriltmeye de gücü yeter.
Mehmet Okuyan
Şüphesiz ki O (Allah) onu geri döndürmeye (tekrar yaratmaya) gücü yetendir.
Suat Yıldırım
Onu ilkin yaratan Allah, elbette onu diriltmeye kadirdir.
Elmalılı (sadeleştirilmiş)
Elbette O, onu döndürmeğe kadirdir.
Muhammed Esed
Elbette O, (insanı yoktan var eden) onu yeniden (hayata) döndürmeye de kadirdir:
Yaşar Nuri Öztürk
O Allah, o insanı tekrar hayata döndürmeye elbette kadirdir.
Süleymaniye Vakfı
Elbette Allah, insanı geri döndürmenin (tekrar yaratmanın) ölçüsünü de koyandır;[1]
Süleyman Ateş
O (Allah), onu tekrar döndür(üp yarat)mağa kadirdir.
Tarık 86:9
Cüz: 30 | Sayfa: 590
يَوْمَ تُبْلَى السَّرَٓائِرُۙ
Yevme tubles serair.
Mustafa İslamoğlu
O gün, sırlar (bile) sınanır;
Elmalılı Hamdi Yazır
Yoklanacağı gün bütün serair
Diyanet İşleri
Bütün sırların yoklanacağı günü hatırla!
Mehmet Okuyan
(9, 10) Sırların ortaya döküleceği o gün, onun (insanın) hiçbir gücü ve yardımcısı yoktur.
Suat Yıldırım
Gün gelir, bütün gizli haller ortaya dökülür...
Elmalılı (sadeleştirilmiş)
Bütün sırların yoklanacağı gün,
Muhammed Esed
bütün sırların ortaya serileceği Gün,
Yaşar Nuri Öztürk
Sırların/gizlilerin yoklanıp ortaya çıkarılacağı gün,
Süleymaniye Vakfı
(tekrar yaratma) bütün sırların ortaya döküleceği günde (olacaktır).[1]
Süleyman Ateş
Gizlilerin (ortaya dökülüp) yoklanacağı gün,
Tarık 86:10
Cüz: 30 | Sayfa: 590
فَمَا لَهُ مِنْ قُوَّةٍ وَلَا نَاصِرٍۜ
Fema lehu min kuvvetin ve la nasır.
Mustafa İslamoğlu
dahası kişi ne (içerden) bir güç, ne de (dışardan) bir yardım alabilir.
Elmalılı Hamdi Yazır
O vakıt ona ne bir kuvvet vardır ne de bir nasır
Diyanet İşleri
(O gün) artık insan için ne bir kuvvet vardır, ne de bir yardımcı.
Mehmet Okuyan
(9, 10) Sırların ortaya döküleceği o gün, onun (insanın) hiçbir gücü ve yardımcısı yoktur.
Suat Yıldırım
O gün insanın ne bir kudreti, ne de bir yardımcısı kalır.
Elmalılı (sadeleştirilmiş)
o zaman ne bir gücü vardır, ne de bir yardımcısı.
Muhammed Esed
ve (insanın) ne bir kuvvet ne de yardımcı bulacağı (Gün)!
Yaşar Nuri Öztürk
Artık onun için ne bir kuvvet vardır ne de bir yardımcı.
Süleymaniye Vakfı
Artık onun bir gücü de bir yardımcısı da olmaz![1]
Süleyman Ateş
İnsanın ne bir gücü, ne de bir yardımcısı vardır.
Tarık 86:11
Cüz: 30 | Sayfa: 590
وَالسَّمَٓاءِ ذَاتِ الرَّجْعِۙ
Ves semai zatir rec'.
Mustafa İslamoğlu
(Hayat) çevrimine sahne olan gök şahit olsun;
Elmalılı Hamdi Yazır
Kasem olsun o Semai zati rec'a
Diyanet İşleri
Yağmurlu göğe andolsun,
Mehmet Okuyan
Yemin olsun: Dönüş sahibi olan göğe,
Suat Yıldırım
(11-12) Yağmur dolu gök, bitkilerin çıkması için yarılan yer hakkı için:
Elmalılı (sadeleştirilmiş)
Andolsun o dönüşlü göğe,
Muhammed Esed
Düşün dönüp duran gökleri,
Yaşar Nuri Öztürk
Yemin olsun o, dönüşle/döndürümle dolu göğe,
Süleymaniye Vakfı
İlk (yaratılıştaki) haline dönme özelliğine sahip göğe[1] yemin olsun.
Süleyman Ateş
Dönüşlü göğe andolsun,
Tarık 86:12
Cüz: 30 | Sayfa: 590
وَالْاَرْضِ ذَاتِ الصَّدْعِۙ
Vel ardı zatis sad'.
Mustafa İslamoğlu
ve (bitkilerle) yarılan yer şahit olsun:
Elmalılı Hamdi Yazır
Ve o arzı zati sad'a
Diyanet İşleri
Yarık yarık çatlamış yere andolsun.
Mehmet Okuyan
Yarılan yere ki
Suat Yıldırım
(11-12) Yağmur dolu gök, bitkilerin çıkması için yarılan yer hakkı için:
Elmalılı (sadeleştirilmiş)
yarılan yere,
Muhammed Esed
ve bitkilerle patlayıp yarılan yeri!
Yaşar Nuri Öztürk
Çatlayışlarla/yarılışlarla dolu yere de yemin olsun,
Süleymaniye Vakfı
Çatlama özelliğine sahip yere[1] de yemin olsun ki
Süleyman Ateş
(Bitkilerin çıkması için) Çatlayan yere andolsun ki,
Tarık 86:13
Cüz: 30 | Sayfa: 590
اِنَّهُ لَقَوْلٌ فَصْلٌۙ
İnnehu le kavlun fasl.
Mustafa İslamoğlu
elbet bu (vahiy) hakkı batıldan ayıran bir sözdür,
Elmalılı Hamdi Yazır
Ki o her halde bir keskin hukümdür
Diyanet İşleri
Şüphesiz o Kur'an, hak ile batılı ayırd eden bir sözdür.
Mehmet Okuyan
Şüphesiz ki o (Kur'an, doğru ile yanlışı) ayırt eden bir sözdür.
Suat Yıldırım
Bu Kur'an, kesin bir sözdür, hakla batılı ayırt eden bir sözdür!
Elmalılı (sadeleştirilmiş)
ki, o her halde keskin bir hükümdür.
Muhammed Esed
Bakın, bu (ilahi kelam) doğruyu yanlıştan ayıran bir sözdür,
Yaşar Nuri Öztürk
Ki o, tam bir biçimde ayırt eden bir sözdür;
Süleymaniye Vakfı
O (Kur'an), kesinlikle hak ile batılı /doğru ile yanlışı ayıran bir sözdür;[1]
Süleyman Ateş
O (Kur'an), elbette (hak ile batılı) ayırdedici bir sözdür.
Tarık 86:14
Cüz: 30 | Sayfa: 590
وَمَا هُوَ بِالْهَزْلِۜ
Ve ma huve bil hezl.
Mustafa İslamoğlu
asla anlamsız bir lakırdı değildir.
Elmalılı Hamdi Yazır
Şaka değildir
Diyanet İşleri
O, boş bir söz değildir.
Mehmet Okuyan
O asla bir şaka değildir.
Suat Yıldırım
O bir şaka değildir.
Elmalılı (sadeleştirilmiş)
O asla şaka değildir!
Muhammed Esed
boş bir lakırdı değil.
Yaşar Nuri Öztürk
Şaka değildir o.
Süleymaniye Vakfı
o. faydasız bir şey değildir.[1]
Süleyman Ateş
O, şaka değildir.
Tarık 86:15
Cüz: 30 | Sayfa: 590
اِنَّهُمْ يَك۪يدُونَ كَيْداًۙ
İnnehum yekidune keyda.
Mustafa İslamoğlu
Ne var ki onlar tuzak üstüne tuzak kuruyorlar;
Elmalılı Hamdi Yazır
Haberin olsun ki onlar hep hiyle kuruyorlar
Diyanet İşleri
Şüphesiz onlar bir tuzak kurarlar,
Mehmet Okuyan
Şüphesiz ki onlar bir tuzak kuruyor.
Suat Yıldırım
O kafirler, vargüçleriyle hile kurarlar.
Elmalılı (sadeleştirilmiş)
Haberin olsun ki, onlar hep hile kuruyorlar.
Muhammed Esed
Elbette on(u kabule yanaşmayan)lar, birçok düzmece kanıt ararlar (ilahi kelamı çürütmek için);
Yaşar Nuri Öztürk
Onlar ha bire tuzak kuruyorlar/oyun çeviriyorlar.
Süleymaniye Vakfı
Onlar bir oyun kuruyorlar;
Süleyman Ateş
Onlar (onu iptal etmek için) bir tuzak kuruyorlar.
Tarık 86:16
Cüz: 30 | Sayfa: 590
وَاَك۪يدُ كَيْداًۚ
Ve ekidu keyda.
Mustafa İslamoğlu
ve Ben de onların tuzaklarını bozuyorum.
Elmalılı Hamdi Yazır
Ben de kurarım hiylelerine hiyle
Diyanet İşleri
Ben de bir tuzak kurarım.
Mehmet Okuyan
Ben de bir tuzak kuruyorum.[1]
Suat Yıldırım
Ben de kurarım, (yani hilelerini boşa çıkarırım).
Elmalılı (sadeleştirilmiş)
Ben de hilelerine kaşı hile kurarım.
Muhammed Esed
ama Ben onların bütün planlarını boşa çıkaracağım.
Yaşar Nuri Öztürk
Ben de tuzak kuruyorum.
Süleymaniye Vakfı
ben de bir oyun kuruyorum.[1]
Süleyman Ateş
Ben de (onları yakalamak için) bir tuzak kuruyorum.
Tarık 86:17
Cüz: 30 | Sayfa: 590
فَمَهِّلِ الْـكَافِر۪ينَ اَمْهِلْهُمْ رُوَيْداً
Fe mehhilil kafirine emhilhum ruveyda.
Mustafa İslamoğlu
Şu halde kafirlere süre ver, sadece kısa bir süre…
Elmalılı Hamdi Yazır
Onun için kafirleri imhal eyle! Mühlet ver onlara biraz.
Diyanet İşleri
Artık sen inkarcılara mühlet ver; onlara biraz zaman tanı!
Mehmet Okuyan
Kâfirlere mühlet ver, onlara biraz zaman tanı.
Suat Yıldırım
Öyleyse o kafirleri kendi hallerine bırak! (yakında sana desteğimiz gelecektir.)
Elmalılı (sadeleştirilmiş)
Onun için o kafirlere mühlet ver, biraz daha süre tanı onlara!
Muhammed Esed
Öyleyse bırak, hakikati inkar edenler dilediklerini yapsınlar, yapsınlar kısa bir süre!
Yaşar Nuri Öztürk
O halde, o küfre batmışlara mühlet ver, süre tanı onlara birazcık...
Süleymaniye Vakfı
Öyleyse o kafirlere süre tanı, bir müddet onları kendi hallerine bırak![1]
Süleyman Ateş
Hele sen o kafirlere mühlet ver, biraz bırak onları (bildiklerine gitsinler).
Ala 87:1
Cüz: 30 | Sayfa: 591
#rab
سَبِّحِ اسْمَ رَبِّكَ الْاَعْلٰىۙ
Sebbihısme rabbikel a'la.
Mustafa İslamoğlu
(Ey muhatab) yücelikte eşsiz olan Rabbin adına/adıyla hareket et!
Elmalılı Hamdi Yazır
Tesbih et rabbının a'la ismine
Diyanet İşleri
Yüce Rabbinin adını tespih et.
Mehmet Okuyan
Yüce Rabbinin adını tesbih et (yücelt)!
Suat Yıldırım
Tenzih et Rabbinin yüce adını.
Elmalılı (sadeleştirilmiş)
Tesbih et Rabbinin A'la (yüce) ismini.
Muhammed Esed
Yücelt Rabbinin sınırsız şanını! Yüceler Yücesi(nin şanını),
Yaşar Nuri Öztürk
Rabbinin o yüce adını tespih et!
Süleymaniye Vakfı
En yüce olan Rabbinin ismine /özelliklerine boyun eğ![1]
Süleyman Ateş
Rabbinin yüce adını tesbih et (O'nun eksikliklerden uzak olduğunu an).
Ala 87:2
Cüz: 30 | Sayfa: 591
#rab
اَلَّذ۪ي خَلَقَ فَسَوّٰىۙۖ
Ellezi halaka fesevva.
Mustafa İslamoğlu
O ki, tüm mahlukatı yarattı ve yaratılış amacını gerçekleştirecek bir donanım verdi.
Elmalılı Hamdi Yazır
O rabbın ki yarattı da düzenine koydu
Diyanet İşleri
O, yaratıp şekillendiren, ahenk veren ve düzene koyandır.
Mehmet Okuyan
(O), yaratan ve düzene koyandır.
Suat Yıldırım
(2-3) O seni yaratıp, mükemmel yaratılış vereni! O her canlıyı bir ölçüye göre yapıp hayatının devamını, sağlayacak yolları göstereni!
Elmalılı (sadeleştirilmiş)
Yaratıp düzene koyan Rabbinin.
Muhammed Esed
O ki, (her şeyi) yaratmakta ve amacına uygun şekiller vermektedir;
Yaşar Nuri Öztürk
O ki yarattı, düzene koydu,
Süleymaniye Vakfı
Yaratan ve son şekli veren,[1]
Süleyman Ateş
O ki (her şeyi) yarattı, düzenledi.
Ala 87:3
Cüz: 30 | Sayfa: 591
#rab
وَالَّذ۪ي قَدَّرَ فَهَدٰىۙۖ
Vellezi kaddere fe heda.
Mustafa İslamoğlu
O ki, her şeye yaratılıştan bir ölçü ve amaç takdir etti, sonra (o ölçüye uyarak amacına ulaşacak) istikamete yöneltti.
Elmalılı Hamdi Yazır
O rabbın ki takdir etti de hidayet buyurdu
Diyanet İşleri
O, (her şeyi) ölçüyle yapıp yönlendirendir.
Mehmet Okuyan
Ölçü koyandır ve yol gösterendir.[1]
Suat Yıldırım
(2-3) O seni yaratıp, mükemmel yaratılış vereni! O her canlıyı bir ölçüye göre yapıp hayatının devamını, sağlayacak yolları göstereni!
Elmalılı (sadeleştirilmiş)
Takdir edip doğru yolu gösteren Rabbinin.
Muhammed Esed
O ki, (bütün mevcudatın) tabiatını belirlemekte ve onu (hedefine doğru) yöneltmektedir;
Yaşar Nuri Öztürk
O ki miktarını, şeklini belirledi, yolunu çizip aydınlattı.
Süleymaniye Vakfı
ölçü koyan ve yol gösteren,[1]
Süleyman Ateş
Ve O ki herşeyin miktarını, biçimini belirleyip hedefini gösterdi.
Ala 87:4
Cüz: 30 | Sayfa: 591
#rab
وَالَّـذ۪ٓي اَخْرَجَ الْمَرْعٰىۙۖ
Vellezi ahrecel mer'a.
Mustafa İslamoğlu
O ki, tüm bitki örtüsünü çıkardı.
Elmalılı Hamdi Yazır
O rabbın ki o İbni mer'ayı çıkardı
Diyanet İşleri
(4-5) O, yeşil bitki örtüsünü çıkaran, sonra da onları çürüyüp kararmış çör çöpe çevirendir.
Mehmet Okuyan
(Topraktan) otlağı çıkarandır.
Suat Yıldırım
(4-5) O, yeşillikleri çıkarıp sonra da onu kara kuru bir çöpe çevireni!
Elmalılı (sadeleştirilmiş)
O Rabbin ki, mer'ayı, çıkardı,
Muhammed Esed
O ki, yeşil ot(lar)ı çıkarmakta,
Yaşar Nuri Öztürk
O ki otlağı çıkardı,
Süleymaniye Vakfı
otlağı yeşerten,[1]
Süleyman Ateş
Ve O ki otlağı çıkardı,
Ala 87:5
Cüz: 30 | Sayfa: 591
#rab
فَجَعَلَهُ غُثَٓاءً اَحْوٰىۜ
Fe cealehu gusaen ahva.
Mustafa İslamoğlu
sonra onu kapkara-kupkuru bir hale soktu.
Elmalılı Hamdi Yazır
Sonra da onu karamsı bir sel kusuğuna çevirdi
Diyanet İşleri
(4-5) O, yeşil bitki örtüsünü çıkaran, sonra da onları çürüyüp kararmış çör çöpe çevirendir.
Mehmet Okuyan
Sonra da onu kapkara kuru ota çevirendir.
Suat Yıldırım
(4-5) O, yeşillikleri çıkarıp sonra da onu kara kuru bir çöpe çevireni!
Elmalılı (sadeleştirilmiş)
sonra da onu karamsı, bir sel kusuğuna çevirdi.
Muhammed Esed
ve sonra on(lar)ı kara, kavruk kök haline getirmektedir!
Yaşar Nuri Öztürk
Sonra da onu sellerin sürüklediği morarmış bir atık haline getirdi.
Süleymaniye Vakfı
sonra onu kararmış çer çöpe çeviren (Rabbinin özelliklerine boyun eğ!)[1]
Süleyman Ateş
Sonra da onu kupkuru, siyah bir çöpe çevirdi.
Ala 87:6
Cüz: 30 | Sayfa: 591
سَنُقْرِئُكَ فَلَا تَنْسٰىۙ
Senukriuke fe la tensa.
Mustafa İslamoğlu
(Ey muhatab) Biz sana okutacağız ve sen asla unutmayacaksın;
Elmalılı Hamdi Yazır
Bundan böyle sana Kur'an okutacağız da unutmayacaksın
Diyanet İşleri
Sana Kur'an'ı okutacağız ve sen onu unutmayacaksın.
Mehmet Okuyan
(6, 7) Sana (Kur'an'ı) okutacağız ve sen -Allah'ın dilemesi hariç- (onu) unutmayacaksın. Şüphesiz ki O, açığı da gizli olanı da bilir.
Suat Yıldırım
(6-7) Bundan böyle sana Kur'an okutacağız da sen unutmayacaksın. Ancak Allah'ın dilediği müstesna. Çünkü O, size göre açık ve net olanı da, gizli olanı da pek iyi bilir.
Elmalılı (sadeleştirilmiş)
Bundan böyle sana Kur'an okutacağız da unutmayacaksın.
Muhammed Esed
Biz sana öğreteceğiz ve (öğrendiklerinden hiçbirini) unutmayacaksın,
Yaşar Nuri Öztürk
Seni/sana okutacağız da artık unutmayacaksın.
Süleymaniye Vakfı
Biz sana ayet kümelerini[1] kurduracağız; sen de unutmayacaksın,
Süleyman Ateş
Sana (Kur'an'ı), okutacağız, unutmayacaksın.
Ala 87:7
Cüz: 30 | Sayfa: 591
اِلَّا مَا شَٓاءَ اللّٰهُۜ اِنَّهُ يَعْلَمُ الْجَهْرَ وَمَا يَخْفٰىۜ
İlla ma şaallah, innehu ya'lemul cehre ve ma yahfa.
Mustafa İslamoğlu
Allah'ın (unutmanı) diledikleri hariç; çünkü O açığa çıkanı da bilir gizleneni de;
Elmalılı Hamdi Yazır
Yalnız Allahın dilediği başka çünkü o açığı da bilir gizliyi de
Diyanet İşleri
Ancak Allah'ın dilediği başka. Şüphesiz O, açık olanı da bilir, gizliyi de.
Mehmet Okuyan
(6, 7) Sana (Kur'an'ı) okutacağız ve sen -Allah'ın dilemesi hariç- (onu) unutmayacaksın. Şüphesiz ki O, açığı da gizli olanı da bilir.
Suat Yıldırım
(6-7) Bundan böyle sana Kur'an okutacağız da sen unutmayacaksın. Ancak Allah'ın dilediği müstesna. Çünkü O, size göre açık ve net olanı da, gizli olanı da pek iyi bilir.
Elmalılı (sadeleştirilmiş)
Yalnız Allah'ın dilediği başka; çünkü O, açığı da bilir, gizliyi de.
Muhammed Esed
Allah'ın (unutmanı) diledikleri hariç; çünkü, (yalnız) O'dur (insanın) kavrayışına açık olan her şeyi ve (ondan) gizli olanları bilen.
Yaşar Nuri Öztürk
Allah'ın dilediği müstesna. O, açıklananı da gizleneni de bilir.
Süleymaniye Vakfı
ancak Allah'ın tercih ettiği bunun dışındadır. O açıkta olanı da bilir, gizli olanı da![1]
Süleyman Ateş
Yalnız Allah'ın dilediğini unutursun. O, açığı da bilir, gizli olanı da.
Ala 87:8
Cüz: 30 | Sayfa: 591
وَنُيَسِّرُكَ لِلْيُسْرٰىۚ
Ve nuyessiruke lil yusra.
Mustafa İslamoğlu
böylece zaten kolay olan (vahyi anlamayı) sana daha da kolaylaştırmış olacağız.
Elmalılı Hamdi Yazır
Ve seni en kolay yola muvaffak kılacağız
Diyanet İşleri
Biz seni en kolay olana kolayca ileteceğiz.
Mehmet Okuyan
Kolay olanı sana (daha da) kolaylaştıracağız.
Suat Yıldırım
Seni en kolay olana muvaffak edeceğiz.
Elmalılı (sadeleştirilmiş)
Ve seni en kolay yola muvaffak kılacağız.
Muhammed Esed
Biz, (böylece) (nihai) huzura ve rahatlığa giden yolu senin için kolaylaştıracağız.
Yaşar Nuri Öztürk
Sana, en kolay olanı kolaylaştıracağız.
Süleymaniye Vakfı
Senin en kolay olana (en kolay yollara) kolayca ulaşmanı sağlayacağız![1]
Süleyman Ateş
Seni en kolay yola muvaffak edeceğiz.
Ala 87:9
Cüz: 30 | Sayfa: 591
فَذَكِّرْ اِنْ نَفَعَتِ الذِّكْرٰىۜ
Fe zekkir in nefeatiz zikra.
Mustafa İslamoğlu
Şu halde sen, -öğüt (sadece bazılarına) fayda verse de- hep (fıtratlara nakşolan Allah'ı) hatırlat,
Elmalılı Hamdi Yazır
Onun için öğüd ver, öğüd faide verirse
Diyanet İşleri
O halde, eğer öğüt fayda verirse, öğüt ver.
Mehmet Okuyan
Hatırlamak yarar sağlayacağı için (gerçeği) hatırlat![1]
Suat Yıldırım
O halde öğütün fayda vereceği ümidiyle sen nasihat et!
Elmalılı (sadeleştirilmiş)
Onun için öğüt ver, eğer öğüt fayda verirse.
Muhammed Esed
O halde, (hakikati başkalarına) hatırlat, bu hatırlatma ister fayda ver(iyor görün)sün, (ister görünmesin).
Yaşar Nuri Öztürk
Eğer hatırlatmak yarar sağlarsa hatırlat/öğüt ver!
Süleymaniye Vakfı
Faydalı olacaksa doğru bilgi ver[1]/ Kur'an'ı anlat[2].
Süleyman Ateş
O halde eğer hatırlatmak yarar verirse hatırlat, öğüt ver.
Ala 87:10
Cüz: 30 | Sayfa: 591
سَيَذَّكَّرُ مَنْ يَخْشٰىۙ
Seyezzekkeru men yahşa.
Mustafa İslamoğlu
Nasıl olsa Allah'ın sevgisini kaybetmekten korkanlar öğüt alacaklardır;
Elmalılı Hamdi Yazır
Saygısı olan öğüd alacaktır
Diyanet İşleri
Allah'a karşı derin saygı duyarak O'ndan korkan öğüt alacaktır.
Mehmet Okuyan
(Allah'a) saygılı olan kişi (gerçeği) hatırlayacaktır.
Suat Yıldırım
Allah'a saygı duyacak olan, nasihati düşünüp ders alır.
Elmalılı (sadeleştirilmiş)
Saygısı olan öğüt alacaktır.
Muhammed Esed
(Allah'tan) korkan, düşünüp ondan ders alır,
Yaşar Nuri Öztürk
İçine ürperti düşen, öğüt alacaktır.
Süleymaniye Vakfı
(Allah'tan) çekinen kimse, o bilgiden yararlanacaktır;[1]
Süleyman Ateş
(Allah'a) Saygılı olan hatırlar (öğüt alır).
Ala 87:11
Cüz: 30 | Sayfa: 591
وَيَتَجَنَّبُهَا الْاَشْقٰىۙ
Ve yetecennebuhel eşka.
Mustafa İslamoğlu
bedbaht olanlar ise öğüttün kaçacaktır;
Elmalılı Hamdi Yazır
Pek bedbaht olan da ondan kaçınacaktır
Diyanet İşleri
(11-12) En büyük ateşe girecek olan en bedbaht kimse (kafir) ise, öğüt almaktan kaçınır.
Mehmet Okuyan
En azgın (kâfir) ise ondan kaçınacaktır.
Suat Yıldırım
Ama pek bedbaht olan ise ondan kaçınır.
Elmalılı (sadeleştirilmiş)
Pek bedbaht olan da ondan kaçınacaktır.
Muhammed Esed
ona yabancılaşan ise bir zavallı biçare olarak kalır;
Yaşar Nuri Öztürk
İçi kararmış bedbaht ise ondan kaçınacaktır.
Süleymaniye Vakfı
en hayırsız olan ise ondan uzak duracaktır.[1]
Süleyman Ateş
Bahtsız olan da ondan kaçınır.
Ala 87:12
Cüz: 30 | Sayfa: 591
اَلَّذ۪ي يَصْلَى النَّارَ الْـكُبْرٰىۚ
Ellezi yaslen narel kubra.
Mustafa İslamoğlu
bu gibiler en korkunç ateşi boylayacaktır;
Elmalılı Hamdi Yazır
O ki en büyük ateşe yaslanacaktır
Diyanet İşleri
(11-12) En büyük ateşe girecek olan en bedbaht kimse (kafir) ise, öğüt almaktan kaçınır.
Mehmet Okuyan
O en büyük ateşe girecek olandır.
Suat Yıldırım
Böyle olanlar ahirette, en büyük ateşe girer.
Elmalılı (sadeleştirilmiş)
O ki, en büyük ateşe yaşlanacaktır.
Muhammed Esed
böylesi, (öteki dünyada) büyük ateşe atılacak
Yaşar Nuri Öztürk
En büyük ateşe girer o.
Süleymaniye Vakfı
O, en büyük ateşe girip kalacak olandır.[1]
Süleyman Ateş
O da en büyük ateşe girer.
Ala 87:13
Cüz: 30 | Sayfa: 591
ثُمَّ لَا يَمُوتُ ف۪يهَا وَلَا يَحْيٰىۜ
Summe la yemutu fiha ve la yahya.
Mustafa İslamoğlu
sonra orada ne ölebilecek, ne yaşayabilecektir.
Elmalılı Hamdi Yazır
Sonra ne ölecek onda ne hayat bulacaktır
Diyanet İşleri
Sonra orada ne ölür (kurtulur), ne de (rahat bir hayat) yaşar.
Mehmet Okuyan
Sonra, orada (tam) ölmeyecek ve (tam) yaşamayacak.[1]
Suat Yıldırım
Orada artık ne ölür, ne de rahat yüzü görür.
Elmalılı (sadeleştirilmiş)
Sonra ne ölecek onda, ne de hayat bulacaktır.
Muhammed Esed
ve orada ne ölecektir ne de diri kalacak.
Yaşar Nuri Öztürk
Sonra orada ne ölür ne de hayat bulur.
Süleymaniye Vakfı
Artık orada ne ölür ne de yaşar.[1]
Süleyman Ateş
Sonra orada ne ölür, ne de yaşar.
Ala 87:14
Cüz: 30 | Sayfa: 591
#rab
قَدْ اَفْلَحَ مَنْ تَزَكّٰىۙ
Kad efleha men tezekka.
Mustafa İslamoğlu
(Manevi kirlerden) arınma gayreti içinde olanlar kurtuluşa erecek;
Elmalılı Hamdi Yazır
Doğrusu felah buldu tezekki eden
Diyanet İşleri
(14-15) Arınan ve Rabbinin adını anıp, namaz kılan kimse mutlaka kurtuluşa erer.
Mehmet Okuyan
Arınan kişi elbette kurtulmuştur.
Suat Yıldırım
(14-15) Kendisini kötülüklerden arındıran, Rabbinin adını anıp namaz kılan, felaha erer.
Elmalılı (sadeleştirilmiş)
Doğrusu felah bulmuştur temizlenen,
Muhammed Esed
(Bu dünyada) arınmayı başaran ise, (öteki dünyada) mutluluğa ulaşır,
Yaşar Nuri Öztürk
Benliğini arındıran/zekat veren, kurtuluşa gerçekten ermiştir.
Süleymaniye Vakfı
Şu kişi ise kesinlikle umduğuna kavuşur: kendini arındırıp geliştiren[1]
Süleyman Ateş
Doğrusu, mutluluğa ermiştir zekat veren;
Ala 87:15
Cüz: 30 | Sayfa: 591
#namaz
#rab
وَذَكَرَ اسْمَ رَبِّه۪ فَصَلّٰىۜ
Ve zekeresme rabbihi fe salla.
Mustafa İslamoğlu
Rabbinin adını hatırda tutan da, salata duran da (kurtuluşa erecek).
Elmalılı Hamdi Yazır
Ve rabbının ismini anıp da namaz kılan
Diyanet İşleri
(14-15) Arınan ve Rabbinin adını anıp, namaz kılan kimse mutlaka kurtuluşa erer.
Mehmet Okuyan
Rabbinin adını anıp salât edenler de (O'nun dinine destek olanlar da).
Suat Yıldırım
(14-15) Kendisini kötülüklerden arındıran, Rabbinin adını anıp namaz kılan, felaha erer.
Elmalılı (sadeleştirilmiş)
Rabbinin adını anıp namaz kılan.
Muhammed Esed
ki böylesi, Rabbinin ismini hatırlayan ve (O'na) ibadet edendir.
Yaşar Nuri Öztürk
Rabbinin adını anmış, namaz kılıp da dua etmiştir o.
Süleymaniye Vakfı
ve Rabbinin ismini /özelliklerini aklından çıkarmayıp kulluk görevlerini yerine getiren[1].
Süleyman Ateş
Rabbinin adını anıp namaz kılan.
Ala 87:16
Cüz: 30 | Sayfa: 591
بَلْ تُؤْثِرُونَ الْحَيٰوةَ الدُّنْيَاۘ
Bel tu'sırunel hayated dunya.
Mustafa İslamoğlu
Maalesef siz (ey insanlar), bu yakın ve aşağı hayatı tercih ediyorsunuz;
Elmalılı Hamdi Yazır
Fakat siz Dünya hayatı tercih ediyorsunuz
Diyanet İşleri
Fakat sizler dünya hayatını tercih ediyorsunuz.
Mehmet Okuyan
Fakat siz dünya hayatını tercih ediyorsunuz.[1]
Suat Yıldırım
Fakat bilakis siz dünya hayatını ve zevklerini tercih ediyorsunuz.
Elmalılı (sadeleştirilmiş)
Fakat siz, dünya hayatını tercih ediyorsunuz.
Muhammed Esed
Ama hayır, (ey insanlar,) siz bu dünya hayatını tercih edersiniz,
Yaşar Nuri Öztürk
Doğrusu şu ki, siz şu iğreti hayatı yeğliyorsunuz.
Süleymaniye Vakfı
(Ey insanlar) Aslında siz dünya hayatını tercih ediyorsunuz[1].
Süleyman Ateş
Ama siz, şu yakın hayatı yeğliyorsunuz.
Ala 87:17
Cüz: 30 | Sayfa: 591
وَالْاٰخِرَةُ خَيْرٌ وَاَبْـقٰىۜ
Vel ahıretu hayrun ve ebka.
Mustafa İslamoğlu
oysa ki öteki (hayat) en hayırlı ve daha kalıcıdır.
Elmalılı Hamdi Yazır
Halbuki ahıret daha hayırlı ve daha bakalıdır
Diyanet İşleri
Oysa ahiret, daha hayırlı ve süreklidir.
Mehmet Okuyan
(Oysa) ahiret daha iyi ve daha kalıcıdır.
Suat Yıldırım
Halbuki ahiret mutluluğu daha üstün, daha hayırlı, hem de ebedidir.
Elmalılı (sadeleştirilmiş)
Oysa ahiret daha hayırlı ve daha kalıcıdır.
Muhammed Esed
oysa gelecek hayat daha iyi ve daha kalıcıdır.
Yaşar Nuri Öztürk
Oysaki sonraki hayat daha mutlu, daha kalıcıdır.
Süleymaniye Vakfı
Oysa ahiret daha hayırlı ve kalıcıdır![1]
Süleyman Ateş
Oysa ahiret daha iyi ve daha kalıcıdır.
Ala 87:18
Cüz: 30 | Sayfa: 591
#rahmet
اِنَّ هٰذَا لَفِي الصُّحُفِ الْاُو۫لٰىۙ
İnne haza le fis suhufil ula.
Mustafa İslamoğlu
Elbet bütün bu hakikatler önceki vahiylerde yer almıştır;
Elmalılı Hamdi Yazır
Haberiniz olsun ki vardır bu evvelki suhuflarda
Diyanet İşleri
(18-19) Şüphesiz bu hükümler ilk sayfalarda, İbrahim ve Musa'nın sayfalarında da vardır.
Mehmet Okuyan
Şüphesiz ki bu (anlatılanlar), önceki sahifelerde de (vahiylerde de) vardı:
Suat Yıldırım
(18-19) Bu, elbette önceki sahifelerde, İbrahim ile Musa'ya verilen sahifelerde de bildirilmiştir.
Elmalılı (sadeleştirilmiş)
Haberiniz olsun, bu ilk sahifelerde vardır.
Muhammed Esed
Gerçek şu ki, (bütün) bunlar, geçmiş vahiylerde (bildirilmiş)tir.
Yaşar Nuri Öztürk
Hiç kuşkusuz, bu Kur'an, ilk sayfalarda da elbette vardır.
Süleymaniye Vakfı
Bu (anlatılanlar), şüphesiz önceki sayfalarda /kitaplarda da vardır,[1]
Süleyman Ateş
Bu (hükümler), elbette ilk sahifelerde de vardı:
Ala 87:19
Cüz: 30 | Sayfa: 591
#rahmet
صُحُفِ اِبْرٰه۪يمَ وَمُوسٰى
Suhufi ibrahime ve musa.
Mustafa İslamoğlu
(mesela) İbrahim ve Musa'ya indirilen vahiylerde.
Elmalılı Hamdi Yazır
İbrahim ve Musanın suhuflarında
Diyanet İşleri
(18-19) Şüphesiz bu hükümler ilk sayfalarda, İbrahim ve Musa'nın sayfalarında da vardır.
Mehmet Okuyan
İbrahim'in ve Musa'nın sahifelerinde.
Suat Yıldırım
(18-19) Bu, elbette önceki sahifelerde, İbrahim ile Musa'ya verilen sahifelerde de bildirilmiştir.
Elmalılı (sadeleştirilmiş)
İbrahim'in ve Musa'nın sahifelerinde.
Muhammed Esed
İbrahim ve Musa'ya indirilen vahiylerde.
Yaşar Nuri Öztürk
İbrahim'in ve Musa'nın sayfalarında.
Süleymaniye Vakfı
İbrahim'in ve Musa'nın sayfalarında![1]
Süleyman Ateş
İbrahim'in ve Musa'nn sayfalarında.
Gaşiye 88:1
Cüz: 30 | Sayfa: 591
هَلْ اَتٰيكَ حَد۪يثُ الْغَاشِيَةِۜ
Hel etake hadisul gaşiyeh.
Mustafa İslamoğlu
Kasvet gibi sarıp sarmalayan olayın haberi sana ulaştı mı?
Elmalılı Hamdi Yazır
Geldi mi sana o Gaşiye hadisi?
Diyanet İşleri
Dehşeti her şeyi kaplayan felaketin haberi sana geldi mi?
Mehmet Okuyan
(Her şeyi) kaplayacak olanın haberi sana geldi, (değil) mi?
Suat Yıldırım
Gaşiye'nin/dehşeti her tarafı saracak olan o felaketin mahiyeti hakkında elbet sen de bilgi sahibi oldun.
Elmalılı (sadeleştirilmiş)
Geldi mi sana o Ğaşiye (her şeyi kuşatacak salgın, istilacı kıyametin) haberi?
Muhammed Esed
Kabus Gibi Çöken'den haberin var mı?
Yaşar Nuri Öztürk
Geldi mi sana Ğaşiye'nin/her şeyi her yandan sarıp kaplayacak olanın haberi?
Süleymaniye Vakfı
Her şeyi çepeçevre kuşatacak olanın /mezardan kalkış gününün haberi sana geldi, değil mi![1]
Süleyman Ateş
(Şiddet ve dehşetiyle her şeyi) Sarıp kaplayacak olan(o felaket)in haberi sana geldi mi?
Gaşiye 88:2
Cüz: 30 | Sayfa: 591
وُجُوهٌ يَوْمَئِذٍ خَاشِعَةٌۙ
Vucuhun yevmeizin haşiah.
Mustafa İslamoğlu
Bazıları vardır o gün; zillet içinde yıkılmıştır;
Elmalılı Hamdi Yazır
Bir takım yüzler o gün eğilmiş zillete düşmüştür
Diyanet İşleri
O gün birtakım yüzler vardır ki zillete bürünmüşlerdir.
Mehmet Okuyan
O gün bazı yüzler düşüktür.
Suat Yıldırım
Yüzler vardır o gün yere eğilmiştir, zelildir!
Elmalılı (sadeleştirilmiş)
O gün kimi yüzler eğilmiş, zillete düşmüştür.
Muhammed Esed
Bazı yüzler o Gün yere bakacak,
Yaşar Nuri Öztürk
Yüzler vardır o gün zilletle öne eğilmiştir.
Süleymaniye Vakfı
O gün kimi yüzler öne eğik olacaktır;[1]
Süleyman Ateş
Yüzler var ki o gün öne düşüktür,
Gaşiye 88:3
Cüz: 30 | Sayfa: 591
عَامِلَةٌ نَاصِبَةٌۙ
Amiletun nasıbeh.
Mustafa İslamoğlu
işi bitmiş, eli kolu dökülmüştür;
Elmalılı Hamdi Yazır
Çalışmış fakat boşuna yorulmuştur
Diyanet İşleri
Çalışmış, (boşa) yorulmuşlardır.
Mehmet Okuyan
(Onlar) çalışandır, yorulandır.
Suat Yıldırım
Yorgundur, bitkin mi bitkindir!
Elmalılı (sadeleştirilmiş)
Çalışmış, fakat boşuna yorulmuştur.
Muhammed Esed
(günahın yükü altında) bitkin düşmüş, (korku ile) sarsılmış,
Yaşar Nuri Öztürk
Çalışmış, boşa yorulmuştur.
Süleymaniye Vakfı
çalışmış, boşuna yorulmuşlardır.[1]
Süleyman Ateş
Çalışır, yorulur.
Gaşiye 88:4
Cüz: 30 | Sayfa: 591
تَصْلٰى نَاراً حَامِيَةًۙ
Tesla naren hamiyeh.
Mustafa İslamoğlu
tarifi imkansız kızgın bir ateşi boylarlar,
Elmalılı Hamdi Yazır
Kızışmış bir ateşe yaslanırlar
Diyanet İşleri
Kızgın ateşe girerler.
Mehmet Okuyan
Kızgın ateşe girecektir.
Suat Yıldırım
Kızgın ateşe girerler.
Elmalılı (sadeleştirilmiş)
Kızışmış bir ateşe yaslanırlar.
Muhammed Esed
kızgın bir ateşe girmek
Yaşar Nuri Öztürk
Kızışmış bir ateşe dalarlar.
Süleymaniye Vakfı
Kızgın bir ateşe girip kalırlar.[1]
Süleyman Ateş
Kızgın ateşe girerler.
Gaşiye 88:5
Cüz: 30 | Sayfa: 591
تُسْقٰى مِنْ عَيْنٍ اٰنِيَةٍۜ
Tuska min aynin aniyeh.
Mustafa İslamoğlu
zehir gibi bir (umutsuzluğun) pınarından sulanırlar;
Elmalılı Hamdi Yazır
Kızgın bir menba'dan sulanırlar
Diyanet İşleri
Son derece kızgın bir kaynaktan içirilirler.
Mehmet Okuyan
Kaynar bir (su) kaynağından (kendilerine) içirilecektir.
Suat Yıldırım
Susayınca kaynar su kaynayan bir çeşmeden içerler.
Elmalılı (sadeleştirilmiş)
Kızgın bir kaynaktan sulanırlar.
Muhammed Esed
ve kaynar bir pınardan tatmak üzere.
Yaşar Nuri Öztürk
Ateşimsi bir kaynaktan sulanırlar.
Süleymaniye Vakfı
Onlara, çok sıcak bir kaynaktan su verilir.[1]
Süleyman Ateş
Kendilerine kaynamış bir gözeden (su) içirilir.
Gaşiye 88:6
Cüz: 30 | Sayfa: 591
لَيْسَ لَهُمْ طَعَامٌ اِلَّا مِنْ ضَر۪يعٍۙ
Leyse lehum taamun illa min dari'.
Mustafa İslamoğlu
onlara hiçbir yiyecek yoktur, ancak onursuzların yiyeceği vardır;
Elmalılı Hamdi Yazır
Yiyecekleri yok ancak bir dari'
Diyanet İşleri
Onlara, acı ve kötü kokulu bir dikenli bitkiden başka yiyecek yoktur.
Mehmet Okuyan
Onlar için kuru dikenden başka yiyecek yoktur.
Suat Yıldırım
Yiyecekleri sadece bir dikenden ibarettir.
Elmalılı (sadeleştirilmiş)
Dari' adındaki bitkiden başka yiyecekleri yoktur.
Muhammed Esed
Hiçbir yiyecekleri yok kuru dikenlerin acılığından başka,
Yaşar Nuri Öztürk
Yırtıcı bir dikenden başka yemek yoktur onlar için.
Süleymaniye Vakfı
Dikenli bir bitkiden başka yiyecekleri olmaz.[1]
Süleyman Ateş
Onlar için kuru dikenden başka yiyecek de yoktur.
Gaşiye 88:7
Cüz: 30 | Sayfa: 591
لَا يُسْمِنُ وَلَا يُغْن۪ي مِنْ جُوعٍۜ
La yusminu ve la yugni min cu'.
Mustafa İslamoğlu
ama ne besleyicidir ne doyurucudur.
Elmalılı Hamdi Yazır
Ne besler ne açlıktan kurtarır
Diyanet İşleri
O, ne besler ne de açlıktan kurtarır.
Mehmet Okuyan
Hem beslemez hem de açlığı gidermez.
Suat Yıldırım
Bu diken ne besleyicidir, ne de açlığı giderir.
Elmalılı (sadeleştirilmiş)
Ne besler, ne açlıktan kurtarır.
Muhammed Esed
ne bir güç veren ne de açlığı gideren (dikenlerin).
Yaşar Nuri Öztürk
Ne semirtir ne açlıktan kurtarır.
Süleymaniye Vakfı
O, ne besler ne de açlığı giderir.
Süleyman Ateş
O da ne semirtir, ne de açlığı giderir.
Gaşiye 88:8
Cüz: 30 | Sayfa: 591
وُجُوهٌ يَوْمَئِذٍ نَاعِمَةٌۙ
Vucuhun yevmeizin naımeh.
Mustafa İslamoğlu
Bazıları da vardır o gün; nimete gark olmuştur;
Elmalılı Hamdi Yazır
Bir takım yüzler de o gün mes'uddur
Diyanet İşleri
O gün birtakım yüzler vardır ki, nimet içinde mutludurlar.
Mehmet Okuyan
O gün bazı yüzler de nimet içindedir (mutludur).
Suat Yıldırım
Ama yüzler vardır, o gün mutludurlar!
Elmalılı (sadeleştirilmiş)
Kimi yüzler de mesuttur o gün.
Muhammed Esed
Bazı yüzler (de) o Gün mutlulukla parıldayacak,
Yaşar Nuri Öztürk
Yüzler de vardır o gün, nimetlerle mutlu.
Süleymaniye Vakfı
O gün kimi yüzler de rahatlamıştır.[1]
Süleyman Ateş
Yüzler de var ki o gün ni'met içinde mutlu,
Gaşiye 88:9
Cüz: 30 | Sayfa: 591
لِسَعْيِهَا رَاضِيَةٌۙ
Li sa'yiha radiyeh.
Mustafa İslamoğlu
sonuçta gayretinin meyvesinden hoşnut ve razı olmuştur;
Elmalılı Hamdi Yazır
Sayinden hoşnuddur
Diyanet İşleri
Yaptıklarından dolayı hoşnutturlar.
Mehmet Okuyan
Çalışmalarından memnundur.
Suat Yıldırım
Emeklerinin neticesini almadan ötürü gayet memnundurlar.
Elmalılı (sadeleştirilmiş)
Yaptıklarından hoşnut.
Muhammed Esed
çabaları(nın meyvesini tatmak)tan memnun,
Yaşar Nuri Öztürk
Emek ve gayreti yüzünden hoşnuttur.
Süleymaniye Vakfı
Sarf ettikleri çabalardan dolayı memnundurlar.[1]
Süleyman Ateş
İşinden memnun,
Gaşiye 88:10
Cüz: 30 | Sayfa: 591
ف۪ي جَنَّةٍ عَالِيَةٍۙ
Fi cennetin aliyeh.
Mustafa İslamoğlu
kendini tarifsiz bir Cennet'e, yüce bir makamda bulmuştur.
Elmalılı Hamdi Yazır
Yüksek bir Cennette
Diyanet İşleri
Yüksek bir cennettedirler.
Mehmet Okuyan
Yüksek bir cennettedir.
Suat Yıldırım
Pek üstün ve pek muteber bir cennettedirler.
Elmalılı (sadeleştirilmiş)
Yüksek bir cennette.
Muhammed Esed
harika bir bahçede,
Yaşar Nuri Öztürk
Yüksek bir bahçededir;
Süleymaniye Vakfı
Yüce bir cennette / bahçede olurlar.[1]
Süleyman Ateş
Yüksek bir bahçededir.
Gaşiye 88:11
Cüz: 30 | Sayfa: 591
لَا تَسْمَعُ ف۪يهَا لَاغِيَةًۜ
La tesmeu fiha lagıyeh.
Mustafa İslamoğlu
Orada boş bir lakırdı işitmeyecek,
Elmalılı Hamdi Yazır
Ki onda lağviyyattan bir kelime işidilmez
Diyanet İşleri
Orada hiçbir boş söz işitmezler.
Mehmet Okuyan
Orada boş söz duymaz.
Suat Yıldırım
Orada hiç boş söz işitmezler.
Elmalılı (sadeleştirilmiş)
Orada boş bir söz işitmezler.
Muhammed Esed
boş lakırdı işitmeyecekleri (bir bahçede).
Yaşar Nuri Öztürk
Hiçbir boş söz işitmez orada,
Süleymaniye Vakfı
Orada tek bir boş söz bile duymazlar.[1]
Süleyman Ateş
Orada boş söz işitmezler.
Gaşiye 88:12
Cüz: 30 | Sayfa: 592
ف۪يهَا عَيْنٌ جَارِيَةٌۢ
Fiha aynun cariyeh.
Mustafa İslamoğlu
orada tarifsiz bir (mutluluk) pınarı hep çağıldayacak,
Elmalılı Hamdi Yazır
Onda cari bir menba'
Diyanet İşleri
Orada akan bir kaynak vardır.
Mehmet Okuyan
Orada akan (su) kaynağı var.
Suat Yıldırım
Orada akan berrak pınarlar...
Elmalılı (sadeleştirilmiş)
Orada akan bir kaynak,
Muhammed Esed
Sayısız pınarlar akacak orada,
Yaşar Nuri Öztürk
Akıp duran bir pınar vardır orada,
Süleymaniye Vakfı
Orada akıp duran bir kaynak vardır.[1]
Süleyman Ateş
Orada akan bir kaynak vardır.
Gaşiye 88:13
Cüz: 30 | Sayfa: 592
ف۪يهَا سُرُرٌ مَرْفُوعَةٌۙ
Fiha sururun merfuah.
Mustafa İslamoğlu
orada sevinç ve huzur kaynağı yüce makamlar bulunacak;
Elmalılı Hamdi Yazır
Onda yüksek serirler
Diyanet İşleri
(13-16) Orada yüksek tahtlar, konulmuş kadehler, sıra sıra yastıklar, serilmiş gösterişli yaygılar vardır.
Mehmet Okuyan
Orada yükseltilmiş tahtlar var.
Suat Yıldırım
Orada üstün, kıymetli tahtlar...
Elmalılı (sadeleştirilmiş)
yüksek kanepeler,
Muhammed Esed
(ve) yükseltilmiş (mutluluk) tahtları,
Yaşar Nuri Öztürk
Yüksek sedirler vardır orada,
Süleymaniye Vakfı
Yine orada yükseltilmiş sedirler vardır;[1]
Süleyman Ateş
Orada yükseltilmiş tahtlar,
Gaşiye 88:14
Cüz: 30 | Sayfa: 592
وَاَكْوَابٌ مَوْضُوعَةٌۙ
Ve ekvabun mevduah.
Mustafa İslamoğlu
her an içime hazır dolu dolu tarifsiz kupalar,
Elmalılı Hamdi Yazır
Konulmuş küpler
Diyanet İşleri
(13-16) Orada yüksek tahtlar, konulmuş kadehler, sıra sıra yastıklar, serilmiş gösterişli yaygılar vardır.
Mehmet Okuyan
Konulmuş kadehler,
Suat Yıldırım
Hazırlanmış kadehler...
Elmalılı (sadeleştirilmiş)
konulmuş küpler,
Muhammed Esed
doldurulmuş kadehler,
Yaşar Nuri Öztürk
Hizmete sunulmuş kadehler,
Süleymaniye Vakfı
hazırlanmış testiler,[1]
Süleyman Ateş
Konulmuş kadehler,
Gaşiye 88:15
Cüz: 30 | Sayfa: 592
وَنَمَارِقُ مَصْفُوفَةٌۙ
Ve nemarıku masfufeh.
Mustafa İslamoğlu
yan yana dizilmiş minderler
Elmalılı Hamdi Yazır
Dizilmiş koltuklar, yastıklar
Diyanet İşleri
(13-16) Orada yüksek tahtlar, konulmuş kadehler, sıra sıra yastıklar, serilmiş gösterişli yaygılar vardır.
Mehmet Okuyan
Dizilmiş yastıklar,
Suat Yıldırım
Dizilmiş koltuklar, yastıklar...
Elmalılı (sadeleştirilmiş)
dizilmiş koltuklar, yastıklar,
Muhammed Esed
dizilmiş yastıklar,
Yaşar Nuri Öztürk
Sıra sıra dizilmiş yastıklar,
Süleymaniye Vakfı
sıra sıra dizilmiş yastıklar,[1]
Süleyman Ateş
Dizilmiş yastıklar,
Gaşiye 88:16
Cüz: 30 | Sayfa: 592
وَزَرَابِيُّ مَبْثُوثَةٌۜ
Ve zerabiyyu mebsuseh.
Mustafa İslamoğlu
ve serilmiş halılar…
Elmalılı Hamdi Yazır
serilmiş nefis döşemeler
Diyanet İşleri
(13-16) Orada yüksek tahtlar, konulmuş kadehler, sıra sıra yastıklar, serilmiş gösterişli yaygılar vardır.
Mehmet Okuyan
Serilmiş halılar (var).
Suat Yıldırım
Yayılmış halılar ve döşemeler...
Elmalılı (sadeleştirilmiş)
serilmiş nefis döşemeler vardır.
Muhammed Esed
ve serilmiş halılar...
Yaşar Nuri Öztürk
Serilmiş seçme döşekler.
Süleymaniye Vakfı
ve yere serilmiş halılar da.
Süleyman Ateş
Serilmiş halılar vardır.
Gaşiye 88:17
Cüz: 30 | Sayfa: 592
اَفَلَا يَنْظُرُونَ اِلَى الْاِبِلِ كَيْفَ خُلِقَتْ۠
E fe la yanzurune ilel ibili keyfe hulikat.
Mustafa İslamoğlu
Peki, (yeniden dirilişi inkar edenler) yağmur yüklü bulutlara bakmazlar mı nasıl yaratılmış?
Elmalılı Hamdi Yazır
Ya hala bakmazlar mı o deveye: nasıl yaratılmış?
Diyanet İşleri
Deveye bakmıyorlar mı, nasıl yaratılmıştır!
Mehmet Okuyan
Bakmazlar mı o deveye, nasıl yaratılmış!
Suat Yıldırım
O kafirler bakıp düşünmezler mi: (Mesela) deve nasıl yaratılmış?
Elmalılı (sadeleştirilmiş)
Hala bakmazlar mı o deveye ki, nasıl yaratılmış?
Muhammed Esed
Peki, (o yeniden dirilmeyi inkar edenler) bakmazlar mı yağmur yüklü bulutlara (ve görmezler mi) nasıl yaratılmış onlar?
Yaşar Nuri Öztürk
Bakmıyorlar mı o deveye, nasıl yaratıldı!
Süleymaniye Vakfı
(İnsanlar) develere hiç bakmazlar mı nasıl yaratılmış,
Süleyman Ateş
Bakmıyorlar mı develere, nasıl yaratılmış?
Gaşiye 88:18
Cüz: 30 | Sayfa: 592
وَاِلَى السَّمَٓاءِ كَيْفَ رُفِعَتْ۠
Ve iles semai keyfe rufiat.
Mustafa İslamoğlu
Ve gök kubbeye (bakmazlar mı), nasıl yükseltilmiş?
Elmalılı Hamdi Yazır
Ve o göğe: nasıl kaldırılmış?
Diyanet İşleri
Göğe bakmıyorlar mı, nasıl yükseltilmiştir!
Mehmet Okuyan
Göğe, nasıl yükseltilmiş!
Suat Yıldırım
Gök nasıl kurulup uçsuz bucaksız yükseltilmiş?
Elmalılı (sadeleştirilmiş)
Göğe ki, nasıl kaldırılmış?
Muhammed Esed
Ve (bakmazlar mı) göğe, nasıl yükseltilmiş?
Yaşar Nuri Öztürk
Ve göğe ki, nasıl yükseltildi!
Süleymaniye Vakfı
göğe bakmazlar mı nasıl yükseltilmiş,[1]
Süleyman Ateş
Göğe, nasıl yükseltilmiş?
Gaşiye 88:19
Cüz: 30 | Sayfa: 592
وَاِلَى الْجِبَالِ كَيْفَ نُصِبَتْ۠
Ve ilel cibali keyfe nusıbet.
Mustafa İslamoğlu
Ve dağlara (bakmazlar mı), nasıl dikilmiş?
Elmalılı Hamdi Yazır
Ve o dağlara: nasıl dikilmiş?
Diyanet İşleri
Dağlara bakmıyorlar mı, nasıl dikilmişlerdir!
Mehmet Okuyan
Dağlara, nasıl dikilmiş!
Suat Yıldırım
Dağlar nasıl da yeri tutup, dengeleyen direkler halinde dikilmiş.
Elmalılı (sadeleştirilmiş)
Dağlara ki, nasıl dikilmişler?
Muhammed Esed
Ve dağlara, nasıl sağlamca dikilmiş?
Yaşar Nuri Öztürk
Ve dağlara ki, nasıl dikildi!
Süleymaniye Vakfı
dağlara bakmazlar mı (yere) nasıl saplanmış,[1]
Süleyman Ateş
Dağlara, nasıl dikilmiş?
Gaşiye 88:20
Cüz: 30 | Sayfa: 592
وَاِلَى الْاَرْضِ كَيْفَ سُطِحَتْ۠
Ve ilel ardı keyfe sutıhat.
Mustafa İslamoğlu
Ve yeryüzüne (bakmazlar mı), nasıl yayılmış?
Elmalılı Hamdi Yazır
Ve o Arza nasıl satıhlanmış?
Diyanet İşleri
Yeryüzüne bakmıyorlar mı, nasıl yayılmıştır!
Mehmet Okuyan
Yere, nasıl yayılmış!
Suat Yıldırım
Yeryüzü nasıl yayılıp hayata elverişli kılınmış?
Elmalılı (sadeleştirilmiş)
Yere ki, nasıl yayılmış?
Muhammed Esed
Ve toprağa, nasıl yayılmış?
Yaşar Nuri Öztürk
Ve yere, nasıl yayılıp döşendi!
Süleymaniye Vakfı
yeryüzüne bakmazlar mı nasıl (yaşanabilir bir) yüzey haline getirilmiş?[1]
Süleyman Ateş
Yere, nasıl yayılıp döşenmiş?
Gaşiye 88:21
Cüz: 30 | Sayfa: 592
فَذَكِّرْ اِنَّـمَٓا اَنْتَ مُذَكِّرٌۜ
Fezekkir innema ente muzekkir.
Mustafa İslamoğlu
İmdi sen (ey peygamber) hatırlat! Çünkü sen sadece bir hatırlatıcısın;
Elmalılı Hamdi Yazır
haydi ıhtar et; sen şimdi sırf bir öğütçüsün
Diyanet İşleri
Artık sen öğüt ver! Sen ancak bir öğüt vericisin.
Mehmet Okuyan
Hatırlat! Sen sadece hatırlatıcısın.[1]
Suat Yıldırım
İşte böyle... Sen insanları irşada devam et! Zaten senin görevin sadece irşad edip düşündürmektir.
Elmalılı (sadeleştirilmiş)
Haydi öğüt ver, sen şimdi yalnızca bir öğütçüsün!
Muhammed Esed
İşte böyle, (ey Peygamber,) onlara öğüt ver; senin görevin yalnız öğüt vermektir:
Yaşar Nuri Öztürk
Artık uyar/düşündür! Çünkü sen bir uyarıcı/düşündürücüsün.
Süleymaniye Vakfı
Öyleyse sen doğru bilgi ver[1] /Kur'an'ı anlat! Sen sadece doğru bilgi vermekle görevlisin.[2]
Süleyman Ateş
Öğüt ver, çünkü sen ancak öğüt verensin.
Gaşiye 88:22
Cüz: 30 | Sayfa: 592
لَسْتَ عَلَيْهِمْ بِمُصَيْطِرٍۙ
Leste aleyhim bi musaytır.
Mustafa İslamoğlu
onlara inanç dayatan bir zorba değilsin!
Elmalılı Hamdi Yazır
Üzerlerine musallat değilsin
Diyanet İşleri
Sen, onlar üzerinde bir zorba değilsin.
Mehmet Okuyan
Onların üzerinde bir zorba değilsin.[1]
Suat Yıldırım
Yoksa sen kimseyi zorlayacak değilsin.
Elmalılı (sadeleştirilmiş)
Onların üzerinde bir zorba değilsin!
Muhammed Esed
sen onları (inanmaya) zorlayamazsın.
Yaşar Nuri Öztürk
Üzerlerine musallat bir despot değilsin.
Süleymaniye Vakfı
Sen onları zorla hizaya getirecek değilsin![1]
Süleyman Ateş
Onların üzerinde zorlayıcı değilsin.
Gaşiye 88:23
Cüz: 30 | Sayfa: 592
اِلَّا مَنْ تَوَلّٰى وَكَفَرَۙ
İlla men tevella ve kefer.
Mustafa İslamoğlu
İlla ki yüz çeviren ve inkar eden olacaktır.
Elmalılı Hamdi Yazır
Ancak tersine giden ve küfr eden başka
Diyanet İşleri
(23-24) Ancak, kim yüz çevirir, inkar ederse, Allah onu en büyük azaba uğratır.
Mehmet Okuyan
Ancak, kim yüz çevirir ve inkâr ederse,
Suat Yıldırım
Lakin kim ki imana sırtını döner ve inkar eder,
Elmalılı (sadeleştirilmiş)
Ancak tersine giden ve inkar eden başka.
Muhammed Esed
Ancak, kim hakikati inkara şartlanmış olarak yüz çevirip uzaklaşırsa,
Yaşar Nuri Öztürk
Tersine giden, nankörlük eden başka.
Süleymaniye Vakfı
Ama (şunu bilsinler ki) kim yüz çevirir ve kafirlik ederse /ayetleri görmezlikte direnirse[1]
Süleyman Ateş
Ancak kim yüz çevirir ve inanmazsa,
Gaşiye 88:24
Cüz: 30 | Sayfa: 592
فَيُعَذِّبُهُ اللّٰهُ الْعَذَابَ الْاَكْبَرَۜ
Fe yuazzibuhullahul azabel ekber.
Mustafa İslamoğlu
Allah, en büyük mahrumiyeti işte böylesine yaşatacaktır.
Elmalılı Hamdi Yazır
Ki Allah onları en büyük azab ile ta'zib edecek
Diyanet İşleri
(23-24) Ancak, kim yüz çevirir, inkar ederse, Allah onu en büyük azaba uğratır.
Mehmet Okuyan
Allah ona en büyük azapla azap eder.
Suat Yıldırım
Allah da onu en büyük cezaya çarptırır.
Elmalılı (sadeleştirilmiş)
Allah, onu en büyük azap ile cezalandıracaktır.
Muhammed Esed
Allah ona (öteki dünyada) en büyük azabı tattıracaktır:
Yaşar Nuri Öztürk
Allah, böylesine en büyük azapla azap edecektir.
Süleymaniye Vakfı
Allah onu en büyük azaba çarptıracaktır.[1]
Süleyman Ateş
Allah ona en büyük azabı eder,
Gaşiye 88:25
Cüz: 30 | Sayfa: 592
اِنَّ اِلَيْنَٓا اِيَابَهُمْۙ
İnne ileyna iyabehum.
Mustafa İslamoğlu
Bakın: Bizedir onların nihai dönüşü.
Elmalılı Hamdi Yazır
Muhakkak onlar döne dolaşa bize gelecekler
Diyanet İşleri
Şüphesiz onların dönüşü ancak bizedir.
Mehmet Okuyan
Şüphesiz ki onların dönüşü sadece bizedir.
Suat Yıldırım
Elbet onların dönüşü Bize olacaktır.
Elmalılı (sadeleştirilmiş)
Onlar, mutlaka döne dolaşa Bize geleceklerdir.
Muhammed Esed
Bizedir onların dönüşleri,
Yaşar Nuri Öztürk
Hiç kuşkusuz, onların dönüşleri bizedir.
Süleymaniye Vakfı
Varacakları yer huzurumuzdur![1]
Süleyman Ateş
Dönüşleri Bizedir.
Gaşiye 88:26
Cüz: 30 | Sayfa: 592
ثُمَّ اِنَّ عَلَيْنَا حِسَابَهُمْ
Summe inne aleyna hisabehum.
Mustafa İslamoğlu
Yine bakın: bize düşer onları hesaba çekmek.
Elmalılı Hamdi Yazır
Sonra da muhakkak bize hisab verecekler
Diyanet İşleri
Sonra onların sorguya çekilmesi de sadece bize aittir.
Mehmet Okuyan
Sonra onların hesabı da şüphesiz ki sadece bize aittir.
Suat Yıldırım
Elbet hesaplarını görmek de Bizim işimiz olacaktır.
Elmalılı (sadeleştirilmiş)
Sonra da mutlaka Bize hesap vereceklerdir.
Muhammed Esed
ve Bize düşer onları hesaba çekmek.
Yaşar Nuri Öztürk
Bunun ardından, hesapları da bizim elimizde olacaktır.
Süleymaniye Vakfı
Sonra onları hesaba çekmek bizim işimizdir.[1]
Süleyman Ateş
Sonra onların hesabını görmek Bize düşer.
Fecr 89:1
Cüz: 30 | Sayfa: 592
وَالْفَجْرِۙ
Vel fecr.
Mustafa İslamoğlu
(Karanlığı) yarıp çıkan sabah vakti şahit olsun!
Elmalılı Hamdi Yazır
Kasem olsun ki fecre
Diyanet İşleri
Tan yerinin ağarmasına andolsun,
Mehmet Okuyan
Yemin olsun: Tan vaktine,
Suat Yıldırım
Fecre,
Elmalılı (sadeleştirilmiş)
Andolsun şafağa.
Muhammed Esed
Şafağı düşün
Yaşar Nuri Öztürk
Yemin olsun tan yerinin ağırma vaktine,
Süleymaniye Vakfı
O fecre[1] / o sabahın alaca karanlığına yemin olsun!
Süleyman Ateş
Andolsun fecre (tan yeri ağarmasına),
Fecr 89:2
Cüz: 30 | Sayfa: 592
وَلَيَالٍ عَشْرٍۙ
Ve leyalin aşr.
Mustafa İslamoğlu
O tarifsiz on gece şahit olsun!
Elmalılı Hamdi Yazır
Ve leyali aşre
Diyanet İşleri
On geceye andolsun,
Mehmet Okuyan
On geceye,
Suat Yıldırım
O on geceye,
Elmalılı (sadeleştirilmiş)
on geceye,
Muhammed Esed
ve on geceyi!
Yaşar Nuri Öztürk
On geceye,
Süleymaniye Vakfı
On geceye,[1]
Süleyman Ateş
On geceye,
Fecr 89:3
Cüz: 30 | Sayfa: 592
وَالشَّفْعِ وَالْوَتْرِۙ
Veş şef'ı vel vetr.
Mustafa İslamoğlu
Çift ve tek şahit olsun
Elmalılı Hamdi Yazır
Ve şef'ü vetre
Diyanet İşleri
Çifte ve teke andolsun,
Mehmet Okuyan
‘Çift'e ve ‘tek'e,
Suat Yıldırım
Çifte ve teke,
Elmalılı (sadeleştirilmiş)
çifte ve teke,
Muhammed Esed
Çok olanı ve Tek olanı düşün!
Yaşar Nuri Öztürk
Çifte ve teke,
Süleymaniye Vakfı
onun çift olanına ve tek olanına,[1]
Süleyman Ateş
Çift'e ve tek'e,
Fecr 89:4
Cüz: 30 | Sayfa: 592
وَالَّيْلِ اِذَا يَسْرِۚ
Vel leyli iza yesr.
Mustafa İslamoğlu
Sabaha yürüyen gece şahit olsun!
Elmalılı Hamdi Yazır
Ve geceye, geçeceği sıra
Diyanet İşleri
Geçip giden geceye andolsun (ki, müşrikler azaba uğrayacaklardır).
Mehmet Okuyan
Geçmekte olan geceye ki[1]
Suat Yıldırım
Akıp giden geceye yemin olsun ki: (Kıyamet gelecektir.)
Elmalılı (sadeleştirilmiş)
ve geçeceği sırada geceye.
Muhammed Esed
Kendi yolunda akıp giden geceyi düşün!
Yaşar Nuri Öztürk
Yola koyulduğu zaman geceye.
Süleymaniye Vakfı
ve başladığında[1] o geceye yemin olsun![2]
Süleyman Ateş
Gitmekte olan geceye.
Fecr 89:5
Cüz: 30 | Sayfa: 592
#akıl_bilgi
هَلْ ف۪ي ذٰلِكَ قَسَمٌ لِذ۪ي حِجْرٍۜ
Hel fi zalike kasemun lizi hicr.
Mustafa İslamoğlu
Ne yani, şunların hepsinde sahibini koruyan oturaklı bir aklı olanlar için, sağlam bir şahitlik yok mudur?
Elmalılı Hamdi Yazır
Nasıl bunlarda bir akıl sahibi için bir kasem var değil mi?
Diyanet İşleri
Şüphesiz bunlarda, akıl sahibi bir kimse için üzerine yemin edilmeye değer bir özellik vardır.
Mehmet Okuyan
Akıl sahibi için bun(lar)da bir yemin var değil mi?
Suat Yıldırım
Nasıl, bunlarda aklı olan için yemin değeri vardır değil mi?
Elmalılı (sadeleştirilmiş)
Nasıl, bunlarda bir akıl sahibi için bir yemin (edilir şey) var değil mi?
Muhammed Esed
Düşün bütün bunları; bunlarda, akıl sahipleri için hakikatin sağlam bir kanıtı yok mudur?
Yaşar Nuri Öztürk
Nasıl, bunlarda akıl sahibi için bir yemin var mı?
Süleymaniye Vakfı
Bunlar, aklını iyi kullananlar[1] için önemli birer yemindir, değil mi!
Süleyman Ateş
Bu (anıla)n (şeyler)de akıl sahibi için bir yemin var, değil mi? (İşte bunlara andolsun ki kafirler mutlaka azaba uğrayacaklardır!)
Fecr 89:6
Cüz: 30 | Sayfa: 592
Tarih / Kıssalar
#rab
#salih_peygamber
اَلَمْ تَرَ كَيْفَ فَعَلَ رَبُّكَ بِعَادٍۙۖ
E lem tere keyfe feale rabbuke bi ad.
Mustafa İslamoğlu
Görmedin mi Rabbin ne yaptı Ad kavmine,
Elmalılı Hamdi Yazır
Görmedin mi rabbın nasıl yaptı Ad'e?
Diyanet İşleri
(6-10) (Ey Muhammed!) Rabbinin, (Hud'un kavmi) Ad'e, şehirler içinde benzeri kurulmamış olan, sütunlarla dolu İrem'e, vadide kayaları oyan (Salih'in kavmi) Semud'a, kazıklar sahibi Firavun'a ne yaptığını görmedin mi?
Mehmet Okuyan
Rabbin (şunlara) ne yaptı görmedin mi: Âd (kavmine),
Suat Yıldırım
(6-10) Beldeler içinde benzeri yaratılmamış ve yüksek binalarla dolu İrem şehrinde oturan Ad milletine. Vadideki kayaları oyup yontarak sağlam evler yapan Semud milletine, Çadırlı ordugahlar, piramitler sahibi Firavun'a, Rabbinin ne yaptığını görmedin mi?
Elmalılı (sadeleştirilmiş)
Görmedin mi Rabbin ne yaptı Ad kavmine?
Muhammed Esed
Bilmez misin Rabbin neler yaptı Ad (halkın)a,
Yaşar Nuri Öztürk
Görmedin mi ne yaptı Rabbin Ad kavmine?
Süleymaniye Vakfı
Rabbinin Ad kavmini ne hale getirdiğini gözünde canlandırmaz mısın;[1]
Süleyman Ateş
Görmedin mi Rabbin ne yaptı Ad (kavmin)e?
Fecr 89:7
Cüz: 30 | Sayfa: 592
Tarih / Kıssalar
#rab
#salih_peygamber
اِرَمَ ذَاتِ الْعِمَادِۙۖ
İreme zatil ımad.
Mustafa İslamoğlu
sütun (gibi bina)lar sahibi İrem'e
Elmalılı Hamdi Yazır
İreme zatil'imad'e
Diyanet İşleri
(6-10) (Ey Muhammed!) Rabbinin, (Hud'un kavmi) Ad'e, şehirler içinde benzeri kurulmamış olan, sütunlarla dolu İrem'e, vadide kayaları oyan (Salih'in kavmi) Semud'a, kazıklar sahibi Firavun'a ne yaptığını görmedin mi?
Mehmet Okuyan
(7, 8) (Yüksek) sütunları olan İrem (şehrine) -ki şehirler içinde onun benzeri yaratılmamıştı.
Suat Yıldırım
(6-10) Beldeler içinde benzeri yaratılmamış ve yüksek binalarla dolu İrem şehrinde oturan Ad milletine. Vadideki kayaları oyup yontarak sağlam evler yapan Semud milletine, Çadırlı ordugahlar, piramitler sahibi Firavun'a, Rabbinin ne yaptığını görmedin mi?
Elmalılı (sadeleştirilmiş)
Sütunların sahibi İrem'e
Muhammed Esed
çok sütunlu İrem (halkına),
Yaşar Nuri Öztürk
Sütunlarla dolu İrem'e,
Süleymaniye Vakfı
sütunları olan İrem şehrini?
Süleyman Ateş
Sütunlu İrem'e?