SQ SemanticQuran

Ayetler

Arama örnekleri: hidayet dalalet, "doğru yol", hidayet OR dalalet, iman -şirk
Temizle
Toplam sonuç: 6236

Kalem 68:30

Cüz: 29 | Sayfa: 564
فَاَقْبَلَ بَعْضُهُمْ عَلٰى بَعْضٍ يَتَلَاوَمُونَ
Fe akbele ba'duhum ala ba'dın yetelavemun.
Mustafa İslamoğlu
Ardından birbirlerine yönelerek, karşılıklı özeleştiri yaptılar.
Elmalılı Hamdi Yazır
Sonra döndüler kendilerine levm ediyorlardı
Diyanet İşleri
Bunun üzerine birbirlerini kınamaya başladılar.
Mehmet Okuyan
Birbirlerini kınamaya başlamışlardı.
Suat Yıldırım
(29-30) Bunun üzerine "Sübhansın ya Rabbena, her türlü noksandan uzaksın! Doğrusu biz kendimize zulmetmişiz!" deyip, birbirlerini kınamaya başladılar.
Elmalılı (sadeleştirilmiş)
Sonra döndüler, kendilerini kınıyorlardı:
Muhammed Esed
ve sonra dönüp birbirlerini suçlamaya başladılar.
Yaşar Nuri Öztürk
Bunun üzerine birbirlerini kınamaya başladılar.
Süleymaniye Vakfı
Sonra da kendi kendilerini kınar bir halde birbirlerine döndüler.
Süleyman Ateş
Dönüp birbirlerini kınamağa başladılar:

Kalem 68:31

Cüz: 29 | Sayfa: 564
قَالُوا يَا وَيْلَنَٓا اِنَّا كُنَّا طَاغ۪ينَ
Kalu ya veylena inna kunna tagin.
Mustafa İslamoğlu
"Yazıklar olsun bize! Gerçekten de biz, haddimizi aşmışız.
Elmalılı Hamdi Yazır
Yazıklar olsun bizlere, bizler doğrusu azgınlarmışız
Diyanet İşleri
Şöyle dediler: "Yazıklar olsun bize! Gerçekten biz azgın kişilermişiz!"
Mehmet Okuyan
(Şunu) demişlerdi: "Eyvah, yazıklar olsun bize! Biz azgın kişilermişiz.
Suat Yıldırım
"Yazıklar olsun bize, ne azgın kimselermişiz!"
Elmalılı (sadeleştirilmiş)
Yazıklar olsun bizlere; bizler doğrusu azgınlarmışız.
Muhammed Esed
(Sonunda) "Yazıklar olsun bize!" dediler, "Gerçekten biz küstahça davranmıştık!
Yaşar Nuri Öztürk
"Yazıklar olsun bize, dediler, biz gerçekten azgınlarmışız."
Süleymaniye Vakfı
Şöyle dediler: "Yazık bize! Biz gerçekten taşkınlık eden kimselermişiz!
Süleyman Ateş
"Yazık bize, dediler, biz azgınlarmışız!"

Kalem 68:32

Cüz: 29 | Sayfa: 564
Allah
#rahmet #rab
عَسٰى رَبُّنَٓا اَنْ يُبْدِلَنَا خَيْراً مِنْهَٓا اِنَّٓا اِلٰى رَبِّنَا رَاغِبُونَ
Asa rabbuna en yubdilena hayren minha inna ila rabbina ragıbun.
Mustafa İslamoğlu
Belki Rabbimiz, onun yerine bize daha iyisini verir: Artık bizim rağbetimiz Rabbimizedir."
Elmalılı Hamdi Yazır
Ola ki rabbımız bize onun yerine daha hayırlısını vere, her halde biz bütün rağbetimizi rabbımıza çeviriyoruz
Diyanet İşleri
"Umulur ki, Rabbimiz bize bunun yerine daha iyisini verir. Çünkü biz artık Rabbimizi arzulayanlarız."
Mehmet Okuyan
Belki Rabbimiz bize (yok olan bahçemizin) yerine daha iyisini verir. Şüphesiz ki biz (artık) sadece Rabbimize yönelenleriz."
Suat Yıldırım
Olur ki Rabbimiz bize onun yerine daha hayırlısını verir. Biz Rabbimizin rahmetini arzu ediyor, O'na dönüyoruz."
Elmalılı (sadeleştirilmiş)
Ola ki, Rabbimiz bize onun yerine daha hayırlısını verir; gerçekten biz bütün ümidimizi Rabbimize çeviriyoruz." diye.
Muhammed Esed
(Ama) belki Rabbimiz yerine daha iyisini bize bağışlayacak. Biz de ümitle O'na yöneleceğiz!"
Yaşar Nuri Öztürk
"Umarız, Rabbimiz bize onun yerine daha hayırlısını verir. Biz de her şeyimizle Rabbimize yöneliriz."
Süleymaniye Vakfı
Umarız ki Rabbimiz, bize bu bahçenin yerine daha iyisini verir. Biz umudumuzu sadece Rabbimize bağlarız[1]!"
Süleyman Ateş
"Belki Rabbimiz, bize onun yerine ondan daha iyisini verir. Biz Rabbimize yönelir, O'ndan umarız."

Kalem 68:33

Cüz: 29 | Sayfa: 564
كَذٰلِكَ الْعَذَابُۜ وَلَعَذَابُ الْاٰخِرَةِ اَكْبَرُۢ لَوْ كَانُوا يَعْلَمُونَ۟
Kezalikel azab, ve le azabul ahıreti ekber, lev kanu ya'lemun.
Mustafa İslamoğlu
İşte (dünyevi) mahrumiyet böyle bir şeydir; ve ahiret mahrumiyeti, hiç kuşkusuz daha beterdir: keşke bilmiş olsalardı.
Elmalılı Hamdi Yazır
İşte böyledir azab ve elbette Ahıret azabı daha büyüktür, fakat bilselerdi.
Diyanet İşleri
İşte böyledir azap! Ahiret azabı ise elbette daha büyüktür; ah bir bilselerdi!
Mehmet Okuyan
İşte (dünya) azabı böyledir. Ahiret azabı ise elbette daha büyüktür. Keşke bilselerdi!
Suat Yıldırım
Azap böyledir işte! Ahiretteki azap ise daha müthiştir. Keşke bunu bir bilselerdi!
Elmalılı (sadeleştirilmiş)
İşte böyledir azap. Elbette ahiret azabı daha büyüktür, fakat bilselerdi!
Muhammed Esed
İşte (bazı insanları bu dünyada denemek için verdiğimiz) azap böyledir ama öteki dünyada (günahkarların uğrayacağı) azap daha şiddetli olacak; keşke bunu bilselerdi!
Yaşar Nuri Öztürk
İşte böyledir azap! Ahiretin azabı ise gerçekten çok daha büyüktür. Bir bilselerdi!
Süleymaniye Vakfı
İşte (dünyadaki) azap böyledir! Ahiretteki azap ise daha büyüktür. Keşke bilselerdi[1]!
Süleyman Ateş
İşte azab böyledir. Ahiret azabı ise daha büyüktür, keşke bilselerdi.

Kalem 68:34

Cüz: 29 | Sayfa: 564
#rab
اِنَّ لِلْمُتَّق۪ينَ عِنْدَ رَبِّهِمْ جَنَّاتِ النَّع۪يمِ
İnne lil muttekine ınde rabbihim cennatin naim.
Mustafa İslamoğlu
Şu bir gerçek ki, takva sahipleri için Rableri katında sonsuz nimetlerle dolu cennetler vardır.
Elmalılı Hamdi Yazır
Şübhesiz ki korunan müttakiler içindir rablarının ındinde na'im Cennetleri.
Diyanet İşleri
Şüphesiz Allah'a karşı gelmekten sakınanlar için Rableri katında Naim cennetleri vardır.
Mehmet Okuyan
Şüphesiz ki muttakîler (duyarlı olanlar) için Rableri katında nimetleri bol cennetler vardır.
Suat Yıldırım
Allah'ı sayan, haramlardan sakınan müttakilere ise Rab'leri nezdinde naim cennetleri vardır.
Elmalılı (sadeleştirilmiş)
Şüphesiz ki, korunan takva sahipleri içindir Rabbinin katında nimetleri bol cennetler.
Muhammed Esed
Çünkü, (yalnız) Allah'a karşı sorumluluklarının bilincinde olanları Rableri katında mutluluk bahçeleri beklemektedir:
Yaşar Nuri Öztürk
Takva sahipleri için, Rableri katında nimetlerle dolu cennetler vardır.
Süleymaniye Vakfı
Şüphesiz ki kendini yanlışlardan koruyanlar için Rableri katında nimetlerle dolu cennetler vardır[1].
Süleyman Ateş
Korunanlar için de Rableri katında ni'met bahçeleri vardır.

Kalem 68:35

Cüz: 29 | Sayfa: 564
اَفَنَجْعَلُ الْمُسْلِم۪ينَ كَالْمُجْرِم۪ينَۜ
E fe necalul muslimine kel mucrimin.
Mustafa İslamoğlu
Ne yani, kayıtsız şartsız Bize teslim olanları suçlularla bir mi tutsaydık?
Elmalılı Hamdi Yazır
Ya artık, müslimleri mücrimler gibi kılar mıyız?
Diyanet İşleri
Biz müslümanları suçlular gibi kılar mıyız?
Mehmet Okuyan
(Allah'a) teslimiyet gösterenleri suçlularla bir mi tutacağız!
Suat Yıldırım
Biz hiç, Allah'a itaat ve teslimiyet gösterenleri suçlu kafirlerle bir tutar mıyız?
Elmalılı (sadeleştirilmiş)
Ya artık, müslümanları suçlular gibi yapar mıyız?
Muhammed Esed
yoksa, Bize teslim olanlara suçlular ile aynı şekilde mi davranalım?
Yaşar Nuri Öztürk
Biz, Müslümanları/Allah'a teslim olanları, suçlular gibi yapar mıyız?
Süleymaniye Vakfı
Hiç, (bize) teslim olanları suçlularla bir tutar mıyız[1]!
Süleyman Ateş
Biz müslümanları suçlular gibi yapar mıyız hiç?

Kalem 68:36

Cüz: 29 | Sayfa: 564
مَا لَـكُمْ۠ كَيْفَ تَحْكُمُونَۚ
Ma lekum, keyfe tahkumun.
Mustafa İslamoğlu
Neyiniz var sizin? Nasıl (bu kadar önyargılı) bir hüküm verebiliyorsunuz?
Elmalılı Hamdi Yazır
Neniz var? Nasıl hukm ediyorsunuz?
Diyanet İşleri
Size ne oluyor, nasıl hüküm veriyorsunuz?
Mehmet Okuyan
Ne oluyor size? Nasıl (böyle) hükmediyorsunuz?[1]
Suat Yıldırım
Neyiniz var, nasıl olur da böyle bir şey iddia edebilirsiniz? Ne biçim hüküm veriyorsunuz öyle?
Elmalılı (sadeleştirilmiş)
Neyiniz var, nasıl hükmediyorsunuz?
Muhammed Esed
Sizin neyiniz var? (Haklı ile haksız arasındaki) yargınızı neye dayandırıyorsunuz?
Yaşar Nuri Öztürk
Neniz var sizin, nasıl hüküm veriyorsunuz?
Süleymaniye Vakfı
(Ey suçlular!) Size ne oluyor, nasıl karar veriyorsunuz?
Süleyman Ateş
Neyiniz var, nasıl hüküm veriyorsunuz?

Kalem 68:37

Cüz: 29 | Sayfa: 564
اَمْ لَـكُمْ كِتَابٌ ف۪يهِ تَدْرُسُونَۙ
Em lekum kitabun fihi tedrusun.
Mustafa İslamoğlu
Yoksa bu konuda ders aldığınız size ait bir kitap mı var;
Elmalılı Hamdi Yazır
Yoksa size mahsus bir kitab var da onda şu dersi mi okuyorsunuz
Diyanet İşleri
Yoksa size ait bir kitabınız var da (bu batıl hükümleri) ondan mı okuyorsunuz?
Mehmet Okuyan
(37, 38) Yoksa içinde beğendiğiniz her şeyin bulunduğu bir kitabınız var da onda(n) mı okuyorsunuz!
Suat Yıldırım
Yoksa size ait bir kitap var da bu kabil bilgileri oradan mı okuyorsunuz?
Elmalılı (sadeleştirilmiş)
Yoksa size ait bir kitap var da onda şu dersi mi okuyorsunuz?
Muhammed Esed
Yoksa dönüp baktığınız (özel) bir kitabınız mı var,
Yaşar Nuri Öztürk
Yoksa sizin bir kitabınız var da ondan ders mi görüyorsunuz?
Süleymaniye Vakfı
Yoksa bir kitabınız var da ondan mı okuyup öğreniyorsunuz[1]?
Süleyman Ateş
Yoksa sizin bir Kitabınız var da onda mı (bu hükümleri) okuyorsunuz?

Kalem 68:38

Cüz: 29 | Sayfa: 564
اِنَّ لَـكُمْ ف۪يهِ لَمَا تَخَيَّرُونَۚ
İnne lekum fihi lema tehayyerun.
Mustafa İslamoğlu
yani, siz neyi beğenirseniz o sizindir (diyen bir kitap)?
Elmalılı Hamdi Yazır
Siz alemde her neyi ıhtiyar ederseniz o her halde sizin olacak diye?
Diyanet İşleri
Onda, "Seçip beğendiğiniz her şey mutlaka sizindir" (diye mi yazılı?)
Mehmet Okuyan
(37, 38) Yoksa içinde beğendiğiniz her şeyin bulunduğu bir kitabınız var da onda(n) mı okuyorsunuz!
Suat Yıldırım
Onda "Siz neyi tercih ederseniz size verilir." diye bir bilgi mi buluyorsunuz?
Elmalılı (sadeleştirilmiş)
Siz bu alemde neyi beğenirseniz o mutlaka sizin olacak diye (mi yazıyor o kitapta).
Muhammed Esed
içinde istediğiniz her şeyi bulabileceğiniz (bir kitap)?
Yaşar Nuri Öztürk
Onda, keyfinize uyan her şeyi rahatça buluyorsunuz.
Süleymaniye Vakfı
Onda: "Tercih ettiğiniz her şey, kesinlikle sizindir!" diye bir şey mi var?
Süleyman Ateş
Onda istediğiniz her şeyi buluyorsunuz?

Kalem 68:39

Cüz: 29 | Sayfa: 564
اَمْ لَـكُمْ اَيْمَانٌ عَلَيْنَا بَالِغَةٌ اِلٰى يَوْمِ الْقِيٰمَةِۙ اِنَّ لَـكُمْ لَمَا تَحْكُمُونَۚ
Em lekum eymanun aleyna baligatun ila yevmil kıyameti inne lekum lema tahkumun.
Mustafa İslamoğlu
Yoksa elinizde, kiyamete kadar geçerli olup Bizi bağlayan bir yemin var da, onun için mi bu hükme varıyorsunuz?
Elmalılı Hamdi Yazır
Yoksa size karşı üzerimizde Kıyamet gününe kadar sürecek yeminler, teahhüdler mi var; Siz her ne hukm ederseniz her halde öyle olacak diye?
Diyanet İşleri
Yahut bizden, her ne hükmederseniz mutlaka öyle olacağına dair Kıyamete kadar sürecek kesin sözler mi aldınız?
Mehmet Okuyan
Yoksa vereceğiniz her hükmün lehinize olacağına dair kıyamet gününe kadar geçerli aleyhimizde yeminler mi var (biz size böyle sözler mi verdik)!
Suat Yıldırım
Yoksa "Neye hükmederseniz o yerine getirilir." diye, kıyamete kadar geçerli olacak size yeminle verilmiş sözümüz mü var?
Elmalılı (sadeleştirilmiş)
Yoksa size karşı üzerinizde kıyamet gününe kadar sürecek yeminler taahhütler mi var, "Siz her ne hüküm verirseniz mutlaka öyle olacak." diye.
Muhammed Esed
Yoksa vereceğiniz her hükmün sizin (meşru hakkınız) olacağına dair Kıyamet Günü'ne kadar Bizi bağlayan sağlam bir vaad mi aldınız?
Yaşar Nuri Öztürk
Yoksa sizin lehinize üzerimizde kıyamete kadar uzanacak yeminler mi var da siz ne hükmederseniz oluverecek!
Süleymaniye Vakfı
Yoksa "Kesinlikle her konuda karar verme hakkınız var" diye sizin lehinize ettiğimiz, kıyamet gününe kadar geçerli yeminlerimiz mi var?
Süleyman Ateş
Yoksa sizin istediğiniz hükmü verebileceğinize dair, kıyamete kadar sürecek andlarınız mı var üzerimizde?

Kalem 68:40

Cüz: 29 | Sayfa: 564
سَلْهُمْ اَيُّهُمْ بِذٰلِكَ زَع۪يمٌۚۛ
Sel hum eyyuhum bi zalike zeim.
Mustafa İslamoğlu
Sor onlara; buna hangisi kefil olacak?
Elmalılı Hamdi Yazır
Sor bakalım onlara içlerinde ona kefil hangisi?
Diyanet İşleri
Sor onlara: "Onların hangisi bu (iddianın doğruluğu)na kefildir?"
Mehmet Okuyan
Buna (bu iddiaya) hangilerinin kefil olabileceğini kendilerine sor!
Suat Yıldırım
Sor bakalım onlara: "Böylesi bir iddiayı savunacak kimse var mı aralarında?
Elmalılı (sadeleştirilmiş)
Sor bakalım onlara, içlerinden ona kefil hangisi?
Muhammed Esed
Onlara sor hangisi bunu yüklenecek!
Yaşar Nuri Öztürk
Sor onlara: "Böyle bir şeye hangisi kefil?"
Süleymaniye Vakfı
Onlara sor bakalım, hangisi buna kefilmiş!
Süleyman Ateş
Sor onlara: Onların hangisi buna kefil olacak?

Kalem 68:41

Cüz: 29 | Sayfa: 564
اَمْ لَهُمْ شُرَكَٓاءُۚۛ فَلْيَأْتُوا بِشُرَكَٓائِهِمْ اِنْ كَانُوا صَادِق۪ينَ
Em lehum şurekau, fel ye'tu bi şurekaihim in kanu sadikin.
Mustafa İslamoğlu
Yoksa (Allah katında) onları destekleyen ortaklar mı var? Haydi, eğer doğru sözlülerse o ortakları bulup getirsinler!
Elmalılı Hamdi Yazır
Yoksa onların şerikleri mi var? O halde şeriklerini getirsinler, sadık iseler.
Diyanet İşleri
Yoksa onların ortakları mı var? Doğru söyleyenler iseler, haydi getirsinler ortaklarını!
Mehmet Okuyan
Yoksa (kendilerini destekleyen) ortaklar(ı) mı var! Sözlerinde doğru iseler, ortaklarını getirsinler!
Suat Yıldırım
Yoksa güvendikleri şerikleri mi var?" iddialarında tutarlı iseler getirsinler de görelim o ortakları!
Elmalılı (sadeleştirilmiş)
Yoksa onların ortakları mı var? O halde ortaklarını getirsinler, doğru söylüyorsalar!
Muhammed Esed
Yoksa görüşlerini destekleyen bilge kişiler mi var? Peki, iddialarında samimi iseler kendilerini destekleyenleri göstersinler,
Yaşar Nuri Öztürk
Yoksa kendilerinin ortakları mı var? Eğer doğru sözlüler iseler, çağırıversinler ortaklarını!
Süleymaniye Vakfı
Yoksa onların Allah'a ortak koştukları kimseler mi var[1]? İddialarında haklı iseler ortak koştukları ile birlikte gelsinler.
Süleyman Ateş
Yoksa kendilerinin ortakları mı var? Doğru iseler ortaklarını çağırsınlar.

Kalem 68:42

Cüz: 29 | Sayfa: 564
يَوْمَ يُكْشَفُ عَنْ سَاقٍ وَيُدْعَوْنَ اِلَى السُّجُودِ فَلَا يَسْتَط۪يعُونَۙ
Yevme yukşefu an sakın ve yud'avne iles sucudi fe la yestetiun.
Mustafa İslamoğlu
O ezici gücün kendini gösterip dizde dermanın kalmadığı ve secdeye davet edilecekleri gün, asla ona güçleri yetmeyecektir.
Elmalılı Hamdi Yazır
O gün ki saktan bir keşf olunur ve secdeye da'vet edilirler o vakıt güçleri yetmez.
Diyanet İşleri
(42-43) Baldırların açılacağı (işlerin zorlaşacağı) ve kafirlerin secdeye çağrılıp da gözleri düşmüş ve kendilerini zillet kaplamış bir halde buna güç yetiremeyecekleri günü (Kıyamet gününü) düşün. Halbuki onlar sağlıklarında secde etmeye çağrılıyorlar (ve buna yanaşmıyorlar)dı.
Mehmet Okuyan
O gün, bacaktan açılacak (işler zorlaşacak)[1] ve secdeye davet edileceklerdir fakat (buna) güç yetiremeyeceklerdir.
Suat Yıldırım
O gün işler son derece güçleşir, paçalar tutuşur. Bütün insanlar secdeye davet edilir, fakat kafirler secde edemezler.
Elmalılı (sadeleştirilmiş)
Saktan keşfolunacağı (gerçek bütün çıplaklığıyla ortaya konulup iş büyümeye başladığı) gün secdeye davet edililirler, ama artık güçleri yetmez.
Muhammed Esed
insan bedeninin bir kemik yığınından ibaret hale getirileceği gün ve onların, (şimdi hakikati inkar edenlerin, Allah'ın huzurunda) secde etmeye çağrılacakları ama onu yapmaya güçlerinin yetmeyeceği gün.
Yaşar Nuri Öztürk
Baldırın çıplak kalacağı, secdelere çağrılacakları gün, onu da yapamayacaklar.
Süleymaniye Vakfı
O gün dizlerinin bağı çözülecek! Secdeye (kapanmaya) çağrılacaklar ama güçleri yetmeyecek[1].
Süleyman Ateş
Bacaktan açılacağı (paçanın sıvanacağı, işlerin güçleşeceği) ve secdeye da'vet edilecekleri gün (secde) edemezler.

Kalem 68:43

Cüz: 29 | Sayfa: 565
خَاشِعَةً اَبْصَارُهُمْ تَرْهَقُهُمْ ذِلَّةٌۜ وَقَدْ كَانُوا يُدْعَوْنَ اِلَى السُّجُودِ وَهُمْ سَالِمُونَ
Haşiaten ebsaruhum terhekuhum zilleh, ve kad kanu yud'avne iles sucudi ve hum salimun.
Mustafa İslamoğlu
Bakışları gerçeğin dehşetinden yere düşmüş, kendilerini bir zillet kuşatmıştır; zira onlar, becerebilecekleri bir haldeyken secdeye çağrılmışlardı (da reddetmişlerdi).
Elmalılı Hamdi Yazır
Gözleri düşmüş, kendilerini bir zillet sarmış bulunur, halbuki o secdeye onlar sağ salim iken da'vet olunuyorlardı.
Diyanet İşleri
(42-43) Baldırların açılacağı (işlerin zorlaşacağı) ve kafirlerin secdeye çağrılıp da gözleri düşmüş ve kendilerini zillet kaplamış bir halde buna güç yetiremeyecekleri günü (Kıyamet gününü) düşün. Halbuki onlar sağlıklarında secde etmeye çağrılıyorlar (ve buna yanaşmıyorlar)dı.
Mehmet Okuyan
Kendilerini aşağılanma kaplamış olarak gözleri (sıkıntıdan) yıkılmış bir hâlde (olacaktır).[1] (Oysa) onlar, sağlamken secde etmeye davet edilmişlerdi.
Suat Yıldırım
Gözleri yerde, kendilerini zillet kaplamıştır. Halbuki dünyada bedenleri sağlam, azaları salim iken de secdeye davet edilirler, ama bunu yapmazlardı.
Elmalılı (sadeleştirilmiş)
Gözleri düşmüş, kendilerini bir zillet sarmış bulunur. Oysa onlar, o secdeye sağ salim iken davet ediliyorlardı.
Muhammed Esed
(işte o Gün) gözleri zilletin ağırlığıyla ürkekleşip durgunlaşacaktır; çünkü hayatta iken (Allah'ın huzurunda) secde etmeye çağrılmaları (boşa gitmişti).
Yaşar Nuri Öztürk
Gözleri yere eğilmiş, benliklerini zillet kaplamıştır. Onlar, sapasağlam oldukları zaman da secde etmeye çağrılıyorlardı.
Süleymaniye Vakfı
Bakışları öne eğik, aşağılanmışlık her yanlarını sarmış halde olacaklar[1]. Halbuki onlar sağ salim iken de secdeye çağrılmışlardı (ama yapmamışlardı).
Süleyman Ateş
Gözleri düşük olarak yüzlerini bir zillet kaplar. Onlar sağlam iken de secdeye da'vet edilirler (fakat secde etmezler)di.

Kalem 68:44

Cüz: 29 | Sayfa: 565
فَذَرْن۪ي وَمَنْ يُكَذِّبُ بِهٰذَا الْحَد۪يثِۜ سَنَسْتَدْرِجُهُمْ مِنْ حَيْثُ لَا يَعْلَمُونَۙ
Fe zerni ve men yukezzibu bi hazel hadis, se nestedricuhum min haysu la ya'lemun.
Mustafa İslamoğlu
Artık bana bırak bu sözü yalanlayanları; hiç bilmedikleri bir yerden azar azar bitireceğiz onları.
Elmalılı Hamdi Yazır
O halde bana bırak bu sözü tekzib edenleri, biz onları istidrac ile çıkarır, bilemiyecekleri cihetten yuvarlarız.
Diyanet İşleri
(Ey Muhammed!) Bu sözü (Kur'an'ı) yalanlayanlarla beni baş başa bırak. Biz onları bilemeyecekleri biçimde adım adım helaka yaklaştıracağız.
Mehmet Okuyan
Bu sözü (Kur'an'ı) yalanlayanı bana bırak![1] Biz onları bilemedikleri bir şekilde yavaş yavaş helake sürükleyeceğiz.
Suat Yıldırım
(44-45) O halde sen bu şerefli sözü, Kur'an'ı yalan sayanı Bana bırak! Biz onları, bilmedikleri, farkına varmadıkları bir yerden, yavaş yavaş azaba yaklaştırırız. Ben onlara mühlet veriyorum! Doğrusu Ben'im düzenim, pek sağlamdır.
Elmalılı (sadeleştirilmiş)
O halde Bana bırak bu sözü yalanlayanları! Biz onları bilmeyecekleri yönden derece derece azap uçurumuna yuvarlarız.
Muhammed Esed
O halde bu haberi yalanlayanları Bana bırak. Onları, ne olup bittiğini fark etmeyecekleri şekilde, yavaş yavaş alçaltacağız;
Yaşar Nuri Öztürk
Bu sözü yalanlayanla beni baş başa bırak. Onları, bilmedikleri yerden yakalayacağız.
Süleymaniye Vakfı
Bu söz (Kur'an) karşısında yalana sarılanı bana bırak[1]! Onları beklemedikleri yerden adım adım kötü sona yaklaştıracağız[2].
Süleyman Ateş
Bu sözü yalanlayanı bana bırak; onları bilmedikleri yerden derece derece (azaba) yaklaştıracağız.

Kalem 68:45

Cüz: 29 | Sayfa: 565
وَاُمْل۪ي لَهُمْۜ اِنَّ كَيْد۪ي مَت۪ينٌ
Ve umli lehum, inne keydi metin.
Mustafa İslamoğlu
Ama onlara imkan ve zaman tanırım; çünkü onların entrikalarını başlarına geçiren düzenim pek sağlamdır.
Elmalılı Hamdi Yazır
Ve ben onların ipini uzatırım, çünkü fendim sağlamdır.
Diyanet İşleri
Onlara mühlet veriyorum. Şüphesiz benim tuzağım sağlamdır.
Mehmet Okuyan
Onlara zaman tanıyorum. Şüphesiz ki benim tuzağım (ince planım) çok sağlamdır.[1]
Suat Yıldırım
(44-45) O halde sen bu şerefli sözü, Kur'an'ı yalan sayanı Bana bırak! Biz onları, bilmedikleri, farkına varmadıkları bir yerden, yavaş yavaş azaba yaklaştırırız. Ben onlara mühlet veriyorum! Doğrusu Ben'im düzenim, pek sağlamdır.
Elmalılı (sadeleştirilmiş)
Ve Ben, onların iplerini uzatır (süre tanır)ım, çünkü fendim sağlamdır.
Muhammed Esed
çünkü onlara bir süre belli bir üstünlük versem de Benim ince planım son derece sağlamdır!
Yaşar Nuri Öztürk
Süre tanıyorum onlara. Tuzağım gerçekten zorludur benim.
Süleymaniye Vakfı
Onlara süre tanırım. Benim kurduğum oyun sağlamdır[1].
Süleyman Ateş
Onlara mühlet veriyorum. Doğrusu benim tuzağım sağlamdır (onu kimse bozamaz).

Kalem 68:46

Cüz: 29 | Sayfa: 565
اَمْ تَسْـَٔلُهُمْ اَجْراً فَهُمْ مِنْ مَغْرَمٍ مُثْقَلُونَۚ
Em tes'eluhum ecren fe hum min magremin muskalun.
Mustafa İslamoğlu
Yoksa sen onlardan bir ücret istedin de, onlar altında ezilecekleri ağır bir borç yükünden mi kaçıyorlar?
Elmalılı Hamdi Yazır
Yoksa sen onlardan bir ücret istiyorsun da mı cereme vermekten ezilmişler?
Diyanet İşleri
Yoksa sen onlardan bir ücret istiyorsun da onlar bu yüzden ağır bir borç yükü altına mı girmişlerdir?
Mehmet Okuyan
Yoksa sen onlardan bir ücret istiyorsun da borç yüzünden ağır bir yük altında mı kalıyorlar?
Suat Yıldırım
Yoksa sen onlardan bu risalet hizmetinden ötürü bir ücret istiyorsun da onlar cereme ödemekten ezilmişler mi?
Elmalılı (sadeleştirilmiş)
Yoksa sen onlardan bir ücret istiyorsun da bu yüzden onlar ağır borç altında mı eziliyorlar?
Muhammed Esed
Yoksa, (ey Peygamber,) onlardan bir karşılık isteyeceğinden ve böylece (seni dinledikleri için) borç yükü altında kalacaklar(ından mı korkuyorlar)?
Yaşar Nuri Öztürk
Bir ücret mi istiyorsun kendilerinden de onlar, bir borç altında eziliyorlar!
Süleymaniye Vakfı
Yoksa onlardan ücret istiyorsun da onu ödeme yükü altında mı eziliyorlar[1]!
Süleyman Ateş
Yoksa sen onlardan bir ücret istiyorsun da onlar ağır borç altında mı kalıyorlar?

Kalem 68:47

Cüz: 29 | Sayfa: 565
اَمْ عِنْدَهُمُ الْغَيْبُ فَهُمْ يَكْتُبُونَ
Em inde humul gaybu fehum yektubun.
Mustafa İslamoğlu
Yoksa idrakı aşan hakikatler onlara ayan oldu da, (gayba dair) kayıt kuyudatı kendileri mi tutuyorlar?
Elmalılı Hamdi Yazır
Yoksa gayb yanlarında da onlar mı yazıyorlar?
Diyanet İşleri
Yahut gayb (Levh-i Mahfuz) kendi yanlarında da onlar mı (bundan aktarıp) yazıyorlar?
Mehmet Okuyan
Yoksa gayb (bilinemeyen şeyler) yanlarında da (ondan) mı yazıyorlar?[1]
Suat Yıldırım
Yoksa gayb kitabı yanlarında da, onlar oradan mı yazıp duruyorlar?
Elmalılı (sadeleştirilmiş)
Yoksa gayb yanlarında da onlar mı yazıyorlar?
Muhammed Esed
Yoksa, (bütün varoluşun) gizli gerçekliği(nin) kendi kavrayış alanları içinde (olduğunu), böylece (zamanla) onu yazabilecekler(ini) mi (zannediyorlar)?
Yaşar Nuri Öztürk
Yoksa gayb, yanlarında da onlar mı yazıyorlar?
Süleymaniye Vakfı
Yoksa gizli bilgiler onlarda da onu onlar mı kayda geçiriyorlar[1]?
Süleyman Ateş
Yoksa gayb (görünmez bilgi hazinesi), kendi yanlarında da onlar mı (istedikleri gibi) yazıyorlar?

Kalem 68:48

Cüz: 29 | Sayfa: 565
#rab
فَاصْبِرْ لِحُكْمِ رَبِّكَ وَلَا تَكُنْ كَصَاحِبِ الْحُوتِۢ اِذْ نَادٰى وَهُوَ مَكْظُومٌۜ
Fasbir li hukmi rabbike ve la tekun ke sahıbil hut, iz nada ve huve mekzum.
Mustafa İslamoğlu
Rabbinin hükümüne sabır göster; sakın Balık Sahibi gibi yapma! Hani o kendi kendini kahrederek yalvarıyordu.
Elmalılı Hamdi Yazır
O halde sabret rabbının hukmüne de sahib-i hut gibi olma, hani öfkeye boğulmuş da nida etmişti.
Diyanet İşleri
Sen, Rabbinin hükmüne sabret. Balık sahibi (Yunus) gibi olma. Hani o, (balığın karnında) kederli bir halde Rabbine yakarmıştı.
Mehmet Okuyan
Sen Rabbinin hükmüne sabret! Balık sahibi (Yunus) gibi olma! Hani o, üzüntülü bir hâlde (Rabbine) seslenmişti.
Suat Yıldırım
Sen Rabbinin hükmünü sabırla bekle ve balığın yoldaşı olan zat gibi olma! Hani o dertli dertli Rabbine yalvarmıştı:
Elmalılı (sadeleştirilmiş)
O halde Rabbinin hükmüne sabret de balık sahibi (Yunus peygamber) gibi olma! Hani o, öfkeye boğulmuş da seslenmişti.
Muhammed Esed
Öyleyse, Rabbinin hükmüne sabırla katlan ve öfkeye kapılıp da sonra (ızdırap içinde) haykıran büyük balık sahibi gibi olma!
Yaşar Nuri Öztürk
Artık Rabbinin hüküm vermesi için sabret! Balığın dostu Yunus gibi olma! Hani o, hıçkırıktan boğulur bir halde yakarmıştı.
Süleymaniye Vakfı
Rabbinin kararı gelinceye kadar sabret /duruşunu bozma[1]; balığın arkadaşı (Yunus) gibi olma! O sırada o, kendine öfkelenmiş bir halde Rabbine seslenmişti[2].
Süleyman Ateş
Sen Rabbinin hükmüne sabret, balık sahibi (Yunus) gibi olma. Hani o, sıkıntıdan yutkunarak (Allah'a) seslenmişti.

Kalem 68:49

Cüz: 29 | Sayfa: 565
Allah
#rahmet #rab
لَوْلَٓا اَنْ تَدَارَكَهُ نِعْمَةٌ مِنْ رَبِّه۪ لَنُبِذَ بِالْعَرَٓاءِ وَهُوَ مَذْمُومٌ
Levla en tedarekehu ni'metun min rabbihi le nubize bil arai ve huve mezmum.
Mustafa İslamoğlu
Eğer Rabbinin akıl sır ermez nimeti onun imdadına yetişmemiş olsaydı, andolsun ki aşağılanmış bir halde ıssız bir sahile atılırdı.
Elmalılı Hamdi Yazır
Rabbından bir ni'met yetişmiş olmasa idi ona, elbette o fazaya fena bir halde atılacaktı.
Diyanet İşleri
Şayet Rabbinden ona bir nimet yetişmemiş olsaydı, o mutlaka kınanmış bir halde ıssız bir yere atılacaktı.
Mehmet Okuyan
Rabbinden ona bir nimet yetişmemiş olsaydı mutlaka kınanmış (bir hâlde) ıssız bir sahile atılacaktı.
Suat Yıldırım
Şayet Rabbinden gelen bir lütuf onun imdadına yetişmeseydi, kınanmaya müstahak bir vaziyette, deniz tarafından karaya atılırdı!
Elmalılı (sadeleştirilmiş)
Ona Rabbinden bir nimet yetişmiş olmasaydı, o fezaya, alana elbette yerilmiş olarak atılacaktı.
Muhammed Esed
(Ve hatırla:) o'na Rabbinin rahmeti ulaşmamış olsaydı mutlaka aşağılanmış bir şekilde ıssız bir sahile atılmış olurdu
Yaşar Nuri Öztürk
Eğer ona, Rabbinden bir nimet ulaşmasaydı, horlanmış bir halde cascavlak bir yere atılırdı.
Süleymaniye Vakfı
Eğer Rabbinden bir nimet onun imdadına yetişmeseydi yerilmiş bir halde çıplak bir alana atılacaktı[1].
Süleyman Ateş
Eğer Rabbinden ona bir ni'met yetişmeseydi, yerilerek çıplak bir yere atılırdı.

Kalem 68:50

Cüz: 29 | Sayfa: 565
#rab
فَاجْتَبٰيهُ رَبُّهُ فَجَعَلَهُ مِنَ الصَّالِح۪ينَ
Fectebahu rabbuhu fe cealehu mines salihin.
Mustafa İslamoğlu
Fakat Rabbi onu (yeniden) seçti ve iyiler arasına kattı.
Elmalılı Hamdi Yazır
Fakat rabbı onu ıstıfa buyurdu da salihinden kıldı.
Diyanet İşleri
(Fakat böyle olmadı.) Rabbi onu (peygamber olarak) seçti ve salih kimselerden kıldı.
Mehmet Okuyan
Rabbi onu (peygamber olarak) seçmişti ve kendisini iyilerden kılmıştı.[1]
Suat Yıldırım
Ama Rabbi, kendisini seçti de onu en iyi, en has kullarından kıldı.
Elmalılı (sadeleştirilmiş)
Fakat Rabbi onu seçti de iyilerden kıldı.
Muhammed Esed
ama (bilindiği gibi,) Rabbi o'nu alıp dürüst ve erdemliler arasına koydu.
Yaşar Nuri Öztürk
Fakat Rabbi onu seçilip yüceltti ve barışseverlerden yaptı.
Süleymaniye Vakfı
Sonra Rabbi onu tekrar seçti ve iyilerden yaptı[1].
Süleyman Ateş
Fakat Rabbi onun du'asını kabul etti de onu Salih (iyi insan)lardan yaptı.

Kalem 68:51

Cüz: 29 | Sayfa: 565
وَاِنْ يَكَادُ الَّذ۪ينَ كَفَرُوا لَيُزْلِقُونَكَ بِاَبْصَارِهِمْ لَمَّا سَمِعُوا الذِّكْرَ وَيَقُولُونَ اِنَّهُ لَمَجْنُونٌۢ
Ve in yekadullezine keferu le yuzlikuneke bi ebsarihim lemma semiuz zikra ve yekulune innehu le mecnun.
Mustafa İslamoğlu
İmdi, inkarda ısrar edenler bu ilahi öğüdü duydukları zaman sanki seni gözleriyle devireceklermiş gibi (baksalar) ve "O, kesinkes cin musallat olmuş biridir" deseler de (sabret)!
Elmalılı Hamdi Yazır
Ve gerçek o küfr edenler o zikri işittikleri vakıt az daha seni gözleriyle kaydıracaklardı, bir de durmuşlar o her halde bir mecnun diyorlar.
Diyanet İşleri
Şüphesiz inkar edenler Zikr'i (Kur'an'ı) duydukları zaman neredeyse seni gözleriyle devirecekler. (Senin için,) "Hiç şüphe yok o bir delidir" diyorlar.
Mehmet Okuyan
Kâfir olanlar zikr'i (Kur'an'ı) duydukları zaman neredeyse seni gözleriyle devirecekler(di). "Şüphesiz ki o cinlenmiştir!" diyorlar.
Suat Yıldırım
O kafirler Zikri (Kur'an'ı) işittikleri zaman, hırslarından neredeyse seni bakışlarıyla kaydıracak, adeta gözleriyle yiyecekler! Hala da: "o, delinin teki!" derler.
Elmalılı (sadeleştirilmiş)
Ve gerçekten o küfredenler o zikri (Kur'an'ı) işittikleri zaman az daha seni gözleriyle kaydıracaklardı; bir de durmuşlar: "O şüphesiz bir deli." diyorlar.
Muhammed Esed
Bu nedenle, hakikati inkara şartlanmış olanlar bu uyarı ve öğüdü her duyduklarında gözleriyle seni öldürecek gibi olsalar ve "(Muhammed mi?) o kesinlikle bir delidir!" deseler bile, (sabırlı ol.)
Yaşar Nuri Öztürk
O küfre sapanlar, Zikir'i/Kur'an'ı işittiklerinde az kalsın gözleriyle seni devireceklerdi. "Bu tam bir cinlidir." diyorlardı.
Süleymaniye Vakfı
Kafirlik edenler, bu zikri[1] /Kur'an'ı işittiklerinde neredeyse bakışlarıyla seni öldürecek gibi olurlar ve şöyle derler: "O, kesinlikle cinlerin etkisinde[2]!"
Süleyman Ateş
O inkar edenler Zikr (Kur'an)'ı işittikleri zaman, neredeyse seni gözleriyle devireceklerdi. "O mecnundur" diyorlardı.

Kalem 68:52

Cüz: 29 | Sayfa: 565
وَمَا هُوَ اِلَّا ذِكْرٌ لِلْعَالَم۪ينَ
Ve ma huve illa zikrun lil alemin.
Mustafa İslamoğlu
Zira bu, bütün bir insanlığa yönelik ilahi bir öğütten ibarettir.
Elmalılı Hamdi Yazır
Halbuki o halis bir zikirdir bütün ukala alemleri için
Diyanet İşleri
Halbuki o (Kur'an), alemler için ancak bir öğüttür.
Mehmet Okuyan
Halbuki o (Kur'an), ancak âlemler için (gerçeği) hatırla(t)madır.[1]
Suat Yıldırım
Delilik nerede, o nerede? Kur'an'ın hiç delilikle ilgisi mi olur? Kur'an olsa olsa, sadece bütün insanlara bir derstir.
Elmalılı (sadeleştirilmiş)
Halbuki o (Kur'an) bütün akıllı alemler için bir öğüttür.
Muhammed Esed
(Sabırlı ol!) Çünkü bu, (Allah'tan) bütün insanlığa yönelik bir öğüt ve uyarıdan başka bir şey değildir.
Yaşar Nuri Öztürk
Oysaki o Zikir/Kur'an alemler için bir öğütten başka şey değildir.
Süleymaniye Vakfı
Oysaki o zikir (Kur'an), herkesin aklında tutması gereken bilgiden başka bir şey değildir[1].
Süleyman Ateş
Halbuki o, alemler için uyarıdan başka bir şey değildir!

Hâkka 69:1

Cüz: 29 | Sayfa: 565
اَلْحَٓاقَّةُۙ
El hakkah.
Mustafa İslamoğlu
Ah O kesin hakikatin gerçekleşmesi!
Elmalılı Hamdi Yazır
O Hakka
Diyanet İşleri
Gerçekleşecek olan kıyamet!
Mehmet Okuyan
Gerçekleşecek olan!
Suat Yıldırım
Kesin gerçekleşecek olan,
Elmalılı (sadeleştirilmiş)
O hak olan (kıyamet).
Muhammed Esed
Olacak olanın gerçekleşmesi!
Yaşar Nuri Öztürk
el-Hakka/geleceği kuşkusuz olan şey!
Süleymaniye Vakfı
Gerçekleşeceği kesin olan![1]
Süleyman Ateş
Gerçekleşen,

Hâkka 69:2

Cüz: 29 | Sayfa: 565
مَا الْحَٓاقَّةُۚ
Mel hakkah.
Mustafa İslamoğlu
(Bilir misin ey muhatap) o ne dehşet gerçekleşecek?
Elmalılı Hamdi Yazır
Ne Hakka?
Diyanet İşleri
Nedir o gerçekleşecek olan kıyamet?
Mehmet Okuyan
Nedir o gerçekleşecek olan!
Suat Yıldırım
Evet nedir o gerçekleşecek olan?
Elmalılı (sadeleştirilmiş)
Nedir o hak olan (kıyamet)?
Muhammed Esed
Ne korkunçtur (inanmayanlar için) başa gelecek olanın gerçekleşmesi!
Yaşar Nuri Öztürk
Nedir o hakka?
Süleymaniye Vakfı
Gerçekleşeceği kesin olan nedir?
Süleyman Ateş
Nedir o gerçekleşen?

Hâkka 69:3

Cüz: 29 | Sayfa: 565
وَمَٓا اَدْرٰيكَ مَا الْحَٓاقَّةُۜ
Ve ma edrake mel hakkah.
Mustafa İslamoğlu
Sahi onun nasıl gerçekleşeceğini bilir misin sen?
Elmalılı Hamdi Yazır
Ve ne bildirdi sana dirayetle? Nedir o Hakka?
Diyanet İşleri
Gerçekleşecek olan kıyametin ne olduğunu sen ne bileceksin?
Mehmet Okuyan
O gerçekleşecek olanı sana bildiren ne olabilir ki!
Suat Yıldırım
Gerçekleşecek kıyameti sen nereden bileceksin?
Elmalılı (sadeleştirilmiş)
Ve sana dirayetle ne bildirdi, o hak olan (kıyamet)in ne olduğunu?
Muhammed Esed
Bilir misin, nedir, başa gelecek olanın gerçekleşmesi?
Yaşar Nuri Öztürk
O hakkanın niteliğini sana bildiren nedir?
Süleymaniye Vakfı
Gerçekleşeceği kesin olanın ne olduğunu sana kim bildirebilir![1]
Süleyman Ateş
Gerçekleşenin ne olduğunu nerden bileceksin?

Hâkka 69:4

Cüz: 29 | Sayfa: 565
Tarih / Kıssalar
#salih_peygamber
كَذَّبَتْ ثَمُودُ وَعَادٌ بِالْقَارِعَةِ
Kezzebet semudu ve adun bil kariah.
Mustafa İslamoğlu
Semud ve Ad (İnsanın aklını başına devşiren) o Son Vuruş'u inkar ettiler.
Elmalılı Hamdi Yazır
İnanmadı Semud-ü Ad o kariaya.
Diyanet İşleri
Semud ve Ad kavimleri, yüreklerini hoplatacak olan büyük felaketi (Kıyameti) yalanladılar.
Mehmet Okuyan
Semûd ve Âd (kavimleri) de o çarpan felaketi yalanlamıştı.
Suat Yıldırım
İşte Semud ve Ad milletleri de o kafalara çarpan kıyamet dehşetini yalan saymışlardı.
Elmalılı (sadeleştirilmiş)
Semud ve Ad inanmadı o (beyinlerinde patlayacak) kıyamete!
Muhammed Esed
Semud ve 'Ad (kabileleri), o ani felaket (haberlerin)i yalanladılar!
Yaşar Nuri Öztürk
Semud ve Ad kariayı/başa çarpan olayı yalanlamıştı.
Süleymaniye Vakfı
(Salih'in kavmi) Semud ve (Hud'un kavmi) Ad, (ansızın) kapıyı çalacak olan (o gün)[1] konusunda yalana sarılmışlardı.
Süleyman Ateş
Semud ve 'Ad (kavimleri), başa çarpan olayı yalanladılar.

Hâkka 69:5

Cüz: 29 | Sayfa: 565
Tarih / Kıssalar
#salih_peygamber
فَاَمَّا ثَمُودُ فَاُهْلِكُوا بِالطَّاغِيَةِ
Fe emma semudu fe uhliku bit tagıyeh.
Mustafa İslamoğlu
Bir yanda Semud: sonuçta onlar ses duvarını çok çok aşan bir bela ile helak edildiler.
Elmalılı Hamdi Yazır
Amma Semud ihlak ediliverdiler o tagıye ile
Diyanet İşleri
Semud kavmi korkunç bir sarsıntı ile helak edildi.
Mehmet Okuyan
Semûd (kavmi) var ya onlar azgınlığın(ın) karşılığında helak edilmişti.[1]
Suat Yıldırım
(5-6) Bunlardan Semud o korkunç zelzele ile yok edildi. Ad ise azgın bir kasırga ile imha edildi.
Elmalılı (sadeleştirilmiş)
Semud haddi aşan (korkunç bir gürültü) ile yok edildi.
Muhammed Esed
Semud mu? Onlar şiddetli bir (yer) sarsıntı(sı) ile yok edildi;
Yaşar Nuri Öztürk
Bunun üzerine Semud, bir doğal felaket ile helak edildi.
Süleymaniye Vakfı
Sonra Semud (insanın dayanma) sınırını aşan bir şeyle (sesle)[1] helak edildi.
Süleyman Ateş
Bu yüzden Semud (kavmi) azgın bir vak'a ile helak edildiler.

Hâkka 69:6

Cüz: 29 | Sayfa: 565
Tarih / Kıssalar
#salih_peygamber
وَاَمَّا عَادٌ فَاُهْلِكُوا بِر۪يحٍ صَرْصَرٍ عَاتِيَةٍۙ
Ve emma adun fe uhliku bi rihın sarsarin atiyeh.
Mustafa İslamoğlu
Ve öte yanda 'Ad: onlar da değdiğini sesiyle çarpan dizginlenemez bir kasırgayla helak edildiler.
Elmalılı Hamdi Yazır
Ve amma Ad onlar da ihlak ediliverdiler bir sarsar rüzgar, azgın bir fırtına ile
Diyanet İşleri
Ad kavmine gelince, onlar da uğultulu ve dondurucu şiddetli bir rüzgarla helak edildi.
Mehmet Okuyan
Âd (kavmi) ise uğultulu, kasıp kavuran bir fırtına ile helak edilmişti.
Suat Yıldırım
(5-6) Bunlardan Semud o korkunç zelzele ile yok edildi. Ad ise azgın bir kasırga ile imha edildi.
Elmalılı (sadeleştirilmiş)
Ad ise şiddetli bir rüzgar, azgın bir fırtına ile yok edildi.
Muhammed Esed
'Ad ise öfkeli bir kasırga ile yok olup gitti,
Yaşar Nuri Öztürk
Ad ise gürleyen sesle gelen rüzgarlı bir fırtınayla mahvedildi.
Süleymaniye Vakfı
Ad ise kasıp kavuran soğuk ve şiddetli bir rüzgar ile helak edildi[1].
Süleyman Ateş
'Ad (kavmi) ise uğultulu, azgın bir kasırga ile helak edildiler.

Hâkka 69:7

Cüz: 29 | Sayfa: 565
سَخَّرَهَا عَلَيْهِمْ سَبْعَ لَيَالٍ وَثَمَانِيَةَ اَيَّامٍۙ حُسُوماً فَتَرَى الْقَوْمَ ف۪يهَا صَرْعٰىۙ كَاَنَّهُمْ اَعْجَازُ نَخْلٍ خَاوِيَةٍۚ
Sehhareha aleyhim seb'a leyalin ve semaniyete eyyamin husumen fe terel kavme fiha sar'a ke ennehum a'cazu nahlin haviyeh.
Mustafa İslamoğlu
(Allah), üzerlerine emrine amade kıldığı o (kasırgayı) yedi gece sekiz gündüz kesintisiz bir biçimde estirdi; öyle ki, tıpkı kökünden savrulmuş hurma kütükleri gibi, o kavmin orada öylece donup kaldığını gözünde canlandırabilirsin.
Elmalılı Hamdi Yazır
müsellat etmişti Allah onun üzerlerine yedi gece sekiz gün husum halinde, köklerini kesmek üzere müstemirren. Bir de görürsün ki o kavmı o müddet zarfında yıkıla kalmışlar. Ve sanki içleri kof hurma kütükleri imişler
Diyanet İşleri
Allah, onu kesintisiz olarak yedi gece, sekiz gün onların üzerine musallat etti. Öyle ki (eğer orada olsaydın), o kavmi, içi boş hurma kütükleri gibi oracıkta yere serilmiş halde görürdün.
Mehmet Okuyan
(Allah) art arda yedi gece sekiz gün(düz) o (kasırgayı) onların üzerine salmıştı. (Orada olsaydın) o halkı, içi boş hurma kütükleri gibi yere serilmiş hâlde görürdün.
Suat Yıldırım
Allah o kasırgayı üzerlerine yedi gece, sekiz gün kesintisiz olarak salıverdi. Öyle ki sen, o halkı içi boş hurma kütükleri gibi yerlere serilmiş görürdün.
Elmalılı (sadeleştirilmiş)
Allah, köklerini kesmek için onu yedi gece, sekiz gündüz aralıksız onların üzerine musallat etti. Bir de görürsün o topluluğu ki, o süre zarfında içleri kof hurma kütükleri gibi yıkılıp kalmışlar.
Muhammed Esed
Allah, onların (kökünü kurutmak üzre,) üzerlerinde o kasırgayı yedi gece sekiz gün estirdi; öyle ki insanların (kökünden çıkarılmış) hurma kütükleri gibi yere yıkıldıklarını gözünde canlandırabilirsin.
Yaşar Nuri Öztürk
Onu, onların üzerine yedi gece, sekiz gün hiç ara vermeden saldı. Topluluğu orada yerlere serilmiş görürsün. İçleri boşaltılmış hurma kütükleri gibidirler.
Süleymaniye Vakfı
Allah o rüzgarı, her şeyi silip süpürecek şekilde yedi gece, sekiz gün onların üzerine saldı. O gün (orada olsaydın) bütün halkı yere serilmiş halde görürdün; sanki onlar, içi boş hurma kütükleri gibiydiler[1].
Süleyman Ateş
(Allah) Onu, yedi gece, sekiz gün ardı ardına onların üzerine saldı. O kavmi orada, içi boş hurma kütükleri gibi serilmiş görürsün.

Hâkka 69:8

Cüz: 29 | Sayfa: 565
فَهَلْ تَرٰى لَهُمْ مِنْ بَاقِيَةٍ
Fe hel tera lehum min bakıyeh.
Mustafa İslamoğlu
Şimdi onlardan geriye kalan bir (kişi) görebiliyor musun?
Elmalılı Hamdi Yazır
Bak şimdi görebilir misin onlardan bir bakıyye.
Diyanet İşleri
Şimdi onlardan geri kalan bir şey görüyor musun?
Mehmet Okuyan
Onlardan geriye kalan (bir kişi) görebiliyor musun![1]
Suat Yıldırım
Şimdi onlardan geri kalan bir şey görebilir misin?
Elmalılı (sadeleştirilmiş)
Bak şimdi görebilir misin onlardan bir kalıntı?
Muhammed Esed
şimdi onlardan geriye kalan bir iz görüyor musun?
Yaşar Nuri Öztürk
Onlardan geri kalan birşey görüyor musun?
Süleymaniye Vakfı
Şimdi sen, onlardan geriye kalan birini[1] görebilir misin!
Süleyman Ateş
Onlardan hiç geri kalan görüyor musun?

Hâkka 69:9

Cüz: 29 | Sayfa: 566
وَجَٓاءَ فِرْعَوْنُ وَمَنْ قَبْلَهُ وَالْمُؤْتَفِكَاتُ بِالْخَاطِئَةِۚ
Ve cae fir'avnu ve men kablehu vel mu'tefikatu bil hatıeh.
Mustafa İslamoğlu
Bir de Firavun ve ondan önce gelenler ve altüst olmuş şehirler vardı; (hepsi de) hataya gömülmüşlerdi:
Elmalılı Hamdi Yazır
Firavin de geldi, ondan evvelkiler de, mü'tefikeler de hep o hata ile
Diyanet İşleri
Firavun, ondan öncekiler ve yerle bir olan şehirler (halkı olan Lut kavmi) hep o suçu işlediler.
Mehmet Okuyan
Firavun, ondan öncekiler ve altı üstüne getirilen şehirler(in halkları) hep o hatayı (şirki) işlemişlerdi.
Suat Yıldırım
Firavun da, ondan öncekiler de, altüst edilip yerin dibine geçirilen Lut milletine ait kasabaların ahalileri de hep o günaha (yani şirke) girdiler.
Elmalılı (sadeleştirilmiş)
Firavun da, ondan öncekiler de altı üstüne getirilen o ülkeler(in halkı Lut kavmi) de hep o hatayı işlediler.
Muhammed Esed
Bir de Firavun vardı; ve ondan önce yaşamış (birçok)ları, altüst olmuş şehirler (onların hepsi) günah üstüne günah işlemişlerdi;
Yaşar Nuri Öztürk
Firavun da ondan öncekiler de altı üstüne gelmiş kentlerde aynı hataya vücut verdiler.
Süleymaniye Vakfı
Firavun, ondan öncekiler ve altı üstüne getirilen yerlerin halkı hep aynı hataya düştü[1].
Süleyman Ateş
Fir'avn ve ondan öncekiler ve altüst olmuş kentler(in halkı olan Lut kavmi) de hatalı iş yaptılar.

Hâkka 69:10

Cüz: 29 | Sayfa: 566
فَعَصَوْا رَسُولَ رَبِّهِمْ فَاَخَذَهُمْ اَخْذَةً رَابِيَةً
Fe asav resule rabbihim fe ehazehum ahzeten rabiyeh.
Mustafa İslamoğlu
Nihayet Rablerinin elçisine karşı geldiler; ve (Allah günahlarıyla) katlanan bir bela ile tümünü enseledi.
Elmalılı Hamdi Yazır
Hep rablarının Resulüne asi oldular o da onları alıverdi mütezayid bir tutuş (kahir bir kabza) ile
Diyanet İşleri
Öyle ki Rablerinin elçilerine karşı geldiler. Bunun üzerine Allah da onları gittikçe artan bir azap ile yakaladı.
Mehmet Okuyan
Rablerinin (her bir) elçisine isyan etmişlerdi; O da onları şiddetli bir şekilde yakalamıştı.
Suat Yıldırım
Rab'lerinin elçisine isyan ettiler, Allah da onları şiddetle cezaya çarptırdı.
Elmalılı (sadeleştirilmiş)
Hep Rablerinin peygamberine karşı geldiler; o da onları gittikçe artan bir tutuşla alıverdi.
Muhammed Esed
ve Rablerinin (gönderdiği) elçilere isyan etmişlerdi. Allah şiddetli bir ceza darbesi ile onların hesabını gördü!
Yaşar Nuri Öztürk
Rablerinin resulüne isyan ettiler de O da onları, şiddeti arttıkça artan bir yakalayışla yakaladı.
Süleymaniye Vakfı
Her biri, Rablerinin resulüne /onun elçi olarak getirdiklerine[1] karşı geldiler. Rableri de onları etkisi arttıkça artan bir azapla yakaladı[2].
Süleyman Ateş
Rablerinin elçisine karşı geldiler. O da onları şiddeti gittikçe artan bir yakalayışla yakaladı.

Hâkka 69:11

Cüz: 29 | Sayfa: 566
اِنَّا لَمَّا طَغَا الْمَٓاءُ حَمَلْنَاكُمْ فِي الْجَارِيَةِۙ
İnna lemma tagal mau hamelnakum fil cariyeh.
Mustafa İslamoğlu
Şüphesiz o su çığrından çıkıp tuğyan ettiğinde sizi gemide taşıyan Bizdik;
Elmalılı Hamdi Yazır
Halbuki biz o su tuğyan ettiği vakıt sizi akan gemide taşıdık
Diyanet İşleri
(11-12) Şüphesiz, (Nuh zamanında) su bastığı vakit, sizi gemide biz taşıdık ki, bu olayı sizin için bir uyarı yapalım ve belleyecek kulaklar da onu bellesin.
Mehmet Okuyan
Şüphesiz ki su azgınlaştığı zaman sizi gemide biz taşımıştık.
Suat Yıldırım
(11-12) Unutmayın ki Nuh zamanında, sular taştığı vakit, sizi (varlığınıza vesile olan atalarınızı) emniyetli gemide Biz taşımıştık! Onu sizin için hem bir ibret vesilesi kılalım, hem de can kulağı ile dinleyip ders alanlar iyice bellesinler diye böyle yapmıştık.
Elmalılı (sadeleştirilmiş)
Oysa Biz, o su kabardığı zaman sizi akan gemide taşıdık.
Muhammed Esed
(Ve) bakın: (Nuh tufanının) suları bütün bentleri aşıp patladığında sizi o gemi ile Biz (güvenli bölgelere) taşıdık,
Yaşar Nuri Öztürk
Su azıp köpürdüğünde, biz sizi o akıp gidende taşıdık,
Süleymaniye Vakfı
(Yeryüzünü) sular basınca sizi /sizin atalarınızı[1] gemide biz taşıdık.
Süleyman Ateş
Su(lar) kabarınca biz sizi, akıp giden (gemi)de taşıdık.

Hâkka 69:12

Cüz: 29 | Sayfa: 566
لِنَجْعَلَهَا لَكُمْ تَذْكِرَةً وَتَعِيَهَٓا اُذُنٌ وَاعِيَةٌ
Li nec'aleha lekum tezkireten ve teıyeha uzunun vaıyeh.
Mustafa İslamoğlu
Onu, size bir ibret vesikası kılmak için, dahası işittiğini anlayan her kulak (sahibinin işin özünü) kavraması için (aktardık).
Elmalılı Hamdi Yazır
Onu sizlere bir anid yapalım ve belleyici kulaklar bellesin diye
Diyanet İşleri
(11-12) Şüphesiz, (Nuh zamanında) su bastığı vakit, sizi gemide biz taşıdık ki, bu olayı sizin için bir uyarı yapalım ve belleyecek kulaklar da onu bellesin.
Mehmet Okuyan
(Gerçeği) hatırlatma (vesilesi) yapalım ve kavrayan kulak(ların sahipleri) onu iyice kavrasın diye onları size (anlattık).[1]
Suat Yıldırım
(11-12) Unutmayın ki Nuh zamanında, sular taştığı vakit, sizi (varlığınıza vesile olan atalarınızı) emniyetli gemide Biz taşımıştık! Onu sizin için hem bir ibret vesilesi kılalım, hem de can kulağı ile dinleyip ders alanlar iyice bellesinler diye böyle yapmıştık.
Elmalılı (sadeleştirilmiş)
Onu sizlere bir ibret yapalım ve belleyici kulaklar bellesin diye.
Muhammed Esed
ki bütün bunları size (kesintisiz) bir uyarı haline getirelim ve her uyanık ve duyarlı kulak onu bilinçle algılayabilsin.
Yaşar Nuri Öztürk
Ki onu size bir hatırlatıcı/düşündürücü yapalım ve kavrayabilen kulak kavrasın.
Süleymaniye Vakfı
Biz bunları, aklınızdan çıkarmayacağınız bir bilgi yapmak için ve kulağa küpe olsun diye (anlatıyoruz)[1].
Süleyman Ateş
Ki onu size bir ibret yapalım ve belleyen kulak(lar) onu bellesin.

Hâkka 69:13

Cüz: 29 | Sayfa: 566
فَاِذَا نُفِخَ فِي الصُّورِ نَفْخَةٌ وَاحِدَةٌۙ
Fe iza nufiha fis suri nefhatun vahıdeh.
Mustafa İslamoğlu
İmdi, sur borusuna (ilk kez) tek bir defa üflendiğinde,
Elmalılı Hamdi Yazır
Çünkü sur üfürülüp de bir tek nefha
Diyanet İşleri
(13-15) Sur'a bir defa üfürülünce, yeryüzü ve dağlar kaldırılıp birbirine bir çarptırılınca, işte o gün olacak olmuş (kıyamet kopmuş)tur.
Mehmet Okuyan
(13, 14, 15) Sûr'a tek bir kez üflendiği, yer ve dağlar taşınarak birbirine tek çarpışla çarpıştırıldığı zaman, işte o gün o olay gerçekleşmiş (olacak)tır.
Suat Yıldırım
(13-14) Artık Sur'a kuvvetle üflendiğinde, yer ve dağlar yerlerinden kaldırılıp bir tek darbe ile çarpılıp paramparça edildiğinde,
Elmalılı (sadeleştirilmiş)
Çünkü Sur'a bir tek üfleme üflendiğinde,
Muhammed Esed
O halde, (Son Saat'i gözünün önüne getir,) (hesap vakti) Sur'u(nun) bir tek üflemeyle ses verdiği,
Yaşar Nuri Öztürk
Sura bir üfleyişle üflendiğinde,
Süleymaniye Vakfı
Sura bir kez üfürüldüğünde[1]
Süleyman Ateş
Sur'a bir tek üfleme üflendiği,

Hâkka 69:14

Cüz: 29 | Sayfa: 566
وَحُمِلَتِ الْاَرْضُ وَالْجِبَالُ فَدُكَّتَا دَكَّةً وَاحِدَةً
Ve humiletil ardu vel cibalu fe dukketa dekketen vahıdeh.
Mustafa İslamoğlu
yeryüzü ve dağlar yerlerinden edilip, ardından da tek bir seferde un ufak edildiğinde:
Elmalılı Hamdi Yazır
O yer ve dağlar yükletilip arkasından da bir çarpılış çarpıldılar mı bir daf'a
Diyanet İşleri
(13-15) Sur'a bir defa üfürülünce, yeryüzü ve dağlar kaldırılıp birbirine bir çarptırılınca, işte o gün olacak olmuş (kıyamet kopmuş)tur.
Mehmet Okuyan
(13, 14, 15) Sûr'a tek bir kez üflendiği, yer ve dağlar taşınarak birbirine tek çarpışla çarpıştırıldığı zaman, işte o gün o olay gerçekleşmiş (olacak)tır.
Suat Yıldırım
(13-14) Artık Sur'a kuvvetle üflendiğinde, yer ve dağlar yerlerinden kaldırılıp bir tek darbe ile çarpılıp paramparça edildiğinde,
Elmalılı (sadeleştirilmiş)
o yer ve dağlar yükletilip arkasından bir çarpılış çarpıldıklarında,
Muhammed Esed
yeryüzü(nün) ve dağlar(ın) bir tek darbe ile yerlerinden sökülüp parçalandıkları (anı)!
Yaşar Nuri Öztürk
Yer ve dağlar yükletilip birbirine bir çarpılışla parça parça edildiğinde,
Süleymaniye Vakfı
ve yeryüzü ile dağlar kaldırılıp (un ufak edilerek) tek bir düzlük haline getirildiğinde[1],
Süleyman Ateş
Arz ve dağlar yerlerinden kaldırılıp şiddetle birbirine çarpılarak darmadağın olduğu zaman,

Hâkka 69:15

Cüz: 29 | Sayfa: 566
فَيَوْمَئِذٍ وَقَعَتِ الْوَاقِعَةُۙ
Fe yevme izin vekaatil vakıah.
Mustafa İslamoğlu
İşte o zaman, olması beklenen o (büyük olay) bitmiş olacak.
Elmalılı Hamdi Yazır
İşte o gün o vakıa vukua gelmiştir
Diyanet İşleri
(13-15) Sur'a bir defa üfürülünce, yeryüzü ve dağlar kaldırılıp birbirine bir çarptırılınca, işte o gün olacak olmuş (kıyamet kopmuş)tur.
Mehmet Okuyan
(13, 14, 15) Sûr'a tek bir kez üflendiği, yer ve dağlar taşınarak birbirine tek çarpışla çarpıştırıldığı zaman, işte o gün o olay gerçekleşmiş (olacak)tır.
Suat Yıldırım
İşte o gün olan olur, kıyamet o gün kopar!
Elmalılı (sadeleştirilmiş)
işte o zaman o kıyamet kopmuş olacaktır.
Muhammed Esed
İşte böyle, olup bitmesi gereken o Gün olup bitecek;
Yaşar Nuri Öztürk
İşte o gün, olması gereken olmuştur.
Süleymaniye Vakfı
olacak olan işte o gün olur[1].
Süleyman Ateş
İşte o gün, olan olmuştur.

Hâkka 69:16

Cüz: 29 | Sayfa: 566
وَانْشَقَّتِ السَّمَٓاءُ فَهِيَ يَوْمَئِذٍ وَاهِيَةٌۙ
Ven şakkatis semau fe hiye yevme izin vahiyeh.
Mustafa İslamoğlu
Ve gök parçalanmış olacak, zira o gün tüm direncini yitirmiş olacak.
Elmalılı Hamdi Yazır
Ve Sema yarılmış o da o gün sarkmıştır,
Diyanet İşleri
Gök de yarılmış ve artık o gün o da çökmeye yüz tutmuştur.
Mehmet Okuyan
Gök yarılmış (olacak) ve o gün direncini kaybedecektir.
Suat Yıldırım
O gün gök yarılır, parçalanır, iyice kuvvetten düşer.
Elmalılı (sadeleştirilmiş)
Ve gök yarılmış, o da o gün sarkmıştır.
Muhammed Esed
ve gök yarılıp parçalanacak -çünkü o Gün zayıf ve güçsüz düşecek-;
Yaşar Nuri Öztürk
Gök yarılmıştır. O gün o, lime lime sarkmıştır.
Süleymaniye Vakfı
Gök yarılır, artık o gün çökmeye yüz tutmuş hale gelir[1].
Süleyman Ateş
Gök yarılmıştır; o gün o, zayıf, sarkıktır.

Hâkka 69:17

Cüz: 29 | Sayfa: 566
#rab
وَالْمَلَكُ عَلٰٓى اَرْجَٓائِهَاۜ وَيَحْمِلُ عَرْشَ رَبِّكَ فَوْقَهُمْ يَوْمَئِذٍ ثَمَانِيَةٌۜ
Vel meleku ala ercaiha, ve yahmilu arşe rabbike fevkahum yevme izin semaniyeh.
Mustafa İslamoğlu
Melekler onun enkazı başında duracak; ve onların da üstünde o gün Rabbinin hükümranlık tahtını sekizi taşıyacak.
Elmalılı Hamdi Yazır
öyle ki melekler, kenarları üzerindedir ve üstlerinde o gün rabbının Arşını sekiz hamil olur
Diyanet İşleri
Melekler onun kıyılarındadır. O gün Rabbinin Arş'ını, bunların da üstünde sekiz taşıyıcı taşır.
Mehmet Okuyan
Melek(ler) onun (göğün) etrafında olacaktır.[1] O gün, Rabbinin arşını onların da üzerlerinde sekiz (melek) taşıyacaktır.[2]
Suat Yıldırım
Melekler de göğün etrafında bulunurlar. O gün Rabbinin Arş'ını, sekiz melek taşır.
Elmalılı (sadeleştirilmiş)
Melek de kenarları üzerindedir ve üstlerinde o gün Rabbinin Arş'ını sekiz melek taşır.
Muhammed Esed
ve melekler onun başlarında (duracak); ve onların da üstünde, o Gün sekiz(i) Rabbinin kudret ve egemenlik tahtını taşıyacak.
Yaşar Nuri Öztürk
Melek de onun kenarlarındadır. Rabbinin arşını, o gün onların üstündeki sekiz taşır.
Süleymaniye Vakfı
Melekler onun kenarlarında olurlar. O gün, o meleklerin üst tarafında da sekiz melek, Rabbinin arşını (yönetim merkezini) taşır[1].
Süleyman Ateş
Melekler de onun kenarlarındadır. O gün Rabbinin tahtını, üstlerinde sekiz (melek) taşır.

Hâkka 69:18

Cüz: 29 | Sayfa: 566
يَوْمَئِذٍ تُعْرَضُونَ لَا تَخْفٰى مِنْكُمْ خَافِيَةٌ
Yevme izin tu'radune la tahfa minkum hafiyeh.
Mustafa İslamoğlu
O gün (yargılanmak üzere) huzura çıkarılacaksınız; en gizli sırrınız bile gizli kalmayacak.
Elmalılı Hamdi Yazır
O gün arz olunursunuz, öyle ki gizli bir haliniz kalmaz
Diyanet İşleri
O gün (hesap için Allah'a) arz olunursunuz. Hiçbir sırrınız gizli kalmaz.
Mehmet Okuyan
O gün, (Allah'a) sunulacaksınız; size ait hiçbir sır gizli kalmayacaktır.
Suat Yıldırım
O gün bütün yaptıklarınızla Allah'a arz olunursunuz; öyle ki sizden en ufak bir şey bile gizli kalmaz.
Elmalılı (sadeleştirilmiş)
O gün (sorguya) arzolunursunuz; öyle ki, gizli bir haliniz kalmaz.
Muhammed Esed
O Gün hesaba çekileceksiniz. En gizli işiniz (bile) gizli kalmayacak.
Yaşar Nuri Öztürk
O gün arz olunursunuz; hiçbir saklınız, gizliniz kalmaz.
Süleymaniye Vakfı
İşte o gün Allah'a arz edilirsiniz, sizin gizliniz saklınız kalmaz[1].
Süleyman Ateş
O gün (Allah'a) arz olunursunuz. Sizden hiçbir giz, (Allah'a) gizli kalmaz.

Hâkka 69:19

Cüz: 29 | Sayfa: 566
فَاَمَّا مَنْ اُو۫تِيَ كِتَابَهُ بِيَم۪ينِه۪ فَيَقُولُ هَٓاؤُ۬مُ اقْرَؤُ۫ا كِتَابِيَهْۚ
Fe emma men utiye kitabehu bi yeminihi fe yekulu haumukreu kitabiyeh.
Mustafa İslamoğlu
Karnesi sağ tarafından verilen kimseye gelince... O (sevinçle) şakıyacak: "Hey millet! Alın işte, okuyun karnemi!
Elmalılı Hamdi Yazır
İşte o vakıt kitabına sağıyle irdirilmiş olan kimse der ki: ha alın okuyun kitabımı
Diyanet İşleri
İşte o vakit, kitabı kendisine sağından verilen kimse der ki: "Gelin, kitabımı okuyun!"
Mehmet Okuyan
Kitabı kendisine sağından verilen kişiye gelince,[1] o şöyle diyecektir: "Alın, işte kitabımı (amel defterimi) okuyun![2]
Suat Yıldırım
Hesap defteri sağ tarafından verilen neşelenir ve: "İşte defterim! Buyurun okuyun, inceleyin!"
Elmalılı (sadeleştirilmiş)
işte o zaman, kitabı sağından verilen der: "Alın okuyun kitabımı!
Muhammed Esed
Sicili sağ eline tutuşturulan, haykıracak: "Gelin, hepiniz gelin! Şu sicilimi okuyun!
Yaşar Nuri Öztürk
Öz kitabı sağından verilen: "İşte kitabım, okuyun!" der.
Süleymaniye Vakfı
Amel defteri sağından verilen kişi[1] şöyle der: "İşte alın, okuyun defterimi!
Süleyman Ateş
Kitabı sağından verilen: "Alın Kitabımı okuyun" der.

Hâkka 69:20

Cüz: 29 | Sayfa: 566
اِنّ۪ي ظَنَنْتُ اَنّ۪ي مُلَاقٍ حِسَابِيَهْۚ
İnni zanentu enniy mülakın hısabiyeh.
Mustafa İslamoğlu
Kesinlikle ben, hesabımla yüzleşeceğime gönülden inanmıştım!"
Elmalılı Hamdi Yazır
Çünkü ben sezmiştim ki ben kavuşacağım hisabıma
Diyanet İşleri
"Çünkü ben, hesabımla karşılaşacağımı zaten biliyordum."
Mehmet Okuyan
Doğrusu ben hesabımla karşılaşacağıma inanmıştım."
Suat Yıldırım
"Zaten ben hesabımla karşılaşacağımı biliyordum!" der.
Elmalılı (sadeleştirilmiş)
Çünkü ben hesabıma kavuşacağımı sezmiştim."
Muhammed Esed
Zaten (bir gün) hesabımın önüme konulacağını bilmiştim!"
Yaşar Nuri Öztürk
"Kendi hesabıma kavuşacağımı sezmiştim zaten."
Süleymaniye Vakfı
Ben, hesabımla mutlaka yüzleşeceğimi anlamıştım[1]."
Süleyman Ateş
"Ben hesabımla karşılaşacağımı sezmiştim zaten."

Hâkka 69:21

Cüz: 29 | Sayfa: 566
فَهُوَ ف۪ي ع۪يشَةٍ رَاضِيَةٍۙ
Fe huve fi işetin radıyeh.
Mustafa İslamoğlu
O kendini mesut ve bahtiyar eden bir hayatın içinde bulacak;
Elmalılı Hamdi Yazır
Artık o, hoşnud bir hayatta
Diyanet İşleri
Artık o, hoşnut bir hayat içindedir.
Mehmet Okuyan
(21, 22, 23) Artık o (kişi), meyveleri sarkmış hâlde olan yüksek bir cennette memnun olacağı bir hayat içinde olacaktır.
Suat Yıldırım
O artık mutluluk veren bir yaşam içindedir.
Elmalılı (sadeleştirilmiş)
Artık o hoşnut bir hayattadır.
Muhammed Esed
Ve o, kendini böylece mutlu bir hayatın içinde bulacak,
Yaşar Nuri Öztürk
Artık o, hoşnutluk veren bir yaşayış içindedir.
Süleymaniye Vakfı
Artık o, bütün beklentileri karşılayan bir yaşayış içindedir.[1]
Süleyman Ateş
Artık o, memmun eden bir yaşam içindedir.

Hâkka 69:22

Cüz: 29 | Sayfa: 566
ف۪ي جَنَّةٍ عَالِيَةٍۙ
Fi cennetin aliyeh.
Mustafa İslamoğlu
yüce bir cennette;
Elmalılı Hamdi Yazır
Yüksek bir Cennettedir
Diyanet İşleri
Yüksek bir cennettedir.
Mehmet Okuyan
(21, 22, 23) Artık o (kişi), meyveleri sarkmış hâlde olan yüksek bir cennette memnun olacağı bir hayat içinde olacaktır.
Suat Yıldırım
Çok güzel ve pek kıymetli cennet bahçelerindedir.
Elmalılı (sadeleştirilmiş)
Yüksek bir cennettedir.
Muhammed Esed
yüce bir cennette,
Yaşar Nuri Öztürk
Yüksek bir bahçe içindedir.
Süleymaniye Vakfı
Yüce bir cennette /bahçededir[1].
Süleyman Ateş
Yüksek bir bahçede.

Hâkka 69:23

Cüz: 29 | Sayfa: 566
قُطُوفُهَا دَانِيَةٌ
Kutufuha daniyeh.
Mustafa İslamoğlu
hemen yakınında (amellerinin) meyveleri.
Elmalılı Hamdi Yazır
Divşirimleri yakında
Diyanet İşleri
Onun meyveleri sarkar (kolaylıkla devşirilebilir).
Mehmet Okuyan
(21, 22, 23) Artık o (kişi), meyveleri sarkmış hâlde olan yüksek bir cennette memnun olacağı bir hayat içinde olacaktır.
Suat Yıldırım
Meyveleri hemen el ile koparılacak durumdadır.
Elmalılı (sadeleştirilmiş)
Devşirmeleri (meyveleri) yakındadır.
Muhammed Esed
(yaptıklarının) meyvelerine kolayca ulaşabileceği.
Yaşar Nuri Öztürk
Devşirilmesi kolaydır onun.
Süleymaniye Vakfı
O bahçenin olgunlaşmış meyveleri (ona) yaklaşır[1].
Süleyman Ateş
Ki devşirmesi kolay (meyvaları yakın. Oturan, elini uzatıp alabilir).

Hâkka 69:24

Cüz: 29 | Sayfa: 566
كُلُوا وَاشْرَبُوا هَن۪ٓيـٔاً بِمَٓا اَسْلَفْتُمْ فِي الْاَيَّامِ الْخَالِيَةِ
Kulu veşrebu henien bima esleftum fil eyyamil haliyeh.
Mustafa İslamoğlu
(Kendilerine) "Bu günler için geçmişte peşinen takdim ettiklerinize karşılık yiyin, için, afiyet olsun!" (denilecek).
Elmalılı Hamdi Yazır
Yeyin için afiyet olsun, takdim ettiklerinize mukabil geçmiş günlerde
Diyanet İşleri
(Onlara şöyle denir:) "Geçmiş günlerde yaptıklarınıza karşılık, afiyetle yiyin, için.
Mehmet Okuyan
(Cennetliklere şöyle seslenilecektir:) "Geçmiş günlerde işlediklerinize karşılık afiyetle yiyin, için!"
Suat Yıldırım
Kendilerine şöyle denilir: "Geçmiş günlerinizde yaptığınız güzel işlerden dolayı afiyetle, yiyin, için!"
Elmalılı (sadeleştirilmiş)
Yiyin, için, afiyet olsun; geçmiş günlerde yaptıklarınıza karşılık olarak!
Muhammed Esed
(Ve böylece kutsanan herkese,) "Geçip gitmiş günlerde ilerisi için yaptığınız bütün (güzel işler)e karşılık neşe ile yiyip için!" (denilecek.)
Yaşar Nuri Öztürk
Geçmiş günlerde sunduklarınızın karşılığı olarak afiyetle yiyin, için.
Süleymaniye Vakfı
(Cennettekilere şöyle denir:) "Afiyetle yiyin için! Bunlar, geçmiş günlerde (Allah'ın rızasını) önceleyerek yaptıklarınıza karşılıktır[1]."
Süleyman Ateş
"Geçmiş günlerde yaptığınız işlerden ötürü afiyetle yeyin, için!"

Hâkka 69:25

Cüz: 29 | Sayfa: 566
وَاَمَّا مَنْ اُو۫تِيَ كِتَابَهُ بِشِمَالِه۪ فَيَقُولُ يَا لَيْتَن۪ي لَمْ اُو۫تَ كِتَابِيَهْۚ
Ve emma men utiye kitabehu bi şimalihi fe yekulu ya leyteni lem ute kitabiyeh.
Mustafa İslamoğlu
Karnesi sol tarafından verilen kimseye gelince... Sonunda o da şöyle sızlanacak: "Eyvah! Keşke hiç karne almasaydım!
Elmalılı Hamdi Yazır
Amma kitabına soliyle irdirilmiş olan da der ki: eyvah keşke erdirilmese idim kitabıma
Diyanet İşleri
Kitabı kendisine sol tarafından verilen ise şöyle der: "Keşke kitabım bana verilmeseydi."
Mehmet Okuyan
Kitabı kendisine solundan verilene gelince, o kişi şöyle diyecektir: "Ah, keşke, bana kitabım (amel defterim) verilmeseydi!
Suat Yıldırım
Ama hesap defteri sol tarafından verilen kimse: "Eyvah der, keşke verilmez olaydı bu defterim!
Elmalılı (sadeleştirilmiş)
Ancak kitabı sol tarafından verilen der ki: "Eyvah! Keşke kitabım verilmeseydi bana!
Muhammed Esed
Sicili sol eline tutuşturulana gelince, "Eyvah!" diye feryad edecek, "Keşke sicilim bana gösterilmeseydi,
Yaşar Nuri Öztürk
Öz kitabı sol taraftan verilene gelince o şöyle der: "Ah, ne olurdu, bana kitabım verilmeseydi!"
Süleymaniye Vakfı
Amel defteri solundan verilen kişi[1] de şöyle der: "Keşke defterim bana verilmeseydi!
Süleyman Ateş
Kitabı sol tarafından verilen ise der ki: "Keşke bana Kitabım verilmeseydi!"

Hâkka 69:26

Cüz: 29 | Sayfa: 566
وَلَمْ اَدْرِ مَا حِسَابِيَهْۚ
Ve lem edri ma hısabiyeh.
Mustafa İslamoğlu
Ve hesabımın ne olduğunu (keşke) hiç bilmeseydim!
Elmalılı Hamdi Yazır
Ve vakıf olmasa idim ne imiş? Hisabıma
Diyanet İşleri
"Hesabımın ne olduğunu da bilmeseydim."
Mehmet Okuyan
Hesabımın ne olduğunu da bilmeseydim!
Suat Yıldırım
Keşke hesabımı bilmez olaydım!
Elmalılı (sadeleştirilmiş)
Ve hesabımın ne olduğunu öğrenmeseydim!
Muhammed Esed
ve (keşke) şu hesabımı görmemiş olsaydım!
Yaşar Nuri Öztürk
"Hesabımın ne olduğunu hiç bilmemiş olsaydım."
Süleymaniye Vakfı
Hesabımın ne olduğunu da bilmeseydim![1]
Süleyman Ateş
"Şu hesabımı hiç bilmemiş olsaydım!"

Hâkka 69:27

Cüz: 29 | Sayfa: 566
يَا لَيْتَهَا كَانَتِ الْقَاضِيَةَۚ
Ya leyteha kanetil kadiyeh.
Mustafa İslamoğlu
Ah! Keşke (ölüm), işi tamamen bitiren (mutlak bir yok oluş) olsaydı!
Elmalılı Hamdi Yazır
nolurdu iş bitiren olaydı o ölüm
Diyanet İşleri
"Keşke ölüm her şeyi bitirseydi."
Mehmet Okuyan
Ah, keşke, onunla (ölümümle) her iş bitseydi!
Suat Yıldırım
N'olurdu, ölüm her şeyi bitirmiş olaydı!
Elmalılı (sadeleştirilmiş)
Ne olurdu o ölüm iş bitiren olsaydı!
Muhammed Esed
Keşke bu (ölümüm) benim sonum olsaydı!
Yaşar Nuri Öztürk
"Ah, ne olurdu, iş bitmiş olsaydı!"
Süleymaniye Vakfı
Ah, keşke ölüm her şeyi bitirseydi![1]
Süleyman Ateş
"Keşke (ölüm) işimi bitirmiş olsaydı!"

Hâkka 69:28

Cüz: 29 | Sayfa: 566
مَٓا اَغْنٰى عَنّ۪ي مَالِيَهْۚ
Ma agna anni maliyeh.
Mustafa İslamoğlu
Malım başıma gelen hiçbir belayı def edemedi.
Elmalılı Hamdi Yazır
Hiçbir şey'e yaramadı benden yana malım
Diyanet İşleri
"Malım bana hiçbir yarar sağlamadı."
Mehmet Okuyan
Malım bana yarar sağlamadı.
Suat Yıldırım
Servetim, malım bana fayda etmedi!
Elmalılı (sadeleştirilmiş)
Malım benden yana hiçbir şeye yaramadı.
Muhammed Esed
(Şimdiye kadar) sahip olduğum şeylerin bana hiçbir faydası olmadı,
Yaşar Nuri Öztürk
"Hiçbir işime yaramadı malım."
Süleymaniye Vakfı
Malım bir işe yaramadı![1]
Süleyman Ateş
"Malım bana hiçbir yarar sağlamadı."

Hâkka 69:29

Cüz: 29 | Sayfa: 566
هَلَكَ عَنّ۪ي سُلْطَانِيَهْۚ
Heleke anni sultaniyeh.
Mustafa İslamoğlu
Gücüm elimde patladı."
Elmalılı Hamdi Yazır
Mahv oldu benden saltanat-ü samanım
Diyanet İşleri
"Saltanatım da yok olup gitti."
Mehmet Okuyan
Saltanatım da benden yok olup gitti."
Suat Yıldırım
Bütün gücüm, iktidarım yok oldu gitti!"
Elmalılı (sadeleştirilmiş)
Mahvoldu saltanatım, gücüm!"
Muhammed Esed
(ve) bütün tartışma ve karşı koyma gücüm elimden kayıp gitti!"
Yaşar Nuri Öztürk
"Sökülüp gitti benden saltanatım."
Süleymaniye Vakfı
Yetkilerim de elimden gitti![1]"
Süleyman Ateş
"Gücüm (saltanatım) benden yok olup gitti"

Hâkka 69:30

Cüz: 29 | Sayfa: 566
خُذُوهُ فَغُلُّوهُۙ
Huzuhu fe gulluh.
Mustafa İslamoğlu
(Görevli meleklere emredilecek): "Alın onu bağlayın!
Elmalılı Hamdi Yazır
Tutun onu hemen bağlayın onu
Diyanet İşleri
(Allah, şöyle der:) "Onu yakalayıp bağlayın."
Mehmet Okuyan
(Allah, meleklerine şöyle diyecektir): "Onu yakalayın ve bağlayın!
Suat Yıldırım
Allah cehennem bekçilerine emir verir: "Tutun bağlayın onu, kelepçeleyin!"
Elmalılı (sadeleştirilmiş)
Tutun onu, hemen bağlayın onu!
Muhammed Esed
(Daha sonra,) "Onu yakalayıp bağlayın!" (diye emredilir,)
Yaşar Nuri Öztürk
"Tutun onu, derhal bağlayın onu!"
Süleymaniye Vakfı
(Onunla ilgili şöyle denir:) "Tutun da prangaya vurun onu![1]
Süleyman Ateş
(Allah, cehennemin muhafızlarına buyurur:) "Tutun onu, bağlayın onu."

Hâkka 69:31

Cüz: 29 | Sayfa: 566
ثُمَّ الْجَح۪يمَ صَلُّوهُۙ
Summel cahime salluh.
Mustafa İslamoğlu
Sonra cehenneme yaslayın!
Elmalılı Hamdi Yazır
Sonra ancak Cahime yaslayın onu
Diyanet İşleri
"Sonra onu cehenneme atın."
Mehmet Okuyan
Sonra onu alevli ateşe yaslayın!
Suat Yıldırım
Sonra da cehenneme fırlatın.
Elmalılı (sadeleştirilmiş)
Sonra ancak cehenneme yaslayın onu!
Muhammed Esed
"Ve sonra cehenneme atın,
Yaşar Nuri Öztürk
"Sonra cehenneme sallayın onu!"
Süleymaniye Vakfı
Sonra yakıcı ateşe /cehenneme sokun onu![1]
Süleyman Ateş
"Sonra cehenneme sallayın onu!"

Hâkka 69:32

Cüz: 29 | Sayfa: 566
ثُمَّ ف۪ي سِلْسِلَةٍ ذَرْعُهَا سَبْعُونَ ذِرَاعاً فَاسْلُكُوهُۜ
Summe fi silsiletin zer'uha seb'une ziraan feslukuh.
Mustafa İslamoğlu
Sonra bir zincire vurun; uzunluğu yetmiş arşın olan bir zincere; ve sıkıca bağlayın!
Elmalılı Hamdi Yazır
Sonra bir zincirde, ki boyu yetmiş arşın, yollayın onu
Diyanet İşleri
"Sonra uzunluğu yetmiş arşın olan zincire vurun onu."
Mehmet Okuyan
Sonra (onu) yetmiş arşın[1] uzunluğunda bir zincirle oraya sokun!"[2]
Suat Yıldırım
Sonra da onu, yetmiş arşın uzunluğundaki zincire vurun!"
Elmalılı (sadeleştirilmiş)
Sonra da boyu yetmiş arşın bir zincirde yollayın onu!
Muhammed Esed
ve sonra (kendisi gibi suçluların bağlandığı) bir zincire bağlayın, uzunluğu yetmiş arşın olan (bir zincire):
Yaşar Nuri Öztürk
"Sonra, boyu yetmiş arşın olan bir zincirde yollayın onu!"
Süleymaniye Vakfı
Yetmiş arşın[1] uzunluğunda bir zincire de[2] vurun onu![3]"
Süleyman Ateş
"Sonra uzunluğu yetmiş arşın olan zincire vurun onu!"

Hâkka 69:33

Cüz: 29 | Sayfa: 566
#iman
اِنَّهُ كَانَ لَا يُؤْمِنُ بِاللّٰهِ الْعَظ۪يمِۙ
İnnehu kane la yu'minu billahil azim.
Mustafa İslamoğlu
Çünkü o yüce Allah'a inanıp güvenmedi.
Elmalılı Hamdi Yazır
Çünkü o Allahu Azimü'ş-şan'a inanmıyordu
Diyanet İşleri
"Çünkü o, azamet sahibi Allah'a iman etmiyordu."
Mehmet Okuyan
Şüphesiz ki o, yüce olan Allah'a iman etmiyordu.
Suat Yıldırım
Çünkü o, büyükler büyüğü Allah'a inanmazdı.
Elmalılı (sadeleştirilmiş)
Çünkü o, şanı yüce Allah'a inanmıyordu.
Muhammed Esed
çünkü o, yüce Allah'a inanmadı,
Yaşar Nuri Öztürk
"Çünkü o, yüce Allah'a inanmıyordu."
Süleymaniye Vakfı
Çünkü o, Muazzam olan Allah'a inanıp güvenmezdi[1].
Süleyman Ateş
"Çünkü o büyük Allah'a inanmıyordu."

Hâkka 69:34

Cüz: 29 | Sayfa: 566
Ekonomi ve Ticaret
#yoksul_doyurma
وَلَا يَحُضُّ عَلٰى طَعَامِ الْمِسْك۪ينِۜ
Ve la yahuddu ala taamil miskin.
Mustafa İslamoğlu
Yoksulu doyurmak için hiçbir çaba harcamadı.
Elmalılı Hamdi Yazır
Ve fukaranın yiyeceğine hiç bakmıyordu
Diyanet İşleri
"Yoksulu doyurmağa teşvik etmiyordu."
Mehmet Okuyan
Yoksulu doyurmaya da teşvik etmiyordu.
Suat Yıldırım
Çünkü o, fakiri doyurmayı teşvik etmezdi.
Elmalılı (sadeleştirilmiş)
Yoksulun yiyeceğine hiç bakmıyordu.
Muhammed Esed
ve ihtiyaç içinde olanları yedirip içirmek için hiçbir istek ve kararlılık duymadı:
Yaşar Nuri Öztürk
"Yoksulu doyurmaya özendirmiyordu."
Süleymaniye Vakfı
Çaresizin yiyeceği konusunda teşvikte bile bulunmazdı[1].
Süleyman Ateş
"Yoksulu doyurmaya ön ayak olmuyurdu!"

Hâkka 69:35

Cüz: 29 | Sayfa: 567
فَلَيْسَ لَهُ الْيَوْمَ هٰهُنَا حَم۪يمٌۙ
Fe leyse lehul yevme hahuna hamim.
Mustafa İslamoğlu
İşte bu yüzden, burada ne bir can dosta sahip,
Elmalılı Hamdi Yazır
bu gün de ona yok kanı sıcak bir hısım
Diyanet İşleri
"Bu sebeple, bugün burada onun samimi bir dostu yoktur."
Mehmet Okuyan
Bugün burada onun sıcak bir dostu yoktur.
Suat Yıldırım
Bugün artık burada O'nun bir dostu olmaz.
Elmalılı (sadeleştirilmiş)
Bugün de ona burada kanı sıcak bir yakın yoktur.
Muhammed Esed
bundan dolayı bugün ne bir dostu var,
Yaşar Nuri Öztürk
"Bugün onun için burada bir sıcak dost yoktur."
Süleymaniye Vakfı
Artık o gün orada onun bir can dostu olmaz[1].
Süleyman Ateş
Bugün burada onun için candan bir dost yoktur.

Hâkka 69:36

Cüz: 29 | Sayfa: 567
وَلَا طَعَامٌ اِلَّا مِنْ غِسْل۪ينٍۙ
Ve la taamun illa min gıslin.
Mustafa İslamoğlu
ne de pis bir atıktan başka yiyeceğe;
Elmalılı Hamdi Yazır
Ne de bir taam, bir "gıslin" den başka
Diyanet İşleri
"Kanlı irinden başka bir yiyeceği de yoktur."
Mehmet Okuyan
(36, 37) (Sürekli) hata yapanlardan başkasının yemeyeceği irinden başka hiçbir yiyecek de yoktur.
Suat Yıldırım
Yiyecek olarak da cehennemliklerin irininden başka bir şey bulunmaz.
Elmalılı (sadeleştirilmiş)
Bir irinden başka bir yiyecek de yoktur.
Muhammed Esed
ne de pislikten başka bir yiyeceği,
Yaşar Nuri Öztürk
"Yıkananların atık sularından başka yemek de yoktur."
Süleymaniye Vakfı
İrinden başka yiyeceği de bulunmaz[1].
Süleyman Ateş
İrinden başka yiyecek de yoktur.

Hâkka 69:37

Cüz: 29 | Sayfa: 567
لَا يَأْكُلُهُٓ اِلَّا الْخَاطِؤُ۫نَ۟
La ye'kuluhu illel hatiun.
Mustafa İslamoğlu
o, sadece günahkarların yediği bir yiyecek...
Elmalılı Hamdi Yazır
Ki onu kimse yemez hatakar canilerden başka.
Diyanet İşleri
Onu günahkarlardan başkası yemez."
Mehmet Okuyan
(36, 37) (Sürekli) hata yapanlardan başkasının yemeyeceği irinden başka hiçbir yiyecek de yoktur.
Suat Yıldırım
Onu, büyük şirk suçunu işleyenlerden başkası yemez.
Elmalılı (sadeleştirilmiş)
Onu günahkar canilerden başka kimse yemez.
Muhammed Esed
suçlulardan başkasının yemediği bir yiyecek!"
Yaşar Nuri Öztürk
"Ki o atık suyu sadece günahkarlar yer."
Süleymaniye Vakfı
Onu sadece, o hatayı[1] (şirk suçunu bile bile[2]) işleyenler yer[3].
Süleyman Ateş
Onu, (bile bile) hata işleyenlerden başkası yemez.

Hâkka 69:38

Cüz: 29 | Sayfa: 567
فَلَٓا اُقْسِمُ بِمَا تُبْصِرُونَۙ
Fe la uksımu bima tubsırun.
Mustafa İslamoğlu
Ötesi yok! Gördüğünüz her şeye Ben yemin ediyorum;
Elmalılı Hamdi Yazır
Artık yok, kasem ederim ki gördüklerinize
Diyanet İşleri
(38-40) Görebildiklerinize ve göremediklerinize yemin ederim ki, o (Kur'an), hiç şüphesiz çok şerefli bir elçinin (Allah'tan alıp tebliğ ettiği) sözüdür.
Mehmet Okuyan
(38, 39) Hayır! Görebildiklerinize ve göremediklerinize yemin ederim ki[1]
Suat Yıldırım
(38-39) Yok, yok! Gördüğünüz ve göremediğiniz alemlere yemin olsun ki!
Elmalılı (sadeleştirilmiş)
Artık yok, yemin ederim gördüklerinize
Muhammed Esed
Evet! Görebildiğiniz her şeyi tanıklığa çağıracağım;
Yaşar Nuri Öztürk
Hayır, sandıkları gibi değil! Yemin ederim gördüklerinize,
Süleymaniye Vakfı
Hayır! Görebildiklerinize yemin ederim,
Süleyman Ateş
Yoo, yemin ederim; gördüklerinize,

Hâkka 69:39

Cüz: 29 | Sayfa: 567
وَمَا لَا تُبْصِرُونَۙ
Ve ma la tubsırun.
Mustafa İslamoğlu
göremediklerinize de.
Elmalılı Hamdi Yazır
Ve görmediklerinize
Diyanet İşleri
(38-40) Görebildiklerinize ve göremediklerinize yemin ederim ki, o (Kur'an), hiç şüphesiz çok şerefli bir elçinin (Allah'tan alıp tebliğ ettiği) sözüdür.
Mehmet Okuyan
(38, 39) Hayır! Görebildiklerinize ve göremediklerinize yemin ederim ki[1]
Suat Yıldırım
(38-39) Yok, yok! Gördüğünüz ve göremediğiniz alemlere yemin olsun ki!
Elmalılı (sadeleştirilmiş)
ve görmediklerinize!
Muhammed Esed
ve bütün göremediklerinizi!
Yaşar Nuri Öztürk
Ve görmediklerinize!
Süleymaniye Vakfı
Göremediklerinize de (yemin ederim ki)[1]
Süleyman Ateş
Ve görmediklerinize,

Hâkka 69:40

Cüz: 29 | Sayfa: 567
اِنَّهُ لَقَوْلُ رَسُولٍ كَر۪يمٍۚ
İnnehu le kavlu resulun kerimin.
Mustafa İslamoğlu
Hiç şüpheniz olmasın ki o (mesaj) şerefli bir elçinin sözüdür;
Elmalılı Hamdi Yazır
O hiç şübhesiz kerim bir Resulün getirdiği sözdür
Diyanet İşleri
(38-40) Görebildiklerinize ve göremediklerinize yemin ederim ki, o (Kur'an), hiç şüphesiz çok şerefli bir elçinin (Allah'tan alıp tebliğ ettiği) sözüdür.
Mehmet Okuyan
Şüphesiz ki o (Kur'an), değerli bir elçinin (Cebrail'in ulaştırdığı) sözüdür.
Suat Yıldırım
Bu Kur'an, pek kerim bir Resulün sözüdür.
Elmalılı (sadeleştirilmiş)
O (Kur'an), hiç şüphesiz şanlı bir peygamberin getirdiği sözdür.
Muhammed Esed
Bakın, bu (Kuran) gerçekten şerefli bir Elçi'nin (vahyedilmiş) sözüdür,
Yaşar Nuri Öztürk
Ki o, çok soylu bir elçinin sözüdür.
Süleymaniye Vakfı
Kur'an, kesinlikle değerli bir elçinin sözüdür[1].
Süleyman Ateş
Ki, o (Kur'an) elbette değerli bir elçinin sözüdür.

Hâkka 69:41

Cüz: 29 | Sayfa: 567
#iman
وَمَا هُوَ بِقَوْلِ شَاعِرٍۜ قَل۪يلاً مَا تُـؤْمِنُونَۙ
Ve ma huve bi kavli şairin, kalilin ma tu'minun.
Mustafa İslamoğlu
ve o bir şair sözü değildir: ne kadar da azınız inanıyor;
Elmalılı Hamdi Yazır
Ve o bir şair sözü değildir. Siz pek az düşünüyorsunuz
Diyanet İşleri
O, bir şairin sözü değildir. Ne de az inanıyorsunuz!
Mehmet Okuyan
O, asla bir şairin[1] sözü değildir. Ne kadar da azınız iman ediyor!
Suat Yıldırım
O, bir şairin sözü değildir, inanmanız ne de az sizin!
Elmalılı (sadeleştirilmiş)
Ve O, bir şair sözü değildir. Siz pek az inanıyorsunuz!
Muhammed Esed
ve o, inanmaya ne kadar az (eğilimli) olsanız da bir şair sözü değildir;
Yaşar Nuri Öztürk
Bir şairin sözü değildir o. Ne kadar da az inanıyorsunuz?
Süleymaniye Vakfı
O, bir şair sözü değildir. Ne kadar az inanıp güveniyorsunuz[1]!
Süleyman Ateş
O, bir şa'irin sözü değildir. Ne de az inanıyorsunuz!

Hâkka 69:42

Cüz: 29 | Sayfa: 567
وَلَا بِقَوْلِ كَاهِنٍۜ قَل۪يلاً مَا تَذَكَّرُونَۜ
Ve la bi kavli kahin, kalilen ma tezekkerun.
Mustafa İslamoğlu
ve o bir kahin sözü de değildir: ne kadar da azınız düşünüyor:
Elmalılı Hamdi Yazır
bir kahin sözü de değildir, siz pek az düşünüyorsunuz
Diyanet İşleri
Bir kahinin sözü de değildir. Ne de az düşünüyorsunuz!
Mehmet Okuyan
O, asla bir kâhinin[1] sözü de değildir. Ne kadar da azınız (gerçeği) hatırlıyor!
Suat Yıldırım
O bir kahinin sözü de değil! Ne de az düşünüyorsunuz!
Elmalılı (sadeleştirilmiş)
Bir kahin sözü de değildir. Siz pek az düşünüyorsunuz!
Muhammed Esed
ve ders almaya ne kadar az (hazır olsanız) da bir kahin sözü de değildir:
Yaşar Nuri Öztürk
Bir kahinin sözü de değildir o. Ne kadar da az araştırıp düşünüyorsunuz?
Süleymaniye Vakfı
Bir kahin sözü de değildir[1]. Bilginizi ne kadar az kullanıyorsunuz!
Süleyman Ateş
Bir kahinin sözü de değildir. Ne de az düşünüyorsunuz!

Hâkka 69:43

Cüz: 29 | Sayfa: 567
#rab
تَنْز۪يلٌ مِنْ رَبِّ الْعَالَم۪ينَ
Tenzilun min rabbil alemin.
Mustafa İslamoğlu
O, Alemlerin Rabbi katından indirilmedir.
Elmalılı Hamdi Yazır
O rabbül'aleminden bir tenzildir
Diyanet İşleri
O, alemlerin Rabbi tarafından indirilmedir.
Mehmet Okuyan
Âlemlerin Rabbinden indir(il)medir.
Suat Yıldırım
O, Rabbülalemin'den indirilen bir derstir.
Elmalılı (sadeleştirilmiş)
O, alemlerin Rabbi tarafından indirilmedir.
Muhammed Esed
(o) bütün alemlerin Rabbinden bir vahiy(dir).
Yaşar Nuri Öztürk
Alemlerin Rabbi'nden bir indiriştir o.
Süleymaniye Vakfı
(Bu Kur'an) varlıkların Rabbi / Sahibi tarafından indirilmiştir[1].
Süleyman Ateş
Alemlerin Rabbi tarafından indirilmiştir.

Hâkka 69:44

Cüz: 29 | Sayfa: 567
وَلَوْ تَقَوَّلَ عَلَيْنَا بَعْضَ الْاَقَاو۪يلِۙ
Ve lev tekavvele aleyna ba'dal ekavil.
Mustafa İslamoğlu
Ve eğer (Peygamber) kısmen dahi, söylemediğimiz sözler uydurarak Bize isnat etseydi,
Elmalılı Hamdi Yazır
O bize isnaden ba'zı laflar uydurmağa kalkışsaydı
Diyanet İşleri
(44-45) Eğer (Peygamber) bize isnat ederek bazı sözler uydurmuş olsaydı, mutlaka onu kudretimizle yakalardık.
Mehmet Okuyan
(O elçi) bize (atfen) bazı sözler uydurmuş olsaydı,
Suat Yıldırım
(44-46) Eğer o Resul bizim adımıza birtakım sözler uydursaydı, onu elimizle yakalar, sonra da onun şah damarını keserdik.
Elmalılı (sadeleştirilmiş)
O Bizim adımıza bazı laflar uydurmaya kalkışsaydı,
Muhammed Esed
Şimdi o, (kendisine bunu emanet ettiğimiz kişi,) (kendi) sözlerinden bir kısmını Bize isnad etmeye kalkışsaydı,
Yaşar Nuri Öztürk
Eğer bazı lafları bizim sözlerimiz diye ortaya sürseydi,
Süleymaniye Vakfı
(Resulümüz Muhammed) Eğer bizim adımıza bazı sözler uydurmuş olsaydı[1],
Süleyman Ateş
Eğer o, (Muhammed), bazı laflar uydurup bize iftira etseydi,

Hâkka 69:45

Cüz: 29 | Sayfa: 567
لَاَخَذْنَا مِنْهُ بِالْيَم۪ينِۙ
Le ehazna minhu bil yemin.
Mustafa İslamoğlu
onu sağ kolundan şiddetle yakalar
Elmalılı Hamdi Yazır
Elbette biz onu ondan dolayı yeminiyle yakalar (kuvvetle tutar hıncını alır)dık.
Diyanet İşleri
(44-45) Eğer (Peygamber) bize isnat ederek bazı sözler uydurmuş olsaydı, mutlaka onu kudretimizle yakalardık.
Mehmet Okuyan
Bu nedenle elbette (onu önce) güçlü bir şekilde yakalardık.
Suat Yıldırım
(44-46) Eğer o Resul bizim adımıza birtakım sözler uydursaydı, onu elimizle yakalar, sonra da onun şah damarını keserdik.
Elmalılı (sadeleştirilmiş)
Elbette Biz onu, o yüzden yeminiyle yakalar (kuvvetle tutar hıncını alır)dık!
Muhammed Esed
o'nu sağ elinden yakalardık;
Yaşar Nuri Öztürk
Yemin olsun, ondan sağ elini koparırdık.
Süleymaniye Vakfı
Elbette onu kıskıvrak yakalardık.
Süleyman Ateş
Elbette onun sağ (elini veya kuvvet)ini alırdık.

Hâkka 69:46

Cüz: 29 | Sayfa: 567
ثُمَّ لَقَطَعْنَا مِنْهُ الْوَت۪ينَۘ
Summe le kata'na minhul vetin.
Mustafa İslamoğlu
ve şah damarını kesip (başını) koparırdık
Elmalılı Hamdi Yazır
Sonra da ondan vetinini (iliğini) keser atardık
Diyanet İşleri
Sonra da onun şah damarını mutlaka keserdik.
Mehmet Okuyan
Sonra da bu nedenle can damarını keserdik.
Suat Yıldırım
(44-46) Eğer o Resul bizim adımıza birtakım sözler uydursaydı, onu elimizle yakalar, sonra da onun şah damarını keserdik.
Elmalılı (sadeleştirilmiş)
Sonra da onun iliğini keser atardık.
Muhammed Esed
ve şah damarını keserdik;
Yaşar Nuri Öztürk
Sonra ondan can damarını mutlaka keserdik.
Süleymaniye Vakfı
Sonra kesinlikle onun ana atardamarını koparırdık[1].
Süleyman Ateş
Sonra onun can damarını keserdik.

Hâkka 69:47

Cüz: 29 | Sayfa: 567
فَمَا مِنْكُمْ مِنْ اَحَدٍ عَنْهُ حَاجِز۪ينَ
Fe ma minkum min ehadin anhu hacizin.
Mustafa İslamoğlu
da, sizden hiç kimse buna engel olamazdı.
Elmalılı Hamdi Yazır
O vakıt sizden hiç biriniz ona siper de olamazdınız
Diyanet İşleri
Hiçbiriniz de bu cezayı engelleyip ondan savamazdı.
Mehmet Okuyan
Hiçbiriniz buna engel de olamazdınız.[1]
Suat Yıldırım
Sizden kimse de buna mani olamazdı.
Elmalılı (sadeleştirilmiş)
O vakit sizden hiçbiriniz ona siper de olamazdınız.
Muhammed Esed
ve hiç biriniz o'nu koruyamazdı!
Yaşar Nuri Öztürk
Sizin hiçbiriniz ona siper de olamazdınız.
Süleymaniye Vakfı
İçinizden bunu engelleyebilecek hiç kimse de olmazdı[1].
Süleyman Ateş
Sizden hiç kimse buna engel olamazdı.

Hâkka 69:48

Cüz: 29 | Sayfa: 567
وَاِنَّهُ لَتَذْكِرَةٌ لِلْمُتَّق۪ينَ
Ve innehu le tezkiretun lil muttekin.
Mustafa İslamoğlu
Gerçek şu ki, bu vahiy muttakiler için bir uyarıdır.
Elmalılı Hamdi Yazır
Ve o hiç şüphesiz unutulmıyacak bir öğüddür korunacaklar için
Diyanet İşleri
Şüphesiz Kur'an, Allah'a karşı gelmekten sakınanlara bir öğüttür.
Mehmet Okuyan
Şüphesiz ki o (Kur'an), muttakîler (duyarlı olanlar) için bir hatırlatmadır.
Suat Yıldırım
Şüphesiz o müttakiler için bir irşaddır.
Elmalılı (sadeleştirilmiş)
Ve o, hiç şüphesiz takva sahipleri için unutulmayacak bir öğüttür.
Muhammed Esed
Gerçek şu ki bu (Kuran), Allah'a karşı sorumluluk bilinci duyan herkes için bir öğüt ve uyarıdır.
Yaşar Nuri Öztürk
Gerçek şu ki o, sakınanlar için tam bir uyarıcı ve düşündürücüdür.
Süleymaniye Vakfı
Kur'an, yanlışlardan sakınanlara kesinlikle doğru bilgi vermektedir[1].
Süleyman Ateş
O (Kur'an), korunanlar için bir öğüttür.

Hâkka 69:49

Cüz: 29 | Sayfa: 567
وَاِنَّا لَنَعْلَمُ اَنَّ مِنْكُمْ مُكَذِّب۪ينَ
Ve inna le na'lemu enne minkum mukezzibin.
Mustafa İslamoğlu
Ama kesinlikle Biz, sizden yalanlayacak olanların çıkacağını da çok iyi biliyoruz.
Elmalılı Hamdi Yazır
Bununla beraber biz biliyoruz ki sizden inanmıyanlar var
Diyanet İşleri
Şüphesiz biz, içinizden yalanlayanların olduğunu elbette biliyoruz.
Mehmet Okuyan
Şüphesiz ki içinizde (onu) yalanlayanların olduğunu bilmekteyiz.
Suat Yıldırım
Elbette sizden bazılarının Peygamberi "yalancı" saydığını biliriz.
Elmalılı (sadeleştirilmiş)
Bununla beraber Biz biliyoruz ki, sizden inanmayanlar var.
Muhammed Esed
Ve bakın, içinizde onu yalanlayacakların bulunduğunu iyi biliriz:
Yaşar Nuri Öztürk
Ve biz, içinizden onu yalanlayanların bulunduğunu kesinlikle biliyoruz.
Süleymaniye Vakfı
Çok iyi biliyoruz ki içinizde (Kur'an karşısında) yalana sarılanlar var[1].
Süleyman Ateş
Biz, içinizde yalanlayanlar bulunduğunu elbette biliyoruz.

Hâkka 69:50

Cüz: 29 | Sayfa: 567
وَاِنَّهُ لَحَسْرَةٌ عَلَى الْـكَافِر۪ينَ
Ve innehu le hasretun alel kafirin.
Mustafa İslamoğlu
Bir o kadar kesin olan da şu ki, bu durum inkarı hayat tarzı edinenler için derin bir pişmanlık kaynağı olacak;
Elmalılı Hamdi Yazır
Ve her halde o, kafirler üzerinde bir hasrettir
Diyanet İşleri
Şüphesiz Kur'an, kafirler için mutlaka bir pişmanlık sebebidir.
Mehmet Okuyan
Şüphesiz ki o (Kur'an), kâfirler için bir pişmanlık (sebebi)dir.
Suat Yıldırım
(50-51) Şüphesiz o, kafirler için büyük bir pişmanlık ve karşılaşacakları kesin bir gerçektir.
Elmalılı (sadeleştirilmiş)
Ve kesinlikle o, kafirler için bir hasret (vahlanma) vesilesidir.
Muhammed Esed
ama bu (red), şüphesiz, (Allah'ın vahyinin) doğruluğu(nu) inkar edenler için acı bir pişmanlık kaynağı olacaktır,
Yaşar Nuri Öztürk
Ve o, küfre sapanlar için tam bir hasrettir.
Süleymaniye Vakfı
Kur'an, ayetleri görmezlikten gelenler için kesinlikle bir yürek acısıdır[1].
Süleyman Ateş
Doğrusu o, kafirler için hasrettir.

Hâkka 69:51

Cüz: 29 | Sayfa: 567
وَاِنَّهُ لَحَقُّ الْيَق۪ينِ
Ve innehu le hakk'ul yakin.
Mustafa İslamoğlu
zira o (vahiy), elbette mutlak hakikattir.
Elmalılı Hamdi Yazır
Ve o hiç şübhesiz hakkulyakin'dir
Diyanet İşleri
Şüphesiz Kur'an, gerçek kesin bilgidir.
Mehmet Okuyan
Şüphesiz ki o (Kur'an), gerçeğin ta kendisidir.
Suat Yıldırım
(50-51) Şüphesiz o, kafirler için büyük bir pişmanlık ve karşılaşacakları kesin bir gerçektir.
Elmalılı (sadeleştirilmiş)
O, hiç şüphesiz, gerçeğin ta kendisidir.
Muhammed Esed
çünkü o, mutlak hakikattir!
Yaşar Nuri Öztürk
Ve o, kesin bilginin tam gerçeğidir.
Süleymaniye Vakfı
Şüphesiz Kur'an, doğruluğu kesin olarak bilinebilir bir gerçektir[1].
Süleyman Ateş
O, kesin gerçektir.

Hâkka 69:52

Cüz: 29 | Sayfa: 567
#rab
فَسَبِّحْ بِاسْمِ رَبِّكَ الْعَظ۪يمِ
Fe sebbıh bismi rabbikel azim.
Mustafa İslamoğlu
Sözün ozü: (Ey muhatap) sen, azamet sahibi Rabbin adına hareket et!
Elmalılı Hamdi Yazır
haydi tesbih et rabbının azim ismiyle
Diyanet İşleri
O halde sen, yüce Rabbinin adıyla tespih et.
Mehmet Okuyan
Yüce Rabbinin adını tesbih et (yücelt)![1]
Suat Yıldırım
O halde, (ey şanlı Elçi)! Haydi sen de Rabbinin yüce adını zikret!
Elmalılı (sadeleştirilmiş)
Haydi, Rabbinin yüce ismi ile tesbih et!
Muhammed Esed
Öyleyse, kudret sahibi Rabbinin ismini yücelt!
Yaşar Nuri Öztürk
Hadi artık, yüce Rabbinin adını tespih et!
Süleymaniye Vakfı
Öyleyse sen, Rabbinin muazzam adı /özelliği sebebiyle ona boyun eğ![1]
Süleyman Ateş
Öyleyse ulu Rabbinin adını tesbih et (O'nun eksikliklerinden uzak, yücelerden yüce olduğunu an).

Mearic 70:1

Cüz: 29 | Sayfa: 567
سَاَلَ سَٓائِلٌ بِعَذَابٍ وَاقِعٍۙ
Se ele sailun bi azabin vakı'n.
Mustafa İslamoğlu
Herhangi bir soru/istek sahibi (ahirette) vuku bulması kesin olan tarifsiz azabı hemen (burada) sorup isteyebilir;
Elmalılı Hamdi Yazır
İstedi bir sail bir azabı ki olacak
Diyanet İşleri
(1-3) Soran birisi, yükselme yollarının sahibi Allah tarafından kafirlere kesinlikle inecek olan ve hiç kimsenin uzaklaştıramayacağı azabı sordu.
Mehmet Okuyan
Soran biri gerçekleşecek azabı sordu.
Suat Yıldırım
Biri çıkıp gelecek azabı sordu.
Elmalılı (sadeleştirilmiş)
İsteyen biri, olacak bir azabı istedi.
Muhammed Esed
Sorup araştırmak isteyen biri, (öteki dünyada) başa gelecek azabı sorabilir,
Yaşar Nuri Öztürk
Soran birisi, geleceği kuşkusuz azabı sordu.
Süleymaniye Vakfı
Birisi, (ileride) gerçekleşecek olan azabı (hemen şimdi) istedi[1].
Süleyman Ateş
Bir soran, inecek azabı sordu:

Mearic 70:2

Cüz: 29 | Sayfa: 567
لِلْـكَافِر۪ينَ لَيْسَ لَهُ دَافِعٌۙ
Lil kafirine leyse lehu dafi'.
Mustafa İslamoğlu
(ki o azap) inkar edenlere hastır, kimsenin ona (karşı) kendini savunmaya mecali yoktur.
Elmalılı Hamdi Yazır
Kafirler için yok onu defi' edecek
Diyanet İşleri
(1-3) Soran birisi, yükselme yollarının sahibi Allah tarafından kafirlere kesinlikle inecek olan ve hiç kimsenin uzaklaştıramayacağı azabı sordu.
Mehmet Okuyan
Kâfirler için, o azabı savacak[1] (kimse) yoktur.
Suat Yıldırım
O azap ki onu, kafirlerden uzaklaştıracak hiçbir kuvvet yoktur.
Elmalılı (sadeleştirilmiş)
Kafirler için yok onu engelleyecek.
Muhammed Esed
hakikati inkar edenlerin (başına). (Öyleyse, bil ki) hiçbir şey ona mani olamaz;
Yaşar Nuri Öztürk
Küfre sapanlar içindir o. Yoktur onu savacak.
Süleymaniye Vakfı
Kafirlerin başına gelecek olan ve kimsenin engelleyemeyeceği azabı...[1]
Süleyman Ateş
Kafirler için, ki onu savacak yoktur,

Mearic 70:3

Cüz: 29 | Sayfa: 567
مِنَ اللّٰهِ ذِي الْمَعَارِجِۜ
Minallahi zil mearic.
Mustafa İslamoğlu
Allah'tan gelir; tekamül mertebelerinin sahibi olan (Allah'tan):
Elmalılı Hamdi Yazır
O, mi'racların sahibi Allahdan
Diyanet İşleri
(1-3) Soran birisi, yükselme yollarının sahibi Allah tarafından kafirlere kesinlikle inecek olan ve hiç kimsenin uzaklaştıramayacağı azabı sordu.
Mehmet Okuyan
O (azap), yüksek makamların sahibi Allah'tandır.
Suat Yıldırım
Çünkü bu azap, yüceler yücesi Allah'tan gelecektir.
Elmalılı (sadeleştirilmiş)
O, miraçların sahibi Allah'tandır.
Muhammed Esed
(çünkü o,) Allah'tan (gelir,) katına yükselmenin birçok yolu olan (Allah'tan):
Yaşar Nuri Öztürk
Yükselme boyutlarının/derecelerinin sahibi Allah'tandır o.
Süleymaniye Vakfı
(Göklere) yükselten araçların sahibi[1] Allah'tan gelecek azabı…
Süleyman Ateş
Yükselme derecelerinin sahibi Allah'tan.

Mearic 70:4

Cüz: 29 | Sayfa: 567
تَعْرُجُ الْمَلٰٓئِكَةُ وَالرُّوحُ اِلَيْهِ ف۪ي يَوْمٍ كَانَ مِقْدَارُهُ خَمْس۪ينَ اَلْفَ سَنَةٍۚ
Ta'rucul melaiketu ver ruhu ileyhi fi yevmin kane mikdaruhu hamsine elfe seneh.
Mustafa İslamoğlu
Bütün melaike, ruh ile birlikte, süresi (dünyaya göre) elli bin yıl olan bir günde O'na yükselir.
Elmalılı Hamdi Yazır
Ki ona Melaike ve Ruh uruc eder, bir günde ki mikdarı elli bin sene tutar
Diyanet İşleri
Melekler ve Ruh (Cebrail) ona süresi elli bin yıl olan bir günde yükselir.
Mehmet Okuyan
Melekler ve ruh(lar), miktarı elli bin sene olan bir günde O'na yükselir.[1]
Suat Yıldırım
Melekler ve Ruh, O'nun Arş'ına; miktarı ellibin sene olan bir günde yükselirler.
Elmalılı (sadeleştirilmiş)
Melekler ve Ruh (Cebrail), süresi elli bin yıl tutan bir günde ona yükselip çıkarlar.
Muhammed Esed
bütün melekler ve (insana bahşedilmiş olan) ilham O'na (bir günde) yükselir, uzunluğu elli bin yıl (gibi) süren bir günde.
Yaşar Nuri Öztürk
Melekler ve Ruh, miktarı ellibin yıl olan bir günde yükselirler O'na.
Süleymaniye Vakfı
Süresi elli bin yıl olan bir günde /zaman diliminde[1] melekler ruhlarla birlikte[2] ona yükselir.
Süleyman Ateş
Melekler ve Ruh, miktarı elli bin yıl süren bir gün içinde O'na çıkar.

Mearic 70:5

Cüz: 29 | Sayfa: 567
#iman
فَاصْبِرْ صَبْراً جَم۪يلاً
Fasbir sabren cemila.
Mustafa İslamoğlu
Artık (sen ey muhatap), güzel bir sabırla diren!
Elmalılı Hamdi Yazır
O halde sabret biraz bir sabri cemil ile
Diyanet İşleri
(Ey Muhammed!) Sen güzel bir şekilde sabret.
Mehmet Okuyan
Sen güzelce sabret!
Suat Yıldırım
O halde sen, müşriklerin eziyetlerine güzelce sabret. Çünkü azabın inmesi yaklaşmaktadır.
Elmalılı (sadeleştirilmiş)
O halde sabret biraz, güzel bir sabır ile!
Muhammed Esed
Bu nedenle, (sen ey iman eden), bütün sıkıntılara sabırla katlan!
Yaşar Nuri Öztürk
Artık güzel bir sabırla sabret!
Süleymaniye Vakfı
Öyleyse sen güzelce sabret /duruşunu bozma[1].
Süleyman Ateş
Şimdi sen güzelce sabret.

Mearic 70:6

Cüz: 29 | Sayfa: 567
اِنَّهُمْ يَرَوْنَهُ بَع۪يداًۙ
İnnehum yerevnehu baida.
Mustafa İslamoğlu
Çünkü onlar (Hesap Günü'nü) çok uzak bir ihtimal olarak görüyorlar;
Elmalılı Hamdi Yazır
Çünkü onlar onu uzak görürler
Diyanet İşleri
Şüphesiz onlar o azabı uzak görüyorlar.
Mehmet Okuyan
Doğrusu onlar, o (hesabı) uzak (ihtimal) görüyorlar.
Suat Yıldırım
(6-7) Onlar, o günü çok uzakta zannediyorlar, ama Biz yakın olduğunu biliyoruz.
Elmalılı (sadeleştirilmiş)
Çünkü onlar, onu uzak görürler.
Muhammed Esed
Bak, insanlar o (hesaba) uzak bir şey olarak bakıyorlar,
Yaşar Nuri Öztürk
Onlar onu çok uzak görüyorlar.
Süleymaniye Vakfı
Onlar o azabı (kendilerinden) uzak görüyorlar[1];
Süleyman Ateş
Onlar onu uzak görüyor(lar).

Mearic 70:7

Cüz: 29 | Sayfa: 567
وَنَرٰيهُ قَر۪يباًۜ
Ve nerahu kariba.
Mustafa İslamoğlu
Biz ise onu çok yakın görüyoruz.
Elmalılı Hamdi Yazır
Biz se onu yakın görürüz
Diyanet İşleri
Biz ise onu yakın görüyoruz.
Mehmet Okuyan
Biz ise onu yakın görmekteyiz.[1]
Suat Yıldırım
(6-7) Onlar, o günü çok uzakta zannediyorlar, ama Biz yakın olduğunu biliyoruz.
Elmalılı (sadeleştirilmiş)
Biz ise onu yakın görürüz.
Muhammed Esed
ama Biz onu yakın görüyoruz!
Yaşar Nuri Öztürk
Biz ise onu çok yakın görüyoruz.
Süleymaniye Vakfı
oysa biz onu (onlara) yakın görüyoruz[1].
Süleyman Ateş
Biz ise onu yakın görüyoruz.

Mearic 70:8

Cüz: 29 | Sayfa: 567
يَوْمَ تَكُونُ السَّمَٓاءُ كَالْمُهْلِۙ
Yevme tekunus semau kel muhl.
Mustafa İslamoğlu
O gün gökyüzü yanık yağ tortusu gibi kıpkızıl olacak.
Elmalılı Hamdi Yazır
O gün ki olur sema' erimiş bir maden gibi
Diyanet İşleri
(8-9) Göğün, erimiş maden gibi ve dağların atılmış renkli yün gibi olacağı günü hatırla.
Mehmet Okuyan
O gün gök, erimiş maden gibi olur.
Suat Yıldırım
O gün gök erimiş maden gibi olur,
Elmalılı (sadeleştirilmiş)
O gün, gök erimiş bir maden gibi olur.
Muhammed Esed
(Bu hesap,) göğün erimiş madene benzeyeceği Gün (vuku bulacak),
Yaşar Nuri Öztürk
O gün gök, erimiş bir maden gibi olur.
Süleymaniye Vakfı
O gün gök, erimiş maden gibi olacak[1].
Süleyman Ateş
O gün gök, erimiş maden gibi olur.

Mearic 70:9

Cüz: 29 | Sayfa: 567
وَتَكُونُ الْجِبَالُ كَالْعِهْنِۙ
Ve tekunul cibalu kel ıhn.
Mustafa İslamoğlu
Bütün dağlar hallaç pamuğu gibi atılmış olacak.
Elmalılı Hamdi Yazır
Dağlar da atılmış elvan yun gibi
Diyanet İşleri
(8-9) Göğün, erimiş maden gibi ve dağların atılmış renkli yün gibi olacağı günü hatırla.
Mehmet Okuyan
Dağlar, (yayılmış) yün gibi bir hâl alır.
Suat Yıldırım
Dağlar ise atılmış rengarenk yüne döner.
Elmalılı (sadeleştirilmiş)
Dağlar da atılmış renkli yün gibi.
Muhammed Esed
ve dağların yün topakları gibi olacağı,
Yaşar Nuri Öztürk
Dağlar, atılmış, renkli yün gibi olur.
Süleymaniye Vakfı
Dağlar, (çırpılmış) renkli yünler gibi olacak.[1]
Süleyman Ateş
Dağlar, renkli yün gibi olur.

Mearic 70:10

Cüz: 29 | Sayfa: 567
وَلَا يَسْـَٔلُ حَم۪يمٌ حَم۪يماًۚ
Ve la yes'elu hamimun hamima.
Mustafa İslamoğlu
bir dost başka bir dostu sormayacak.
Elmalılı Hamdi Yazır
Ve bir hısım bir hısıma halini sormaz
Diyanet İşleri
(O gün) hiçbir samimi dost, dostunu sormaz.
Mehmet Okuyan
Hiçbir dost da dostu(nu) soramaz.[1]
Suat Yıldırım
(10-14) Birbirlerine gösterildikleri halde hiçbir candan dost, dostunun halini sormaz. Her mücrim o günkü azaptan kurtulmak için fidye olarak oğullarını, eşini, kardeşini, kendisine sahip çıkan sülalesini, hatta dünyada olanların tamamını verip de kurtulmak ister.
Elmalılı (sadeleştirilmiş)
Ve bir dost dosta halini sormaz.
Muhammed Esed
ve hiç kimsenin arkadaşını(n durumunu) sormayacağı,
Yaşar Nuri Öztürk
En yakın dostlar birbirlerinin halini sormaz/bir dost bir dostundan bir şey isteyemez.
Süleymaniye Vakfı
Bir can dostu, diğer can dostunun halini sormayacak[1],
Süleyman Ateş
Dost dostun halini sormaz.

Mearic 70:11

Cüz: 29 | Sayfa: 568
يُبَصَّرُونَهُمْۜ يَوَدُّ الْمُجْرِمُ لَوْ يَفْتَد۪ي مِنْ عَذَابِ يَوْمِئِذٍ بِبَن۪يهِۙ
Yubassarunehum yeveddul mucrimu lev yeftedi min azabi yevmi izin bi benih.
Mustafa İslamoğlu
Onlar birbirlerinin görüş alanında olacakları (halde böyle olacak). O gün günahı tabiat edinmiş kişi, azaptan kurtulmak için fidye vermek isteyecek öz evladını,
Elmalılı Hamdi Yazır
Birbirlerine gösterilirlerken, mücrim ister ki fidye verse o günün azabından oğullarını
Diyanet İşleri
(11-14) Birbirlerine gösterilirler. Günahkar kimse ister ki, o günün azabından kurtulmak için oğullarını, karısını, kardeşini, kendisini koruyup barındıran tüm ailesini ve yeryüzünde bulunanların hepsini fidye olarak versin de, kendisini kurtarsın.
Mehmet Okuyan
(11, 12, 13, 14) Birbirlerine gösterileceklerdir.[1] O suçlu kişi, o günün azabından (kurtulmak için) oğlunu (çocuğunu), hanımını (eşini), kardeşini, kendisini koruyup barındıran yakınlarını ve yeryüzünde kim varsa hepsini kendisini (azaptan) kurtarması için fidye vermek isteyecektir.[2]
Suat Yıldırım
(10-14) Birbirlerine gösterildikleri halde hiçbir candan dost, dostunun halini sormaz. Her mücrim o günkü azaptan kurtulmak için fidye olarak oğullarını, eşini, kardeşini, kendisine sahip çıkan sülalesini, hatta dünyada olanların tamamını verip de kurtulmak ister.
Elmalılı (sadeleştirilmiş)
Birbirlerine gösterilirlerken, suçlu o günün azabından kurtulmak için fidye vermek ister; oğullarını,
Muhammed Esed
ama onların birbirlerinin gözü önünde olacaklar(ı gün): (çünkü,) her suçlu, o Gün çocuklarını feda ederek kendisini kurtarmak ister,
Yaşar Nuri Öztürk
Birbirlerine gösterilirler. Suçlu, o günün azabından kurtulmak için oğullarını fidye vermeyi bile ister.
Süleymaniye Vakfı
halbuki birbirlerine de gösterilecekler. Suçlu kişi şunu çok arzu edecek: Keşke o günün azabına karşılık fidye olarak çocuklarını verebilse,
Süleyman Ateş
Birbirlerine gösterilirler (fakat herkes kendi derdine düştüğünden, başkasıyle ilgilenemez). Suçlu ister ki o günün azabından (kurtulmak için) fidye versin: Oğullarını,

Mearic 70:12

Cüz: 29 | Sayfa: 568
وَصَاحِبَتِه۪ وَاَخ۪يهِۙ
Ve sahıbetihi ve ahih.
Mustafa İslamoğlu
eşini, kardeşini,
Elmalılı Hamdi Yazır
Ve refikasını ve biraderini
Diyanet İşleri
(11-14) Birbirlerine gösterilirler. Günahkar kimse ister ki, o günün azabından kurtulmak için oğullarını, karısını, kardeşini, kendisini koruyup barındıran tüm ailesini ve yeryüzünde bulunanların hepsini fidye olarak versin de, kendisini kurtarsın.
Mehmet Okuyan
(11, 12, 13, 14) Birbirlerine gösterileceklerdir.[1] O suçlu kişi, o günün azabından (kurtulmak için) oğlunu (çocuğunu), hanımını (eşini), kardeşini, kendisini koruyup barındıran yakınlarını ve yeryüzünde kim varsa hepsini kendisini (azaptan) kurtarması için fidye vermek isteyecektir.[2]
Suat Yıldırım
(10-14) Birbirlerine gösterildikleri halde hiçbir candan dost, dostunun halini sormaz. Her mücrim o günkü azaptan kurtulmak için fidye olarak oğullarını, eşini, kardeşini, kendisine sahip çıkan sülalesini, hatta dünyada olanların tamamını verip de kurtulmak ister.
Elmalılı (sadeleştirilmiş)
karısını, kardeşini,
Muhammed Esed
ve eşini ve kardeşini,
Yaşar Nuri Öztürk
Eşini, kardeşini,
Süleymaniye Vakfı
karısını, kardeşini,
Süleyman Ateş
Eşini ve kardeşini,

Mearic 70:13

Cüz: 29 | Sayfa: 568
وَفَص۪يلَتِهِ الَّت۪ي تُـْٔو۪يهِۙ
Ve fasiletihilleti tu'vih.
Mustafa İslamoğlu
kendisine sığınak olmuş bütün yakınlarını;
Elmalılı Hamdi Yazır
Ve kendini barındıran fasilesini
Diyanet İşleri
(11-14) Birbirlerine gösterilirler. Günahkar kimse ister ki, o günün azabından kurtulmak için oğullarını, karısını, kardeşini, kendisini koruyup barındıran tüm ailesini ve yeryüzünde bulunanların hepsini fidye olarak versin de, kendisini kurtarsın.
Mehmet Okuyan
(11, 12, 13, 14) Birbirlerine gösterileceklerdir.[1] O suçlu kişi, o günün azabından (kurtulmak için) oğlunu (çocuğunu), hanımını (eşini), kardeşini, kendisini koruyup barındıran yakınlarını ve yeryüzünde kim varsa hepsini kendisini (azaptan) kurtarması için fidye vermek isteyecektir.[2]
Suat Yıldırım
(10-14) Birbirlerine gösterildikleri halde hiçbir candan dost, dostunun halini sormaz. Her mücrim o günkü azaptan kurtulmak için fidye olarak oğullarını, eşini, kardeşini, kendisine sahip çıkan sülalesini, hatta dünyada olanların tamamını verip de kurtulmak ister.
Elmalılı (sadeleştirilmiş)
kendisini barındıran fasilesini (kabilesini)
Muhammed Esed
ve kendisini himaye etmiş bütün akrabalarını,
Yaşar Nuri Öztürk
Kendisini kucaklayıp barındıran ailesini.
Süleymaniye Vakfı
kendini koruyup kollayan grubunu
Süleyman Ateş
Kendisini barındıran, içinde yetiştiği tüm ailesini,

Mearic 70:14

Cüz: 29 | Sayfa: 568
وَمَنْ فِي الْاَرْضِ جَم۪يعاًۙ ثُمَّ يُنْج۪يهِۙ
Ve men fil ardı cemi'an summe yuncih.
Mustafa İslamoğlu
dahası yeryüzünde yaşayan herkesi (fidye vermek isteyecek) ki kendisi kurtulabilsin.
Elmalılı Hamdi Yazır
Ve Arzda bulunanların hepsini de sonra kendini kurtarsa
Diyanet İşleri
(11-14) Birbirlerine gösterilirler. Günahkar kimse ister ki, o günün azabından kurtulmak için oğullarını, karısını, kardeşini, kendisini koruyup barındıran tüm ailesini ve yeryüzünde bulunanların hepsini fidye olarak versin de, kendisini kurtarsın.
Mehmet Okuyan
(11, 12, 13, 14) Birbirlerine gösterileceklerdir.[1] O suçlu kişi, o günün azabından (kurtulmak için) oğlunu (çocuğunu), hanımını (eşini), kardeşini, kendisini koruyup barındıran yakınlarını ve yeryüzünde kim varsa hepsini kendisini (azaptan) kurtarması için fidye vermek isteyecektir.[2]
Suat Yıldırım
(10-14) Birbirlerine gösterildikleri halde hiçbir candan dost, dostunun halini sormaz. Her mücrim o günkü azaptan kurtulmak için fidye olarak oğullarını, eşini, kardeşini, kendisine sahip çıkan sülalesini, hatta dünyada olanların tamamını verip de kurtulmak ister.
Elmalılı (sadeleştirilmiş)
ve yeryüzünde bulunanların hepsini (verip) sonra kendisini kurtarsa.
Muhammed Esed
ve yeryüzünde yaşayan (başka) herkesi, onların tümünü; böylece yalnız kendini kurtarabilsin diye.
Yaşar Nuri Öztürk
Ve yeryüzündeki insanların tümünü fidye verip kendisini kurtarmayı ister.
Süleymaniye Vakfı
ve yeryüzünde olan herkesi verebilse de kendisini (cehennemden) kurtarsa[1]!
Süleyman Ateş
Ve yeryüzünde bulunanların hepsini (versin) de tek kendisini kurtarsın.

Mearic 70:15

Cüz: 29 | Sayfa: 568
كَلَّاۜ اِنَّهَا لَظٰىۙ
Kella, inneha leza.
Mustafa İslamoğlu
Fakat ne mümkün! (Onu bekleyen) dediğini çarpan tarifsiz bir alevdir;
Elmalılı Hamdi Yazır
Hayır, çünkü o salgın bir leza,
Diyanet İşleri
(15-16) Hayır (ne mümkün)! Şüphesiz cehennem, derileri kavurup çıkaran alevli ateştir.
Mehmet Okuyan
(15, 16) Hayır! Şüphesiz ki o (cehennem), derileri kavurup soyan alevli bir ateştir.
Suat Yıldırım
Lakin ne mümkün! O cehennem alev alev yanan bir ateştir.
Elmalılı (sadeleştirilmiş)
Hayır, çünkü o salgın alevli bir ateştir.
Muhammed Esed
Ama hayır! (Onu bekleyen) tek şey alev saçan bir ateştir,
Yaşar Nuri Öztürk
Hayır, hayır! O, alevlenen bir ateştir.
Süleymaniye Vakfı
Hayır, asla! O, saf ateştir[1],
Süleyman Ateş
Hayır! O (ateş), alevlenen bir ateştir.

Mearic 70:16

Cüz: 29 | Sayfa: 568
نَزَّاعَةً لِلشَّوٰىۚ
Nezzaaten liş şeva.
Mustafa İslamoğlu
derisini kavuran bir alev;
Elmalılı Hamdi Yazır
etrafı soyan nari ceza'
Diyanet İşleri
(15-16) Hayır (ne mümkün)! Şüphesiz cehennem, derileri kavurup çıkaran alevli ateştir.
Mehmet Okuyan
(15, 16) Hayır! Şüphesiz ki o (cehennem), derileri kavurup soyan alevli bir ateştir.
Suat Yıldırım
Eli, ayağı, bütün uzuvları söküp atar.
Elmalılı (sadeleştirilmiş)
Derileri soyan ateştir.
Muhammed Esed
derisini kavuran (bir ateş)!
Yaşar Nuri Öztürk
Yakar kavurur deriyi/koparıp götürür kolu bacağı.
Süleymaniye Vakfı
derilerin üst katmanını soyup duran (bir ateş)[1].
Süleyman Ateş
Derileri kavurur, soyar.

Mearic 70:17

Cüz: 29 | Sayfa: 568
تَدْعُوا مَنْ اَدْبَرَ وَتَوَلّٰىۙ
Ted'u men edbera ve tevella.
Mustafa İslamoğlu
o, (hakka) sırt dönenleri ve (vahiyden) yüz çevirenleri kendine davet eder;
Elmalılı Hamdi Yazır
Çağırır arkasını dönüp tersine gideni
Diyanet İşleri
(17-18) O, (hakka) arka döneni ve (imandan) yüz çevireni; servet toplayıp yığanı kendine çağırır.
Mehmet Okuyan
(17, 18) Arkasını dönüp yüz çevireni ve (mal) toplayıp yığan kimseyi (kendine) çağıracaktır.[1]
Suat Yıldırım
(17-18) İmana sırtını dönüp haktan yüz çevireni, bir de servet toplayıp yığan ve hayırda harcamayanı o ateş kendine çağırır.
Elmalılı (sadeleştirilmiş)
Çağırır arkasını dönüp tersine gideni.
Muhammed Esed
O, (iyiye ve doğruya) sırtını dönenleri ve (hakikatten) uzaklaşanları kendine çeker,
Yaşar Nuri Öztürk
Çağırır, sırtını dönüp uzaklaşanı,
Süleymaniye Vakfı
O ateş, (doğrulara) sırtını dönen ve yüz çeviren herkesi kendine çağırır;
Süleyman Ateş
(Kendine) Çağırır; sırtını dönüp gideni,

Mearic 70:18

Cüz: 29 | Sayfa: 568
وَجَمَعَ فَاَوْعٰى
Ve cemea fe ev'a.
Mustafa İslamoğlu
zira o (serveti) toplayıp (paylaşmayarak) biriktiriyordu.
Elmalılı Hamdi Yazır
Ve toplayıp toplayıp kasaya yığanı
Diyanet İşleri
(17-18) O, (hakka) arka döneni ve (imandan) yüz çevireni; servet toplayıp yığanı kendine çağırır.
Mehmet Okuyan
(17, 18) Arkasını dönüp yüz çevireni ve (mal) toplayıp yığan kimseyi (kendine) çağıracaktır.[1]
Suat Yıldırım
(17-18) İmana sırtını dönüp haktan yüz çevireni, bir de servet toplayıp yığan ve hayırda harcamayanı o ateş kendine çağırır.
Elmalılı (sadeleştirilmiş)
Toplayıp toplayıp kasaya yığanı.
Muhammed Esed
ve (servet) biriktirip, (onu öteki insanların elinden) alanları.
Yaşar Nuri Öztürk
Toplayıp kasada yığanı/depolayanı.
Süleymaniye Vakfı
servet biriktirip saklayanı da...[1]
Süleyman Ateş
(Mal) Toplayıp kasada yığanı!

Mearic 70:19

Cüz: 29 | Sayfa: 568
اِنَّ الْاِنْسَانَ خُلِقَ هَلُوعاًۙ
İnnel insane hulika helua.
Mustafa İslamoğlu
Kuşku yok ki insan pek tatminsiz yaratılmıştır.
Elmalılı Hamdi Yazır
Hakikat o insan helu' yaradılmıştır
Diyanet İşleri
Şüphesiz insan çok hırslı ve sabırsız olarak yaratılmıştır.
Mehmet Okuyan
Şüphesiz ki insan çok hırslı yaratılmıştır.
Suat Yıldırım
Gerçekten insan cimri olarak yaratılmıştır.
Elmalılı (sadeleştirilmiş)
Gerçekten insan hırslı ve huysuz yaratılmıştır.
Muhammed Esed
Gerçek şu ki, insan tatminsiz bir tabiata sahiptir.
Yaşar Nuri Öztürk
İşin gereği şu ki insan; aceleci, hırslı, sabırsız, tahammülsüz yaratılmıştır.
Süleymaniye Vakfı
İnsan, sabırsız ve bencil bir yapıda yaratılmıştır[1].
Süleyman Ateş
Doğrusu insan hırslı (ve huysuz) yaratılmıştır.

Mearic 70:20

Cüz: 29 | Sayfa: 568
اِذَا مَسَّهُ الشَّرُّ جَزُوعاًۙ
İza messehuş şerru cezua.
Mustafa İslamoğlu
Başına bir kötülük geldiği zaman vaveylayı basar;
Elmalılı Hamdi Yazır
Şer dokundumu mızıkcı
Diyanet İşleri
Kendisine kötülük dokunduğu zaman sızlanır.
Mehmet Okuyan
Başına bir kötülük geldiğinde çok sızlanır.[1]
Suat Yıldırım
Başı derde düştü mü sızlanır durur.
Elmalılı (sadeleştirilmiş)
Fenalık dokununca mızıkçı,
Muhammed Esed
(Kural olarak,) başına bir kötülük geldiği zaman sızlanmaya başlar,
Yaşar Nuri Öztürk
Kendisine kötülük/hoşnutsuzluk dokununca basar bağırır.
Süleymaniye Vakfı
Başına bir fenalık gelse sızlanıp durur[1].
Süleyman Ateş
Kendisine kötülük dokundu mu sızlanır,

Mearic 70:21

Cüz: 29 | Sayfa: 568
وَاِذَا مَسَّهُ الْخَيْرُ مَنُوعاًۙ
Ve iza messehul hayru menua.
Mustafa İslamoğlu
ama bir iyiliğe nail olduğu zaman da onu herkesten kıskanır.
Elmalılı Hamdi Yazır
Hayır dokundumu kıskanç
Diyanet İşleri
Ona bir hayır dokunduğunda da eli sıkıdır.
Mehmet Okuyan
Bir hayra (zenginliğe) ulaşınca da çok cimri kesilir.
Suat Yıldırım
Ama servet sahibi olunca da pinti kesilir.
Elmalılı (sadeleştirilmiş)
hayır dokununca kıskançtır.
Muhammed Esed
bir iyilik ile karşılaşınca da onu bencilce (sahiplenip başka insanlardan) uzak tutar.
Yaşar Nuri Öztürk
Kendisine hayır ve nimet ulaşınca ondan başkalarının yararlanmasına engel olur.
Süleymaniye Vakfı
Eline bir nimet geçse kimseye bir şey vermez[1].
Süleyman Ateş
Kendisine hayır dokundu mu yardım etmez (sıkı sıkı tutar).

Mearic 70:22

Cüz: 29 | Sayfa: 568
#namaz
اِلَّا الْمُصَلّ۪ينَۙ
İllel musallin.
Mustafa İslamoğlu
Namazla dik duranlar müstesna:
Elmalılı Hamdi Yazır
Müstesna ancak o musalliler
Diyanet İşleri
Ancak, namaz kılanlar başka.
Mehmet Okuyan
Ancak salât (ibadet) edenler hariç!
Suat Yıldırım
(22-23) Ancak namazlarını devamlı kılanlar böyle değildir.
Elmalılı (sadeleştirilmiş)
Sadece namaz kılanlar bunun dışındadır.
Muhammed Esed
Ancak namazda bilinçli olarak Allah'a yönelenler böyle değildir,
Yaşar Nuri Öztürk
Namaz kılıp dua edenler müstesna.
Süleymaniye Vakfı
Fakat görevlerini aksatmayanlar[1] öyle değildir.
Süleyman Ateş
Ancak namaz kılanlar bunun dışındadır.

Mearic 70:23

Cüz: 29 | Sayfa: 568
#namaz
اَلَّذ۪ينَ هُمْ عَلٰى صَلَاتِهِمْ دَٓائِمُونَۖ
Ellezine hum ala salatihim daimun.
Mustafa İslamoğlu
Onlar ki namazlarında titiz ve devamlıdırlar.
Elmalılı Hamdi Yazır
Onlar ki namazlarına müdavimdirler
Diyanet İşleri
Onlar, namazlarına devam eden kimselerdir.
Mehmet Okuyan
Onlar salâtlarında (ibadetlerinde) devamlı olanlardır.
Suat Yıldırım
(22-23) Ancak namazlarını devamlı kılanlar böyle değildir.
Elmalılı (sadeleştirilmiş)
Onlar ki, namazlarına devam ederler.
Muhammed Esed
(ve) namazlarında devamlı ve kararlı olanlar;
Yaşar Nuri Öztürk
Bunlar, namazlarında süreklidirler.
Süleymaniye Vakfı
Onlar, namazlarını devamlı kılanlardır[1].
Süleyman Ateş
Onlar ki: Namazlarını sürekli kılarlar (aksatmazlar).

Mearic 70:24

Cüz: 29 | Sayfa: 568
وَالَّذ۪ينَ ف۪ٓي اَمْوَالِهِمْ حَقٌّ مَعْلُومٌۙ
Vellezine fi emvalihim hakkun ma'lum.
Mustafa İslamoğlu
Onlar ki, malları üzerinde belirli (kimselerin) hakkı olduğunu (bilirler):
Elmalılı Hamdi Yazır
Ve onlar ki mallarında vardır bir hakkı ma'lum
Diyanet İşleri
(24-25) Onlar, mallarında; isteyenler ve (isteyemeyip) mahrum kalanlar için belli bir hak bulunan kimselerdir.
Mehmet Okuyan
(24, 25) Onlar mallarında açıktan isteyen ve açıktan isteyemeyen(ler) için bilinen bir hak bulunanlardır.[1]
Suat Yıldırım
(24-25) Onlar o kimselerdir ki mallarında isteyen ve yoksun olanların haklarını ayırırlar.
Elmalılı (sadeleştirilmiş)
Onlar ki, mallarında belli bir hak vardır.
Muhammed Esed
ve şunlar: malları üzerinde (başkasının) hak sahibi olduğunu kabul edenler,
Yaşar Nuri Öztürk
Bunların mallarında belirli bir hak vardır:
Süleymaniye Vakfı
Onlar kendi mallarında belli bir hak bulunduğunu kabul edenlerdir;
Süleyman Ateş
Onların mallarında belli bir hisse vardır:

Mearic 70:25

Cüz: 29 | Sayfa: 568
Ekonomi ve Ticaret
#yoksul_doyurma
لِلسَّٓائِلِ وَالْمَحْرُومِۖ
Lis saili vel mahrum.
Mustafa İslamoğlu
Hassaten yardım isteyenlerin ve (isteyemediği için) mahrum kalanların...
Elmalılı Hamdi Yazır
Hem sail için hem mahrum
Diyanet İşleri
(24-25) Onlar, mallarında; isteyenler ve (isteyemeyip) mahrum kalanlar için belli bir hak bulunan kimselerdir.
Mehmet Okuyan
(24, 25) Onlar mallarında açıktan isteyen ve açıktan isteyemeyen(ler) için bilinen bir hak bulunanlardır.[1]
Suat Yıldırım
(24-25) Onlar o kimselerdir ki mallarında isteyen ve yoksun olanların haklarını ayırırlar.
Elmalılı (sadeleştirilmiş)
Hem isteyen için, hem de istemekten utanan yoksul için.
Muhammed Esed
(yardım) isteyenlerin ve (hayatın güzel şeylerinden) yoksun bulunanların;
Yaşar Nuri Öztürk
Yoksul ve yoksun için.
Süleymaniye Vakfı
isteyen ve isteyemeyene ait bir hak…[1]
Süleyman Ateş
Saile ve mahruma (isteyene ve utancından dolayı istemeyip mahrum kalana).