SQ SemanticQuran

Ayetler

Arama örnekleri: hidayet dalalet, "doğru yol", hidayet OR dalalet, iman -şirk
Temizle
Toplam sonuç: 6236

Fecr 89:8

Cüz: 30 | Sayfa: 592
Tarih / Kıssalar
#rab #salih_peygamber
اَلَّت۪ي لَمْ يُخْلَقْ مِثْلُهَا فِي الْبِلَادِۙۖ
Elleti lem yuhlak misluha fil bilad.
Mustafa İslamoğlu
ki, o (günün) dünyasında bir benzeri daha inşa edilmemişti?
Elmalılı Hamdi Yazır
Ki o beldeler içinde misli yaradılmamıştı
Diyanet İşleri
(6-10) (Ey Muhammed!) Rabbinin, (Hud'un kavmi) Ad'e, şehirler içinde benzeri kurulmamış olan, sütunlarla dolu İrem'e, vadide kayaları oyan (Salih'in kavmi) Semud'a, kazıklar sahibi Firavun'a ne yaptığını görmedin mi?
Mehmet Okuyan
(7, 8) (Yüksek) sütunları olan İrem (şehrine) -ki şehirler içinde onun benzeri yaratılmamıştı.
Suat Yıldırım
(6-10) Beldeler içinde benzeri yaratılmamış ve yüksek binalarla dolu İrem şehrinde oturan Ad milletine. Vadideki kayaları oyup yontarak sağlam evler yapan Semud milletine, Çadırlı ordugahlar, piramitler sahibi Firavun'a, Rabbinin ne yaptığını görmedin mi?
Elmalılı (sadeleştirilmiş)
ki, o ülkeler içinde bir benzeri yaratılmamıştı.
Muhammed Esed
ki bütün o topraklarda bir benzeri inşa edilmemişti?
Yaşar Nuri Öztürk
Ki beldeler içinde onun benzeri yaratılmamıştı.
Süleymaniye Vakfı
Orası öyle bir yerdi ki şehirler içinde onun gibisi kurulmamıştı.[1]
Süleyman Ateş
Ki ülkeler arasında onun eşi yaratılmamıştı.

Fecr 89:9

Cüz: 30 | Sayfa: 592
Tarih / Kıssalar
#rab #salih_peygamber
وَثَمُودَ الَّذ۪ينَ جَابُوا الصَّخْرَ بِالْوَادِۙۖ
Ve semudelleziyne cabussahre bil vad.
Mustafa İslamoğlu
Yine kayaları vadiler oluşturma amacıyla kesip oyan Semud'a?
Elmalılı Hamdi Yazır
Ve vadilerde kayaları kesen Semud'e
Diyanet İşleri
(6-10) (Ey Muhammed!) Rabbinin, (Hud'un kavmi) Ad'e, şehirler içinde benzeri kurulmamış olan, sütunlarla dolu İrem'e, vadide kayaları oyan (Salih'in kavmi) Semud'a, kazıklar sahibi Firavun'a ne yaptığını görmedin mi?
Mehmet Okuyan
Vadideki kayaları oyan Semûd (kavmine),
Suat Yıldırım
(6-10) Beldeler içinde benzeri yaratılmamış ve yüksek binalarla dolu İrem şehrinde oturan Ad milletine. Vadideki kayaları oyup yontarak sağlam evler yapan Semud milletine, Çadırlı ordugahlar, piramitler sahibi Firavun'a, Rabbinin ne yaptığını görmedin mi?
Elmalılı (sadeleştirilmiş)
Ve vadilerde kayaları kesen (yontan) Semud kavmine?
Muhammed Esed
Ve vadide kayaları oymuş olan Semud (halkın)a?
Yaşar Nuri Öztürk
Ve ne yaptı vadide kayaları oyan Semud kavmine?
Süleymaniye Vakfı
Vadideki kayaları oyan[1] Semud halkını[2]
Süleyman Ateş
Vadi('l-Kura)da kayaları oya(rak evler yapa)n Semud (kavmin)e?

Fecr 89:10

Cüz: 30 | Sayfa: 592
Tarih / Kıssalar
#rab #salih_peygamber
وَفِرْعَوْنَ ذِي الْاَوْتَادِۙۖ
Ve fir avne zil evtad.
Mustafa İslamoğlu
Ve (pirametlerle dünyaya) kazık çakan Firavun'a?
Elmalılı Hamdi Yazır
Ve o kazıkların sahibi Fir'avn'e
Diyanet İşleri
(6-10) (Ey Muhammed!) Rabbinin, (Hud'un kavmi) Ad'e, şehirler içinde benzeri kurulmamış olan, sütunlarla dolu İrem'e, vadide kayaları oyan (Salih'in kavmi) Semud'a, kazıklar sahibi Firavun'a ne yaptığını görmedin mi?
Mehmet Okuyan
Kazıklar sahibi Firavun'a.
Suat Yıldırım
(6-10) Beldeler içinde benzeri yaratılmamış ve yüksek binalarla dolu İrem şehrinde oturan Ad milletine. Vadideki kayaları oyup yontarak sağlam evler yapan Semud milletine, Çadırlı ordugahlar, piramitler sahibi Firavun'a, Rabbinin ne yaptığını görmedin mi?
Elmalılı (sadeleştirilmiş)
O kazıkların sahibi Firavun'a?
Muhammed Esed
Ve (pek çok) çadır direğine sahip Firavun'a?
Yaşar Nuri Öztürk
Ve kazıklar sahibi Firavun'a.
Süleymaniye Vakfı
ve kazıkları (piramitleri) olan Firavun'u da[1] (ne hale getirdiğini gözünde canlandırmaz mısın?)
Süleyman Ateş
Ve kazıklar sahibi Fir'avn'a?

Fecr 89:11

Cüz: 30 | Sayfa: 592
#adalet
اَلَّذ۪ينَ طَغَوْا فِي الْبِلَادِۙۖ
Ellezine tagav fil bilad.
Mustafa İslamoğlu
Onların hepsi de kendi ülkelerinde haddi aşmış kimselerdi;
Elmalılı Hamdi Yazır
Onlar ki memleketlerde tuğyan etmişlerdi de
Diyanet İşleri
(11-12) Bunlar şehirlerde azgınlık eden ve oralarda pek çok bozgunculuk çıkaran kimselerdi.
Mehmet Okuyan
Onlar şehirlerde azgınlık etmişlerdi.
Suat Yıldırım
Bütün bunlar, bulundukları ülkelerde azdıkça azdılar.
Elmalılı (sadeleştirilmiş)
Onlar ki o memleketlerde azıtmışlardı.
Muhammed Esed
(Onlar) toprakları üzerinde hak ve adalet sınırlarını aştılar;
Yaşar Nuri Öztürk
Bunlar, ülkelerde azıp zulmetmişlerdi.
Süleymaniye Vakfı
Onlar, şehirlerinde taşkınlık etmiş kimselerdi.[1]
Süleyman Ateş
Bunlar ülkelerde azmışlardı.

Fecr 89:12

Cüz: 30 | Sayfa: 592
فَاَكْثَرُوا ف۪يهَا الْفَسَادَۙۖ
Fe ekseru fihel fesad.
Mustafa İslamoğlu
derken oralarda ahlaki çürüme ve toplumsal yozlaşmayı körüklediler;
Elmalılı Hamdi Yazır
Oralarda çok bozgunculuk yapmışlardı.
Diyanet İşleri
(11-12) Bunlar şehirlerde azgınlık eden ve oralarda pek çok bozgunculuk çıkaran kimselerdi.
Mehmet Okuyan
Orada bozgunculuğu çoğaltmışlardı.[1]
Suat Yıldırım
Oralarda fesat ve bozgun çıkarıp, nizamı altüst ettiler.
Elmalılı (sadeleştirilmiş)
Oralarda çok bozgunculuk yapmışlardı.
Muhammed Esed
ve orada büyük bir yozlaşma ve çürümeye sebep oldular;
Yaşar Nuri Öztürk
Ve oralarda bozgunu çoğaltmışlardı.
Süleymaniye Vakfı
Oralarda bozgunculuklarını iyice artırmışlardı.[1]
Süleyman Ateş
Oralarda çok kötülük etmişlerdi.

Fecr 89:13

Cüz: 30 | Sayfa: 592
#rab
فَصَبَّ عَلَيْهِمْ رَبُّكَ سَوْطَ عَذَابٍۙۖ
Fe sabbe aleyhim rabbuke sevta azab.
Mustafa İslamoğlu
bu yüzden Rabbin onların üzerine envai çeşit azab kamçısı yağdırdı.
Elmalılı Hamdi Yazır
Onun için rabbın da üzerlerine bir azab kamçısı yağdırıverdi
Diyanet İşleri
Bu yüzden Rabbin onların üzerine azap kamçısı yağdırdı.
Mehmet Okuyan
Bu yüzden Rabbin onların üzerine azap kırbacını yağdırmıştı.
Suat Yıldırım
Bu yüzden senin Rabbin de onların üstüne azap kamçıları yağdırdı.
Elmalılı (sadeleştirilmiş)
Onun için de Rabbin üzerlerine bir azap kamçısı yağdırdı.
Muhammed Esed
işte bu yüzden Rabbin onları azap kırbacından geçirdi;
Yaşar Nuri Öztürk
Bu yüzden Rabbin, üzerlerine azap kamçısını yağdırıverdi.
Süleymaniye Vakfı
Rabbin de tepelerine azap kamçısını indirmişti.[1]
Süleyman Ateş
Bu yüzden Rabbin onların üzerine azab kırbacını çarptı.

Fecr 89:14

Cüz: 30 | Sayfa: 592
#rab
اِنَّ رَبَّكَ لَبِالْمِرْصَادِۜ
İnne rabbeke le bil mirsad.
Mustafa İslamoğlu
Şu kesin ki Rabbin her zaman ve mekanda herkesi gözetleyicidir.
Elmalılı Hamdi Yazır
Şübhesiz ki Rabbın öyle mirsad ile gözetmektedir
Diyanet İşleri
Şüphesiz Rabbin, gözetlemededir.
Mehmet Okuyan
Şüphesiz ki Rabbin, (sürekli) gözetlemektedir.
Suat Yıldırım
Çünkü Rabbin hep gözetlemededir.
Elmalılı (sadeleştirilmiş)
Şüphesiz ki Rabbin öyle mirsad ile gözetlemektedir.
Muhammed Esed
çünkü Rabbin, şüphesiz, her zaman gözetleyip durmaktadır!
Yaşar Nuri Öztürk
Çünkü Rabbin tam gözetleme yerindedir/tam bir biçimde gözetlemektedir.
Süleymaniye Vakfı
Senin Rabbin elbette gözetleme makamındadır.[1]
Süleyman Ateş
Elbette Rabbin gözetleme yerindedir (her an kullarının fiillerini gözetlemektedir).

Fecr 89:15

Cüz: 30 | Sayfa: 593
#rab
فَاَمَّا الْاِنْسَانُ اِذَا مَا ابْتَلٰيهُ رَبُّهُ فَاَكْرَمَهُ وَنَعَّمَهُ فَيَقُولُ رَبّ۪ٓي اَكْرَمَنِۜ
Fe emmel insanu iza mebtelahu rabbuhu fe ekremehu ve na'amehu fe yekulu rabbi ekremen.
Mustafa İslamoğlu
Ve insana gelince... Ne zaman Rabbi onu (varlıkla) sınayıp ona ikram edecek ve nimetlere gark edecek olsa, hemen (Allah'ın kendisini desteklediğini düşünerek) "Rabbim bana ikram etti" der;
Elmalılı Hamdi Yazır
Amma insan, her ne zaman rabbı onu imtihan edip de ona ikram eyler, ona ni'metler verirse, o vakıt rabbım bana ikram etti der
Diyanet İşleri
İnsan ise; Rabbi onu deneyip de kendisine ikramda bulunduğunda, ona bol bol nimetler verdiğinde, "Rabbim bana ikram etti" der.
Mehmet Okuyan
İnsana gelince, Rabbi kendisini imtihan edip ona ikramda bulunduğunda ve bol nimet verdiğinde "Rabbim bana ikram etti." der.
Suat Yıldırım
Rabbi, insanı denemek için ona değer verip, nimetlere gark edince o: "Rabbim hakkım olan ikramı yaptı." der.
Elmalılı (sadeleştirilmiş)
Ama insan, Rabbi onu her ne zaman imtihan edip de kendisine ikramda bulunur, nimetler verirse: "Rabbim bana ikram etti." der.
Muhammed Esed
İnsana gelince, ne zaman Rabbin onu, cömertliğiyle ve hoşnut olacağı bir hayat bağışlamakla denese, "Rabbim, bana karşı (ne kadar) cömertmiş!" der;
Yaşar Nuri Öztürk
İnsan böyledir; Rabbi kendisini deneyip de ona cömert davranır, nimet yağdırırsa: "Rabbim bana ikramda bulundu!" der.
Süleymaniye Vakfı
Ama insan var ya… Rabbi onu imtihana sokup ona ikramda bulunur ve bolca nimet verirse: "Rabbim bana ikram etti, bana!" der.[1]
Süleyman Ateş
Fakat insan öyledir; Rabbi ne zaman kendisini sınayıp ona ikramda bulunur, ona ni'met verirse: "Rabbim bana ikram etti" der.

Fecr 89:16

Cüz: 30 | Sayfa: 593
#rab
وَاَمَّٓا اِذَا مَا ابْتَلٰيهُ فَقَدَرَ عَلَيْهِ رِزْقَهُ فَيَقُولُ رَبّ۪ٓي اَهَانَنِۚ
Ve emma iza mebtelahu fe kadere aleyhi rızkahu fe yekulu rabbi ehanen.
Mustafa İslamoğlu
Ne zaman da Rabbi onu (darlıkla) sınayıp onun geçim alanını sınırlandıracak olsa, bu kez de "Rabbim beni zelil etti" der.
Elmalılı Hamdi Yazır
Amma her ne zaman da imtihan edip rızkını daraltırsa o vakıt da rabbım bana ihanet etti der.
Diyanet İşleri
Ama onu deneyip rızkını daraltınca da, "Rabbim beni aşağıladı" der.
Mehmet Okuyan
(Fakat) ne zaman onu imtihan edip rızkını daralttığında ise "Rabbim beni küçük düşürdü (önemsemedi)" der.
Suat Yıldırım
Ama yine denemek için nasibini daraltınca O: "Rabbim beni zelil, perişan etti!" der.
Elmalılı (sadeleştirilmiş)
Fakat her ne zaman da sınayıp rızkını daraltırsa: "Rabbim bana ihanet etti." der.
Muhammed Esed
ama geçim vasıtalarını daraltarak onu denediği zaman ise, "Rabbim beni küçük düşürdü!" di(ye sızlanı)r.
Yaşar Nuri Öztürk
Ama Rabbi onu sıkıntıya uğratıp rızkını ölçüye bağlarsa: "Rabbim bana ihanet etti!" der.
Süleymaniye Vakfı
Yine onu imtihana sokup bu defa da rızkını daraltırsa: "Rabbim beni perişan etti!" der.[1]
Süleyman Ateş
Ama Rabbi onu sınayıp rızkını daraltırsa: "Rabbim beni alçalttı (perişan etti)" der.

Fecr 89:17

Cüz: 30 | Sayfa: 593
#yetim_hakki
كَلَّا بَلْ لَا تُكْرِمُونَ الْيَت۪يمَۙ
Kella bel la tukrimunel yetim.
Mustafa İslamoğlu
Asla! Bilakis siz yetime izzet ikram göstermiyorsunuz,
Elmalılı Hamdi Yazır
Hayır hayır doğrusu siz yetime ikram etmiyorsunuz
Diyanet İşleri
Hayır, hayır! Yetime ikram etmiyorsunuz.
Mehmet Okuyan
Hayır! Doğrusu, siz yetime ikram etmiyorsunuz.[1]
Suat Yıldırım
Hayır! (Siz Allah'tan hep ikramı devam ettirmesini istersiniz ama,) yetime değer vermezsiniz!
Elmalılı (sadeleştirilmiş)
Hayır, hayır, doğrusu siz yetime ikram etmiyorsunuz.
Muhammed Esed
Ama hayır, hayır, (ey insanlar, bütün yaptıklarınızı ve yapmadıklarınızı bir düşünün:) siz yetime karşı cömert değilsiniz,
Yaşar Nuri Öztürk
Doğrusu şu ki, siz yetime ikramda bulunmuyorsunuz.
Süleymaniye Vakfı
Hayır, hayır! Aslında (imtihanı kaybediyorsunuz çünkü) siz yetime ikramda bulunmuyorsunuz.[1]
Süleyman Ateş
Hayır, doğrusu siz (Allah'tan ikram bekliyorsunuz ama kendiniz) yetime ikram etmiyorsunuz.

Fecr 89:18

Cüz: 30 | Sayfa: 593
Ekonomi ve Ticaret
#yoksul_doyurma
وَلَا تَحَٓاضُّونَ عَلٰى طَعَامِ الْمِسْك۪ينِۙ
Ve la tehaddune ala taamil miskin.
Mustafa İslamoğlu
yoksulu doyurmaya birbirinizi teşvik etmiyorsunuz,
Elmalılı Hamdi Yazır
Ve birbirinizi miskini ıt'ame teşvık eylemiyorsunuz
Diyanet İşleri
Yoksulu yedirmek konusunda birbirinizi teşvik etmiyorsunuz.
Mehmet Okuyan
Yoksulu yedirmeye de birbirinizi teşvik etmiyorsunuz.[1]
Suat Yıldırım
Muhtaçları doyurmaya teşvik etmezsiniz.
Elmalılı (sadeleştirilmiş)
Birbirinizi yoksulu doyurmaya teşvik etmiyorsunuz.
Muhammed Esed
muhtaçları doyurmaya birbirinizi teşvik etmiyorsunuz,
Yaşar Nuri Öztürk
Yoksulun doyurulmasını teşvik etmiyorsunuz.
Süleymaniye Vakfı
Çaresizlerin yiyeceği için birbirinizi teşvik bile etmiyorsunuz.[1]
Süleyman Ateş
Yoksula yedirmeğe teşvik etmiyorsunuz.

Fecr 89:19

Cüz: 30 | Sayfa: 593
#miras
وَتَأْكُلُونَ التُّرَاثَ اَكْلاً لَماًّۙ
Ve te'kulunet turase eklen lemma.
Mustafa İslamoğlu
Emeksiz kazancı haram-helal demeden açgözlülükle boğazınıza geçiriyorsunuz,
Elmalılı Hamdi Yazır
Halbuki mirası öyle bir yiyiş yiyorsunuz ki
Diyanet İşleri
Haram helal demeden mirası alabildiğine yiyorsunuz.
Mehmet Okuyan
Mirası hırslı bir yiyişle (helal-haram demeden) yiyorsunuz.
Suat Yıldırım
Mirasları helal haram demeden ne gelse yersiniz.
Elmalılı (sadeleştirilmiş)
Oysa mirası dermecesine (helal haram demeden) öyle bir yiyiş yiyorsunuz ki!
Muhammed Esed
(başkalarının) mirasını açgözlülükle yiyip bitiriyorsunuz,
Yaşar Nuri Öztürk
Mirası derleyip toplayıp yiyorsunuz.
Süleymaniye Vakfı
Mirası,[1] (Allah'ın emirlerini gözetmeden)[2] toplayıp yiyorsunuz.
Süleyman Ateş
Mirası hırsla yutuyorsunuz.

Fecr 89:20

Cüz: 30 | Sayfa: 593
وَتُحِبُّونَ الْمَالَ حُباًّ جَماًّۜ
Ve tuhıbbunel male hubben cemma.
Mustafa İslamoğlu
dahası ölçüsüz bir sevgiyle malı seviyorsunuz.
Elmalılı Hamdi Yazır
Malı öyle bir seviş seviyorsunuz ki, yığmacasına
Diyanet İşleri
Malı da pek çok seviyorsunuz.
Mehmet Okuyan
Malı çok (aşırı) bir sevgiyle seviyorsunuz.
Suat Yıldırım
Mal mülk sevgisi ise bütün benliğinizi kaplamış!
Elmalılı (sadeleştirilmiş)
Malı öyle bir seviş seviyorsunuz ki, yığmacasına!
Muhammed Esed
ve sınırsız bir sevgiyle malı mülkü seviyorsunuz!
Yaşar Nuri Öztürk
Malı, devşirip depolatacak bir sevgiyle seviyorsunuz.
Süleymaniye Vakfı
Malı pek çok seviyorsunuz.[1]
Süleyman Ateş
Malı pek çok seviyorsunuz.

Fecr 89:21

Cüz: 30 | Sayfa: 593
#rab
كَلَّٓا اِذَا دُكَّتِ الْاَرْضُ دَكاًّ دَكاًّۙ
Kella iza dukketil ardu dekken dekka.
Mustafa İslamoğlu
Yoo, öyle yapmayın!Yeryüzü art arda sürekli bir sarsılışla sarsılıp dümdüz olduğu zaman,
Elmalılı Hamdi Yazır
Hayır hayır, Arz "dekken dekka" düzlendiği
Diyanet İşleri
Hayır, yeryüzü (kıyamet sarsıntısıyla) parça parça olup dağıldığı zaman,
Mehmet Okuyan
(21, 22) Hayır! Yer şiddetli bir sarsıntıyla sarsıldığı, melekler sıra sıra (dururken) Rabbin(in emri) geldiği zaman (haliniz nasıl olacak?)
Suat Yıldırım
Hayır! Bu yaptıklarınız kesinlikle yanlış! Dünya sarsılıp parça parça döküldüğü zaman,
Elmalılı (sadeleştirilmiş)
Hayır, hayır, yer üst üste sarsıntılarla düzlendiği zaman,
Muhammed Esed
Peki, (Hesap Günü nasıl davranacaksınız,) yeryüzü ardarda sarsılıp paramparça olduğunda,
Yaşar Nuri Öztürk
İş böyle gitmeyecektir! Yer birbirine çarpılıp dümdüz hale getirildiğinde,
Süleymaniye Vakfı
Hayır, hayır! Yeryüzü dümdüz hale getirilince,[1]
Süleyman Ateş
Hayır, yer birbiri ardınca sarsılıp dümdüz edildiği zaman,

Fecr 89:22

Cüz: 30 | Sayfa: 593
#rab
وَجَٓاءَ رَبُّكَ وَالْمَلَكُ صَفاًّ صَفاًّۚ
Ve cae rabbuke vel meleku saffen saffa.
Mustafa İslamoğlu
Rabbinin (fermanı) da gelmiş ve melekler saf saf dizilmiş olacak;
Elmalılı Hamdi Yazır
Ve rabbının emri gelip Melek "saffen saffa" dizildiği vakıt
Diyanet İşleri
(22-23) Rabbinin buyruğu ve saf saf dizilmiş olarak melekler geldiği ve o gün cehennem getirildiği zaman, işte o gün insan (yaptıklarını birer birer) hatırlar. Fakat bu hatırlamanın ona nasıl faydası olacak!?
Mehmet Okuyan
(21, 22) Hayır! Yer şiddetli bir sarsıntıyla sarsıldığı, melekler sıra sıra (dururken) Rabbin(in emri) geldiği zaman (haliniz nasıl olacak?)
Suat Yıldırım
Rabbinin emri gelip melekler de saf saf geldikleri zaman,
Elmalılı (sadeleştirilmiş)
Rabbinin emri gelip melekler saf saf dizildiği zaman,
Muhammed Esed
ve Rabbin(in haşmeti) ortaya çıktığında ve melekler (gerçek hüviyetleriyle) saf saf olduklarında?
Yaşar Nuri Öztürk
Rabbin gelip melekler saf saf dizildiğinde,
Süleymaniye Vakfı
melekler de sıra sıra dizili iken Rabbin gelince,[1]
Süleyman Ateş
Melekler sıra sıra dizili durumda Rabbin geldiği zaman.

Fecr 89:23

Cüz: 30 | Sayfa: 593
#rab
وَج۪ٓيءَ يَوْمَئِذٍ بِجَهَنَّمَ يَوْمَئِذٍ يَتَذَكَّرُ الْاِنْسَانُ وَاَنّٰى لَهُ الذِّكْرٰىۜ
Ve cie yevmeizin bi cehenneme yevmeizin yetezekkerul insanu ve enna lehuz zikra.
Mustafa İslamoğlu
o gün Cehennem de ortaya getirilmiş olacak; o gün (sınavı kaybetmiş) insan (gerçeği) itiraf edecek; ama bu itirafın hiçbir yararı olmayacak.
Elmalılı Hamdi Yazır
Ki Cehennem de o gün getirilmiştir, o insan o gün anlar, fakat o anlamadan ona ne faide?
Diyanet İşleri
(22-23) Rabbinin buyruğu ve saf saf dizilmiş olarak melekler geldiği ve o gün cehennem getirildiği zaman, işte o gün insan (yaptıklarını birer birer) hatırlar. Fakat bu hatırlamanın ona nasıl faydası olacak!?
Mehmet Okuyan
O gün, cehennem getirilecek ve insan (yaptıklarını) hatırlayacaktır. Ama (artık) bu hatırlamanın kendisine ne (yarar)ı olabilir ki!
Suat Yıldırım
Ve cehennemin getirildiği gün... İnsan işi anlar o gün. Ama anlamasının ne faydası var o gün!
Elmalılı (sadeleştirilmiş)
cehennemde ki, getirilmiştir; o insan o gün anlar, ama bu anlamanın ne yararı var ona?
Muhammed Esed
İşte o Gün cehennem (gözönüne) getirilip konacak; o Gün insan (yaptığı ve yapmadığı her şeyi) hatırlayacak ama bu hatırlamanın ne faydası olacak ona?
Yaşar Nuri Öztürk
O gün cehennem de getirilir. İşte o gün düşünüp anlar insan. Ama düşünüp hatırlamanın ona ne yararı var!
Süleymaniye Vakfı
o gün cehennem de getirilince… İşte o gün insan doğruları hatırlar ama bu hatırlamanın ona ne faydası olur ki![1]
Süleyman Ateş
Ve cehennem de getirildiği zaman. İşte o gün insan anlar, ama artık anlamanın kendisine ne yararı var?

Fecr 89:24

Cüz: 30 | Sayfa: 593
يَقُولُ يَا لَيْتَن۪ي قَدَّمْتُ لِحَيَات۪يۚ
Yekulu ya leyteni kaddemtu li hayati.
Mustafa İslamoğlu
O diyecek ki: "Ah n'olaydım, keşke bu hayatım için hazırlık yapmış olaydım!"
Elmalılı Hamdi Yazır
Ah der; nolurdu ben önce hayatım için (sağlığımda hayırlar) takdim etmiş olsa idim
Diyanet İşleri
"Keşke bu hayatım için önceden bir şey yapsaydım" der.
Mehmet Okuyan
(O insan:) "Ah, keşke, bu hayatım için (dünyadayken iyi) bir şeyler gönderseydim!" diyecektir.
Suat Yıldırım
"Keşke sağlığımda bu hayatım için hazırlık yapsaydım!" der.
Elmalılı (sadeleştirilmiş)
Der ki: "Keşke ben bu hayatım için (sağlığımda hayırlar) göndermiş olsaydım."
Muhammed Esed
O, "Ah, keşke (gelecek) hayatım için önceden bir hazırlık yapsaydım!" diyecek.
Yaşar Nuri Öztürk
Der ki: "Keşke şu hayatım için önden bir şeyler gönderseydim."
Süleymaniye Vakfı
"Ah! Keşke şimdiki hayatım için önceden bir şeyler yapsaydım!" der.[1]
Süleyman Ateş
(O zaman insan): "Ah, keşke ben bu hayatım için (iyi işler yapıp) gönderseydim!" der.

Fecr 89:25

Cüz: 30 | Sayfa: 593
#rab
فَيَوْمَئِذٍ لَا يُعَذِّبُ عَذَابَهُٓ اَحَدٌۙ
Fe yevmeizin la yuazzibu azabehu ehad.
Mustafa İslamoğlu
İşte o gün hiçbir kimse O'nun tattırdığı can yakıcı mahrumiyeti tattıramaz;
Elmalılı Hamdi Yazır
artık o gün onun ettiği azabı kimse edemez
Diyanet İşleri
Artık o gün, Allah'ın edeceği azabı kimse edemez.
Mehmet Okuyan
O gün, O'nun (Allah'ın) edeceği azap (gibi) kimse azap edemez.
Suat Yıldırım
İşte o gün O'nun ettiği azabı kimse edemez.
Elmalılı (sadeleştirilmiş)
Artık o gün O'nun ettiği azabı kimse edemez.
Muhammed Esed
Hiç kimse Allah'ın o Gün (günahkarlara verdiği) azap gibi azap veremez;
Yaşar Nuri Öztürk
O gün hiç kimse O'nun azabı gibi azap edemez.
Süleymaniye Vakfı
O gün Rabbinin vereceği azabı hiç kimse veremez,[1]
Süleyman Ateş
O gün O'nun yapacağı azabı kimse yapamaz.

Fecr 89:26

Cüz: 30 | Sayfa: 593
وَلَا يُوثِقُ وَثَاقَهُٓ اَحَدٌۜ
Ve la yusiku ve sakahu ehad.
Mustafa İslamoğlu
ve hiçbir kimse O'nun zaptettiği gibi zaptedemez.
Elmalılı Hamdi Yazır
Ve onun vurduğu bağı kimse vuramaz
Diyanet İşleri
Onun vuracağı bağı kimse vuramaz.
Mehmet Okuyan
O'nun (vuracağı) bağ (gibi) kimse bağ vuramaz.
Suat Yıldırım
O'nun vurduğu bağı kimse vuramaz.
Elmalılı (sadeleştirilmiş)
Ve O'nun vurduğu bağ gibi kimse vuramaz.
Muhammed Esed
ve hiç kimse O'nun gibi bağlarla bağlayamaz.
Yaşar Nuri Öztürk
Ve hiç kimse O'nun vurduğu bağ gibi bağ vuramaz.
Süleymaniye Vakfı
onun vuracağı bağı da hiç kimse vuramaz.[1]
Süleyman Ateş
Ve O'nun vuracağı bağı kimse vuramaz!

Fecr 89:27

Cüz: 30 | Sayfa: 593
#rab
يَٓا اَيَّتُهَا النَّفْسُ الْمُطْمَئِنَّةُۗ
Ya eyyetuhen nefsul mutmainneh.
Mustafa İslamoğlu
(imdi) ey (Allah'la) tatmin olmuş insanoğlu:
Elmalılı Hamdi Yazır
Ey o rabbına muti' olan nefs-i mutmeinne!
Diyanet İşleri
(Allah, şöyle der:) "Ey huzur içinde olan nefis!"
Mehmet Okuyan
Ey huzura kavuşan nefis (insan)!
Suat Yıldırım
(27-30) Ey gönül huzuruna ermiş ruh! Sen Rabbinden razı, O senden razı olarak dön Rabbine! Sen de katıl has kullarımın içine, gir cennetime!
Elmalılı (sadeleştirilmiş)
Ey Rabbine itaat eden huzura ermiş ruh,
Muhammed Esed
(Ama dürüst ve erdemlilere,) "Ey iç huzuruna ermiş olan insanoğlu!" (diye seslenecek Allah,)
Yaşar Nuri Öztürk
Ey sükuna kavuşmuş benlik!
Süleymaniye Vakfı
Ey içi rahat olan kişi![1]
Süleyman Ateş
Ey huzura eren nefis!

Fecr 89:28

Cüz: 30 | Sayfa: 593
#rab
اِرْجِع۪ٓي اِلٰى رَبِّكِ رَاضِيَةً مَرْضِيَّةًۚ
İrcii ila rabbiki radıyeten mardıyyeh.
Mustafa İslamoğlu
Rabbine, O'ndan memnun olmuş ve O'nu razı etmiş olarak dön!
Elmalılı Hamdi Yazır
Sen dön o rabbına hem radıye olarak hem merdıyye de
Diyanet İşleri
"Sen O'ndan razı, O da senden razı olarak Rabbine dön!"
Mehmet Okuyan
Sen (Allah'tan) memnun, (Allah da) senden razı olarak Rabbine dön!
Suat Yıldırım
(27-30) Ey gönül huzuruna ermiş ruh! Sen Rabbinden razı, O senden razı olarak dön Rabbine! Sen de katıl has kullarımın içine, gir cennetime!
Elmalılı (sadeleştirilmiş)
dön Rabbine, sen O'ndan O senden hoşnut olarak!
Muhammed Esed
"Rabbine O'ndan hoşnut kalmış ve (O'nu) hoşnut etmiş olarak dön,
Yaşar Nuri Öztürk
Dön Rabbine, razı etmiş ve razı edilmiş olarak!
Süleymaniye Vakfı
Sen ondan razı, o da senden razı olarak Rabbine dön![1]
Süleyman Ateş
Razı edici ve razı edilmiş olarak Rabbine dön!

Fecr 89:29

Cüz: 30 | Sayfa: 593
#rab
فَادْخُل۪ي ف۪ي عِبَاد۪يۙ
Fedhuli fi ibadi.
Mustafa İslamoğlu
Bunu (başarman) halinde gir (sadık) kullarımın arasına,
Elmalılı Hamdi Yazır
Gir kullarım içine
Diyanet İşleri
"(İyi) kullarımın arasına gir."
Mehmet Okuyan
(İyi) kullarım(ın) arasına katıl
Suat Yıldırım
(27-30) Ey gönül huzuruna ermiş ruh! Sen Rabbinden razı, O senden razı olarak dön Rabbine! Sen de katıl has kullarımın içine, gir cennetime!
Elmalılı (sadeleştirilmiş)
Gir kullarımın içine!
Muhammed Esed
gir, öyleyse Benim (öteki sadık) kullarımla birlikte,
Yaşar Nuri Öztürk
Gir kullarımın arasına!
Süleymaniye Vakfı
(İyi) kullarıma katıl[1]
Süleyman Ateş
(İyi) Kullarım arasına gir!

Fecr 89:30

Cüz: 30 | Sayfa: 593
#rab
وَادْخُل۪ي جَنَّت۪ي
Vedhuli cenneti.
Mustafa İslamoğlu
ve gir cennetime!
Elmalılı Hamdi Yazır
Gir Cennetime
Diyanet İşleri
"Cennetime gir."
Mehmet Okuyan
Cennetime gir![1]
Suat Yıldırım
(27-30) Ey gönül huzuruna ermiş ruh! Sen Rabbinden razı, O senden razı olarak dön Rabbine! Sen de katıl has kullarımın içine, gir cennetime!
Elmalılı (sadeleştirilmiş)
Gir cennetime!
Muhammed Esed
gir cennetime!"
Yaşar Nuri Öztürk
Gir cennetime!
Süleymaniye Vakfı
ve Cennetime gir![1]
Süleyman Ateş
Cennetime gir!

Beled 90:1

Cüz: 30 | Sayfa: 593
لَٓا اُقْسِمُ بِهٰذَا الْبَلَدِۙ
La uksimu bi hazel beled.
Mustafa İslamoğlu
Ötesi yok, işte Ben yemin ediyorum bu beldeye,
Elmalılı Hamdi Yazır
Yo... Kasem ederim bu beldeye
Diyanet İşleri
(1-4) Sen bu beldedeyken bu beldeye (Mekke'ye), babaya ve ondan meydana gelen çocuğa yemin ederim ki, biz insanı bir sıkıntı ve zorluk içinde (olacak ve bunlara göğüs gerecek şekilde) yarattık.
Mehmet Okuyan
Hayır bu şehre (Mekke'ye) yemin ederim.
Suat Yıldırım
Hayır! Gerçek, kafirlerin dediği gibi değil. Bu şanlı belde hakkı için!
Elmalılı (sadeleştirilmiş)
Yo... yemin ederim bu beldeye!
Muhammed Esed
Ben bu beldeyi tanıklığa çağırırım,
Yaşar Nuri Öztürk
Yemin ederim bu kente ki, iş onların sandığı gibi değildir!
Süleymaniye Vakfı
Hayır, bu şehre (Mekke'ye) yemin ederim,[1]
Süleyman Ateş
Yoo, and içerim bu kente,

Beled 90:2

Cüz: 30 | Sayfa: 593
وَاَنْتَ حِلٌّ بِهٰذَا الْبَلَدِۙ
Ve ente hıllun bi hazel beled.
Mustafa İslamoğlu
-ki sen de bu beldenin (şerefli) bir sakinisin-
Elmalılı Hamdi Yazır
Sen hıll iken bu beldede
Diyanet İşleri
(1-4) Sen bu beldedeyken bu beldeye (Mekke'ye), babaya ve ondan meydana gelen çocuğa yemin ederim ki, biz insanı bir sıkıntı ve zorluk içinde (olacak ve bunlara göğüs gerecek şekilde) yarattık.
Mehmet Okuyan
Ki sen bu şehirde oturmaktasın.
Suat Yıldırım
Senin bu beldeye girişin hakkı için!
Elmalılı (sadeleştirilmiş)
Sen bu beldede oturmaktayken.
Muhammed Esed
senin serbestçe yaşadığın bu beldeyi,
Yaşar Nuri Öztürk
Sen bu kente mahremsin/bu kente gireceksin.
Süleymaniye Vakfı
(şimdi) sen bu şehirde güvende olmasan bile![1]
Süleyman Ateş
Ki sen bu şehire girmekte (burada yaşamakta)sın.

Beled 90:3

Cüz: 30 | Sayfa: 593
وَوَالِدٍ وَمَا وَلَدَۙ
Ve validin ve ma veled.
Mustafa İslamoğlu
ve babaya ve oğula:
Elmalılı Hamdi Yazır
Ve bir validle veledine ki
Diyanet İşleri
(1-4) Sen bu beldedeyken bu beldeye (Mekke'ye), babaya ve ondan meydana gelen çocuğa yemin ederim ki, biz insanı bir sıkıntı ve zorluk içinde (olacak ve bunlara göğüs gerecek şekilde) yarattık.
Mehmet Okuyan
Babaya ve çocuğa (da yemin ederim).
Suat Yıldırım
Hem o değerli baba, hem o değerli evladının hakkı için:
Elmalılı (sadeleştirilmiş)
Ve baba ile çocuğuna ki,
Muhammed Esed
ve (tanıklığa çağırırım) anne babayı ve çocukları:
Yaşar Nuri Öztürk
Ve doğurana ve doğurduğuna da yemin olsun ki,
Süleymaniye Vakfı
Çocuk sahibi olana[1] ve çocuğuna da yemin olsun ki[2]
Süleyman Ateş
Ve (and içerim) doğurucuya ve doğurduğuna ki,

Beled 90:4

Cüz: 30 | Sayfa: 593
لَقَدْ خَلَقْنَا الْاِنْسَانَ ف۪ي كَبَدٍۜ
Lekad halaknel insane fi kebed.
Mustafa İslamoğlu
Hakikaten Biz insanoğlunu farklı meşakkatlere dayanıklı yarattık.
Elmalılı Hamdi Yazır
Hakikaten biz insanı bir meşakkat içinde yarattık
Diyanet İşleri
(1-4) Sen bu beldedeyken bu beldeye (Mekke'ye), babaya ve ondan meydana gelen çocuğa yemin ederim ki, biz insanı bir sıkıntı ve zorluk içinde (olacak ve bunlara göğüs gerecek şekilde) yarattık.
Mehmet Okuyan
Şüphesiz ki biz insanı zorluklar konusunda (dayanıklı) yarattık.
Suat Yıldırım
Biz insanı, imtihan ve çile yüklü bir hayata gönderdik.
Elmalılı (sadeleştirilmiş)
gerçekten Biz insanı bir sıkıntı içinde yarattık.
Muhammed Esed
Gerçek şu ki, Biz insanı acı, sıkıntı ve imtihan (ile yüklü bir hayat)a gönderdik.
Yaşar Nuri Öztürk
Biz insanı gerçekten bir sıkıntı ve zorluk içinde yarattık.
Süleymaniye Vakfı
kesinlikle biz insanı zorluklara katlanacak güçte yarattık.[1]
Süleyman Ateş
Biz insanı zorluk arasında yarattık.

Beled 90:5

Cüz: 30 | Sayfa: 593
اَيَحْسَبُ اَنْ لَنْ يَقْدِرَ عَلَيْهِ اَحَدٌۢ
E yahsebu en len yakdira aleyhi ehad.
Mustafa İslamoğlu
Ne yani, şimdi insan kimsenin kendisine güç yetiremeyeceğinimi sanıyor?
Elmalılı Hamdi Yazır
O kendisine karşı kimse güç yetiremez mi sanıyor?
Diyanet İşleri
İnsanoğlu, kendisine kimsenin güç yetiremeyeceğini mi sanıyor?
Mehmet Okuyan
(O insan) kimsenin kendisine güç yetiremeyeceğini mi sanıyor?
Suat Yıldırım
O insan kendi üzerinde kimsenin güç sahibi olmadığını mı sanır?
Elmalılı (sadeleştirilmiş)
O, kendisine karşı kimse güç yetiremez mi sanıyor?
Muhammed Esed
İnsan, kimsenin kendi üzerinde güç sahibi olmadığını mı zannediyor?
Yaşar Nuri Öztürk
O sanıyor mu ki, hiç kimse ona asla güç yetiremeyecektir!
Süleymaniye Vakfı
(Böyle yarattık diye) o, kimsenin kendisine asla güç yetiremeyeceğini mi sanıyor![1]
Süleyman Ateş
İnsan, hiç kimsenin kendisine güç yetiremeyeceğini mi sanıyor?

Beled 90:6

Cüz: 30 | Sayfa: 593
يَقُولُ اَهْلَكْتُ مَالاً لُبَداًۜ
Yekulu ehlektu malen lubeda.
Mustafa İslamoğlu
(Dahası) "Ben (bu konuma gelmek için) kucak dolusu servet harcadım" mı diyor?
Elmalılı Hamdi Yazır
Ben yığın yığın mal telef ettim diyor
Diyanet İşleri
"Yığınla mal harcadım" diyor.
Mehmet Okuyan
(Övünerek) "Pek çok mal harcadım." diyor.
Suat Yıldırım
"Ben yığınla servet tükettim." diye övünüp durur.
Elmalılı (sadeleştirilmiş)
O: "Ben yığın yığın mal telef ettim." diyor.
Muhammed Esed
Övünüp duruyor: "Ben, yığınla servet tükettim!"
Yaşar Nuri Öztürk
"Yığınlarla mal telef ettim!" diyor.
Süleymaniye Vakfı
"Yığın yığın mal tükettim!"[1] diyor.
Süleyman Ateş
(Gösteriş ve övünme için) "Ben birçok mal telef ettim" diyor.

Beled 90:7

Cüz: 30 | Sayfa: 593
اَيَحْسَبُ اَنْ لَمْ يَرَهُٓ اَحَدٌۜ
E yahsebu en lem yerahu ehad.
Mustafa İslamoğlu
Yoksa o, kimsenin kendisini görmediğinimi zannediyor?
Elmalılı Hamdi Yazır
Onu bir gören olmadı mı zann ediyor?
Diyanet İşleri
Kendisini kimsenin görmediğini mi sanıyor?
Mehmet Okuyan
Kimsenin kendisini görmediğini mi sanıyor!
Suat Yıldırım
Kendisini gören olmadığını mı sanır?
Elmalılı (sadeleştirilmiş)
Onu bir gören olmadı mı sanıyor?
Muhammed Esed
Peki, kimsenin kendisini görmediğini mi sanıyor?
Yaşar Nuri Öztürk
Hiç kimsenin kendisini görmediğini mi sanıyor?
Süleymaniye Vakfı
Kimsenin onu görmediğini mi sanıyor![1]
Süleyman Ateş
Kimsenin kendisini görmediğini mi sanıyor?

Beled 90:8

Cüz: 30 | Sayfa: 594
اَلَمْ نَجْعَلْ لَهُ عَيْنَيْنِۙ
E lem nec'al lehu ayneyn.
Mustafa İslamoğlu
Ona iki göz vermedik mi?
Elmalılı Hamdi Yazır
Vermedik mi biz ona iki göz
Diyanet İşleri
(8-10) Biz ona iki göz, bir dil, iki dudak vermedik mi; iki apaçık yolu (hayır ve şer yollarını) göstermedik mi?
Mehmet Okuyan
(8, 9) Biz ona iki göz, bir dil ve iki dudak vermedik mi?
Suat Yıldırım
Biz ona görmesi için gözler,
Elmalılı (sadeleştirilmiş)
Vermedik mi Biz ona iki göz?
Muhammed Esed
Biz ona iki göz vermedik mi?
Yaşar Nuri Öztürk
Biz ona vermedik mi iki göz,
Süleymaniye Vakfı
Ona iki göz vermedik mi?
Süleyman Ateş
Biz ona vermedik mi: İki göz

Beled 90:9

Cüz: 30 | Sayfa: 594
وَلِسَاناً وَشَفَتَيْنِۙ
Ve lisanen ve şefeteyn.
Mustafa İslamoğlu
Dahası bir dil ve bir çift dudak?
Elmalılı Hamdi Yazır
Ve bir dil ve iki dudak;
Diyanet İşleri
(8-10) Biz ona iki göz, bir dil, iki dudak vermedik mi; iki apaçık yolu (hayır ve şer yollarını) göstermedik mi?
Mehmet Okuyan
(8, 9) Biz ona iki göz, bir dil ve iki dudak vermedik mi?
Suat Yıldırım
Gönlüne tercüman olacak dil ve dudaklar, vermedik mi?
Elmalılı (sadeleştirilmiş)
Bir dil ve iki dudak?
Muhammed Esed
Bir dil ve bir çift dudak,
Yaşar Nuri Öztürk
Bir dil, iki dudak?
Süleymaniye Vakfı
Bir dil ile iki de dudak?[1]
Süleyman Ateş
Bir dil, iki dudak?

Beled 90:10

Cüz: 30 | Sayfa: 594
وَهَدَيْنَاهُ النَّجْدَيْنِۚ
Ve hedeynahun necdeyn.
Mustafa İslamoğlu
Ve ona (iyilik ve kötülüğün) açık seçik iki yolunu da göstermedik mi?
Elmalılı Hamdi Yazır
İki de tepe gösterdik
Diyanet İşleri
(8-10) Biz ona iki göz, bir dil, iki dudak vermedik mi; iki apaçık yolu (hayır ve şer yollarını) göstermedik mi?
Mehmet Okuyan
Ona iki yolu da gösterdik.
Suat Yıldırım
Ona hayır ve şer yollarını göstermedik mi?
Elmalılı (sadeleştirilmiş)
Ona iki de tepe gösterdik.
Muhammed Esed
ve ona (kötülüğün ve iyiliğin) iki yolunu da göstermedik mi?
Yaşar Nuri Öztürk
Kılavuzladık onu iki tepeye.
Süleymaniye Vakfı
Ona (biri hak biri batıl olan) iki yolu da gösterdik.[1]
Süleyman Ateş
Ona iki tepeyi (anasının iki memesini emmenin veya hayır ve şerrin yolunu) gösterdik.

Beled 90:11

Cüz: 30 | Sayfa: 594
فَلَا اقْتَحَمَ الْعَقَبَةَۘ
Fe laktehamel akabete.
Mustafa İslamoğlu
Fakat o, (ucunda cennet olan) sarp yokuşu tırmanmak için hiçbir bedel ödemedi.
Elmalılı Hamdi Yazır
Fakat o göğüs veremedi o (akabeye) sarp yokuşa
Diyanet İşleri
Fakat o, sarp yokuşa atılmadı.
Mehmet Okuyan
(Fakat) o, sarp yokuşu (aşmayı) göze almadı.
Suat Yıldırım
Fakat o sarp yokuşu aşmaya çalışmadı. (Böyle yaparak verilen nimetlerin şükrünü eda etmedi.)
Elmalılı (sadeleştirilmiş)
Fakat o sarp yokuşa göğüs veremedi.
Muhammed Esed
Ama o, sarp yokuşa tırmanmayı denemedi...
Yaşar Nuri Öztürk
Akabeye, sarp yokuşa atılamadı o.
Süleymaniye Vakfı
Ama o, sarp yokuşu göze almadı.
Süleyman Ateş
Fakat o, sarp yokuşa atılamadı.

Beled 90:12

Cüz: 30 | Sayfa: 594
وَمَٓا اَدْرٰيكَ مَا الْعَقَبَةُۜ
Ve ma edrake mel akabeh.
Mustafa İslamoğlu
Bilir misin nedir o sarp yokuş?
Elmalılı Hamdi Yazır
Bildin mi o sarp yokuş ne?
Diyanet İşleri
Sarp yokuşun ne olduğunu sen ne bileceksin?
Mehmet Okuyan
O ‘sarp yokuş'un ne olduğunu sana bildiren ne olabilir ki!
Suat Yıldırım
Sarp yokuş, bilir misin nedir?
Elmalılı (sadeleştirilmiş)
Bildin mi, nedir o sarp yokuş?
Muhammed Esed
Bilir misin nedir o sarp yokuş?
Yaşar Nuri Öztürk
Sarp yokuşun ne olduğunu sana bildiren nedir?
Süleymaniye Vakfı
Sarp yokuşun ne olduğunu sana kim bildirebilir?
Süleyman Ateş
Sarp yokuşun ne olduğunu sen nereden bileceksin?

Beled 90:13

Cüz: 30 | Sayfa: 594
فَكُّ رَقَبَةٍۙ
Fekku rekabetin.
Mustafa İslamoğlu
Bir kişiyi daha zincirlerinden kurtarmaktır;
Elmalılı Hamdi Yazır
(Fekki rakabe) esir bir boyun kurtarmak
Diyanet İşleri
O tutsak bir boynu çözmek (köle azat etmek)tir.
Mehmet Okuyan
(Sarp yokuş); köleyi özgürlüğüne kavuşturmaktur.
Suat Yıldırım
Sarp yokuş: Bir köleyi, bir esiri hürriyetine kavuşturmaktır!
Elmalılı (sadeleştirilmiş)
Esir bir boyun kurtarmak (bir köle azad etmek)
Muhammed Esed
(O,) boynunu (günah zincirinden) kurtarmaktır;
Yaşar Nuri Öztürk
Özgürlüğü zincirlenenin bağını çözmektir o.
Süleymaniye Vakfı
O, boyunduruk altında olan birini kurtarmaktır.
Süleyman Ateş
Bir boynu (kölelik zincirinden) çözmek,

Beled 90:14

Cüz: 30 | Sayfa: 594
Toplum / Adalet Ekonomi ve Ticaret
#yetim_hakki #yoksul_doyurma
اَوْ اِطْعَامٌ ف۪ي يَوْمٍ ذ۪ي مَسْغَبَةٍۙ
Ev ıt'amun fi yevmin zi mesgabeh.
Mustafa İslamoğlu
veya açlık gününde (muhtaçları) doyurmaktır;
Elmalılı Hamdi Yazır
Veya salgın bir açlık gününde yemek yedirmek
Diyanet İşleri
(14-16) Yahut şiddetli bir açlık gününde kendisiyle yakınlığı olan bir yetimi, yahut yerde sürünen bir yoksulu doyurmaktır.
Mehmet Okuyan
(14, 15, 16) Veya açlık gün(ün)de yakın(ı) olan bir yetimi veya (karnı) toprağa yapışmış (hiçbir şeyi olmayan) yoksulu doyurmaktır.
Suat Yıldırım
Kıtlık zamanında yemek yedirmektir.
Elmalılı (sadeleştirilmiş)
Ya da salgın bir açlık gününde yemek yedirmektir.
Muhammed Esed
yahut (kendi) aç iken (başkasını) doyurmaktır,
Yaşar Nuri Öztürk
Yahut da açlık ve perişanlık gününde doyurmaktır o,
Süleymaniye Vakfı
Veya kıtlık gününde yedirmektir,
Süleyman Ateş
Yahut açlık gününde doyurmaktır:

Beled 90:15

Cüz: 30 | Sayfa: 594
Toplum / Adalet Ekonomi ve Ticaret
#yetim_hakki #yoksul_doyurma
يَت۪يماً ذَا مَقْرَبَةٍۙ
Yetimen za makrabeh.
Mustafa İslamoğlu
(mesela) yakını olan bir yetimi,
Elmalılı Hamdi Yazır
Yakınlığı olan bir yetime
Diyanet İşleri
(14-16) Yahut şiddetli bir açlık gününde kendisiyle yakınlığı olan bir yetimi, yahut yerde sürünen bir yoksulu doyurmaktır.
Mehmet Okuyan
(14, 15, 16) Veya açlık gün(ün)de yakın(ı) olan bir yetimi veya (karnı) toprağa yapışmış (hiçbir şeyi olmayan) yoksulu doyurmaktır.
Suat Yıldırım
Yakınlığı olan bir yetimi,
Elmalılı (sadeleştirilmiş)
Yakınlığı olan bir yetime
Muhammed Esed
yakını olan bir yetimi,
Yaşar Nuri Öztürk
Yakındaki bir yetimi,
Süleymaniye Vakfı
yakınlarından bir yetimi[1]
Süleyman Ateş
Akraba olan yetimi,

Beled 90:16

Cüz: 30 | Sayfa: 594
Toplum / Adalet Ekonomi ve Ticaret
#yetim_hakki #yoksul_doyurma
اَوْ مِسْك۪يناً ذَا مَتْرَبَةٍۜ
Ev miskinen za metrabeh.
Mustafa İslamoğlu
ya da evsiz barksız, yurtsuz yuvasız bir düşkünü...
Elmalılı Hamdi Yazır
Veya toprak döşenen bir miskine
Diyanet İşleri
(14-16) Yahut şiddetli bir açlık gününde kendisiyle yakınlığı olan bir yetimi, yahut yerde sürünen bir yoksulu doyurmaktır.
Mehmet Okuyan
(14, 15, 16) Veya açlık gün(ün)de yakın(ı) olan bir yetimi veya (karnı) toprağa yapışmış (hiçbir şeyi olmayan) yoksulu doyurmaktır.
Suat Yıldırım
Ya da yeri yatak, (göğü yorgan yapan, barınacak hiçbir yeri olmayan) fakiri doyurmaktır.
Elmalılı (sadeleştirilmiş)
veya toprak döşenen (hiçbir varlığı olmayan) bir yoksula...
Muhammed Esed
yahut toprağa uzanıp kalmış olan (yabancı) bir yoksulu,
Yaşar Nuri Öztürk
Yahut ezilmiş, boynu bükük bir yoksulu.
Süleymaniye Vakfı
ya da toz toprak içinde (sokakta) kalmış bir çaresizi.[1]
Süleyman Ateş
Yahut hiçbir şeyi olmayan yoksulu.

Beled 90:17

Cüz: 30 | Sayfa: 594
#rahmet #iman
ثُمَّ كَانَ مِنَ الَّذ۪ينَ اٰمَنُوا وَتَوَاصَوْا بِالصَّبْرِ وَتَوَاصَوْا بِالْمَرْحَمَةِۜ
Summe kane minellezine amenu ve tevasav bis sabri ve tevasav bil merhame.
Mustafa İslamoğlu
Daha sonra, iman edenlerden olmak ve birbirine hakkı ve merhameti tavsiye etmektir.
Elmalılı Hamdi Yazır
Sonra olmadı o iyman edip de sabra vasıyyetleşen ve merhamete vasıyyetleşenlerden
Diyanet İşleri
(17-18) Sonra da iman edenlerden olup birbirine sabrı tavsiye edenlerden, birbirine merhameti tavsiye edenlerden olanlar var ya, işte onlar Ahiret mutluluğuna erenlerdir.
Mehmet Okuyan
Sonra da iman edenlerden, birbirlerine sabrı tavsiye edenlerden ve merhameti tavsiye edenlerden olmaktır.[1]
Suat Yıldırım
Hem sarp yokuş: Gönülden iman edip, birbirlerine sabır ve şefkat dersi vermek, sabır ve şefkat örneği olmaktır.
Elmalılı (sadeleştirilmiş)
Sonra da o iman edip de sabrı tavsiyeleşen ve merhamet tavsiyeleşenlerden olamadı.
Muhammed Esed
ve imana ermişlerden ve birbirine sabrı ve merhameti tavsiye edenlerden olmaktır.
Yaşar Nuri Öztürk
Sonra da iman eden ve birbirlerine sabrı öneren, merhameti öneren kişilerden olmaktır o.
Süleymaniye Vakfı
Bunların yanısıra[1], inanıp güvenen, birbirlerine sabrı /duruşunu bozmamayı tembih eden ve merhametli olmayı tembih eden kişilerden olmaktır.[2]
Süleyman Ateş
Sonra inanıp birbirlerine sabır tavsiye eden ve merhamet tavsiye edenlerden olmak.

Beled 90:18

Cüz: 30 | Sayfa: 594
#rahmet #iman
اُو۬لٰٓئِكَ اَصْحَابُ الْمَيْمَنَةِۜ
Ulaike ashabul meymeneh.
Mustafa İslamoğlu
İşte böyleleridir vicdan sahipleri;
Elmalılı Hamdi Yazır
Ki onlardır işte meymenet sahibleri (Ashab-ı Meymene)
Diyanet İşleri
(17-18) Sonra da iman edenlerden olup birbirine sabrı tavsiye edenlerden, birbirine merhameti tavsiye edenlerden olanlar var ya, işte onlar Ahiret mutluluğuna erenlerdir.
Mehmet Okuyan
İşte onlar sağın halkıdır.
Suat Yıldırım
İşte hesap defterleri sağ ellerine verilecek olanlar bunlardır.
Elmalılı (sadeleştirilmiş)
İşte onlardır meymenet sahipleri (kitapları sağ taraflarından verilecekler).
Muhammed Esed
İşte böyleleri dürüstlüğe ve erdemliliğe erişmiş olanlardır;
Yaşar Nuri Öztürk
İşte böyleleridir uğur ve bereket dostları.
Süleymaniye Vakfı
İşte onlar, (mahşerde) iyi durumda olacak olanlardır.[1]
Süleyman Ateş
İşte onlar sağın adamlarıdır (Kitabı sağından verilen uğurlu kişilerdir).

Beled 90:19

Cüz: 30 | Sayfa: 594
وَالَّذ۪ينَ كَفَرُوا بِاٰيَاتِنَا هُمْ اَصْحَابُ الْمَشْـَٔمَةِۜ
Vellezine keferu bi ayatina hum ashabul meş'emeh.
Mustafa İslamoğlu
inkarda ısrar edenler ise vicdansız olanlardır;
Elmalılı Hamdi Yazır
Ayetlerimize küfr edenler ise onlardır işte: Şeamet sahibleri (Ashab-ı Meş'eme)
Diyanet İşleri
Ayetlerimizi inkar edenler ise; kötülüğe batmış kimselerdir.
Mehmet Okuyan
Ayetlerimizi inkâr edenler ise işte onlar solun halkıdır.[1]
Suat Yıldırım
Ayetlerimizi inkar edenlerin hesap defterleri ise, sol ellerine verilecektir.
Elmalılı (sadeleştirilmiş)
Ayetlerimizi inkar edenler ise, onlardır işte şeamet sahipleri (uğursuz kimseler).
Muhammed Esed
Bizim mesajlarımızın doğruluğunu inkara şartlanmış olanlar ise kötülüğe batmış kimselerdir,
Yaşar Nuri Öztürk
Bizim ayetlerimizi tanımayanlara gelince bunlar; şomluk, uğursuzluk yaranıdır.
Süleymaniye Vakfı
Ayetlerimiz karşısında kafirlik eden/onları görmezlikte direnenler de zor durumda olacak olanlardır.[1]
Süleyman Ateş
Ayetlerimizi tanımayanlar ise solun adamlarıdır (Kitabı solundan verilen uğursuz kişilerdir).

Beled 90:20

Cüz: 30 | Sayfa: 594
عَلَيْهِمْ نَارٌ مُؤْصَدَةٌ
Aleyhim narun mu'sadeh.
Mustafa İslamoğlu
tarifsiz bir ateş onların üzerine güdümlenmiştir.
Elmalılı Hamdi Yazır
Üzerlerine bir ateş bastırılıp kapıları kapanacak
Diyanet İşleri
Üzerlerinde etrafı sımsıkı kapatılmış bir ateş vardır.
Mehmet Okuyan
Onlar(ın cezası, kapıları) üzerlerine kilitlenmiş ateştir.
Suat Yıldırım
Onların cezası da, kapıları, üzerlerine sımsıkı kapatılmış ateş deposuna konulmak olacaktır.
Elmalılı (sadeleştirilmiş)
Üzerlerine bir ateş bastırılıp kapıları kapanacak.
Muhammed Esed
üzerlerine salınmış ateş (ile).
Yaşar Nuri Öztürk
Bunların üzerine, kilitlenecek bir ateş gelecektir.
Süleymaniye Vakfı
Onların üzerine kapatılmış bir ateş vardır.[1]
Süleyman Ateş
Onlara (kapıları) üzerlerine kilitlenecek bir ateş vardır!

Şems 91:1

Cüz: 30 | Sayfa: 594
وَالشَّمْسِ وَضُحٰيهَاۙۖ
Veş şemsi ve duhaha.
Mustafa İslamoğlu
Güneş ve onun gözalıcı ışığı şahit olsun;
Elmalılı Hamdi Yazır
Kasem olsun o güneşe ve parıltısına
Diyanet İşleri
Güneşe ve onun aydınlığına andolsun,
Mehmet Okuyan
Yemin olsun: Güneşe ve onun aydınlığına,
Suat Yıldırım
Güneş ve onun aydınlığı, hakkı için!
Elmalılı (sadeleştirilmiş)
Andolsun güneşe ve parıltısına,
Muhammed Esed
Güneşi ve onun aydınlık veren parlaklığını düşün,
Yaşar Nuri Öztürk
Yemin olsun Güneş'e ve ışığının parladığı kuşluk vaktine,
Süleymaniye Vakfı
Güneş'e ve duhasına / yaydığı ışınlara yemin olsun!
Süleyman Ateş
Güneşe ve onun aydın sabahına andolsun,

Şems 91:2

Cüz: 30 | Sayfa: 594
وَالْقَمَرِ اِذَا تَلٰيهَاۙۖ
Vel kameri iza telaha.
Mustafa İslamoğlu
güneşi izleyen ay şahit olsun!
Elmalılı Hamdi Yazır
Ve aya: uyduğu zaman ona
Diyanet İşleri
Onu izlediğinde Ay'a andolsun,
Mehmet Okuyan
Onu izlediğinde aya,[1]
Suat Yıldırım
Onu izlediği zaman ay hakkı için!
Elmalılı (sadeleştirilmiş)
ona uyduğunda aya,
Muhammed Esed
ve güneşi(n ışığını) yansıtan ayı!
Yaşar Nuri Öztürk
Onu izlediğinde Ay'a,
Süleymaniye Vakfı
Onu takip ettiğinde Ay'a,[1]
Süleyman Ateş
Onu izleyen aya andolsun,

Şems 91:3

Cüz: 30 | Sayfa: 594
وَالنَّهَارِ اِذَا جَلّٰيهَاۙۖ
Ven nehari iza cellaha.
Mustafa İslamoğlu
Onun ışığını ortaya çıkarıp gösteren gündüz şahit olsun;
Elmalılı Hamdi Yazır
Ve gündüze: Açtığı zaman onu
Diyanet İşleri
Onu ortaya çıkardığında gündüze andolsun,
Mehmet Okuyan
Onu açığa çıkarttığında gündüze,
Suat Yıldırım
Dünyayı açığa çıkaran gündüz,
Elmalılı (sadeleştirilmiş)
onu açıp ortaya çıkardığında gündüze,
Muhammed Esed
Dünyayı gün ışığına çıkaran gündüzü düşün,
Yaşar Nuri Öztürk
Onu iyice açtığı vakit gündüze,
Süleymaniye Vakfı
yine onu açığa çıkardığında gündüze,[1]
Süleyman Ateş
Güneşi ortaya çıkaran gündüze andolsun.

Şems 91:4

Cüz: 30 | Sayfa: 594
وَالَّيْلِ اِذَا يَغْشٰيهَاۙۖ
Vel leyli iza yagşaha.
Mustafa İslamoğlu
yine o ışığı gizleyecek gece şahit olsun!
Elmalılı Hamdi Yazır
Ve geceye: Sararken onu
Diyanet İşleri
Onu bürüdüğünde geceye andolsun,
Mehmet Okuyan
Onu kapladığında geceye,
Suat Yıldırım
Onu bürüyüp saran gece hakkı için!
Elmalılı (sadeleştirilmiş)
onu sardığında geceye,
Muhammed Esed
ve onu karanlığa boğan geceyi!
Yaşar Nuri Öztürk
Ve onu sarıp sarmaladığı zaman geceye.
Süleymaniye Vakfı
ve yine onu kapladığında geceye yemin olsun![1]
Süleyman Ateş
Onu örten geceye andolsun.

Şems 91:5

Cüz: 30 | Sayfa: 594
وَالسَّمَٓاءِ وَمَا بَنٰيهَاۙۖ
Ves semai ve ma benaha.
Mustafa İslamoğlu
Gökyüzü ve onu ayakta tutan (nizam) şahit olsun;
Elmalılı Hamdi Yazır
Ve göğe ve onu bina edene
Diyanet İşleri
Göğe ve onu bina edene andolsun,
Mehmet Okuyan
Göğe ve onu bina edene,
Suat Yıldırım
Gök ve onu bina eden,
Elmalılı (sadeleştirilmiş)
göğe ve onu bina edene,
Muhammed Esed
Gökyüzünü ve onun harika yapısını düşün,
Yaşar Nuri Öztürk
Göğe ve onu kurana,
Süleymaniye Vakfı
Göğe ve onu bina edene,[1]
Süleyman Ateş
Göğe ve onu yapana andolsun.

Şems 91:6

Cüz: 30 | Sayfa: 594
وَالْاَرْضِ وَمَا طَحٰيهَاۙۖ
Vel ardı ve ma tahaha.
Mustafa İslamoğlu
yeryüzü ve onu çepeçevre kuşatan canlı örtü şahit olsun!
Elmalılı Hamdi Yazır
Ve yere ve onu döşeyene
Diyanet İşleri
Yere ve onu yayıp döşeyene andolsun,
Mehmet Okuyan
Yere ve onu yayana,
Suat Yıldırım
Yer ve onu yayıp döşeyen,
Elmalılı (sadeleştirilmiş)
yere ve onu döşeyene,
Muhammed Esed
ve yeryüzünü, onun (uçsuz bucaksız) genişliğini!
Yaşar Nuri Öztürk
Yere ve onu döşeyene.
Süleymaniye Vakfı
yeryüzüne ve onu yayana,[1]
Süleyman Ateş
Yere ve onu yuvarlayıp döşeyene andolsun.

Şems 91:7

Cüz: 30 | Sayfa: 594
وَنَفْسٍ وَمَا سَوّٰيهَاۙۖ
Ve nefsin ve ma sevvaha.
Mustafa İslamoğlu
İnsan benliği ve onun yaratılış amacına uygun biçimlenişi şahit olsun;
Elmalılı Hamdi Yazır
Ve bir nefse ve onu düzenliyene
Diyanet İşleri
(7-9) Nefse ve onu düzgün bir biçimde şekillendirip ona kötülük duygusunu ve takvasını (kötülükten sakınma yeteneğini) ilham edene andolsun ki, nefsini arındıran kurtuluşa ermiştir.
Mehmet Okuyan
Nefse (insana) ve onu biçimlendirene,
Suat Yıldırım
Her bir nefis ve onu düzenleyen,
Elmalılı (sadeleştirilmiş)
nefse ve onu düzenleyene,
Muhammed Esed
İnsan benliğini düşün ve onun nasıl (yaratılış) amacına uygun şekillendirildiğini;
Yaşar Nuri Öztürk
Nefse ve onu düzgün bir biçimde şekillendirene.
Süleymaniye Vakfı
kişiye ve ona son şeklini verene[1]
Süleyman Ateş
Nefse ve onu biçimlendirene,

Şems 91:8

Cüz: 30 | Sayfa: 594
فَاَلْهَمَهَا فُجُورَهَا وَتَقْوٰيهَاۙۖ
Fe elhemeha fucureha ve takvaha.
Mustafa İslamoğlu
ve nihayet insan benliğine iyiyi ve kötüyü tanıyıp sorumsuz ve sorumlu davranma yeteneğini yerleştiren (şahit olsun) ki:
Elmalılı Hamdi Yazır
Sonra da ona bozukluğunu ve korunmasını ilham eyliyene ki
Diyanet İşleri
(7-9) Nefse ve onu düzgün bir biçimde şekillendirip ona kötülük duygusunu ve takvasını (kötülükten sakınma yeteneğini) ilham edene andolsun ki, nefsini arındıran kurtuluşa ermiştir.
Mehmet Okuyan
Sonra da ona (nefse), kötülük ve takvâ (duyarlılık) kabiliyetini verene ki[1]
Suat Yıldırım
(8-9) Ona hem kötülük, hem de ondan sakınma yolu ilham eden hakkı için ki: Nefsini maddi ve manevi kirlerden arındıran, felaha erer.
Elmalılı (sadeleştirilmiş)
sonra da ona bozukluğunu ve korunmasını ilham edene ki,
Muhammed Esed
ve nasıl ahlaki zaaflarla olduğu kadar Allah'a karşı sorumluluk bilinciyle de donatıldığını!
Yaşar Nuri Öztürk
Ardından da ona bozukluğunu ve takvasını ilham edene ki,
Süleymaniye Vakfı
sonra ona, günah işlemekte olduğunu da yanlıştan sakınmasını da ilham edene yemin olsun ki[1]
Süleyman Ateş
Ona bozukluğunu ve korunmasını (isyanını ve ita'atini) ilham edene andolsun ki:

Şems 91:9

Cüz: 30 | Sayfa: 594
قَدْ اَفْلَحَ مَنْ زَكّٰيهَاۙۖ
Kad efleha men zekkaha.
Mustafa İslamoğlu
Kim kendini geliştirip arındırırsa, o kesinlikle ebedi mutluluğa ulaşacaktır;
Elmalılı Hamdi Yazır
Gerçek felah bulmuştur onu temizlikle parlatan
Diyanet İşleri
(7-9) Nefse ve onu düzgün bir biçimde şekillendirip ona kötülük duygusunu ve takvasını (kötülükten sakınma yeteneğini) ilham edene andolsun ki, nefsini arındıran kurtuluşa ermiştir.
Mehmet Okuyan
Onu (nefsini) arındıran kişi elbette kurtulmuştur.
Suat Yıldırım
(8-9) Ona hem kötülük, hem de ondan sakınma yolu ilham eden hakkı için ki: Nefsini maddi ve manevi kirlerden arındıran, felaha erer.
Elmalılı (sadeleştirilmiş)
gerçek kurtuluş bulmuştur onu temizlikle parlatan.
Muhammed Esed
Her kim (benliğini) arındırırsa, kesinlikle mutluluğa erişecektir,
Yaşar Nuri Öztürk
Benliği temizleyip arındıran, gerçekten kurtulmuştur.
Süleymaniye Vakfı
kendini arındırıp geliştiren kesinlikle umduğuna kavuşur;[1]
Süleyman Ateş
(Allah'tan başkasına tapmayarak) Nefsini yücelten kazanmış,

Şems 91:10

Cüz: 30 | Sayfa: 594
وَقَدْ خَابَ مَنْ دَسّٰيهَاۜ
Ve kad habe men dessaha.
Mustafa İslamoğlu
kim de kendini geliştirmeyip (içindeki iyilik tohumunu) çürütürse, o kesinlikle kaybedecektir.
Elmalılı Hamdi Yazır
Ve ziyan etmiştir onu kirletip gömen
Diyanet İşleri
Onu kötülüklere gömüp kirleten kimse de ziyana uğramıştır.
Mehmet Okuyan
Onu (kötülüğe) gömen kişi ise kaybetmiştir.
Suat Yıldırım
Onu günahlarla örten ise ziyana uğrar.
Elmalılı (sadeleştirilmiş)
Onu kirletip gömen de ziyan etmiştir!
Muhammed Esed
onu (karanlığa) gömen ise hüsrandadır.
Yaşar Nuri Öztürk
Onu kirletip örtense kayba uğramıştır.
Süleymaniye Vakfı
kendini günaha batıran ise hayal kırıklığına uğrar.[1]
Süleyman Ateş
(Yaratıklara taparak) Onu alçaltan da ziyana uğramıştır.

Şems 91:11

Cüz: 30 | Sayfa: 594
Tarih / Kıssalar
#salih_peygamber
كَذَّبَتْ ثَمُودُ بِطَغْوٰيهَاۙۖ
Kezzebet semudu bi tagvaha.
Mustafa İslamoğlu
Haddini aştığı için Semud (bu) hakikati yalanladı;
Elmalılı Hamdi Yazır
Semud inanmadı azgınlığından
Diyanet İşleri
Semud kavmi, azgınlığı sebebiyle yalanladı.
Mehmet Okuyan
Semûd (kavmi) azgınlığı yüzünden (gerçeği) yalanlamıştı.
Suat Yıldırım
Azgınlığı yüzünden Semud milleti, Resullerinin bildirdiği gerçekleri yalan saydı.
Elmalılı (sadeleştirilmiş)
Semud kavmi azgınlığından inanmadı.
Muhammed Esed
Semud (kavmi,) kaba bir küstahlıkla (bu) hakikati yalan saydı;
Yaşar Nuri Öztürk
Semud kavmi, azgınlığı yüzünden yalanladı.
Süleymaniye Vakfı
(Salih'in kavmi) Semud, taşkınlıkları sebebiyle yalana sarıldı.[1]
Süleyman Ateş
Semud (kavmi), azgınlığı yüzünden (Hakk'ı) yalanladı.

Şems 91:12

Cüz: 30 | Sayfa: 594
اِذِ انْبَعَثَ اَشْقٰيهَاۙۖ
İzin baase eşkaha.
Mustafa İslamoğlu
hani kavmin en azgını kışkırtmayla zıvanadan çıktığında,
Elmalılı Hamdi Yazır
O en yaramazları fırladığı zaman
Diyanet İşleri
Hani onların en bedbaht olanı (fesat çıkarmak için) ileri atılmıştı.
Mehmet Okuyan
Onların en azgını (deveyi kesmek için) ileri atılmıştı.
Suat Yıldırım
Bir ara onların en azılı olanları öne atıldığında, bu yalanlamaları iyice şiddetlendi.
Elmalılı (sadeleştirilmiş)
O en yaramazları fırladığı zaman,
Muhammed Esed
içlerinden en onulmaz azgınları, (zulüm yapmak için) ileri atılırken,
Yaşar Nuri Öztürk
En haydutları ortaya fırladığı zaman,
Süleymaniye Vakfı
Hani onların en hayırsızı harekete geçmişti.[1]
Süleyman Ateş
En haydutları ayaklandığı zaman,

Şems 91:13

Cüz: 30 | Sayfa: 594
فَقَالَ لَهُمْ رَسُولُ اللّٰهِ نَاقَةَ اللّٰهِ وَسُقْيٰيهَا۠
Fe kale lehum resulullahi nakatallahi ve sukyaha.
Mustafa İslamoğlu
Allah'ın elçisi (Salih) şöyle demişti: "(Bu) Allah'ın devesidir; şu halde bırakın da (Allah'ın) suyunu içsin!"
Elmalılı Hamdi Yazır
Ki o vakit demişti onlara Allahın resulü: Gözetin Allahın nakasını ve sulanışını
Diyanet İşleri
Allah'ın Resulü de onlara şöyle demişti: "Allah'ın devesini ve onun su içme hakkını koruyun."
Mehmet Okuyan
Allah'ın elçisi (Salih) onlara "Allah'ın devesine ve onun su hakkına (dokunmayın)" demişti.
Suat Yıldırım
elçileri ise kendilerine: "(Mucizevi olarak verilen) Allah'ın devesini ve onun su içme sırasını gözetin, ona dokunmayın!" dedi.
Elmalılı (sadeleştirilmiş)
Allah'ın elçisi onlara: "Allah'ın devesini ve onun sulanışını gözetin!" demişti.
Muhammed Esed
Allah'ın Elçisi onlara: "Şu dişi deve Allah'ındır, öyleyse bırakın suyunu içsin (ve ona bir zarar vermeyin)!" demişti.
Yaşar Nuri Öztürk
Allah'ın elçisi onlara şöyle demişti: "Allah'ın devesini ve onun su içme hakkını koruyun."
Süleymaniye Vakfı
Allah'ın elçisi (Salih) de onlara şöyle demişti: "Sakın Allah'ın devesine ve onun su hakkına ilişmeyin (yoksa helak edilirsiniz)!"[1]
Süleyman Ateş
Allah'ın elçisi onlara: "Allah'ın devesine ve onun su içme hakkına dokunmayın!" demişti.

Şems 91:14

Cüz: 30 | Sayfa: 594
فَكَذَّبُوهُ فَعَقَرُوهَاۙۖ فَدَمْدَمَ عَلَيْهِمْ رَبُّهُمْ بِذَنْبِهِمْ فَسَوّٰيهَاۙۖ
Fe kezzebuhu fe akaruha fe demdeme aleyhim rabbuhum bi zenbihim fe sevvaha.
Mustafa İslamoğlu
Derken elçiyi dinlemediler onu işkenceyle boğazladılar. Sonunda Rableri, bu günahları yüzünden burunlarını sürte sürte onları yerle bir etti;
Elmalılı Hamdi Yazır
Fakat inanmadılar ona da devirdiler onu. Alemlerin rabbı da günahlarını başlarına geçiri geçiriverdi de o yeri düzleyiverdi.
Diyanet İşleri
Fakat onlar, onu yalanladılar ve deveyi boğazladılar. Bunun üzerine Rableri, suçlarından dolayı onları helak etti ve kendilerini yerle bir etti.
Mehmet Okuyan
(Fakat) onlar onu (elçiyi) yalanlamış ve o (deve)yi de kesmişlerdi.[1] (Bunun üzerine), Rableri günahlarını başlarına geçirmiş ve orayı yerle bir etmişti.[2]
Suat Yıldırım
Fakat onlar o Peygamberi yalancı sayıp deveyi kestiler. Allah da böylesi suç ve isyanları sebebiyle azap indirdi, onları yerle bir etti.
Elmalılı (sadeleştirilmiş)
Fakat ona inanmadılar da onu (deveyi) devirdiler. Rableri de günahlarını başlarına geçiri geçiriverdi de o yeri düzleyiverdi!
Muhammed Esed
Ama onlar Elçi'yi (hiçe sayıp) yalanladılar ve deveyi vahşice boğazladılar; bunun üzerine Rableri, bu günahları yüzünden onları yıkıma uğrattı ve tümünü birden yok etti:
Yaşar Nuri Öztürk
Fakat elçiye inanmadılar da deveyi devirip boğazladılar. Bunun üzerine, Rableri onların günahlarını kendi başlarına geçirdi de o yurdu dümdüz etti.
Süleymaniye Vakfı
Ama onu yalancı saydılar ve deveyi ayaklarını keserek öldürdüler[1]. Rableri de bu günahları[2] yüzünden onları yok etti ve orayı dümdüz etti.[3]
Süleyman Ateş
Onu yalanladılar, deveyi kestiler. Rableri de, günahları yüzünden azabı başlarına geçirip, orayı dümdüz etti.

Şems 91:15

Cüz: 30 | Sayfa: 594
Tarih / Kıssalar
#salih_peygamber
وَلَا يَخَافُ عُقْبٰيهَا
Ve la yehafu ukbaha.
Mustafa İslamoğlu
oysa ki o (kavim) kendi akıbetinden zerrece endişe etmezdi.
Elmalılı Hamdi Yazır
Öyle ya o sonundan korkacak değil ki.
Diyanet İşleri
Allah, bunun sonucundan çekinmez de!
Mehmet Okuyan
(Bu toplum) kendi sonundan da korkmuyordu.
Suat Yıldırım
Bunun sonucundan da asla endişe etmedi.
Elmalılı (sadeleştirilmiş)
Öyle ya, O, o işin sonundan korkacak değil ki!
Muhammed Esed
çünkü (onlardan) hiçbiri başlarına gelecek şeyin korkusunu taşımıyordu.
Yaşar Nuri Öztürk
Allah, işin sonundan korkacak değil ya!
Süleymaniye Vakfı
Semud'un sonunun böyle olmasından dolayı Allah bir endişe duymaz.[1]
Süleyman Ateş
(Rab) Bu işin sonundan korkmaz.

Leyl 92:1

Cüz: 30 | Sayfa: 595
وَالَّيْلِ اِذَا يَغْشٰىۙ
Vel leyli iza yagşa.
Mustafa İslamoğlu
Kuşatıp örten gece şahit olsun.
Elmalılı Hamdi Yazır
Kasem olsun bürürken o geceye
Diyanet İşleri
(Ortalığı) bürüdüğü zaman geceye andolsun,
Mehmet Okuyan
Yemin olsun: (Karanlığı)yla kapladığında geceye,
Suat Yıldırım
Karanlığı ile ortalığı bürüdüğü zaman gece hakkı için!
Elmalılı (sadeleştirilmiş)
Andolsun bürürken o geceye,
Muhammed Esed
Düşün (yeryüzünü) karanlığa boğan geceyi,
Yaşar Nuri Öztürk
Yemin olsun bürüyüp örttüğü zaman geceye,
Süleymaniye Vakfı
(Gündüzü) Kapladığı zaman geceye,[1]
Süleyman Ateş
Örttüğü zaman geceye andolsun,

Leyl 92:2

Cüz: 30 | Sayfa: 595
وَالنَّهَارِ اِذَا تَجَلّٰىۙ
Ven nehari iza tecella.
Mustafa İslamoğlu
(Gecenin kuşatmasını) yarıp ortaya çıkan gündüz şahit olsun!
Elmalılı Hamdi Yazır
Ve açıldığı zaman o gündüze
Diyanet İşleri
Açılıp aydınlandığı zaman gündüze andolsun,
Mehmet Okuyan
Ortaya çıktığında gündüze,
Suat Yıldırım
Açılıp parladığı zaman gündüz,
Elmalılı (sadeleştirilmiş)
açıldığı zaman o gündüze,
Muhammed Esed
ve aydınlığı yükselten gündüzü!
Yaşar Nuri Öztürk
Ve parıldadığı zaman gündüze,
Süleymaniye Vakfı
açığa çıktığında gündüze,[1]
Süleyman Ateş
Göründüğü zaman gündüze andolsun,

Leyl 92:3

Cüz: 30 | Sayfa: 595
وَمَا خَلَقَ الذَّكَرَ وَالْاُنْثٰىۙ
Ve ma halakaz zekera vel unsa.
Mustafa İslamoğlu
Erkek ve dişinin yaratılışı şahit olsun
Elmalılı Hamdi Yazır
Ve erkeği dişiyi yaratana
Diyanet İşleri
Erkeği ve dişiyi yaratana andolsun ki,
Mehmet Okuyan
Erkeği ve dişiyi yaratana ki
Suat Yıldırım
Erkeği de, dişiyi de yaratan kudret hakkı için ki:
Elmalılı (sadeleştirilmiş)
erkeği ve dişiyi yaratana ki,
Muhammed Esed
Erkeğin ve dişinin yaratılışını düşün!
Yaşar Nuri Öztürk
Yemin olsun erkeği de dişiyi de yaratana,
Süleymaniye Vakfı
erkeği ve dişiyi yaratana yemin olsun ki[1]
Süleyman Ateş
Erkeği ve dişiyi yaratana andolsun ki,

Leyl 92:4

Cüz: 30 | Sayfa: 595
اِنَّ سَعْيَكُمْ لَشَتّٰىۜ
İnne sa'yekum le şetta.
Mustafa İslamoğlu
ki ey (insanlık); sizin çabanız, (nedenleri ve sonuçları açısından) elbet farklı farklıdır.
Elmalılı Hamdi Yazır
Ki sizin sa'yiniz dağınıktır
Diyanet İşleri
Şüphesiz sizin çabalarınız elbette çeşit çeşittir.
Mehmet Okuyan
İşleriniz çeşit çeşittir.
Suat Yıldırım
Sizin işleriniz çeşit çeşittir.
Elmalılı (sadeleştirilmiş)
sizin çabanız dağınıktır
Muhammed Esed
Gerçekte, (ey insanlar,) siz çok çeşitli hedefler peşindesiniz!
Yaşar Nuri Öztürk
Ki sizin emek ve gayretiniz mutlaka dağınık ve parça parçadır.
Süleymaniye Vakfı
sizin çalışmalarınız elbette farklı farklıdır.[1]
Süleyman Ateş
Sizin işiniz çeşit çeşittir:

Leyl 92:5

Cüz: 30 | Sayfa: 595
فَاَمَّا مَنْ اَعْطٰى وَاتَّقٰىۙ
Fe emma men a'ta vetteka.
Mustafa İslamoğlu
Sözgelimi; kim (Allah için) karşılıksız verir ve Allah'a muhtaç olduğunun bilinciyle hareket ederse;
Elmalılı Hamdi Yazır
Bundan böyle amma her kim vergi verir korunur
Diyanet İşleri
(5-7) Onun için kim (elinde bulunandan) verir, Allah'a karşı gelmekten sakınır ve en güzel sözü (kelime-i tevhidi) tasdik ederse, biz onu en kolay olana kolayca iletiriz.
Mehmet Okuyan
Kim (malını) verirse, takvâlı (duyarlı) davranırsa,
Suat Yıldırım
Malını Allah yolunda harcayıp O'na saygı duyarak haramdan sakınan,
Elmalılı (sadeleştirilmiş)
Ama bundan böyle her kim vergi verir korunursa
Muhammed Esed
Her kim (başkaları için) harcar ve Allah'a karşı sorumluluk bilinci taşırsa,
Yaşar Nuri Öztürk
Kim verir ve sakınırsa,
Süleymaniye Vakfı
Her kim (elinde olandan) verir ve yanlış yapmaktan sakınır,[1]
Süleyman Ateş
Kim (hayır için) verir, korunursa,

Leyl 92:6

Cüz: 30 | Sayfa: 595
وَصَدَّقَ بِالْحُسْنٰىۙ
Ve saddeka bil husna.
Mustafa İslamoğlu
ve daha güzeliyle (ödüllendirileceğine) inanırsa;
Elmalılı Hamdi Yazır
Ve husnayı tasdik eylerse
Diyanet İşleri
(5-7) Onun için kim (elinde bulunandan) verir, Allah'a karşı gelmekten sakınır ve en güzel sözü (kelime-i tevhidi) tasdik ederse, biz onu en kolay olana kolayca iletiriz.
Mehmet Okuyan
En güzeli (Kur'an'ı) doğrularsa,
Suat Yıldırım
O en güzel kelimeyi (kelime-i tevhidi) tasdik eden kimseyi.
Elmalılı (sadeleştirilmiş)
ve en güzeli doğrularsa
Muhammed Esed
ve nihai güzelliğin/iyiliğin gerçekliğine inanırsa,
Yaşar Nuri Öztürk
Ve güzeli doğrularsa,
Süleymaniye Vakfı
bir de en güzel olanı (ayetlerimizi) kabul ederse,[1]
Süleyman Ateş
Ve en güzel (söz)ü doğrularsa,

Leyl 92:7

Cüz: 30 | Sayfa: 595
فَسَنُيَسِّرُهُ لِلْيُسْرٰىۜ
Fe senuyessiruhu lil yusra.
Mustafa İslamoğlu
işte ona, rahatlık ve mutluluğun zirvesine götüren yolu kolaylaştırırız.
Elmalılı Hamdi Yazır
Biz onu yüsraya (en kolayına) kolaylıyacağız
Diyanet İşleri
(5-7) Onun için kim (elinde bulunandan) verir, Allah'a karşı gelmekten sakınır ve en güzel sözü (kelime-i tevhidi) tasdik ederse, biz onu en kolay olana kolayca iletiriz.
Mehmet Okuyan
Kolay olanı (cennete gitmeyi) ona kolaylaştıracağız.
Suat Yıldırım
Biz de en kolay yola muvaffak ederiz.
Elmalılı (sadeleştirilmiş)
Biz onu en kolayına kolaylayacağız.
Muhammed Esed
işte onun için (nihai) huzur ve rahatlığa giden yolu kolaylaştıracağız.
Yaşar Nuri Öztürk
Biz ona, en kolay olanı kolaylayacağız.
Süleymaniye Vakfı
onun en kolay olana yönelmesini kolaylaştıracağız.[1]
Süleyman Ateş
Ona en kolay (yolda gitmey)i kolaylaştırırız.

Leyl 92:8

Cüz: 30 | Sayfa: 595
وَاَمَّا مَنْ بَخِلَ وَاسْتَغْنٰىۙ
Ve emma men bahıle vestagna.
Mustafa İslamoğlu
Sözgelimi; kim de cimrilik yapar ve kendi kendine yettiğini zanneder,
Elmalılı Hamdi Yazır
Ve amma her kim bahıllik eder ve istiğna gösterir
Diyanet İşleri
(8-10) Fakat, kim cimrilik eder, kendini Allah'a muhtaç görmez ve en güzel sözü (kelime-i tevhidi) yalanlarsa, biz de onu en zor olana kolayca iletiriz.
Mehmet Okuyan
Kim de cimrilik ederse, (kendini) zengin (yeterli) görürse,
Suat Yıldırım
Cimri davranan, bir de kendini güçlü sanıp Allah'tan müstağni gören,
Elmalılı (sadeleştirilmiş)
Her kim de cimrilik eder, kendisini müstağni sayar
Muhammed Esed
Cimrilik yapana ve kendi kendine yeterli olduğunu zannedene,
Yaşar Nuri Öztürk
Ama kim cimriliğe sapar ve kendisini tüm ihtiyaçların üstünde görür,
Süleymaniye Vakfı
Kim de cimrilik eder ve (yanlışlardan sakınmaya) ihtiyaç duymaz,[1]
Süleyman Ateş
Kim de cimrilik eder, kendini zengin (ve kendine yeterli) görürse,

Leyl 92:9

Cüz: 30 | Sayfa: 595
وَكَذَّبَ بِالْحُسْنٰىۙ
Ve kezzebe bil husna.
Mustafa İslamoğlu
En Güzel'i (vahyini) yalanlarsa;
Elmalılı Hamdi Yazır
Ve husnayı tekzib eylerse
Diyanet İşleri
(8-10) Fakat, kim cimrilik eder, kendini Allah'a muhtaç görmez ve en güzel sözü (kelime-i tevhidi) yalanlarsa, biz de onu en zor olana kolayca iletiriz.
Mehmet Okuyan
En güzeli (Kur'an'ı) yalanlarsa,
Suat Yıldırım
(9-10) O en güzel kelimeyi (kelime-i tevhidi) yalan sayanı ise, en güç yola sardırırız.
Elmalılı (sadeleştirilmiş)
ve en güzeli yalanlarsa;
Muhammed Esed
ve nihai güzelliği/iyiliği yalanlayana gelince,
Yaşar Nuri Öztürk
Ve güzelliği yalanlarsa,
Süleymaniye Vakfı
en güzel olanı (ayetlerimizi) yalan sayarsa[1]
Süleyman Ateş
Ve en güzel (söz)ü de yalanlarsa,

Leyl 92:10

Cüz: 30 | Sayfa: 595
فَسَنُيَسِّرُهُ لِلْعُسْرٰىۜ
Fe senuyessiruhu lil usra.
Mustafa İslamoğlu
işte ona da, zorluk ve felaketin en dibine giden yolu kolaylaştırırız;
Elmalılı Hamdi Yazır
Onu da usraya (en zoruna) kolaylıyacağız
Diyanet İşleri
(8-10) Fakat, kim cimrilik eder, kendini Allah'a muhtaç görmez ve en güzel sözü (kelime-i tevhidi) yalanlarsa, biz de onu en zor olana kolayca iletiriz.
Mehmet Okuyan
Ona da zor olanı (cehenneme gitmeyi) kolaylaştıracağız.
Suat Yıldırım
(9-10) O en güzel kelimeyi (kelime-i tevhidi) yalan sayanı ise, en güç yola sardırırız.
Elmalılı (sadeleştirilmiş)
onu da en zor olana hazırlayacağız.
Muhammed Esed
onun için zorluğa ve sıkıntıya giden yolu kolaylaştırırız:
Yaşar Nuri Öztürk
Biz onu, en zor olana sevk edeceğiz.
Süleymaniye Vakfı
onun da en zor olana yönelmesini kolaylaştıracağız.[1]
Süleyman Ateş
Ona da en güç (yolda gitmey)i kolaylaştırırız.

Leyl 92:11

Cüz: 30 | Sayfa: 595
وَمَا يُغْن۪ي عَنْهُ مَالُـهُٓ اِذَا تَرَدّٰىۜ
Ve ma yugni anhu maluhu iza teredda.
Mustafa İslamoğlu
öyle ki, o baş aşağı (cehenneme) yuvarlanıp helak olacağı zaman, (Allah için paylaşmadığı) malı kendisini asla kurtaramaz.
Elmalılı Hamdi Yazır
Ve yuvarlandığı zaman onu malı kurtaramıyacak
Diyanet İşleri
Cehenneme yuvarlandığı zaman, malı ona fayda vermez.
Mehmet Okuyan
Düştüğü zaman da malı kendisine yarar sağlamayacaktır.
Suat Yıldırım
O, aşağıya doğru yuvarlanırken malı kendisine hiç fayda etmez.
Elmalılı (sadeleştirilmiş)
Ve yuvarlandığı zaman onu malı kurtaramayacak!
Muhammed Esed
bakalım serveti onu koruyacak mı (mezarına) girdiği zaman?
Yaşar Nuri Öztürk
Aşağı yuvarlandığında malı onu kurtarmayacaktır.
Süleymaniye Vakfı
(Cehenneme) yuvarlandığı zaman malı bir işine yaramayacak.[1]
Süleyman Ateş
Çukura düştüğü zaman malı ona hiçbir fayda sağlamaz.

Leyl 92:12

Cüz: 30 | Sayfa: 595
اِنَّ عَلَيْنَا لَلْهُدٰىۘ
İnne aleyna lel huda.
Mustafa İslamoğlu
Elbet doğru yolu göstermek sadece bizim işimizdir;
Elmalılı Hamdi Yazır
Her halde doğruyu göstermek bize
Diyanet İşleri
Şüphesiz bize düşen sadece doğru yolu göstermektir.
Mehmet Okuyan
Şüphesiz ki doğru yola ulaştırmak yalnızca bize aittir.[1]
Suat Yıldırım
Doğru yolu göstermek elbette Bizim işimizdir.
Elmalılı (sadeleştirilmiş)
Kesinlikle doğru yolu göstermek Bize aittir.
Muhammed Esed
Bakın, Bize düşen doğru yolu göstermektir;
Yaşar Nuri Öztürk
Yemin olsun, doğruya ve güzele kılavuzlamak sadece bizim işimizdir.
Süleymaniye Vakfı
Doğru yola kabul etmek, kesinlikle bizim işimizdir.[1]
Süleyman Ateş
Doğru yola iletmek bize aittir.

Leyl 92:13

Cüz: 30 | Sayfa: 595
#yetim_hakki
وَاِنَّ لَنَا لَلْاٰخِرَةَ وَالْاُو۫لٰى
Ve inne lena lel ahırete vel ula.
Mustafa İslamoğlu
ama işin gerçeği öteki hayat da, bu hayat da Bizim mülkiyetimizdedir.
Elmalılı Hamdi Yazır
Ve her halde sonu da bizim önü de (Ahıret de Dünyada)
Diyanet İşleri
Şüphesiz ahiret de dünya da bizimdir.
Mehmet Okuyan
Şüphesiz ki ilk de son da (dünya da ahiret de) bizimdir.
Suat Yıldırım
Ahiret gibi dünya da elbette Bize aittir.
Elmalılı (sadeleştirilmiş)
Kuşkusuz sonu da Bizim önü de Bizim (ahiret de Bizimdir dünya da)!
Muhammed Esed
ve hem öteki dünya, hem de (hayatınızın) bu ilk bölümü (üzerindeki hakimiyet) Bize aittir:
Yaşar Nuri Öztürk
Sonrası da öncesi de sadece bizimdir.
Süleymaniye Vakfı
Şüphesiz Ahiret de bizimdir, dünya da...[1]
Süleyman Ateş
Son da ilk de (ahiret de dünya da) bizimdir.

Leyl 92:14

Cüz: 30 | Sayfa: 595
فَاَنْذَرْتُكُمْ نَاراً تَلَظّٰىۚ
Fe enzertukum naren telezza.
Mustafa İslamoğlu
İşte sizi çılgınca kışkırtılmış bir ateşe karşı uyarmış bulunuyorum:
Elmalılı Hamdi Yazır
Ben size bir ateş haber verdim ki köpürdükçe köpürür
Diyanet İşleri
Sizi alevler saçan ateşe karşı uyardım.
Mehmet Okuyan
Ben sizi alevli bir ateşe karşı uyardım.
Suat Yıldırım
İşte Ben, sizi alev saçan bir ateşe karşı uyarıyorum.
Elmalılı (sadeleştirilmiş)
Ben sizi köpürdükçe köpüren bir ateşe karşı uyardım.
Muhammed Esed
İşte, sizi alevler saçan ateşe karşı uyarıyorum;
Yaşar Nuri Öztürk
Ben sizi, köpürerek yanan bir ateşe karşı uyardım.
Süleymaniye Vakfı
Bu sebeple ben sizi, alevler saçan ateşe karşı uyardım.[1]
Süleyman Ateş
Ben sizi alev saçan bir ateşe karşı uyardım.

Leyl 92:15

Cüz: 30 | Sayfa: 595
لَا يَصْلٰيهَٓا اِلَّا الْاَشْقٰىۙ
La yaslaha illel eşka.
Mustafa İslamoğlu
oraya sadece sorumsuzluğun zirvesinde olan bir azgın girer;
Elmalılı Hamdi Yazır
Ona ancak en şaki olan yaslanır
Diyanet İşleri
(15-16) O ateşe, ancak yalanlayıp yüz çeviren en bedbaht kimse girer.
Mehmet Okuyan
Ona en azgın olandan başkası girmeyecektir.
Suat Yıldırım
(15-16) O ateş ki dini yalan sayan ve ona sırtını dönenden başkası oraya girmez.
Elmalılı (sadeleştirilmiş)
Ona ancak en bedbaht olan yaslanır.
Muhammed Esed
(öyle bir ateş ki) kimse girmez, en onulmaz azgınlar dışında,
Yaşar Nuri Öztürk
Şiddete çok düşkün bedbahttan başkası girmez ona.
Süleymaniye Vakfı
Ona sadece en hayırsız olan kişi girip kalacak;[1]
Süleyman Ateş
Ona ancak haydut olan girer.

Leyl 92:16

Cüz: 30 | Sayfa: 595
اَلَّذ۪ي كَذَّبَ وَتَوَلّٰىۜ
Ellezi kezzebe ve tevella.
Mustafa İslamoğlu
o ki, (vahyi) yalanladı ve (gerçeğe) sırt döndü.
Elmalılı Hamdi Yazır
O, ki tekzib etmiş ve tersine gitmiştir
Diyanet İşleri
(15-16) O ateşe, ancak yalanlayıp yüz çeviren en bedbaht kimse girer.
Mehmet Okuyan
O ki yalanladı ve sırtını döndü.[1]
Suat Yıldırım
(15-16) O ateş ki dini yalan sayan ve ona sırtını dönenden başkası oraya girmez.
Elmalılı (sadeleştirilmiş)
O ki, yalanlamış ve tersine gitmiştir.
Muhammed Esed
hakikati yalanlayan ve (ondan) yüz çeviren (azgınlar).
Yaşar Nuri Öztürk
Yalanlamış, sırtını dönmüştü o.
Süleymaniye Vakfı
yalana sarılan ve doğrulara sırt çeviren kişi.[1]
Süleyman Ateş
O ki, yalanlandı ve sırtını döndü.

Leyl 92:17

Cüz: 30 | Sayfa: 595
وَسَيُجَنَّبُهَا الْاَتْقٰىۙ
Ve seyucennebuhel etka.
Mustafa İslamoğlu
Ama yüce ve yüksek bir sorumluluk bilinciyle hareket eden kimse, o (ateşten) uzak tutulacak;
Elmalılı Hamdi Yazır
O en müttaki olan ise ondan uzaklaştıkca uzaklaşdırılacaktır
Diyanet İşleri
(17-18) Temizlenmek için malını hayra veren en mutteki (Allah'a karşı gelmekten en çok sakınan) kimse o ateşten uzak tutulacaktır.
Mehmet Okuyan
En muttakî (duyarlı) olan ondan uzak tutulacaktır.[1]
Suat Yıldırım
(17-18) Ama Allah'a karşı gelmekten çok sakınan ve gönlünü arındırmak için Allah yolunda mal harcayan ise ondan uzak tutulur.
Elmalılı (sadeleştirilmiş)
O en çok takva sahibi olan ise ondan çok uzaklaştırılacaktır!
Muhammed Esed
Ama, Allah'a karşı sorumluluğunun bilincinde olanlar (ateşten) uzak kalacak:
Yaşar Nuri Öztürk
İyice sakınan da ondan uzak tutulur.
Süleymaniye Vakfı
Kendini yanlışlardan en iyi koruyan kişi[1] ise ondan uzak tutulacaktır;[2]
Süleyman Ateş
En çok korunan da ondan uzak tutulur.

Leyl 92:18

Cüz: 30 | Sayfa: 595
اَلَّذ۪ي يُؤْت۪ي مَالَهُ يَتَزَكّٰىۚ
Ellezi yu'ti ma lehu yetezekka.
Mustafa İslamoğlu
o ki, malını gönülden verir ve arınıp gelişir;
Elmalılı Hamdi Yazır
O, ki malını verir, tezekki eder
Diyanet İşleri
(17-18) Temizlenmek için malını hayra veren en mutteki (Allah'a karşı gelmekten en çok sakınan) kimse o ateşten uzak tutulacaktır.
Mehmet Okuyan
O ki (malını) vererek arınır.
Suat Yıldırım
(17-18) Ama Allah'a karşı gelmekten çok sakınan ve gönlünü arındırmak için Allah yolunda mal harcayan ise ondan uzak tutulur.
Elmalılı (sadeleştirilmiş)
O ki, malını verir, temizlenir.
Muhammed Esed
arınmak için servetini (başkalarına) harcayanlar,
Yaşar Nuri Öztürk
O ki, temizlenip arınsın diye malını verir.
Süleymaniye Vakfı
kendini geliştirmek için malını veren kişi.[1]
Süleyman Ateş
O ki malını hayra vererek arınır, yücelir.

Leyl 92:19

Cüz: 30 | Sayfa: 595
#rab
وَمَا لِاَحَدٍ عِنْدَهُ مِنْ نِعْمَةٍ تُجْزٰىۙ
Ve ma li ehadin indehu min ni'metin tucza.
Mustafa İslamoğlu
(Bu yaptığı) herhangi birinden gördüğü bir hayra karşılık değildir;
Elmalılı Hamdi Yazır
Ve onda hiç kimsenin mükafat edilecek bir ni'meti yoktur
Diyanet İşleri
(19-20) O, hiç kimseye karşılık bekleyerek iyilik yapmaz. (Yaptığı iyiliği) ancak yüce Rabbinin rızasını istediği için (yapar).
Mehmet Okuyan
(19, 20) Yüce Rabbinin rızasını kazanmaktan başka, kimseden beklediği bir karşılık da yoktur.
Suat Yıldırım
O, verdiğini kendisine yapılan bir iyiliğin karşılığı olarak vermez. Verdiğinden ötürü hiç kimseden mükafat da beklemez.
Elmalılı (sadeleştirilmiş)
Ve onda hiç kimsenin mükafat edilecek bir nimeti yoktur.
Muhammed Esed
gördüğü bir iyiliğin karşılığı olarak değil,
Yaşar Nuri Öztürk
Onun katında hiç kimsenin, karşılığı verilecek bir nimeti yoktur/hiç kimsenin ona, karşılık olarak verilecek bir nimeti yoktur.
Süleymaniye Vakfı
O, kendisine yapılan bir iyiliğin karşılığı olsun diye değil,
Süleyman Ateş
Ve onun yanında, hiç kimsenin karşılık verilecek bir ni'meti yoktur (o, verdiğini kendisine yapılan bir iyiliğin karşılığı olarak değil),

Leyl 92:20

Cüz: 30 | Sayfa: 595
#rab
اِلَّا ابْتِغَٓاءَ وَجْهِ رَبِّهِ الْاَعْلٰىۚ
İllebtigae vechi rabbihil a'la.
Mustafa İslamoğlu
sadece Yüce Rabbinin rızasını kazanma iştiyaki iledir.
Elmalılı Hamdi Yazır
Ancak rabbi a'lasının rızasını aramak için verir
Diyanet İşleri
(19-20) O, hiç kimseye karşılık bekleyerek iyilik yapmaz. (Yaptığı iyiliği) ancak yüce Rabbinin rızasını istediği için (yapar).
Mehmet Okuyan
(19, 20) Yüce Rabbinin rızasını kazanmaktan başka, kimseden beklediği bir karşılık da yoktur.
Suat Yıldırım
Sadece ve sadece yüce Rabbini razı etmek ister.
Elmalılı (sadeleştirilmiş)
Ancak yüceler yücesi Rabbinin rızasını aramak için verir.
Muhammed Esed
ama yalnızca yüce Rabbinin rızasını kazanmak için:
Yaşar Nuri Öztürk
Yüceler yücesi Rabbinin yüzünü özleyip istemek için veren hariç.
Süleymaniye Vakfı
sadece yüce Rabbinin rızasını kazanmak için verir.[1]
Süleyman Ateş
Yalnız yüce Rabbinin rızası için verir.

Leyl 92:21

Cüz: 30 | Sayfa: 595
وَلَسَوْفَ يَرْضٰى
Ve le sevfe yerda.
Mustafa İslamoğlu
İşte böyle biri, kesinlikle, zamanı gelince (gördüğü karşılıktan) fazlasıyla memnun olacaktır.
Elmalılı Hamdi Yazır
Ve elbette o rızaya irecektir.
Diyanet İşleri
Elbette kendisi de hoşnut olacaktır.
Mehmet Okuyan
Kendisi de ileride memnun olacaktır.
Suat Yıldırım
Kendisi de ukbada elbet hoşnut olur.
Elmalılı (sadeleştirilmiş)
Ve mutlaka o hoşnutluğa erecektir.
Muhammed Esed
işte böyleleri de, zamanı geldiğinde sevinci tadacaklar.
Yaşar Nuri Öztürk
Yakında mutlaka hoşnut olacaktır.
Süleymaniye Vakfı
İleride, o da kesinlikle hoşnut olacaktır.[1]
Süleyman Ateş
Yakında kendisi de (Allah'ın verceği ni'metle) razı olacaktır.

Duha 93:1

Cüz: 30 | Sayfa: 595
وَالضُّحٰىۙ
Ved duha.
Mustafa İslamoğlu
Sabahın berrak aydınlığını temsil eden kuşluk vakti şahit olsun,
Elmalılı Hamdi Yazır
O duhaya
Diyanet İşleri
Kuşluk vaktine andolsun,
Mehmet Okuyan
Yemin olsun: Kuşluk vaktine,[1]
Suat Yıldırım
Güneşin yükselip en parlak halini aldığı kuşluk vakti hakkı için!
Elmalılı (sadeleştirilmiş)
Andolsun kuşluk vaktine
Muhammed Esed
Aydınlık sabahı düşün,
Yaşar Nuri Öztürk
Yemin olsun kuşluk vaktine,
Süleymaniye Vakfı
Duhaya /Güneş'in yaydığı ışınlara yemin olsun![1]
Süleyman Ateş
Kuşluk vaktine andolsun,

Duha 93:2

Cüz: 30 | Sayfa: 595
وَالَّيْلِ اِذَا سَجٰىۙ
Vel leyli iza seca.
Mustafa İslamoğlu
karanlığın dibini bulup sakinleşen gece şahit olsun
Elmalılı Hamdi Yazır
Ve dindiği zaman o geceye kasem olsun ki
Diyanet İşleri
Karanlığı çöktüğü vakit geceye andolsun ki,
Mehmet Okuyan
(Karanlığı) çöken geceye ki
Suat Yıldırım
Sükunete erdiği dem gece hakkı için ki:
Elmalılı (sadeleştirilmiş)
ve dindiği zaman o geceye ki,
Muhammed Esed
ve durgun, karanlık geceyi.
Yaşar Nuri Öztürk
Gelip oturduğu vakit geceye ki,
Süleymaniye Vakfı
Durgunlaştığında geceye[1] de yemin olsun ki[2]
Süleyman Ateş
Sakinleşen geceye andolsun ki,

Duha 93:3

Cüz: 30 | Sayfa: 595
#rab
مَا وَدَّعَكَ رَبُّكَ وَمَا قَلٰىۜ
Ma veddeake rabbuke ve ma kala.
Mustafa İslamoğlu
ki; Rabbin seni ne terk etti, ne de darıldı.
Elmalılı Hamdi Yazır
veda' etmedi rabbın sana ve darılmadı
Diyanet İşleri
Rabbin seni terk etmedi, sana darılmadı da.
Mehmet Okuyan
Rabbin, seni terk etmedi ve (sana) darılmadı.[1]
Suat Yıldırım
Ey Resulüm! Rabbin seni terk etmedi, sana darılmadı da.
Elmalılı (sadeleştirilmiş)
Rabbin sana veda etmedi ve darılmadı!
Muhammed Esed
Rabbin seni ne unuttu ne de darıldı:
Yaşar Nuri Öztürk
Rabbin seni terk etmedi, sana darılmadı da.
Süleymaniye Vakfı
(Ey Muhammed!) Rabbin seni bırakmadığı gibi sana darılmadı da.[1]
Süleyman Ateş
Rabbin, seni bırakmadı ve sana darılmadı.

Duha 93:4

Cüz: 30 | Sayfa: 596
وَلَلْاٰخِرَةُ خَيْرٌ لَكَ مِنَ الْاُو۫لٰىۜ
Ve lel ahıretu hayrun leke minel ula.
Mustafa İslamoğlu
Kaldı ki, sonrası senin için öncesinden daha hayırlı olacaktır;
Elmalılı Hamdi Yazır
ve her halde sonu senin için önünden daha hayırlı
Diyanet İşleri
Muhakkak ki ahiret senin için dünyadan daha hayırlıdır.
Mehmet Okuyan
Şüphesiz ki (peygamberliğinin) son (dönemi) ilk (dönem)inden daha iyi olacaktır.[1]
Suat Yıldırım
Elbette senin için her zaman, işin sonu, başından daha hayırlıdır.
Elmalılı (sadeleştirilmiş)
Ve kesinlikle senin için sonu önünden (ahiret dünyadan) daha hayırlıdır.
Muhammed Esed
öteki dünya senin için (hayatının) bu ilk bölümünden mutlaka daha iyi olacak!
Yaşar Nuri Öztürk
Sonrası, senin için öncesinden elbette ki daha mutlu ve kutlu olacaktır.
Süleymaniye Vakfı
Senin için sonraki (hayat), şimdikinden kesinlikle daha iyi olacaktır.[1]
Süleyman Ateş
Senin sonun, ilkinden iyi olacaktır.

Duha 93:5

Cüz: 30 | Sayfa: 596
#rab
وَلَسَوْفَ يُعْط۪يكَ رَبُّكَ فَتَـرْضٰىۜ
Ve le sevfe yu'tike rabbuke fe terda.
Mustafa İslamoğlu
ve zamanı gelince Rabbin sana bahşedecek, sen de (bundan) hoşnut ve memnun olacaksın.
Elmalılı Hamdi Yazır
ve ileride rabbın sana ata edecek öyle ata edecek ki rızaya ereceksin
Diyanet İşleri
Şüphesiz, Rabbin sana verecek ve sen de hoşnut olacaksın.
Mehmet Okuyan
Rabbin, yakında sana (nimetler) verecek ve sen memnun olacaksın.
Suat Yıldırım
Elbette Rabbin sana ileride öyle ihsan edecek, ta ki sen de O'ndan ve verdiğinden razı olacaksın.
Elmalılı (sadeleştirilmiş)
ileride Rabbin sana verecek de hoşnut olacaksın!
Muhammed Esed
Ve zamanı geldiğinde Rabbin sana (kalbinden geçeni) bağışlayacak ve seni hoşnut kılacak.
Yaşar Nuri Öztürk
Rabbin sana verecek de sen hoşnut olacaksın!
Süleymaniye Vakfı
Rabbin elbette sana (nimetler) verecek ve sen de hoşnut olacaksın.[1]
Süleyman Ateş
Rabbin, sana verecek ve sen razı olacaksın.

Duha 93:6

Cüz: 30 | Sayfa: 596
#yetim_hakki
اَلَمْ يَجِدْكَ يَت۪ـيـماً فَاٰوٰىۖ
E lem yecidke yetimen fe ava.
Mustafa İslamoğlu
O seni bir yetim olarak bulup sığınak olmadı mı?
Elmalılı Hamdi Yazır
O seni bir yetim iken barındırmadı mı?
Diyanet İşleri
Seni yetim bulup da barındırmadı mı?
Mehmet Okuyan
Yetimken seni bulup barındırmadı mı?
Suat Yıldırım
Seni yetim bulup barındırmadı mı?
Elmalılı (sadeleştirilmiş)
O, seni bir yetim iken barındırmadı mı?
Muhammed Esed
O seni yetim olarak bulup bir sığınak vermedi mi?
Yaşar Nuri Öztürk
O seni bir yetim olarak bulup da barınağa kavuşturmadı mı?
Süleymaniye Vakfı
O, seni yetim bulup da barındırmadı mı?
Süleyman Ateş
O, seni yetim bulup barındırmadı mı?

Duha 93:7

Cüz: 30 | Sayfa: 596
وَوَجَدَكَ ضَٓالاًّ فَهَدٰىۖ
Ve vecedeke dallen fe heda.
Mustafa İslamoğlu
Yine O seni yolunu kaybetmiş bulup doğru yola yöneltmişti.
Elmalılı Hamdi Yazır
ve seni yol bilmez iken yola koymadı mı?
Diyanet İşleri
Seni yolunu kaybetmiş olarak bulup da yola iletmedi mi?
Mehmet Okuyan
Şaşkınken seni bulup doğru yola ulaştırmıştı.[1]
Suat Yıldırım
Seni dinin hükümlerinden habersiz bulup seçerek dosdoğru yola koymadı mı?
Elmalılı (sadeleştirilmiş)
Seni, yol bilmez iken (doğru) yola koymadı mı?
Muhammed Esed
Ve yolunu kaybetmiş görüp seni doğru yola ulaştırmadı mı?
Yaşar Nuri Öztürk
Seni şaşırmış olarak bulup da kılavuzluğunu üstlenmedi mi?
Süleymaniye Vakfı
Seni şaşkın halde bulup da yolu göstermedi mi?[1]
Süleyman Ateş
Seni şaşırmış bulup yola iletmedi mi?

Duha 93:8

Cüz: 30 | Sayfa: 596
Ekonomi ve Ticaret
#yoksul_doyurma
وَوَجَدَكَ عَٓائِلاً فَاَغْنٰىۜ
Ve vecedeke ailen fe agna.
Mustafa İslamoğlu
Seni muhtaç bir halde bulup, muhannete muhtaç olmaktan ve mala tamahtan müstağni kılmıştı.
Elmalılı Hamdi Yazır
ve seni bir yoksul iken zengin etmedi mi?
Diyanet İşleri
Seni ihtiyaç içinde bulup da zengin etmedi mi?
Mehmet Okuyan
Yalnızken seni bulup zengin etmişti.[1]
Suat Yıldırım
Seni muhtaç bulup ihtiyacını gidermedi mi?
Elmalılı (sadeleştirilmiş)
Seni bir yoksul iken zengin etmedi mi?
Muhammed Esed
İhtiyaç içinde bulup seni tatmin etmedi mi?
Yaşar Nuri Öztürk
Seni aile geçindirme zorluğu içinde bulup da zengin etmedi mi?
Süleymaniye Vakfı
Seni muhtaç halde bulup da ihtiyacını karşılamadı mı?[1]
Süleyman Ateş
Seni fakir bulup zengin etmedi mi?

Duha 93:9

Cüz: 30 | Sayfa: 596
#yetim_hakki
فَاَمَّا الْيَت۪يمَ فَلَا تَقْهَرْۜ
Fe emmel yetime fe la takher.
Mustafa İslamoğlu
Dolayısıyla, asla yetime otoriter davranma (surat asma)
Elmalılı Hamdi Yazır
Öyle ise amma yetime kahretme
Diyanet İşleri
Öyleyse sakın yetimi ezme!
Mehmet Okuyan
Yetimi sakın ezme!
Suat Yıldırım
Öyle ise, sakın yetimi güçsüz bulup hakkını yeme, sakın onu küçümseyip üzme!
Elmalılı (sadeleştirilmiş)
Öyle ise, sakın yetime kahretme (onu horlama)!
Muhammed Esed
Öyleyse yetime haksızlık yapma,
Yaşar Nuri Öztürk
O halde, yetimi örseleme,
Süleymaniye Vakfı
Öyleyse sen de sakın yetimi hor görme![1]
Süleyman Ateş
Öyleyse sakın öksüzü ezme,

Duha 93:10

Cüz: 30 | Sayfa: 596
Ekonomi ve Ticaret
#yoksul_doyurma
وَاَمَّا السَّٓائِلَ فَلَا تَنْهَرْۜ
Ve emmes saile fe la tenher.
Mustafa İslamoğlu
Her durumda yardım isteyeni azarlama!
Elmalılı Hamdi Yazır
ve amma saili azarlama
Diyanet İşleri
Sakın isteyeni azarlama!
Mehmet Okuyan
Sorup (yardım) isteyeni sakın azarlama!
Suat Yıldırım
İsteyene de kaba davranma, onu azarlama!
Elmalılı (sadeleştirilmiş)
El açıp isteyeni de azarlama!
Muhammed Esed
yardım isteyeni asla geri çevirme,
Yaşar Nuri Öztürk
Yoksulu/dilenciyi azarlama!
Süleymaniye Vakfı
İsteyene ve sorana da ilgisiz davranma![1]
Süleyman Ateş
Dilenciyi azarlama.

Duha 93:11

Cüz: 30 | Sayfa: 596
#rab
وَاَمَّا بِنِعْمَةِ رَبِّكَ فَحَدِّثْ
Ve emma bi ni'meti rabbike fe haddis.
Mustafa İslamoğlu
ve her zaman Rabbinin (sonsuz) nimetini dilinden düşürme!
Elmalılı Hamdi Yazır
Fakat rabbının ni'metini anlat da anlat.
Diyanet İşleri
Rabbinin nimetine gelince; işte onu anlat.
Mehmet Okuyan
Sadece Rabbinin nimetini anlat!
Suat Yıldırım
Rabbinin nimetlerini ise durmayıp söyle!
Elmalılı (sadeleştirilmiş)
Fakat Rabbinin nimetini anlat da anlat!
Muhammed Esed
ve (her zaman) Rabbini(n) nimetlerini an.
Yaşar Nuri Öztürk
Ve Rabbinin nimetini söz ve fiillerinle dile getir!
Süleymaniye Vakfı
Rabbinin sana olan nimetini /Kur'an'ı daima anlat![1]
Süleyman Ateş
Ve Rabbinin ni'metini anlat.

İnşirah 94:1

Cüz: 30 | Sayfa: 596
اَلَمْ نَشْرَحْ لَكَ صَدْرَكَۙ
E lem neşrah leke sadrek.
Mustafa İslamoğlu
Göğsünü açıp seni ferahlatmadık mı?
Elmalılı Hamdi Yazır
Şerh etmedik mi senin içün bağrını?
Diyanet İşleri
(Ey Muhammed!) Senin göğsünü açıp genişletmedik mi?
Mehmet Okuyan
Senin için göğsünü ferahlatmadık mı?[1]
Suat Yıldırım
Biz senin göğsünü açıp genişletmedik mi?
Elmalılı (sadeleştirilmiş)
Senin için bağrını açmadık mı?
Muhammed Esed
Biz kalbini aç(ıp ferahlat)madık mı,
Yaşar Nuri Öztürk
Açıp genişletmedik mi senin göğsünü!
Süleymaniye Vakfı
Senin gönlünü (İslam'a) açmadık mı?[1]
Süleyman Ateş
Biz senin (bunalan) göğsünü açmadık mı (ondaki bunalımları, sıkıntıları giderip, onu ilim, hikmet ve huzur ile genişletmedik mi)?

İnşirah 94:2

Cüz: 30 | Sayfa: 596
وَوَضَعْنَا عَنْكَ وِزْرَكَۙ
Ve vedagna anke vizrek.
Mustafa İslamoğlu
Ve yükünü sırtından kaldırmadık mı?
Elmalılı Hamdi Yazır
Ve indirmedik mi senden o barını?
Diyanet İşleri
(2-3) Belini büken yükünü üzerinden kaldırmadık mı?
Mehmet Okuyan
(2, 3) Belini büken yükünü senden atmıştık.
Suat Yıldırım
(2-3) Senin belini çatırdatan o ağır yükünü indirmedik mi?
Elmalılı (sadeleştirilmiş)
İndirmedik mi senden o yükünü?
Muhammed Esed
ve üzerinden yükü kaldırmadık mı,
Yaşar Nuri Öztürk
İndirmedik mi üzerinden ağır yükünü!
Süleymaniye Vakfı
Yükünü kaldırıp atmadık mı,
Süleyman Ateş
Ve atmadık mı senin üzerinden yükünü?

İnşirah 94:3

Cüz: 30 | Sayfa: 596
اَلَّـذ۪ٓي اَنْقَضَ ظَهْرَكَۙ
Ellezi enkada zahrek.
Mustafa İslamoğlu
Ki o yük belini iki büklüm etmişti!
Elmalılı Hamdi Yazır
Ki zar etmişti bütün zahrını?
Diyanet İşleri
(2-3) Belini büken yükünü üzerinden kaldırmadık mı?
Mehmet Okuyan
(2, 3) Belini büken yükünü senden atmıştık.
Suat Yıldırım
(2-3) Senin belini çatırdatan o ağır yükünü indirmedik mi?
Elmalılı (sadeleştirilmiş)
O sırtında gıcırdamakta olan (ve bu şekilde sana eziyet veren) yükünü?
Muhammed Esed
o belini büken (yükü)?
Yaşar Nuri Öztürk
Ki o, belini çatırdatmıştı senin.
Süleymaniye Vakfı
belini büken yükünü?[1]
Süleyman Ateş
Ki (o, ağırlığından) sırtını çatırdatmıştı!

İnşirah 94:4

Cüz: 30 | Sayfa: 596
وَرَفَعْنَا لَكَ ذِكْرَكَۜ
Ve refa'na leke zikrek.
Mustafa İslamoğlu
Ve senin şanını yüceltmedik mi?
Elmalılı Hamdi Yazır
Ve yükseltmedik mi senin zikrini
Diyanet İşleri
Senin şanını yükseltmedik mi?
Mehmet Okuyan
Senin için şanını da yüceltmiştik.
Suat Yıldırım
Hem senin şanını yüceltmedik mi?
Elmalılı (sadeleştirilmiş)
Senin şanını yüceltmedik mi?
Muhammed Esed
Şerefini ve itibarını yükseltmedik mi?
Yaşar Nuri Öztürk
Ve yüceltmedik mi senin şanını!
Süleymaniye Vakfı
İtibarını da yükseltmedik mi?[1]
Süleyman Ateş
Senin şanını yükseltmedik mi?

İnşirah 94:5

Cüz: 30 | Sayfa: 596
فَاِنَّ مَعَ الْعُسْرِ يُسْراًۙ
Fe inne maal usri yusra.
Mustafa İslamoğlu
Sözün özü: elbet her zorlukla beraber tarifsiz bir kolaylık vardır;
Elmalılı Hamdi Yazır
Demek ki zorlukla beraber bir kolaylık var
Diyanet İşleri
Şüphesiz güçlükle beraber bir kolaylık vardır.
Mehmet Okuyan
Şüphesiz ki her zorlukla birlikte bir kolaylık vardır.[1]
Suat Yıldırım
Demek ki güçlükle beraber kolaylık vardır.
Elmalılı (sadeleştirilmiş)
Demek ki, zorlukla beraber bir kolaylık var.
Muhammed Esed
Elbette her güçlükle birlikte bir kolaylık vardır:
Yaşar Nuri Öztürk
Demek ki, zorluğun yanında bir kolaylık mutlaka var!
Süleymaniye Vakfı
Şurası kesin ki her bir zorlukla beraber bir kolaylık vardır![1]
Süleyman Ateş
Muhakkak her güçlükle beraber bir kolaylık vardır.

İnşirah 94:6

Cüz: 30 | Sayfa: 596
اِنَّ مَعَ الْعُسْرِ يُسْراًۜ
İnne maal usri yusra.
Mustafa İslamoğlu
evet, her zorlukla beraber tarife sığmaz bir kolaylık vardır.
Elmalılı Hamdi Yazır
Evet o zorlukla beraber bir kolaylık var
Diyanet İşleri
Gerçekten, güçlükle beraber bir kolaylık vardır.
Mehmet Okuyan
(Evet), şüphesiz ki her zorlukla birlikte bir kolaylık vardır.
Suat Yıldırım
Evet, güçlükle beraber kolaylık vardır!
Elmalılı (sadeleştirilmiş)
Evet o zorlukla beraber bir kolaylık var!
Muhammed Esed
Şüphesiz, her güçlükle bir kolaylık!
Yaşar Nuri Öztürk
Zorluğun yanında bir kolaylık muhakkak var!
Süleymaniye Vakfı
O zorlukla beraber gerçekten bir kolaylık daha vardır.[1]
Süleyman Ateş
Evet, her güçlükle beraber bir kolaylık vardır.

İnşirah 94:7

Cüz: 30 | Sayfa: 596
فَاِذَا فَرَغْتَ فَانْصَبْۙ
Fe iza feragte fensab.
Mustafa İslamoğlu
Şu halde (zorluktan) kurtulduğunda (kolaylıktan) nasibini gözet! (Zorluğu aşınca tebliğe devam et)
Elmalılı Hamdi Yazır
O halde boşaldın mı yine kalk yorul
Diyanet İşleri
Öyleyse, bir işi bitirince diğerine koyul.
Mehmet Okuyan
(Bir işi bitirip) boş kalınca hemen (başka bir işe) kalk.[1]
Suat Yıldırım
O halde bir işi bitirince, hemen başka işe giriş, onunla uğraş.
Elmalılı (sadeleştirilmiş)
O halde boş kaldığında yine kalk yorul!
Muhammed Esed
Öyleyse (sıkıntıdan) kurtulduğun zaman sağlam dur,
Yaşar Nuri Öztürk
O halde, boşalır boşalmaz yeni bir işe koyulup yorul!
Süleymaniye Vakfı
Öyleyse boş kaldığında bir işe koyul[1]
Süleyman Ateş
O halde (işlerinden) boşaldığın zaman (ibadete) dur.

İnşirah 94:8

Cüz: 30 | Sayfa: 596
#rab
وَاِلٰى رَبِّكَ فَارْغَبْ
Ve ila rabbike fergab.
Mustafa İslamoğlu
Ve (yüzünü) yalnız Rabbine dön; artık hep (O'na) meylet!
Elmalılı Hamdi Yazır
Ve ancak rabbına rağbet et, hep ona doğrul
Diyanet İşleri
Ancak Rabbine yönel ve yalvar.
Mehmet Okuyan
Yalnızca Rabbine yönel!
Suat Yıldırım
Hep Rabbine yönel, O'na yaklaş!
Elmalılı (sadeleştirilmiş)
Ve ancak Rabbinden ümit et, hep O'na doğrul!
Muhammed Esed
ve yalnız Rabbine sevgi ile yönel.
Yaşar Nuri Öztürk
Ve yalnız Rabbine yönelip doğrul!
Süleymaniye Vakfı
ve sadece Rabbine yönel!
Süleyman Ateş
Rabb'ine niyaz et, yalvar.

Tin 95:1

Cüz: 30 | Sayfa: 596
وَالتّ۪ينِ وَالزَّيْتُونِۙ
Vet tini vez zeytun.
Mustafa İslamoğlu
İncir ağacı ve zeytin (diyarı) şahittir!
Elmalılı Hamdi Yazır
Kasem olsun o Tine ve o Zeytune
Diyanet İşleri
Tin'e ve zeytun'a andolsun.
Mehmet Okuyan
Yemin olsun: Tîn'e, Zeytûn'a,[1]
Suat Yıldırım
İncir ve zeytin hakkı için!
Elmalılı (sadeleştirilmiş)
Andolsun o incire, o zeytine,
Muhammed Esed
İnciri ve zeytini düşün,
Yaşar Nuri Öztürk
Yemin olsun incire, zeytine,
Süleymaniye Vakfı
İncir'e ve Zeytin'e[1] yemin olsun,
Süleyman Ateş
Tin'e ve Zeytun'a andolsun.

Tin 95:2

Cüz: 30 | Sayfa: 596
وَطُورِ س۪ين۪ينَۙ
Ve turi sinin.
Mustafa İslamoğlu
Ulu Sina Dağı şahittir!
Elmalılı Hamdi Yazır
Ve o Tur-i Sinine
Diyanet İşleri
Sina dağına andolsun,
Mehmet Okuyan
Sînâ Dağı'na,
Suat Yıldırım
Sina dağı, hakkı için!
Elmalılı (sadeleştirilmiş)
Sinin (Sina) dağına
Muhammed Esed
ve Sina Dağını,
Yaşar Nuri Öztürk
Tur-i Sina'ya,
Süleymaniye Vakfı
Sina'daki Tur dağı'na,[1]
Süleyman Ateş
Sina Dağına andolsun.