Ayetler
Toplam sonuç: 6236
Hicr 15:99
Cüz: 14 | Sayfa: 266
Ahiret
#rab
#ölüm
وَاعْبُدْ رَبَّكَ حَتّٰى يَأْتِيَكَ الْيَق۪ينُ
Va'bud rabbeke hatta ye'tiyekel yakin.
Mustafa İslamoğlu
Nihayet, ölüm gelip seni buluncaya dek Rabbine kulluğu (sürdür)!
Elmalılı Hamdi Yazır
Ve Rabbına kulluk yap ta sana o yakin gelene kadar
Diyanet İşleri
Sana ölüm gelinceye kadar Rabbine ibadet et.
Mehmet Okuyan
Sana kesin bir gerçek[1] (olan ölüm) gelinceye kadar Rabbine ibadet et!
Suat Yıldırım
Sana ölüm gelip çatıncaya kadar da Rabbine ibadet et.
Elmalılı (sadeleştirilmiş)
Ve sana ölüm gelinceye kadar Rabbine kulluk et!
Muhammed Esed
ve ölüm sana erişinceye kadar Rabbine kulluk et.
Yaşar Nuri Öztürk
Sana şaşmaz ve kesin bilgi gelinceye kadar Rabbine ibadet et!
Süleymaniye Vakfı
Sana o kesin gerçek /ölüm gelip çatıncaya dek Rabbine kulluk et[1].
Süleyman Ateş
Ve Rabbine kulluk et ki sana yakin gelsin (kesin bilgiye eresin)!
Nahl 16:1
Cüz: 14 | Sayfa: 266
#şirk
#kudret
اَتٰٓى اَمْرُ اللّٰهِ فَلَا تَسْتَعْجِلُوهُۜ سُبْحَانَهُ وَتَعَالٰى عَمَّا يُشْرِكُونَ
Eta emrullahi fe la testa'ciluh, subhanehu ve teala amma yuşrikun.
Mustafa İslamoğlu
Allah'ın emri geldi (bilin); onun çabuk gelmesini istemenize gerek yok ki! Yüceler yücesi olan O, onların şirk koştukları her şeyin ötesinde aşkın ve eşsizdir.
Elmalılı Hamdi Yazır
Allahın emri geldi, sakın onu isti'cal etmeyin, o sübhan onların şirklerinden münezzeh, yüksek çok yüksek
Diyanet İşleri
Allah'ın emri gelecektir. Artık onun acele gelmesini istemeyin. Allah, onların ortak koştukları şeylerden uzaktır, yücedir.
Mehmet Okuyan
Allah'ın emri gelmiştir. Onu istemekte acele etmeyin! (Allah) onların ortak koştuklarından yüce ve uzaktır.
Suat Yıldırım
Allah'ın emri ha geldi ha gelecek! Artık onun gelmesini çabuklaştırmak istemeyin. Allah müşriklerin koştuğu ortaklardan münezzehtir, yücedir.
Elmalılı (sadeleştirilmiş)
Allah'ın emri geldi, sakın onun gelmesini çabuklaştırmak istemeyin. O, kendisine ortak koştukları şeylerden münezzeh, yüksek, çok yüksektir.
Muhammed Esed
Allah'ın buyruğu (mutlaka) yerine gelecektir: öyleyse artık onun tez gelmesini istemeyin! O, sınırsız kudret ve kemaliyle, insanların tanrısal nitelikler yakıştırarak kendisine ortak koştukları her şeyden, herkesten üstündür, yücedir!
Yaşar Nuri Öztürk
Allah'ın emri geldi. Onunla yüzyüze gelmekte acele etmeyin. Tüm varlığın tespih ettiğidir o Allah. Arınmıştır onların şirk koştuklarından.
Süleymaniye Vakfı
Allah'ın (cezalandırma) emri[1] mutlaka gelecektir; hemen gelmesini istemeyin[2]. Allah, onların ortak koştuklarından uzak ve yücedir.
Süleyman Ateş
Allah'ın emri geldi, artık onu acele istemeyin. Allah, onların ortak koştukları şeylerden uzaktır, yücedir.
Nahl 16:2
Cüz: 14 | Sayfa: 266
İnsan psikolojisi
#uyarı
#vahiy
#korku
#irade
#melek
يُنَزِّلُ الْمَلٰٓئِكَةَ بِالرُّوحِ مِنْ اَمْرِه۪ عَلٰى مَنْ يَشَٓاءُ مِنْ عِبَادِه۪ٓ اَنْ اَنْذِرُٓوا اَنَّهُ لَٓا اِلٰهَ اِلَّٓا اَنَا۬ فَاتَّقُونِ
Yunezzilul melaikete bir ruhi min emrihi ala men yeşau min ibadihi en enziru ennehu la ilahe illa ene fettekun.
Mustafa İslamoğlu
O, kullarından dilediğine "(İnsanları) uyarın! Şunu iyi bilin ki Benden başka ilah yok! O halde (başkalarına ilahlık yakıştırmaktan artık sakının!" buyruğunu iletmeleri için, melekleri (ölü canlara) hayat veren vahiyle indirir."
Elmalılı Hamdi Yazır
Kullarından dilediğine emrinden ruh ile Melaike indiriyor da buyuruyor ki: şu hakikati bildirin: benden başka ilah yok, hemen bana korunun
Diyanet İşleri
Allah, "Benden başka ilah yoktur. Öyle ise bana karşı gelmekten sakının" diye (insanları) uyarmaları için emrini içeren vahiy ile melekleri kullarından dilediğine indirir.
Mehmet Okuyan
(Allah) kendi emri gereği "Benden başka ilah olmadığına dair (kullarımı) uyarın ve bana karşı muttakî (duyarlı) olun!" diye melekleri kullarından dilediği (layık olan) kimseye rûh (vahiy) ile gönderir.[1]
Suat Yıldırım
Allah melekleri, kendi tarafından bir vahiy ile kullarından dilediği kimselere, "Ben'den başka tanrı yoktur. Bana karşı gelmekten sakının!" diye uyarmak üzere gönderir.
Elmalılı (sadeleştirilmiş)
Kullarından dilediğine, kendi emrini vahyile melekleri indiriyor ve: "Şu gerçeği bildirin ki, Benden başka ilah yoktur, o halde Benden korkun!" buyuruyor.
Muhammed Esed
O (ki,) kullarından dilediğine: "(bütün insanları) uyarın ki, Benden başka tanrı yok, öyleyse Bana karşı kendinizi uyanık bir bilinç ve duyarlık içinde tutun!" buyruğunu ulaştırmaları için melekleri vahiyle indirir.
Yaşar Nuri Öztürk
Kullarından dilediğine melekleri, emrinden olan ruh ile şöyle diyerek indirir: "Gerçek şu: Benden başka ilah yok, o halde benden sakının!"
Süleymaniye Vakfı
Allah melekleri, kullarından tercih ettiklerine[1], emri olan ruh [2] ile, şu uyarıyı yapması için indirir: "Benden başka ilah yoktur; öyleyse bana karşı yanlış yapmaktan sakının!"
Süleyman Ateş
Melekleri, kullarından dilediğine, emrinden olan ruh (vahy) ile indirir: "(İnsanları) Benden başka tanrı yoktur, benden korkun! diye uyarın!" (der).
Nahl 16:3
Cüz: 14 | Sayfa: 266
#yaratılış
#şirk
#uyarı
#imtihan
خَلَقَ السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضَ بِالْحَقِّۜ تَعَالٰى عَمَّا يُشْرِكُونَ
Halakas semavati vel arda bil hakk, teala amma yuşrikun.
Mustafa İslamoğlu
O, gökleri ve yeri mutlak hakikate (bir atıf olsun diye) amaçlı olarak yarattı; eşyaya ilahlık yakıştıranların tasavvur ettiklerinin çok ötesinde, aşkındır O!
Elmalılı Hamdi Yazır
Gökleri ve Yeri hakk ile yarattı, o, onların şirkinden yüksek, çok yüksek
Diyanet İşleri
Allah, gökleri ve yeri hak ve hikmete uygun olarak yarattı. O, müşriklerin ortak koştukları şeylerden yücedir.
Mehmet Okuyan
(Allah) gökleri ve yeri bir amaç ile yaratmıştır.[1] O, (müşriklerin) ortak koştuklarından yücedir.
Suat Yıldırım
O, gökleri ve yeri hikmetle, ciddi bir maksatla yarattı. O, müşriklerin koştukları ortaklardan yücedir!
Elmalılı (sadeleştirilmiş)
Gökleri ve yeri hikmetle yarattı. O, onların ortak koştuklarından yüksek, çok yüksektir.
Muhammed Esed
O (ki,) gökleri ve yeri (içsel) bir gerçeklik, (şaşmaz bir düzen) üzere yaratmıştır; insanların tanrısal nitelikler yakıştırarak kendisine ortak koştukları her şeyin, herkesin üstünde, ötesindedir O.
Yaşar Nuri Öztürk
Gökleri ve yeri hak olarak yarattı. Arınmıştır onların ortak tuttukları şeylerden.
Süleymaniye Vakfı
Allah, gökleri ve yeri o gerçek için (sizleri imtihan için) yaratmıştır[1]. O, onların ortak koştuklarından yücedir.
Süleyman Ateş
(Allah), gökleri ve yeri hak ile (hikmeti uyarınca) yarattı. (O), onların ortak koştuklarından yücedir.
Nahl 16:4
Cüz: 14 | Sayfa: 266
Allah
Yaratılış / deliller
#yaratılış
#rab
#ölçü_tartı
#insan_yaratılışı
خَلَقَ الْاِنْسَانَ مِنْ نُطْفَةٍ فَاِذَا هُوَ خَص۪يمٌ مُب۪ينٌ
Halakal insane min nutfetin fe iza huve hasimun mubin.
Mustafa İslamoğlu
O insanı bir damlacık atık sudan yaratmıştır. Fakat o da ne! O sonunda bilinçli bir (biçimde Allah'a karşı) kendini savunan biri olup çıkar.
Elmalılı Hamdi Yazır
İnsanı bir nutfeden yarattı, bir de bakarsın o, natuk bir muhasım kesilmiştir
Diyanet İşleri
İnsanı nutfeden (bir damla sudan) yarattı. Böyle iken bakarsın ki o, Rabbine açık bir hasım kesilmiştir.
Mehmet Okuyan
O, insanı nutfeden (zigottan) yaratmıştır. Bir de bakarsın ki o apaçık bir tartışmacı olmuş.
Suat Yıldırım
Nitekim O, insanı bir damla sudan yarattı. Ama o yaman bir hasım kesiliverdi.
Elmalılı (sadeleştirilmiş)
İnsanı bir damla sudan yarattı. Bir de bakarsın ki O, açık bir düşman kesilmiş!
Muhammed Esed
O, insanı (sadece) bir sperm damlasından yarattı; ama yeri gelince, bu aynı yaratık, düşünme ve karşı çıkma gücüyle donatılmış olduğunu hemen ortaya koyuyor!
Yaşar Nuri Öztürk
İnsanı bir spermden yarattı. Bir de bakmışsın insan, açıkça kafa tutan bir hasım oluvermiştir.
Süleymaniye Vakfı
İnsanı, döllenmiş yumurtadan yaratmıştır. Bir de bakarsın ki o, açık bir hasım oluvermiş[1]!
Süleyman Ateş
İnsanı nutfe(sperm)den yarattı, birden o (insan) konuşkan bir karşı koyucu olup çıktı.
Nahl 16:5
Cüz: 14 | Sayfa: 266
#yaratılış
وَالْاَنْعَامَ خَلَقَهَاۚ لَكُمْ ف۪يهَا دِفْءٌ وَمَنَافِعُ وَمِنْهَا تَأْكُلُونَۖ
Vel en'ame halakaha, lekum fiha dif'un ve menafiu ve minha te'kulun.
Mustafa İslamoğlu
Ve evcil hayvanları da O yarattı: sizi ısıtan giysileri onlardan temin ediyorsunuz. Daha başka yararlarının yanında onlardan elde etiğiniz besinleri de yiyorsunuz.
Elmalılı Hamdi Yazır
En'amı da yarattı, sizin için onlarda bir ısınıklık ve bir takım menfaatler vardır, hem onlardan yersiniz
Diyanet İşleri
Hayvanları da yarattı. Onlarda sizin için bir ısınma ve birçok faydalar vardır. Hem de onlardan yersiniz.
Mehmet Okuyan
Hayvanları da O yaratmıştır. Onlarda sizin için ısıtıcı (şeyler) ve birçok yarar vardır. Onların bir kısmından da yersiniz.[1]
Suat Yıldırım
Allah davarları da yarattı. Bunlarda sizi soğuktan koruyan (deri, yün, kıl gibi) maddeler ve birçok faydalar vardır. Hem onların etlerini ve ürünlerini de yersiniz.
Elmalılı (sadeleştirilmiş)
Hayvanları da yarattı, sizin için onlarda bir ısınlık (ısıtacak şeyler) ve bir takım menfaatler vardır. Hem de onlardan yersiniz.
Muhammed Esed
Ve evcil hayvanları da yarattı O: o hayvanlar ki, kendilerinden, pek çok yararları yanında, sizi ısıtan giysiler, besleyen yiyecekler elde ediyorsunuz:
Yaşar Nuri Öztürk
Davarları da O yaratmıştır. Onlarda sizin için bir ısıtıcı, koruyucu ve nice nice yararlar vardır. Onlardan bazı şeyleri/onlardan bazılarını yersiniz.
Süleymaniye Vakfı
En'am cinsi hayvanları da (koyun, keçi, sığır ve deveyi[1]) o yarattı. Onlarda sizin için (yün, kıl ve post gibi sizi) ısıtacak şeyler ve (başka) yararlar vardır. Bir de onlardan yersiniz[2].
Süleyman Ateş
Hayvanları da yarattı. Onlarda sizin için ısınma(nızı sağlayan şeyler) ve daha birçok yararlar vardır. Ve onlardan kimini de yersiniz.
Nahl 16:6
Cüz: 14 | Sayfa: 266
وَلَكُمْ ف۪يهَا جَمَالٌ ح۪ينَ تُر۪يحُونَ وَح۪ينَ تَسْرَحُونَۖ
Ve lekum fiha cemalun hine turihune ve hine tesrehun.
Mustafa İslamoğlu
Yine onlarda, akşam getirirken ve sabah salarken sizin güzellik duygunuzu tatmin eden bir boyut vardır.
Elmalılı Hamdi Yazır
Akşam getirir, sabah salarken onlarda sizin için bir cemal de vardır.
Diyanet İşleri
Onları akşamleyin getirirken, sabahleyin salıverirken de sizin için bir güzellik (ve zevk) vardır.
Mehmet Okuyan
(Ayrıca) onlarda sizin için akşam getirirken,[1] sabah salıverirken bir (başka) güzellik vardır.
Suat Yıldırım
Onları akşamleyin ağıllarına getirir, sabahleyin otlaklara götürürken bambaşka bir zevk alırsınız!
Elmalılı (sadeleştirilmiş)
Akşam getirip sabah salarken onlarda sizin için bir güzellik vardır.
Muhammed Esed
akşam eve getirirken, sabah otlağa çıkarırken onlarda bir güzellik bulursunuz.
Yaşar Nuri Öztürk
Bir güzellik de vardır onlarda sizin için: Sabah saldığınız sırada, akşam topladığınız sırada.
Süleymaniye Vakfı
Hem ağıla getirirken hem de otlağa salarken onlarda sizin için güzellikler vardır[1].
Süleyman Ateş
Ve akşamleyin mer'adan getirdiğiniz, sabahleyin mer'aya götürdüğünüz zaman onlarda sizin için bir güzellik de vardır. (Onların gidiş gelişleri size ayrı bir güzellik ve zevk verir.)
Nahl 16:7
Cüz: 14 | Sayfa: 267
Allah
#rahmet
#rab
وَتَحْمِلُ اَثْقَالَكُمْ اِلٰى بَلَدٍ لَمْ تَكُونُوا بَالِغ۪يهِ اِلَّا بِشِقِّ الْاَنْفُسِۜ اِنَّ رَبَّكُمْ لَرَؤُ۫فٌ رَح۪يمٌۙ
Ve tahmilu eskalekum ila beledin lem tekunu balıgihi illa bi şıkkıl enfus, inne rabbekum le raufun rahim.
Mustafa İslamoğlu
Kendinizi sıkıntıya sokmadan ulaşamayacağınız nice mekanlara yüklerinizi onlar taşır. İyi bilin ki Rabbiniz gerçekten çok şefkatli, pek merhametlidir.
Elmalılı Hamdi Yazır
Ağırlıklarınızı da yüklenir, canlarınızın yarısını tüketmeden varamıyacağınız beldelere kadar götürürler, her halde rabbınız size çok re'fetli, çok merhametli
Diyanet İşleri
Onlar ağırlıklarınızı, sizin ancak zorlukla varabileceğiniz beldelere taşırlar. Şüphesiz Rabbiniz çok esirgeyicidir, çok merhametlidir.
Mehmet Okuyan
(O hayvanlar) yüklerinizi, (büyük) güçlüklere katlanmadan ulaşamayacağınız şehir(ler)e taşırlar.[1] Şüphesiz ki Rabbiniz çok şefkatlidir, çok merhametlidir.
Suat Yıldırım
Bunlar yüklerinizi taşırlar; öyle uzak diyarlara kadar götürürler ki, onlar olmaksızın, son derece zahmet ve meşakkat çekmeden varamazdınız oralara. Gerçekten, bunları size amade kılan Rabbiniz pek şefkatlidir, rahmet ve ihsanı boldur.
Elmalılı (sadeleştirilmiş)
Ağırlıklarınızı da yüklenir, yarı can olmadan varamayacağınız memleketlere kadar götürürler. Şüphesiz Rabbiniz, çok şefkatli, çok merhametlidir.
Muhammed Esed
Kendinizi büyük sıkıntılara sokmadan varamayacağınız nice yerlere yükünüzü onlar taşır. Rabbiniz gerçekten çok şefkatli, çok merhametlidir.
Yaşar Nuri Öztürk
Ve ağırlıklarınızı yüklenir, canlarınızın yarısını tüketmeden varamayacağınız beldelere kadar taşırlar. Hiç kuşkusuz, Rabbiniz gerçekten Rauf'tur, çok acıyıp esirger; Rahim'dir, sınırsızca merhamet eder.
Süleymaniye Vakfı
Yüklerinizi öyle yerlere taşırlar[1] ki yorgunluktan canınız çıkmadan oralara varamazsınız. Rabbiniz elbette çok şefkatlidir, ikramı da boldur.
Süleyman Ateş
Ağırlıklarınızı öyle (uzak) şehirlere taşırlar ki, (onlar olmasa) canlar(ınız), büyük zahmetler çekmeden oraya varamazdınız. Doğrusu Rabbiniz, çok şefkatli, çok acıyandır.
Nahl 16:8
Cüz: 14 | Sayfa: 267
#yaratılış
وَالْخَيْلَ وَالْبِغَالَ وَالْحَم۪يرَ لِتَرْكَبُوهَا وَز۪ينَةًۜ وَيَخْلُقُ مَا لَا تَعْلَمُونَ
Vel hayle vel bigale vel hamire li terkebuha ve zineh, ve yahluku ma la ta'lemun.
Mustafa İslamoğlu
O, atları, katırları ve merkepleri hem kendilerine binesiniz, hem de (hayata) güzellik katmak için yarattı; ve daha sizin bilmediğiniz nice şeyleri de yaratacak.
Elmalılı Hamdi Yazır
Hem binesiniz diye, hem de ziynet olarak atları, katırları, merkebleri de yarattı ve bilemiyeceğiniz daha neler yaratacak
Diyanet İşleri
Hem binesiniz diye, hem de süs olarak atları, katırları ve merkepleri de yarattı. Bilemeyeceğiniz daha nice şeyleri de yaratır.
Mehmet Okuyan
Kendilerine binmeniz ve güzel görüntü olsun diye atı, katırı ve eşeği de (yaratmıştır).[1] (Allah) henüz bilemediğiniz (daha nice şeyler) yaratmaktadır.[2]
Suat Yıldırım
Hem binmeniz, hem de zinet olsun diye atlar, katırlar, merkepler yarattı. Hem sizin bilemeyeceğiniz daha neler neler yaratacak!
Elmalılı (sadeleştirilmiş)
Hem binesiniz diye, hem de zinet olmak üzere atları, katırları ve eşekleri de yarattı ve bilemeyeceğiniz daha neler yaratacak.
Muhammed Esed
Ve binmeniz için atları, katırları, merkepleri, (hayatı süsleyen) nakışlar, bezekler olarak O yarattı; O, bilmediğiniz daha neler neler yaratmaktadır.
Yaşar Nuri Öztürk
Hem binesiniz diye hem de bir süs olarak atları, katırları, eşekleri de yarattı. Ve bilemeyeceğiniz daha neler yaratır O...
Süleymaniye Vakfı
(Allah) Atları, katırları ve eşekleri hem binmeniz için hem de süs olsun diye yarattı[1]. O, bilmediğiniz daha neler yaratmaktadır[2].
Süleyman Ateş
Binmeniz ve süs için atları, katırları ve merkepleri (yarattı) ve daha sizin bilmediğiniz nice şeyler yaratmaktadır.
Nahl 16:9
Cüz: 14 | Sayfa: 267
#hidayet
#irade
وَعَلَى اللّٰهِ قَصْدُ السَّب۪يلِ وَمِنْهَا جَٓائِرٌۜ وَلَوْ شَٓاءَ لَهَدٰيكُمْ اَجْمَع۪ينَ۟
Ve alallahi kasdus sebili ve minha cair, ve lev şae le hedakum ecmain.
Mustafa İslamoğlu
İşte (O tek yaratıcı olduğu için), yolun istikamet tayini de O'na düşer; zira bazı yollar saptırıcıdır. Eğer Allah dileseydi, hepinizi doğru yola yöneltirdi.
Elmalılı Hamdi Yazır
Yolu doğrultmak da Allaha aiddir, ondan sapan da var, maamafih Allah, dilerse hepinizi hidayette kılardı
Diyanet İşleri
Doğru yolu göstermek Allah'a aittir. Yolun eğrisi de vardır. Allah dileseydi, hepinizi doğru yola iletirdi.
Mehmet Okuyan
Yolun doğrusu(nu göstermek) yalnızca Allah'a aittir.[1] (Yolun) eğrisi de vardır.[2](Allah) dileseydi hepinizi doğru yola ulaştırırdı.[3]
Suat Yıldırım
Doğru yolu bildirmek Allah'a aittir. Kimi yollar ise eğridir. Şayet O dileseydi, hepinizi toptan doğru yola getirirdi.
Elmalılı (sadeleştirilmiş)
Yolu doğrultmak Allah'a aittir. Ondan sapan da vardır. Allah dileseydi hepinizi doğru yola erdirirdi.
Muhammed Esed
Ve (sizin yaratıcınız O olduğu için) size yolun doğrusunu göstermek de Allah'a düşer; çünkü o yoldan sapıp da yolunu kaybeden (çok insan) var. Oysa, Allah dileseydi sizin hepinizi doğru yola çıkarırdı.
Yaşar Nuri Öztürk
Yolu doğrultup denge noktasını bulmak Allah'ın işidir. Ondan sapan da var. Allah dileseydi, sizi toptan hidayete erdirirdi.
Süleymaniye Vakfı
Doğru yolu göstermek Allah'a aittir[1]. Yolun eğrisi de olur[2]. Tercihi Allah yapsaydı elbette hepinizi doğru yola getirirdi[3].
Süleyman Ateş
Kısa ve doğru yolu Allah gösterir. Ama o yoldan sapan da var. Allah dileseydi, hepinizi doğru yola iletirdi.
Nahl 16:10
Cüz: 14 | Sayfa: 267
#doğa
هُوَ الَّـذ۪ٓي اَنْزَلَ مِنَ السَّمَٓاءِ مَٓاءً لَكُمْ مِنْهُ شَرَابٌ وَمِنْهُ شَجَرٌ ف۪يهِ تُس۪يمُونَ
Huvellezi enzele mines semai maen lekum minhu şarabun ve minhu şecerun fihi tusimun.
Mustafa İslamoğlu
O'dur gökten suyu indiren; ondan hem siz içersiniz, hem de hayvanlarınızı otlattığınız bitkiler;
Elmalılı Hamdi Yazır
O odur ki Semadan bir su indirdi. size ondan bir içecek var, yine ondan bir ağaç ki hayvan yayarsınız
Diyanet İşleri
O, gökten sizin için su indirendir. İçilecek su ondandır. Hayvanlarınızı otlattığınız bitkiler de onunla meydana gelir.
Mehmet Okuyan
Gökten sizin için suyu indiren O'dur. Ondan hem (size) içecek vardır hem de hayvanlarınızı otlatacağınız bitkiler vardır.
Suat Yıldırım
O'dur ki gökten yağmur indirir. Hem içeceğiniz su ondan oluşur, hem de hayvanlarınızı içinde otlattığınız ot ve ağaçlar!
Elmalılı (sadeleştirilmiş)
O'dur ki, gökten bir su indirdi, içeceğiniz ondan sağlanır, kendisinde hayvan yaydığınız ağaç ve bitkiler ondan yetişir.
Muhammed Esed
O'dur gökten suyu indiren; öyle ki, hem siz içersiniz o sudan, hem de, hayvanlarınızı otlattığınız çayır çimen;
Yaşar Nuri Öztürk
O sizin için gökten bir su indirdi; ondan bir içecek var. Kendisinden hayvanlarınıza yedirdiğiniz ağaç da ondan oluşmaktadır.
Süleymaniye Vakfı
O, sizin için gökten su indirendir. İçecekler de hayvanlarınızı otlattığınız bitkiler de o sudan olur[1].
Süleyman Ateş
O'dur ki, sizin için gökten bir su indirdi. İçeceğ(iniz) ondandır ve hayvanları otlattığınız ağaç(lar, bitkiler) ondan(sulanıp filizlenmekte)dir.
Nahl 16:11
Cüz: 14 | Sayfa: 267
#doğa
يُنْبِتُ لَكُمْ بِهِ الزَّرْعَ وَالزَّيْتُونَ وَالنَّخ۪يلَ وَالْاَعْنَابَ وَمِنْ كُلِّ الثَّمَرَاتِۜ اِنَّ ف۪ي ذٰلِكَ لَاٰيَةً لِقَوْمٍ يَتَفَكَّرُونَ
Yunbitu lekum bihiz zer'a vez zeytune ven nahile vel a'nabe ve min kullis semerat, inne fi zalike le ayeten li kavmin yetefekkerun.
Mustafa İslamoğlu
onunla sizin için ekin(ler), zeytin ve hurma ağaçları, üzümler ve daha nice ürünler bitirir O. Unutmayın ki bütün bunlarda, düşünen bir toplum için mutlaka çıkarılacak bir ders vardır.
Elmalılı Hamdi Yazır
Onunla size ekin, zeytun, hurmalıklar, üzümler, türlüsünden meyveler bitirir, elbette bunda tefekkür edecek bir kavm için bir ayet var
Diyanet İşleri
Allah o su ile size; ekin, zeytin, hurma ağaçları, üzümler ve her türlü meyvelerden bitirir. Elbette bunda düşünen bir kavim için bir ibret vardır.
Mehmet Okuyan
(Allah) o (su) sayesinde sizin için ekin, zeytin, hurma, üzümler ve diğer meyvelerin hepsinden yetiştirmektedir. Şüphesiz ki bunda düşünen bir toplum için bir delil vardır.
Suat Yıldırım
Allah o su sayesinde sizin için ekinler, zeytinlikler, hurmalıklar, üzüm bağları ve çeşit çeşit meyveler yetiştirir. Elbette bunda düşünen kimseler için alınacak bir ders var!
Elmalılı (sadeleştirilmiş)
Onunla size ekin, zeytin, hurmalıklar, üzümler ve türlüsünden meyveler bitirir. Şüphesiz ki bunda düşünecek bir topluluk için bir ibret vardır.
Muhammed Esed
onunla Allah sizin için ekin(ler), zeytin ve hurma ağaçları, üzümler ve her türden (daha) nice ürünler bitirmektedir: dikkat edin, bütün bunlarda, düşünen insanlar için mutlaka bir ders vardır!
Yaşar Nuri Öztürk
O suyla sizin için ekin, zeytin, hurmalıklar, üzümler ve her çeşitten meyvalar bitirir. Hiç kuşkusuz, bunda, derin derin düşünen bir toplum için gerçek bir mucize vardır.
Süleymaniye Vakfı
Allah o su ile sizin için ekinleri, zeytinleri, hurmaları, üzümleri ve meyvenin her türlüsünü bitirir[1]. Bunda düşünen bir topluluk için kesin bir belge /ayet vardır.
Süleyman Ateş
Onunla size ekin, zeytin, hurma, üzümler ve her çeşit meyvalardan bitirmektedir. Şüphesiz bunda düşünen bir toplum için ibret vardır.
Nahl 16:12
Cüz: 14 | Sayfa: 267
وَسَخَّرَ لَكُمُ الَّيْلَ وَالنَّهَارَۙ وَالشَّمْسَ وَالْقَمَرَۜ وَالنُّجُومُ مُسَخَّرَاتٌ بِاَمْرِه۪ۜ اِنَّ ف۪ي ذٰلِكَ لَاٰيَاتٍ لِقَوْمٍ يَعْقِلُونَۙ
Ve sehhara lekumul leyle ven nehare veş şemse vel kamer, ven nucumu musahharatun bi emrih, inne fi zalike le ayatin li kavmin ya'kılun.
Mustafa İslamoğlu
Ve O'dur sizin yararlanmanız için geceyi ve gündüzü, güneşi ve ayı (yasalarına) boyun eğdiren; zaten bütün yıldızlar O'nun emrine teslim olmuşlardır. İyi bilin ki bütün bunlarda aklını kullanan bir toplum için mutlaka çıkarılacak bir ders vardır.
Elmalılı Hamdi Yazır
Hem sizin için geceyi ve gündüzü ve Şems-ü Kameri teshır buyurdu, bütün yıldızlar da onun emrine müsahhardırlar, elbette bunda aklı olan bir kavm için ayetler var
Diyanet İşleri
O, geceyi, gündüzü, güneşi ve ayı sizin hizmetinize verdi. Bütün yıldızlar da O'nun emri ile sizin hizmetinize verilmiştir. Şüphesiz bunlarda aklını kullanan bir millet için ibretler vardır.
Mehmet Okuyan
O, geceyi, gündüzü, güneşi ve ayı emre boyun eğdirmiştir. Yıldızlar da (Allah'ın) emri ile boyun eğdirilmiştir. Şüphesiz ki bunda aklını kullanan bir toplum için dersler vardır.
Suat Yıldırım
Hem geceyi ve gündüzü, güneş'i ve ay'ı sizin hizmetinize verdi. Diğer yıldızlar da O'nun emriyle size ram edilmiştir. Elbette aklını çalıştıran kimseler için bunda alınacak nice dersler var!
Elmalılı (sadeleştirilmiş)
Yine geceyi, gündüzü, güneşi ve ayı sizin hizmetinize verdi. Bütün yıldızlar da onun emrine boyun eğmiştir. Elbette bunda aklı olan bir topluluk için ibretler vardır.
Muhammed Esed
Ve geceyi gündüzü sizin (yararlanmanız) için (koyduğu yasalara) boyun eğdirmiştir O; güneş ve ay ve bütün yıldızlar, hepsi O'nun buyruğuna boyun eğmişlerdir: dikkat edin, bütün bunlarda, şüphesiz, aklını kullanan kimseler için çıkarılacak dersler vardır!
Yaşar Nuri Öztürk
Geceyi, gündüzü, Güneş'i ve Ay'ı sizin emrinize vermiştir. Yıldızlar da O'nun emriyle bir hizmete boyun eğmiştir. Bütün bunlarda, aklını çalıştıran bir topluluk için elbette ibretler vardır.
Süleymaniye Vakfı
O; geceyi, gündüzü, Güneş'i ve Ay'ı sizin hizmetinize vermiştir. Yıldızlar da onun koyduğu kanuna göre hizmetinize verilmiştir. Bunda aklını kullanan bir topluluk için kesin belgeler /ayetler vardır[1].
Süleyman Ateş
Geceyi, gündüzü, güneşi ve ay'ı sizin hizmetinize verdi. Yıldızlar da O'nun emriyle (size) boyun eğdirilmiştir. Şüphesiz bunda aklını kullanan bir toplum için ibretler vardır.
Nahl 16:13
Cüz: 14 | Sayfa: 267
#yaratılış
#nasihat
#uyarı
وَمَا ذَرَاَ لَكُمْ فِي الْاَرْضِ مُخْتَلِفاً اَلْوَانُهُۜ اِنَّ ف۪ي ذٰلِكَ لَاٰيَةً لِقَوْمٍ يَذَّكَّرُونَ
Ve ma zerae lekum fil ardı muhtelifen elvanuh, inne fi zalike le ayeten li kavmin yezzekkerun.
Mustafa İslamoğlu
Ve sizin için yeryüzüne serpiştirdiği her biri farklı tonlarda rengarenk (güzellikler)... Kuşkusuz bütün bunlarda (da), hafızası olup hatırda tutan bir toplum için mutlaka çıkarılacak bir ders vardır.
Elmalılı Hamdi Yazır
Daha sizin için Arzdan muhtelif renklerle yarattıkları, neler var, elbette bunda tezekkür edecek bir kavm için bir ayet var
Diyanet İşleri
Sizin için yeryüzünde çeşitli renk ve biçimlerle yarattığı şeyleri de sizin hizmetinize verdi. Öğüt alan bir toplum için bunda ibretler vardır.
Mehmet Okuyan
Yerde sizin için rengârenk yarat(ıp yayd)ıklarını da (hizmetinize sunmuştur). Şüphesiz ki bunda, (gerçeği) hatırlayan bir toplum için bir delil vardır.
Suat Yıldırım
Yeryüzünde türlü türlü renklerle, her çeşitten bitki ve hayvan olarak sizin için yarattığı daha neler neler var!Elbette bunda düşünen kimseler için alınacak ibret var.
Elmalılı (sadeleştirilmiş)
Daha yeryüzünde türlü renklerle yarattığı neler var sizin için. Elbette bunda derin düşünenler için bir ibret vardır.
Muhammed Esed
Ve sizin için yeryüzünde yarattığı bütün o rengarenk (güzel) şeyler: işte bunlarda da anıp da hatırda tutmasını bilen kimseler için elbette çıkarılacak bir ders/bir mesaj vardır!
Yaşar Nuri Öztürk
Ve sizin için yeryüzünde, çeşit çeşit renklerde başka şeylere de vücut vermiştir. Bütün bunlarda, düşünüp ibret alacak bir toplum için elbette bir mucize vardır.
Süleymaniye Vakfı
Sizin için bu yerde farklı renklerle yetiştirdiği ne varsa onları da hizmetinize vermiştir. Bunda bilgisini kullanan bir topluluk için kesin bir belge /ayet vardır[1].
Süleyman Ateş
Yeryüzünde yarattığı çeşitli renklerdeki (hayvanları, bitki)leri de (sizin hizmetinize verdi). Şüphesiz bunda öğüt alan bir toplum için ibret vardır.
Nahl 16:14
Cüz: 14 | Sayfa: 267
#doğa
وَهُوَ الَّذ۪ي سَخَّرَ الْبَحْرَ لِتَأْكُلُوا مِنْهُ لَحْماً طَرِياًّ وَتَسْتَخْرِجُوا مِنْهُ حِلْيَةً تَلْبَسُونَهَاۚ وَتَرَى الْفُلْكَ مَوَاخِرَ ف۪يهِ وَلِتَبْتَغُوا مِنْ فَضْلِه۪ وَلَعَلَّكُمْ تَشْكُرُونَ
Ve huvellezi sehharel bahre li te'kulu minhu lahmen tariyyen ve testahricu minhu hilyeten telbesuneha, ve terel fulke mevahira fihi ve li tebtegu min fadlihi ve leallekum teşkurun.
Mustafa İslamoğlu
Yemeniz için taze et ve takınıp kuşanmanız için mücevherat çıkarasınız diye denizi ve onun içinde suları yararak akıp gittiğini gördüğün(üz) gemileri, O'nun ihsanından payınıza düşeni arayacağınızı ve (bulunca da) şükredeceğinizi umarak (bir yasaya) tabi kılan da yine O'dur.
Elmalılı Hamdi Yazır
Yine odur ki o, denizi teshır etmiştirki ondan taze bir et yiyesiniz ve içinden giyeceğiniz bir ziynet çıkarasınız, gemileri de görürsünüz ki onda yara yara akar giderler, hem fazlından nasıyb arayasınız diye hem de gerek ki şükredesiniz
Diyanet İşleri
O, taze et yemeniz ve takınacağınız süs eşyası çıkarmanız için denizi sizin hizmetinize verendir. Gemilerin orada suyu yara yara gittiğini görürsün. (Bütün bunlar) O'nun lütfundan nasip aramanız ve şükretmeniz içindir.
Mehmet Okuyan
Kendisinden taze et (balık) yemeniz ve içinden giyeceğiniz (takacağınız) bir süs (eşyası) çıkarmanız için denizi emrinize veren de O'dur. Gemilerin denizi yarıp orada gittiğini görürsün. (Bu durum, Allah'ın) nimetlerinden aramanız ve şükretmeniz içindir.[1]
Suat Yıldırım
Yine O'dur ki denizi sizin hizmetinize verdi ki oradan taptaze et yiyesiniz ve takınıp kuşanacağınız zinet eşyası çıkarasınız. Denizde gemilerin suları yara yara akıp gittiklerini görürsün. Bütün bunlar Onun lütfedeceği nasibi aramanız ve nimetine şükretmeniz içindir.
Elmalılı (sadeleştirilmiş)
Yine taze bir et yiyesiniz ve içinden giyeceğiniz zinet eşyasını çıkarasınız diye, denizi emrinize veren O'dur. Gemilerin denizde suları yara yara akıp gittiklerini görürsün ve bu da lütfundan payınızı aramanız içindir, ola ki şükredersiniz.
Muhammed Esed
Ve yemek için taze et, takınmak için değerli taşlar çıkarasınız diye denizi; ve denizin üstünde suları yararak yol aldığını gördüğünüz gemileri, O'nun cömertliğinden belki bir pay ararsınız ve şükredersiniz diye (koyduğu tabii yasalara) bağlı kılan O'dur.
Yaşar Nuri Öztürk
Ve O'dur ki, içinden taze bir et yemeniz ve kuşanacağınız bir süs çıkarmanız için denizi emrinize vermiştir. Gemileri onda yara yara gider görürsün. Böyle yapmıştır ki, O'nun kereminden nasip arayasınız ve şükredebilesiniz.
Süleymaniye Vakfı
O, taze et yemeniz ve takınacağınız süsler[1] çıkarmanız için büyük su kütlelerini[2] hizmetinize verendir. Gemilerin denizde suyu yara yara gittiklerini görürsün. Bu, Allah'ın lütuf olarak verdiklerini aramanız içindir[3]. Belki görevlerinizi yerine getirirsiniz.
Süleyman Ateş
O, denizi de (hizmetinize) verdi ki ondan taptaze et yiyesiniz ve ondan kuşanacağınız süsler çıkarasınız. Görüyorsun ki gemiler, denizi yara yara akıp gitmektedir. Allah'ın lutfunu aramanız ve O'na şükretmeniz için.
Nahl 16:15
Cüz: 14 | Sayfa: 268
Allah
Ahiret
Yaratılış / deliller
#doğa
#cennet
#yaratılış
#hidayet
وَاَلْقٰى فِي الْاَرْضِ رَوَاسِيَ اَنْ تَم۪يدَ بِكُمْ وَاَنْهَاراً وَسُبُلاً لَعَلَّكُمْ تَهْتَدُونَۙ
Ve elka fil ardı revasiye en temide bikum ve enharen ve subulen leallekum tehtedun.
Mustafa İslamoğlu
Bir yanda sizi sarsar diye yeryüzüne yerleştirdiği kalkmaz kımıldamaz dağlar, öte yanda yolunuzu bulabilmeniz için nehirler ve yollar,
Elmalılı Hamdi Yazır
Hem Arzda ağır baskılar bıraktı ki sizi çalkar diye, hem de nehirler ve yollar, gerek ki doğru gidesiniz
Diyanet İşleri
(15-16) Sizi sarsmaması için yeryüzünde sağlam dağlar; yolunuzu bulmanız için de nehirler, yollar ve nice işaretler meydana getirdi. İnsanlar yıldızlarla da yollarını bulurlar.
Mehmet Okuyan
(15, 16) Sizi sarsmasıyla ilgili yer içinde ağır baskılar,[1] (ayrıca gideceğiniz yerlere) ulaşmanız için ırmaklar, yollar[2] ve işaretler yerleştirmiştir. Onlar, yıldızlarla da yollarını (yönlerini) bulurlar.
Suat Yıldırım
Hem dünya hareketiyle sizi sarsmasın diye, yeryüzüne sabit dağlar koydu. Amaçlarınıza ermeniz için ırmaklar, geçitler yerleştirdi.
Elmalılı (sadeleştirilmiş)
Bir de sizi çalkalamasın diye yeryüzüne ağır baskılar bıraktı, doğru gidesiniz diye ırmaklar ve yollar yarattı.
Muhammed Esed
Ve sizi sarsmasın diye arza yerinden oynatılmaz dağlar; ve yolunuzu bulasınız diye nehirler, yollar yerleştirdi;
Yaşar Nuri Öztürk
Sizi çalkayıp sarsar diye yerküreye ağır dağlar, ırmaklar, yollar koydu. İyiye ve doğruya ulaşmanız umulmaktadır.
Süleymaniye Vakfı
(Yerkabuğu) Sizi sarsar diye[1] yere sabit dağlar yerleştirdi. Gideceğiniz yere ulaşmanız için de ırmaklar ve yollar oluşturdu[2].
Süleyman Ateş
Sizi sarsar diye arza ağır baskılar attı, ırmaklar ve yollar yaptı ki doğru yolu bulasınız (amaçlarınıza eresiniz).
Nahl 16:16
Cüz: 14 | Sayfa: 268
Ahiret
Yaratılış / deliller
#doğa
#cennet
#yaratılış
وَعَلَامَاتٍۜ وَبِالنَّجْمِ هُمْ يَهْتَدُونَ
Ve alamat, ve bin necmi hum yehtedun.
Mustafa İslamoğlu
ve daha bir nice işaretler var... Mesela onlar, yıldızlarla yollarını buluyorlar.
Elmalılı Hamdi Yazır
Ve alametler, yıldızla da onlar yol doğrulturlar
Diyanet İşleri
(15-16) Sizi sarsmaması için yeryüzünde sağlam dağlar; yolunuzu bulmanız için de nehirler, yollar ve nice işaretler meydana getirdi. İnsanlar yıldızlarla da yollarını bulurlar.
Mehmet Okuyan
(15, 16) Sizi sarsmasıyla ilgili yer içinde ağır baskılar,[1] (ayrıca gideceğiniz yerlere) ulaşmanız için ırmaklar, yollar[2] ve işaretler yerleştirmiştir. Onlar, yıldızlarla da yollarını (yönlerini) bulurlar.
Suat Yıldırım
Yol bulmada yararlanacağınız daha birçok alametler, işaretler koydu. Yıldızlarla da bir kısım insanlar yol bulurlar.
Elmalılı (sadeleştirilmiş)
Ve işaretler koydu. Yıldızla da yollarını bulurlar onlar.
Muhammed Esed
ve daha (nice) işaretler: (söz gelimi) yıldızlar (ki, onlar)la da insanlar yollarını bulmaktadırlar.
Yaşar Nuri Öztürk
Ve nice işaretler! Yıldızla da onlar, yol ve yön doğrulturlar.
Süleymaniye Vakfı
(Başka) işaretler de oluşturdu. İnsanlar, o yıldızla da (Kutup Yıldızı[1] ile) yollarını bulurlar.
Süleyman Ateş
(Yol bulmak için yararlanılacak) işaretler de (yarattı). Onlar yıldız(lar)la da yol bulurlar.
Nahl 16:17
Cüz: 14 | Sayfa: 268
#yaratılış
اَفَمَنْ يَخْلُقُ كَمَنْ لَا يَخْلُقُۜ اَفَلَا تَذَكَّرُونَ
E fe men yahluku ke men la yahluk, e fe la tezekkerun.
Mustafa İslamoğlu
İmdi bakın, hiç yaratan yaratamayan gibi (olur) mı? Hala gerçeğin farkına varmayacak mısınız?
Elmalılı Hamdi Yazır
İmdi yaratan yaratamıyana benzer mi? Artık siz bir tezekkür etmez misiniz?
Diyanet İşleri
Şu halde yaratan, yaratamayan gibi olur mu? Artık siz düşünmez misiniz?
Mehmet Okuyan
Yaratan, yaratamayan gibi olur mu (hiç)! (Hâlâ gerçekleri) hatırlamıyor musunuz?
Suat Yıldırım
Yaratan hiç yaratamayana benzer mi? Hala aklınızı kullanmayacak mısınız?
Elmalılı (sadeleştirilmiş)
Şimdi hiç yaratan, yaratmayan gibi olur mu? Artık siz, düşünmeyecek misiniz?
Muhammed Esed
O halde, (düşünün, bütün bunları) yaratan (Allah), hiçbir şey yaratamayan herhangi bir (varlıkla) kıyaslanabilir mi? Hala aklınızı başınıza toplamayacak mısınız?
Yaşar Nuri Öztürk
Yaratan, yaratmayana benzer mi? Hiç düşünmüyor musunuz?
Süleymaniye Vakfı
(Bütün bunları) Yaratan, hiç yaratamayan gibi olur mu?[1] Bilginizi kullanmaz mısınız?
Süleyman Ateş
Yaratan, yaratmayan gibi midir? Hiç düşünmüyor musunuz?
Nahl 16:18
Cüz: 14 | Sayfa: 268
Allah
Dua / yöneliş
#rahmet
#rab
#bağışlama
وَاِنْ تَعُدُّوا نِعْمَةَ اللّٰهِ لَا تُحْصُوهَاۜ اِنَّ اللّٰهَ لَغَفُورٌ رَح۪يمٌ
Ve in teuddu ni'metallahi la tuhsuha, innallahe le gafurun rahim.
Mustafa İslamoğlu
Ve eğer Allah'ın nimetlerini saymaya kalksanız asla baş edemezsiniz. İyi bilin ki, tarifsiz bir bağışlayıcı, eşsiz bir rahmet kaynağı elbet yalnızca Allah'tır.
Elmalılı Hamdi Yazır
Halbuki Allahın ni'metini saysanız ihsa edemezsiniz, her halde Allah çok gafur, çok rahimdir
Diyanet İşleri
Halbuki Allah'ın nimetini saymaya kalksanız onu sayamazsınız. Şüphesiz Allah, çok bağışlayandır, çok merhamet edendir.
Mehmet Okuyan
Allah'ın nimet(ler)ini saymaya kalksanız onu sayamazsınız.[1] Şüphesiz ki Allah çok bağışlayandır, çok merhametlidir.
Suat Yıldırım
Halbuki Allah'ın nimetlerini birer birer saymaya kalksanız, mümkün değil, sayamazsınız. Gerçekten Rabbin gafurdur, rahimdir (çok affedicidir, merhamet ve ihsanı boldur).
Elmalılı (sadeleştirilmiş)
Oysa Allah'ın nimetlerini saymak isteseniz, sayamazsınız. Herhalde O, çok bağışlayan, çok merhamet edendir.
Muhammed Esed
Allah'ın nimetlerini saymaya kalksanız, asla böyle bir işin altından kalkamazsınız! Gerçek şu ki, çok acıyan çok esirgeyen gerçek bağışlayıcı elbette Allah'tır;
Yaşar Nuri Öztürk
Allah'ın nimetlerini saymaya kalkarsanız, onların sonunu getiremezsiniz. Allah, gerçekten Gafur ve Rahim'dir.
Süleymaniye Vakfı
Allah'ın nimetlerini saymaya kalksanız bitiremezsiniz[1]. Elbette Allah, çok bağışlayan ve ikramı bol olandır.
Süleyman Ateş
Eğer Allah'ın ni'metini saysanız, sayamazsınız. Doğrusu Allah çok bağışlayan, çok esirgeyendir.
Nahl 16:19
Cüz: 14 | Sayfa: 268
وَاللّٰهُ يَعْلَمُ مَا تُسِرُّونَ وَمَا تُعْلِنُونَ
Vallahu ya'lemu ma tusirrune ve ma tu'linun.
Mustafa İslamoğlu
Zira Allah, içinizde tuttuğunuz ve açığa vurduğunuz her şeyi bilir.
Elmalılı Hamdi Yazır
Hem Allah neyi sir tutar, neyi ı'lan edersiniz hepsini bilir
Diyanet İşleri
Allah, gizlediğinizi de açığa vurduğunuzu da bilir.
Mehmet Okuyan
Allah gizlediğinizi de açıkladığınızı da bilir.[1]
Suat Yıldırım
Allah sizin neleri gizleyip neleri açığa vurduğunuzu pek iyi bilir.
Elmalılı (sadeleştirilmiş)
Allah, gizlediklerinizi de açıkladıklarınızı da bilir.
Muhammed Esed
Çünkü neyi ki gizliyor ve neyi ki açığa vuruyorsanız, hepsini bilen Allah'tır.
Yaşar Nuri Öztürk
Allah, sizin gizlediğinizi de açığa vurduğunuzu da bilir.
Süleymaniye Vakfı
Allah, neleri gizlediğinizi ve neleri açığa vurduğunuzu da bilir.[1]
Süleyman Ateş
Allah, gizlediğiniz ve açığa vurduğunuz her şeyi bilir.
Nahl 16:20
Cüz: 14 | Sayfa: 268
Ahiret
#dua
#yaratılış
#şirk
#diriliş
وَالَّذ۪ينَ يَدْعُونَ مِنْ دُونِ اللّٰهِ لَا يَخْلُقُونَ شَيْـٔاً وَهُمْ يُخْلَقُونَۜ
Vellezine yed'une min dunillahi la yahlukune şey'en ve hum yuhlekun.
Mustafa İslamoğlu
Allah'tan başka kendilerine yalvarıp yakardığınız varlıklar hiçbir şey yaratamazlar; zira onların kendileri yaratılmışlardır.
Elmalılı Hamdi Yazır
Allahdan başka yalvardıklarınız ise hiç bir şey yaratamazlar, halbuki kendileri yaratılıp duruyorlar
Diyanet İşleri
Allah'ı bırakıp da taptıkları şeyler, yaratılmış olduklarına göre hiçbir şey yaratamazlar.
Mehmet Okuyan
Allah'ın peşi sıra yalvardıkları (putlar) hiçbir şey yaratamazlar. (Çünkü) onlar kendileri yaratılmaktadır.
Suat Yıldırım
(20-21) O müşriklerin Allah'tan başka ibadet edip yalvardıkları sahte tanrılar ise, hiçbir şey yaratamazlar. Zaten kendileri yaratılmaktadırlar. Hep ölüdürler, diri değildirler. Kendilerine tapanların bile ne zaman diriltileceklerini bilemezler.
Elmalılı (sadeleştirilmiş)
Allah'tan başka yalvardıkları ise, hiçbir şey yaratamazlar, zaten kendileri yaratılıp duruyorlar.
Muhammed Esed
Allah'tan başka o yalvarıp yakardıklarınıza gelince -bunların kendileri yaratılmış varlıklar olduklarına göre- hiçbir şey yaratamazlar;
Yaşar Nuri Öztürk
Allah dışında yakardıklarınız hiçbir şey yaratamazlar; onların kendileri yaratılmaktadır.
Süleymaniye Vakfı
Onların Allah ile aralarına koyup dua ettikleri, hiçbir şey yaratamazlar. Onların kendileri yaratılmıştır.[1]
Süleyman Ateş
Allah'tan başka yalvardıkları (tanrılar), hiçbir şey yaratamazlar, zaten kendileri yaratılmaktadırlar.
Nahl 16:21
Cüz: 14 | Sayfa: 268
Ahiret
#diriliş
اَمْوَاتٌ غَيْرُ اَحْيَٓاءٍۚ وَمَا يَشْعُرُونَۙ اَيَّانَ يُبْعَثُونَ۟
Emvatun gayru ahya', ve ma yeş'urune eyyane yub'asun.
Mustafa İslamoğlu
Onlar ölüdürler, diri değildirler; ne zaman diriltileceklerini dahi bilemezler.
Elmalılı Hamdi Yazır
Hep ölüdürler, bizzat hayy değildirler ne zaman ba'solunacaklarına da şuurları yoktur
Diyanet İşleri
Onlar, diri olmayan cansız varlıklardır! Ne zaman dirileceklerinin de şuuruna varamazlar.
Mehmet Okuyan
(Onlar) ölülerdir; diriler değillerdir. Ne zaman diriltileceklerini de bilmezler.
Suat Yıldırım
(20-21) O müşriklerin Allah'tan başka ibadet edip yalvardıkları sahte tanrılar ise, hiçbir şey yaratamazlar. Zaten kendileri yaratılmaktadırlar. Hep ölüdürler, diri değildirler. Kendilerine tapanların bile ne zaman diriltileceklerini bilemezler.
Elmalılı (sadeleştirilmiş)
Hep ölüdürler, diri değil. Ne zaman diriltileceklerinin de bilincinde değildirler.
Muhammed Esed
hayatı hiç tatmamış ölülerdir onlar; ne zaman diriltileceklerini de bilmezler.
Yaşar Nuri Öztürk
Hayat bulmaz ölülerdir onlar. Ne zaman dirilteceklerini bile bilmezler.
Süleymaniye Vakfı
Onlar ölüdürler, diri değil! Ne zaman diriltileceklerinin farkında bile değillerdir[1].
Süleyman Ateş
Onlar ölüdürler, diri değildirler. Ne zaman dirileceklerini de bilmezler.
Nahl 16:22
Cüz: 14 | Sayfa: 268
Ahiret
#ahiret
#inkar
اِلٰهُكُمْ اِلٰهٌ وَاحِدٌۚ فَالَّذ۪ينَ لَا يُؤْمِنُونَ بِالْاٰخِرَةِ قُلُوبُهُمْ مُنْكِرَةٌ وَهُمْ مُسْتَكْبِرُونَ
İlahukum ilahun vahid, fellezine la yu'minune bil ahirati kulubuhum munkiretun ve hum mustekbirun.
Mustafa İslamoğlu
Sizin ilahınız bir tek ilahtır; fakat ahirete inanmayan kimselerin yürekleri, büyüklük taslamaları yüzünden (bu hakikati) inkara meyletmiştir.
Elmalılı Hamdi Yazır
İlahınız bir tek ilahtır, öyle iken Ahırete inanmıyanlar kendilerini büyüksündüklerinden dolayı kalbleri münkirdir
Diyanet İşleri
Sizin ilahınız tek bir ilahtır. Ahirete inanmayanların kalpleri bunu inkar etmekte, kendileri de büyüklük taslamaktadırlar.
Mehmet Okuyan
İlahınız tek bir ilahtır. (Fakat) ahirete inanmayanlar var ya, onların kalpleri inkârcıdır;[1] kendileri de kibirlenen kişilerdir.
Suat Yıldırım
Sizin ilahınız bir tek İlahtır. Öyle iken ahireti inkar edenlerin kalpleri bu gerçeği de inkar eder. Hep kibirlenip dururlar.
Elmalılı (sadeleştirilmiş)
İlahınız bir tek ilahtır; öyle iken ahirete inanmayanlar, kendilerini büyük gördüklerinden, onların kalpleri inkarcıdır.
Muhammed Esed
Sizin tanrınız Tek Tanrıdır; ne var ki, ahirete inanmayanların kalpleri bu (gerçeği), boş bir kibir yüzünden, kabule yanaşmıyor.
Yaşar Nuri Öztürk
Tanrınız bir tek tanrıdır. Böyle iken, ahirete inanmayanlar, kibre saplandıkları için kalpleri inkarcı olmuştur.
Süleymaniye Vakfı
İlahınız bir tek ilahtır[1]. Fakat ahirete inanmayanlar var ya onların kalpleri, (bunu) inkar eder. Onlar, kibirli kimselerdir[2].
Süleyman Ateş
Tanrınız bir tek Tanrıdır. Ama ahirete inanmayanların kalbleri inkarcıdır, onlar büyüklük taslarlar.
Nahl 16:23
Cüz: 14 | Sayfa: 268
لَا جَرَمَ اَنَّ اللّٰهَ يَعْلَمُ مَا يُسِرُّونَ وَمَا يُعْلِنُونَۜ اِنَّهُ لَا يُحِبُّ الْمُسْتَكْبِر۪ينَ
La cereme ennallahe ya'lemu ma yusirrune ve ma yu'linun, innehu la yuhıbbul mustekbirin.
Mustafa İslamoğlu
Ziyanı yok, nasıl olsa Allah onların gizlediklerini de açığa vurduklarını da bilmektedir. Şu bir gerçek ki O, büyüklük taslayanları hiç sevmez.
Elmalılı Hamdi Yazır
Şüphe yok ki Allah, onların ne gizlediklerini, ne açıkladıklarını hep bilir, her halde o, kibirlenenleri sevmez
Diyanet İşleri
Şüphe yok ki Allah, onların gizlediklerini de, açığa vurduklarını da bilir. O, büyüklük taslayanları hiç sevmez.
Mehmet Okuyan
Hiç şüphe yok ki Allah onların gizlediklerini de açıkladıklarını da bilir.[1] O, kibirlenenleri sevmez.
Suat Yıldırım
Hiç şüphe yok ki Allah, onların neleri gizleyip, neleri açığa vurduklarını pek iyi bilir ve şu kesindir ki kibirlenenleri hiç sevmez.
Elmalılı (sadeleştirilmiş)
Şüphe yok ki, Allah onların ne gizlediklerini, ne açıkladıklarını hep bilir. Muhakkak O, kibirlenenleri sevmez.
Muhammed Esed
Hiç kuşkusuz, onların gizlediklerini de, açığa vurduklarını da Allah tastamam bilmektedir: kesin olan şu ki O, kendini büyüklük duygusuna kaptıranları asla sevmez!
Yaşar Nuri Öztürk
Hiç kuşkusuz Allah, onların sakladıklarını da açığa vurduklarını da biliyor. Hiç kuşkusuz O, büyüklük taslayanları sevmiyor.
Süleymaniye Vakfı
Şüphesiz Allah, onların neler gizlediklerini ve neleri açığa vurduklarını bilir[1]. O, kibirli kimseleri sevmez.
Süleyman Ateş
Gerçekten Allah, onların gizlediklerini de bilir, açığa vurduklarını da. O, büyüklük taslayanları sevmez.
Nahl 16:24
Cüz: 14 | Sayfa: 268
#rab
وَاِذَا ق۪يلَ لَهُمْ مَاذَٓا اَنْزَلَ رَبُّكُمْۙ قَالُٓوا اَسَاط۪يرُ الْاَوَّل۪ينَۙ
Ve iza kile lehum ma za enzele rabbukum kalu esatirul evvelin.
Mustafa İslamoğlu
Ve kendilerine "Rabbiniz size ne indirdi?" diye sorulduğunda, "Eskilerin masallarını..." derler;
Elmalılı Hamdi Yazır
Onlara rabbınız ne indirdi? denildiği vakıt da "eskilerin masalları" dediler
Diyanet İşleri
Onlara "Rabbiniz ne indirdi?" denildiği zaman, "Öncekilerin masalları" dediler.
Mehmet Okuyan
Onlara "Rabbiniz ne indirdi?" dendiği zaman, "Öncekilerin masalları!" derler.
Suat Yıldırım
(24-25) Onlara: "Rabbiniz ne gönderdi?" denildiğinde "Öncekilerin masallarını!" derler. Böylece kıyamet günü kendi günahlarını tastamam yüklenmelerinden başka, bilgisizlikleri sebebiyle saptırdıkları kimselerin günahlarının epey bir kısmını da yüklenmeleri için böyle derler. Bak! Ne fena bir yük yükleniyorlar!
Elmalılı (sadeleştirilmiş)
Onlara: "Rabbiniz ne indirdi?" denildiğinde "Eskilerin masalları." dediler.
Muhammed Esed
Böylelerine: "Rabbiniz ne indirdi!" diye sorulsa, "Eskilerin masallarını/efsanelerini!" derler.
Yaşar Nuri Öztürk
Onlara, "Rabbiniz ne indirdi" dendiğinde şöyle dediler: "Öncekilerin masallarını."
Süleymaniye Vakfı
Onlara "Rabbiniz ne indirdi?" diye sorulduğu zaman "(Bunlar) öncekilerin yazıları![1]" derler.
Süleyman Ateş
Onlara: "Rabbiniz ne indirdi?" dendiği zaman, "Evvelkilerin masalları!" derler.
Nahl 16:25
Cüz: 14 | Sayfa: 268
#dalalet
#rab
لِيَحْمِلُٓوا اَوْزَارَهُمْ كَامِلَةً يَوْمَ الْقِيٰمَةِۙ وَمِنْ اَوْزَارِ الَّذ۪ينَ يُضِلُّونَهُمْ بِغَيْرِ عِلْمٍۜ اَلَا سَٓاءَ مَا يَزِرُونَ۟
Liyahmilu evzarehum kamileten yevmel kıyameti ve min evzarillezine yudıllunehum bi gayri ilm, e la sae ma yezirun.
Mustafa İslamoğlu
Böylece Kıyamet Günü kendi günahlarının yükünü tamamen, bilgisizlikleri sebebiyle saptırdıklarının vebalini ise kısmen yüklenmiş olurlar. Hele bir bakın şunlara, ne berbat bir yükü yükleniyorlar!
Elmalılı Hamdi Yazır
Şunun için Kıyamet günü kendi veballerini kamilen yüklendikten başka ılimsizlikleri yüzünden ıdlal ettikleri kimselerin veballerinden bir kısmını da yüklenecekler, bak ne fena yük yükleniyorlar
Diyanet İşleri
Böylece kıyamet gününde kendi günahlarını tam olarak, bilgisizce saptırdıkları kimselerin günahlarının da bir kısmını yüklenirler. Dikkat et, yüklendikleri ne kötüdür.
Mehmet Okuyan
Böylece kıyamet gününde kendi günahlarını tam olarak taşıyacak ve bilgisizce saptırmakta oldukları kişilerin günahlarından bir kısmını da yükleneceklerdir.[1]Dikkat edin! Yüklenecekleri şey ne kötüdür!
Suat Yıldırım
(24-25) Onlara: "Rabbiniz ne gönderdi?" denildiğinde "Öncekilerin masallarını!" derler. Böylece kıyamet günü kendi günahlarını tastamam yüklenmelerinden başka, bilgisizlikleri sebebiyle saptırdıkları kimselerin günahlarının epey bir kısmını da yüklenmeleri için böyle derler. Bak! Ne fena bir yük yükleniyorlar!
Elmalılı (sadeleştirilmiş)
Şunun için ki kıyamet gününde kendi günahlarını tamamen yüklendikten başka, bilgisizlikleri yüzünden saptırdıkları kimselerin günahlarından bir kısmını da yükleneceklerdir. Bak, ne fena yük yükleniyorlar!
Muhammed Esed
Böyle yapmakla, Kıyamet Günü'nde kendi günahlarının yükünü bütünüyle, yoldan çıkardıkları bilgisiz kimselerin yükünü de kısmen üzerlerine almış olurlar. Bir bilseniz, bu yüklendikleri ne kötü bir yüktür!
Yaşar Nuri Öztürk
Şunun için ki onlar, kıyamet günü kendi günahlarını tamamen yüklendikten başka, ilimsizlik yüzünden saptırdıkları kişilerin günahlarının bir kısmını da yüklenecekler. Bakın, ne kötü şey yükleniyorlar!
Süleymaniye Vakfı
Böylece kıyamet /mezardan kalkış günü hem kendi günahlarının tamamını hem de bilgisizlikleri yüzünden saptırdıkları kimselerin günahlarından (bir kısmını) yüklenecekler. Bakın ne kötü yük yüklenecekler[1]!
Süleyman Ateş
Ki kıyamet günü hem kendi veballerini tam olarak yüklensinler, hem de bilgisizce saptırdıkları kimselerin veballerinden bir kısmını. Bak, ne kötü şey yükleniyorlar!
Nahl 16:26
Cüz: 14 | Sayfa: 268
Ahiret
#cehennem
#peygamber
#inkar
قَدْ مَكَرَ الَّذ۪ينَ مِنْ قَبْلِهِمْ فَاَتَى اللّٰهُ بُنْيَانَهُمْ مِنَ الْقَوَاعِدِ فَخَرَّ عَلَيْهِمُ السَّقْفُ مِنْ فَوْقِهِمْ وَاَتٰيهُمُ الْعَذَابُ مِنْ حَيْثُ لَا يَشْعُرُونَ
Kad mekerellezine min kablihim fe etallahu bunyanehum minel kavaıdi fe harre aleyhimus sakfu min fevkıhim ve etahumul azabu min haysu la yeş'urun.
Mustafa İslamoğlu
Doğrusu, onlardan öncekiler de zaafı ustaca gizlenmiş düzenler kurmuşlardı; fakat Allah onların kurdukları yapıları temellerinden sarstı ve sonunda üstlerindeki tavan başlarına çöktü: zira daha nereden geldiğini anlayamadan azap onlara ulaşıvermişti.
Elmalılı Hamdi Yazır
Evet, onlardan evvelkiler hiyleler kurmuşladı, Allah da kurdukları bünyana kaidelerinden geldi de sekıf, tepelerinden üzerlerine çöktü ve azab kendilerine duyamıyacakları cihetten geldi
Diyanet İşleri
Onlardan öncekiler de tuzak kurmuşlardı. Allah'ın azabı binalarını, temelinden gelip yıktı da tavanları başlarına çöküverdi ve azap kendilerine fark edemedikleri yerden geldi.
Mehmet Okuyan
Elbette onlardan öncekiler de (peygamberlere) tuzak kurmuşlardı. Sonunda Allah da onların temellerinden binalarına gelmiş,[1] üstlerinden tavan da tepelerine çökmüştü. Bu azap, onlara fark edemedikleri bir yerden gelmişti.
Suat Yıldırım
Kendilerinden önceki kafirler de peygamberler için hileler, tuzaklar kurmuşlardı. Ama neticede Allah onların binalarını ta temellerinden yıktı da üstlerindeki tavan tepelerine çöktü. Hem de bu azap onlara hiç fark edemedikleri bir yerden geldi.
Elmalılı (sadeleştirilmiş)
Onlardan öncekiler, tuzaklar kurmuşlardı. Allah da kurdukları binalarına temellerinden geldi (çökertti) de tavan tepelerinden üzerlerine çöktü ve azap onlara farkedemedikleri bir yönden geldi.
Muhammed Esed
Onlardan önce gelip geçenler de birtakım zındıkça düzenler kurmuşlardı; ama işte, Allah onların kurduğu yapıları temellerinden çökertti; öyle ki, tavanları başlarına yıkıldı ve nereden geldiğini daha anlamadan azap apansız yakalayıverdi onları.
Yaşar Nuri Öztürk
Onlardan öncekiler tuzak kurmuşlardı. Bunun üzerine Allah, binalarına temellerinden çarpmış da üstlerindeki tavan tepelerine çökmüştü. Azap onlara hiç fark edemedikleri yerden gelmişti.
Süleymaniye Vakfı
Onlardan öncekiler de planlar kurmuşlardı[1]. Allah da onların yapılarını temelden sarsmış, üstlerindeki tavan üzerlerine çöküvermişti. Azap onlara hiç beklemedikleri yerden gelmişti[2].
Süleyman Ateş
Onlardan öncekiler de tuzak kurmuşlardı da Allah, binalarına temellerinden gelmiş, üstlerindeki tavan, başlarına çökmüştü! Ve azab onlara ummadıkları yerden gelmişti.
Nahl 16:27
Cüz: 14 | Sayfa: 269
Istenmeyen
#şirk
#hidayet
#iman
#inkar
ثُمَّ يَوْمَ الْقِيٰمَةِ يُخْز۪يهِمْ وَيَقُولُ اَيْنَ شُرَكَٓاءِيَ الَّذ۪ينَ كُنْتُمْ تُشَٓاقُّونَ ف۪يهِمْۜ قَالَ الَّذ۪ينَ اُو۫تُوا الْعِلْمَ اِنَّ الْخِزْيَ الْيَوْمَ وَالسُّٓوءَ عَلَى الْكَافِر۪ينَۙ
Summe yevmel kıyameti yuhzihim ve yekulu eyne şurekaiyellezine kuntum tuşakkune fihim, kalellezine utul ilme innel hızyel yevme ves sue alel kafirin.
Mustafa İslamoğlu
Sonunda Kıyamet Günü O, onları rezil edecek ve "Neredeymiş bakalım o uğruna mücadele verdiğiniz 'ortaklarım'(!)?" diye soracak. Bilgi ve bilginin amacını kavrama yeteneğiyle donatılmış olanlar, "Bugün" diyecekler, "alçaklığın her türü ve kötülüğün daniskası kafirler içindir!
Elmalılı Hamdi Yazır
Sonra Kıyamet günü onları rüsvay edecek ve diyecek: hani nerede o sizin haklarında şikak çıkarıp durduğunuz şeriklerim? Kendilerine ılim verilmiş olanlar dediler ki: hakıkat bütün sefalet-ü zillet bu gün kafirlerin üstünedir.
Diyanet İşleri
Sonra kıyamet günü, Allah onları rezil edecek ve diyecek ki: "Uğrunda mücadele ettiğiniz ortaklarım nerede?!" Kendilerine ilim verilenler ise şöyle derler: "Şüphesiz bugün rezillik, aşağılık ve kötülük kafirlerin üzerinedir."
Mehmet Okuyan
Sonra (Allah) kıyamet gününde onları rezil edecek ve şöyle diyecektir: "Kendileri hakkında (müminlere) düşman olduğunuz ortaklarım(!) nerede?" Kendilerine ilim verilmiş olanlar da "Şüphesiz ki bugün rezillik ve kötülük kâfirleredir." demiş (olacaklar)dır.
Suat Yıldırım
Sonra kıyamet günü de Allah onları zelil eder ve:"Hani" der, "nerede sizin o uğurlarında müminlere düşman kesildiğiniz ortaklarım(!)" Kendilerine ilim nasib edilenler de: "Gerçekten her türlü zillet ve sefalet bugün kafirlerin başınadır!" derler.
Elmalılı (sadeleştirilmiş)
Sonra kıyamet gününde Allah, onları rezil edecek ve: "Hani, nerede o, kendileri uğrunda ayrılık çıkarıp düşman kesildiğiniz ortaklarım? diyecek. Kendilerine ilim verilmiş olanlar: "Gerçekten bugün rüsvaylık ve zillet kafirleredir." derler.
Muhammed Esed
Sonra Kıyamet Günü'nde (Allah), "Hani nerede, o uğruna (doğru yoldan) ayrı düştüğünüz düzmece tanrılarınız!" diyerek onları(n hepsini) rüsvay edecektir. Kendilerine (dünya hayatında) bilgi verilmiş olanlar: "Bugün" diyecekler, "rüsvaylık da, bedbahtlık da hakkı inkar edenler içindir;
Yaşar Nuri Öztürk
Sonra kıyamet günü onları rezil edecek ve diyecek: "Kendileri için kavga çıkarıp ayrılığa düştüğünüz ortaklarım nerede?" Kendilerine ilim verilmiş olanlar diyecekler ki: "Bugün rezillik ve kötülük, gerçeği inkar edenleredir."
Süleymaniye Vakfı
Sonra kıyamet günü Allah onları rezil edecek ve "Hani nerede o uğrunda bölündüğünüz ortaklarım!" diyecek[1]. Kendilerine bilgi verilmiş olanlar[2] şöyle diyecekler: "Bugün bütün rezillik ve kötülükler kafirlerin üstündedir."
Süleyman Ateş
Sonra kıyamet günü de, onları rezil eder ve "Hani haklarında (mü'minlere) düşmanlık ettiğiniz ortaklarım nerede?" der. Kendilerine ilim verilmiş olanlar: "Bugün rezillik ve kötülük kafirleredir!" derler.
Nahl 16:28
Cüz: 14 | Sayfa: 269
Istenmeyen
Ahiret
#ahiret
#cehennem
#hesap
#iman
#inkar
#melek
#zulüm
اَلَّذ۪ينَ تَتَوَفّٰيهُمُ الْمَلٰٓئِكَةُ ظَالِم۪ٓي اَنْفُسِهِمْۖ فَاَلْقَوُا السَّلَمَ مَا كُنَّا نَعْمَلُ مِنْ سُٓوءٍۜ بَلٰٓى اِنَّ اللّٰهَ عَل۪يمٌ بِمَا كُنْتُمْ تَعْمَلُونَ
Ellezine teteveffahumul melaiketu zalimi enfusihim fe elkavus seleme ma kunna na'melu min su', bela innallahe alimun bima kuntum ta'melun.
Mustafa İslamoğlu
O kimseler ki, kendi kendilerine kötülük etmeyi sürdürürken melekler onların canlarını almışlardı. İşte (Hesap Günü) bunlar teslim sancağını çekerek "Biz yaptıklarımızı kötülük olsun diye yapmamıştık" (diyecekler). "Yoo!" (denilecek kendilerine), "Unutuyorsunuz ama, Allah yapmış olduğunuz her şeyi eksiksiz bilendir.
Elmalılı Hamdi Yazır
Onlar ki Melekler onları nefislerinin zalimleri olarak kabzederler de o vakıt bakarsın şöyle diyerek teslim olmuşlardır: biz bir kötülükten yapmıyorduk, hayır, Allah sizin ne maksadla yapıyorduğunuzu tamamen biliyor
Diyanet İşleri
O kafirler, nefislerine zulmederlerken melekler onların canlarını alır da onlar teslim olup, "Biz hiçbir kötülük yapmıyorduk" derler. (Melekler de şöyle diyecekler:) "Hayır! Allah sizin yapmakta olduklarınızı hakkıyla bilmektedir."
Mehmet Okuyan
Melekler[1] canlarını alırken kendilerine yazık eden kişiler, "Biz hiçbir kötülük yapmıyorduk ki!" diyerek teslim olurlar. (Melekler şöyle diyeceklerdir) "Hayır! Allah sizin yaptıklarınızı elbette çok iyi bilendir.
Suat Yıldırım
(28-29) Kendi öz canlarına zulmederlerken meleklerin canlarını aldıkları kimseler azabı görünce; "Biz, bir kötülük olsun diye yapmıyorduk!" diye başlarını öne eğerler. Kendilerine iman ilmi nasib edilmiş olanlar da; "Hayır, hayır! Allah yaptığınız işi ne maksatla yaptığınızı pek iyi biliyor! O halde girin bakalım içinde ebediyyen kalmak üzere cehennemin kapılarından! Ne fena bir yerdir o kibirlilerin yeri!" derler.
Elmalılı (sadeleştirilmiş)
Melekler, kendilerine zulmetmiş kimselerin canlarını alırken onlar: "Biz hiçbir kötülük yapmıyorduk." diyerek teslim olurlar. Hayır, Allah sizin ne maksatla yaptığınızı tamamen biliyor.
Muhammed Esed
onlar ki, kendi kendilerine zulüm hali içindeyken melekler canlarını almıştı!" Böyleleri nihayet (hesap vermeye çağırıldıklarında): "Kötü bir şey yapma(k isteme)miştik biz!" (diyerek) boyun eğme tavrı takınacaklar. (Fakat onlara;) "Hayır!" (diye karşılık verilecek,) "Muhakkak ki, yapıp ettiğiniz her şeyi Allah eksiksiz biliyor!
Yaşar Nuri Öztürk
Öz benliklerine zulmedip durdukları bir sırada, meleklerin vefat ettirdikleri kişiler şöyle diyerek teslim bayrağını çekerler: "Biz hiçbir kötülük yapmıyorduk." İş hiç de öyle değil. Allah, sizin yapmakta olduklarınızı çok iyi bilmektedir.
Süleymaniye Vakfı
Onlar, meleklerin, yanlışlar içinde iken vefat ettireceği kimselerdir. Hemen teslimiyet gösterir ve "Biz kötü bir şey yapmıyorduk ki!" derler[1]. Hayır, neler yaptığınızı Allah gayet iyi biliyor.
Süleyman Ateş
Nefislerine zulmederlerken meleklerin, canlarını aldığı kimseler; "Biz hiçbir kötülük yapmıyorduk!" diye teslim olurlar. "Hayır, Allah sizin yaptıklarınızı biliyor."
Nahl 16:29
Cüz: 14 | Sayfa: 269
Ahiret
#cehennem
#iman
#ölüm
#melek
فَادْخُلُٓوا اَبْوَابَ جَهَنَّمَ خَالِد۪ينَ ف۪يهَاۜ فَلَبِئْسَ مَثْوَى الْمُتَكَبِّر۪ينَ
Fedhulu ebvabe cehenneme halidine fiha fe lebi'se mesvel mutekebbirin.
Mustafa İslamoğlu
Haydi o halde, içerisinde yerleşip kalmak üzere cehennemin kapılarından buyurun!" İşte, büyüklük taslamayı kişiliğinin bir parçası haline getirenlerin düştüğü berbat konum.
Elmalılı Hamdi Yazır
Onun için girin bakalım Cehennemin kapılarına: içinde kalmak üzere, bak artık mütekebbirlerin mevkıi ne fena?
Diyanet İşleri
"Haydi, içinde ebedi kalacağınız cehennemin kapılarından girin. Büyüklük taslayanların yeri ne kötüdür!"
Mehmet Okuyan
İçinde ebedî kalıcılar olarak cehennemin kapılarına girin!" Kibirlenenlerin yeri ne kötüdür!
Suat Yıldırım
(28-29) Kendi öz canlarına zulmederlerken meleklerin canlarını aldıkları kimseler azabı görünce; "Biz, bir kötülük olsun diye yapmıyorduk!" diye başlarını öne eğerler. Kendilerine iman ilmi nasib edilmiş olanlar da; "Hayır, hayır! Allah yaptığınız işi ne maksatla yaptığınızı pek iyi biliyor! O halde girin bakalım içinde ebediyyen kalmak üzere cehennemin kapılarından! Ne fena bir yerdir o kibirlilerin yeri!" derler.
Elmalılı (sadeleştirilmiş)
Onun için girin bakalım, ebedi kalmak üzere cehennemin kapılarından! Bak, kibirlenenlerin yeri ne kötü!
Muhammed Esed
Haydi, girin kapılarından bakalım, içinde kalıp duracağınız cehennemin! Gerçekten de, ne kötü olacak (o gün), kendilerini boş yere büyüklük duygusuna kaptırmış olanların düştüğü durum!
Yaşar Nuri Öztürk
Hadi girin cehennem kapılarından; sürekli kalacaksınız orada. Gerçekten kötü yermiş kibre sapanların barınağı.
Süleymaniye Vakfı
(Onlara şöyle denecektir:) "Şimdi ölümsüz olarak kalmak üzere Cehennem'in kapılarından girin!" Büyüklük taslayanların yeri ne kötüdür![1]
Süleyman Ateş
"Onun için, içinde sürekli kalmak üzere cehennemin kapılarına girin. Kibirlenenlerin yeri ne kötüdür!"
Nahl 16:30
Cüz: 14 | Sayfa: 269
Ahiret
#ahiret
#cennet
#rab
#hesap
#uyarı
#korku
وَق۪يلَ لِلَّذ۪ينَ اتَّقَوْا مَاذَٓا اَنْزَلَ رَبُّكُمْۜ قَالُوا خَيْراًۜ لِلَّذ۪ينَ اَحْسَنُوا ف۪ي هٰذِهِ الدُّنْيَا حَسَنَةٌۜ وَلَدَارُ الْاٰخِرَةِ خَيْرٌۜ وَلَنِعْمَ دَارُ الْمُتَّق۪ينَۙ
Ve kile lillezinettekav ma za enzele rabbukum, kalu hayra, lillezine ahsenu fi hazihid dunya haseneh, ve le darul ahıreti hayr, ve le ni'me darul muttekin.
Mustafa İslamoğlu
Bir de sorumluluk bilincine sahip olanlara sorulacak: "Rabbiniz size ne indirdi?" Onlar "iyilik-güzellik!" diyecekler. İyilikte sebat gösterenler bu dünyada iyilik bulacaklar; ama ahiret yurdu ondan çok daha hayırlı olacak: ve elbet pek güzeldir muttakilerin yurdu!
Elmalılı Hamdi Yazır
Allahdan korkup korunanlara ise "rabbınız ne indirdi? Denildiğinde "hayır" demişlerdir" bu Dünyada güzel iş yapanlara güzel bir mükafat var ve elbette Ahıret yurdu daha hayırlıdır, müttekılerin yurdu da ne hoş!
Diyanet İşleri
Allah'a karşı gelmekten sakınan kimselere, "Rabbiniz ne indirdi?" denildiğinde, "Hayr indirdi" derler. Bu dünyada iyilik yapanlara bir iyilik vardır. Ahiret yurdu ise daha hayırlıdır. Allah'a karşı gelmekten sakınanların yurdu ne güzeldir.
Mehmet Okuyan
Takvâlı (duyarlı) olanlara "Rabbiniz ne indirdi?" dendiği (zaman) "İyilik (indirdi)" derler. Bu dünyada güzel davrananlara güzel (karşılık) vardır.[1] Ahiret yurdu ise daha hayırlıdır. Doğrusu muttakîlerin (duyarlı olanların) yurdu ne güzeldir![2]
Suat Yıldırım
Allah'a karşı gelmekten sakınanlara ise: "Rabbiniz ne indirdi?" denildiğinde: "Hayır indirdi." derler. Bu dünyada güzel işler yapanlara güzel bir mükafat var.Ahiret yurdu cennet, dünyadan ve içindeki her şeyden elbette daha hayırlıdır. Takva sahiplerinin yurdu ne güzel yurttur!"
Elmalılı (sadeleştirilmiş)
Allah'tan korkup kötülüklerden sakınanlara: "Rabbiniz ne indirdi?" diye sorulduğunda: "Hayır indirdi." demişlerdir. Bu dünyada iyi işler yapanlara güzel bir mükafat vardır. Elbette ahiret yurdu daha hayırlıdır. Takva sahiplerinin yurdu ne hoş!
Muhammed Esed
Ama Allah'a karşı sorumluluk bilinci taşıyanlara: "Rabbiniz ne indirdi?" diye sorulduğunda, onlar: "Katıksız iyiliği!" diye cevap verirler. İyilikte devamlı olanlar bu dünyada iyilik bulacaklardır; böylelerinin öte dünyada tutacakları yurt çok daha hayırlı olacaktır. Ne güzel bir yurt, Allah'a karşı sorumluluk bilinci taşıyanların yurdu!
Yaşar Nuri Öztürk
Korunup sakınanlara, "Rabbiniz ne indirdi" dendiğinde şöyle dediler: "Hayır indirdi." Bu dünyada güzel düşünüp güzel davrananlara güzellik vardır. Sonsuzluk yurdu elbette ki daha hayırlıdır. Gerçekten ne güzelmiş takva sahiplerinin yurdu!
Süleymaniye Vakfı
Yanlışlardan sakınanlara "Rabbiniz ne indirdi?" diye sorulunca, onlar "Hayırlı olanı!" derler. Bu dünyada iyilik eden iyilik bulur[1]. Ahiret yurdu elbette daha iyidir. Yanlışlardan sakınmış olanların son yurdu ne güzeldir[2]!
Süleyman Ateş
(Allah'ın azabından) korunanlara da: "Rabbiniz ne indirdi?" dendi. "Hayır (indirdi)." dediler. Bu dünyada güzel iş yapanlara güzellik vardır, (onlar için) ahiret yurdu ise daha hayırlıdır. Korunanların yurdu ne güzeldir.
Nahl 16:31
Cüz: 14 | Sayfa: 269
Ahiret
#cennet
#hesap
#uyarı
جَنَّاتُ عَدْنٍ يَدْخُلُونَهَا تَجْر۪ي مِنْ تَحْتِهَا الْاَنْهَارُ لَهُمْ ف۪يهَا مَا يَشَٓاؤُ۫نَۜ كَذٰلِكَ يَجْزِي اللّٰهُ الْمُتَّق۪ينَۙ
Cennatu adnin yedhuluneha tecri min tahtihel enharu lehum fiha ma yeşaun, kezalike yeczillahul muttekin.
Mustafa İslamoğlu
Zemininden ırmakların çağıldadığı kalıcı mutluluğun merkezi olan cennetlere girecekler; orada istedikleri her şeyi bulacaklar. Allah, sorumluluk bilincine sahip olanları işte böyle ödüllendirecek.
Elmalılı Hamdi Yazır
Adin Cennetleri, ona girecekler, altından nehirler akar, onlara orada ne isterlerse var, işte Allah müttekılere böyle mükafat eder
Diyanet İşleri
İçinden nehirler akan Adn cennetlerine gireceklerdir. Kendileri için orada diledikleri her şey vardır. Allah, kendine karşı gelmekten sakınanları böyle mükafatlandırır.
Mehmet Okuyan
(O güzel yurt), girecekleri, altlarından ırmaklar akan durmaya değer cennetlerdir.[1] Onlar için orada diledikleri her şey vardır.[2] Allah muttakîlere (duyarlı olanlara) işte böyle karşılık verecektir.
Suat Yıldırım
Adn cennetleri, oraya girecek onlar... Zemininden ırmaklar akar. Onlara orada ne isterlerse var... İşte Allah müttakileri böyle ödüllendirir.
Elmalılı (sadeleştirilmiş)
Girecekleri yer altlarından ırmaklar akan Adn cennetleridir, orada bütün diledikleri vardır; işte Allah takva sahiplerini böyle mükafatlandırır.
Muhammed Esed
İçlerinde derelerin, ırmakların çağıldadığı ebedi mutluluk, esenlik bahçelerine girecekler ve orada gönüllerinin çektiği her şeyi bulabilecekler. Allah, Kendisine sorumluluk bilinciyle bağlananları işte böyle ödüllendirecektir.
Yaşar Nuri Öztürk
Adn cennetleri... Girecekler içlerine. Altlarından ırmaklar akacak. Orada diledikleri şey kendilerinin olacak. Allah, korunup sakınanları işte böyle ödüllendirir.
Süleymaniye Vakfı
(Orası) Adn cennetleridir[1]. Oraya gireceklerdir. O cennetlerin içlerinden ırmaklar akacak, orada arzu ettikleri her şey onların olacaktır[2]. Allah, yanlışlardan sakınmış olanları işte böyle ödüllendirecektir.
Süleyman Ateş
Altlarından ırmaklar akan adn cennetlerine girerler. Orada onlar için diledikleri her şey vardır. İşte Allah, korunanları böyle mükafatlandırır.
Nahl 16:32
Cüz: 14 | Sayfa: 269
Ahiret
#cennet
#hesap
#melek
اَلَّذ۪ينَ تَتَوَفّٰيهُمُ الْمَلٰٓئِكَةُ طَيِّب۪ينَۙ يَقُولُونَ سَلَامٌ عَلَيْكُمُۙ ادْخُلُوا الْجَنَّةَ بِمَا كُنْتُمْ تَعْمَلُونَ
Ellezine teteveffahumul melaiketu tayyibine yekulune selamun aleykumudhulul cennete bima kuntum ta'melun.
Mustafa İslamoğlu
Bunlar, meleklerin "Selam sizlere!.. Yapmış olduklarınızdan dolayı girin cennete!.." diyerek canlarını tertemizken aldığı kimseler olacak.
Elmalılı Hamdi Yazır
Onlar ki Melekler onları hoş hoş kabzederler "selam, size girin, Cennete, çünkü çalışıyordunuz" derler
Diyanet İşleri
Melekler, onların canlarını iyi kimseler olarak alırken, "Selam size! Yapmış olduğunuz iyi işlere karşılık girin cennete" derler.
Mehmet Okuyan
(Muttakîler), meleklerin "Size selam olsun! Yapmış olduğunuz (iyi) işlere karşılık cennete girin!" diyerek tertemiz olarak canlarını aldığı kişilerdir.
Suat Yıldırım
Onlar ki melekler canlarını tatlılıkla alırlar: "Selam size! Yaptığınız işlerden dolayı buyurun cennete!" derler.
Elmalılı (sadeleştirilmiş)
Onlar ki, melekler, onların canlarını hoşça davranarak alırlar. "Selam size, girin cennete, çünkü çalışıyordunuz." derler.
Muhammed Esed
Onlar ki, bir arınmışlık hali içindeyken melekler, "Size selam olsun, (hayattayken) yaptıklarınızdan ötürü girin cennete!" diyerek canlarını alırlar.
Yaşar Nuri Öztürk
Melekler, canlarını temiz insanlar olarak aldıklarına şöyle derler: "Selam size, yapıp ettiklerinize karşılık olarak girin cennete."
Süleymaniye Vakfı
Onlar, meleklerin, iyi durumda iken vefat ettireceği kimselerdir. Onlara şöyle derler: "Selam size /artık güvendesiniz! Yapmış olduklarınıza karşılık cennete girin[1]!"
Süleyman Ateş
Melekler, iyi insanlar olarak canlarını aldığı kimselere de: "Selam size, yaptıklarınıza karşılık cennete girin!" derler.
Nahl 16:33
Cüz: 14 | Sayfa: 269
Istenmeyen
Ahiret
#cehennem
#rab
#inkar
#melek
#zulüm
هَلْ يَنْظُرُونَ اِلَّٓا اَنْ تَأْتِيَهُمُ الْمَلٰٓئِكَةُ اَوْ يَأْتِيَ اَمْرُ رَبِّكَۜ كَذٰلِكَ فَعَلَ الَّذ۪ينَ مِنْ قَبْلِهِمْۜ وَمَا ظَلَمَهُمُ اللّٰهُ وَلٰكِنْ كَانُٓوا اَنْفُسَهُمْ يَظْلِمُونَ
Hel yanzurune illa en te'tiyehumul melaiketu ev ye'tiye emru rabbik, kezalike fe alellezine min kablihim, ve ma zalemehumullahu ve lakin kanu enfusehum yazlimun.
Mustafa İslamoğlu
Şu berikiler başka değil, sadece meleklerin ya da Rablerinin (helak) emrinin kendilerine gelmesini bekliyorlar, öyle mi? Onlardan öncekiler de böyle yapmıştı. Onlara zulmeden Allah değildi; aksine onlar kendi kendilerine zulmetmiş oldular.
Elmalılı Hamdi Yazır
O kafirler başka değil ancak kendilerine o meleklerin gelmesine veya Rabbının emri gelmesine bakarlar, onlardan evvelkiler de böyle yaptılar ve onlara Allah zulmetmedi ve lakin kendileri nefislerine zulmediyorlardı
Diyanet İşleri
(O kafirler) kendilerine ancak meleklerin veya senin Rabbinin helak emrinin gelmesini bekliyorlar. Onlardan öncekiler de böyle yapmıştı. Allah onlara zulmetmedi, fakat onlar kendilerine zulmediyorlardı.
Mehmet Okuyan
(Kâfirler) ille de kendilerine meleklerin gelmesini veya Rabbinin (azap) emrinin gelmesini mi bekliyorlar![1] Onlardan öncekiler de böyle yapmışlardı. Allah onlara haksızlık etmedi fakat onlar kendilerine haksızlık ediyorlardı.[2]
Suat Yıldırım
(33-34) Dini inkar edenler ille kendilerine meleklerin gelmesini, yahut Rabbinin azap emrinin gelmesini mi bekliyorlar? Onlardan öncekiler de böyle yaptılar. Allah zulmetmedi onlara, kendi canlarına zulmediyordu onlar! Kendilerini buldu, yaptıkları kötü işler. Sarıp kuşatıverdi onları alay ettikleri şeyler.
Elmalılı (sadeleştirilmiş)
O kafirler, sadece kendilerine meleklerin gelmesini veya Rabbinin emrinin gelmesini beklerler, onlardan öncekiler de böyle yaptılar. Allah onlara zulmetmedi; fakat onlar kendilerine zulmediyorlardı.
Muhammed Esed
(Hakkı inkar edenler) yalnızca meleklerin kendilerine görünmesini ya da Allah'ın nihai yargısının gerçekleşmesini mi bekliyorlar? Onlardan önce gelip geçen (günahkar) toplumlar da böyle yaptı; ve (helak edildikleri zaman) onlara zulmeden Allah değildi; tersine onlar kendi kendilerine zulmettiler:
Yaşar Nuri Öztürk
Neyi bekliyorlar? Kendilerine meleklerin gelmesini mi, yoksa Allah'ın emrinin gelmesini mi? Onlardan öncekiler de aynen böyle yapmışlardı. Allah onlara zulüm etmemişti. Tam aksine, onlar kendi kendilerine zulüm ediyorlardı.
Süleymaniye Vakfı
Bunlar /kafirler meleklerin gelmesi veya Rablerinin emrinin gelmesi dışında bir şey mi bekliyorlar[1]! Onlardan öncekiler de böyle yaptılar. Allah onlara asla yanlış yapmadı; yanlışı onlar kendilerine yapıyorlardı[2].
Süleyman Ateş
(İnkar edenler) İlle kendilerine meleklerin gelmesini, yahut Rabbinin (azab) emrinin gelmesini mi bekliyorlar? Onlardan öncekiler de öyle yapmıştı. Allah onlara zulmetmedi, fakat onlar kendi kendilerine zulmediyorlardı.
Nahl 16:34
Cüz: 14 | Sayfa: 269
Ahiret
#cehennem
#rab
#inkar
#melek
#imtihan
فَاَصَابَهُمْ سَيِّـَٔاتُ مَا عَمِلُوا وَحَاقَ بِهِمْ مَا كَانُوا بِه۪ يَسْتَهْزِؤُ۫نَ۟
Fe esabehum seyyiatu ma amilu ve haka bihim ma kanu bihi yestehziun.
Mustafa İslamoğlu
En sonunda yaptıkları kötülüklerin hedefi haline geldiler: alay edip durdukları şey tarafından çepeçevre kuşatıldılar.
Elmalılı Hamdi Yazır
Onun için amellerinin fenalıkları başlarına musibet oldu ve istihza ettikleri şey kendilerini sarıverdi
Diyanet İşleri
Bu sebeple işledikleri kötülüklerin cezası onlara ulaştı ve alay ettikleri şey kendilerini kuşattı.
Mehmet Okuyan
Sonunda yaptıklarının kötülükleri onlara ulaşmış ve alay etmiş oldukları şey onları çepeçevre kuşatmış (olacak)tır.[1]
Suat Yıldırım
(33-34) Dini inkar edenler ille kendilerine meleklerin gelmesini, yahut Rabbinin azap emrinin gelmesini mi bekliyorlar? Onlardan öncekiler de böyle yaptılar. Allah zulmetmedi onlara, kendi canlarına zulmediyordu onlar! Kendilerini buldu, yaptıkları kötü işler. Sarıp kuşatıverdi onları alay ettikleri şeyler.
Elmalılı (sadeleştirilmiş)
Onun için yaptıklarının fenalıkları başlarına musibet oldu ve alay ettikleri şey kendilerini sarıverdi.
Muhammed Esed
Öyle ki, işledikleri kötülükler kendi başlarına yıkılmış, alay edip durdukları şey onları çepeçevre kuşatmıştı.
Yaşar Nuri Öztürk
Sonunda, yapıp ettiklerinin kötülükleri başlarına musibet olmuş, alay edip durdukları şey kendilerini sarıvermişti.
Süleymaniye Vakfı
Sonunda işlediklerinin kötü sonuçları başlarına geldi ve hafife aldıkları şey onları kuşattı[1].
Süleyman Ateş
Nihayet yaptıklarının kötülükleri onlara ulaştı ve alay ettikleri şey onları kuşattı.
Nahl 16:35
Cüz: 14 | Sayfa: 270
Istenmeyen
#şirk
#vahiy
#peygamber
#inkar
#irade
وَقَالَ الَّذ۪ينَ اَشْرَكُوا لَوْ شَٓاءَ اللّٰهُ مَا عَبَدْنَا مِنْ دُونِه۪ مِنْ شَيْءٍ نَحْنُ وَلَٓا اٰبَٓاؤُ۬نَا وَلَا حَرَّمْنَا مِنْ دُونِه۪ مِنْ شَيْءٍۜ كَذٰلِكَ فَعَلَ الَّذ۪ينَ مِنْ قَبْلِهِمْۚ فَهَلْ عَلَى الرُّسُلِ اِلَّا الْبَلَاغُ الْمُب۪ينُ
Ve kalellezine eşreku lev şaallahu ma abedna min dunihi min şey'in nahnu ve la abauna ve la harremna min dunihi min şey', kezalike fe alellezine min kablihim, fe hel aler rusuli illel belagul mubin.
Mustafa İslamoğlu
Bir de, Allah'tan başkasına ilahlık yakıştırmakta direnenler dediler ki: "Eğer Allah dileseydi, ne biz ne de atalarımız, hem O'ndan başka hiçbir şeye kulluk etmez hem de O'ndan başkasının (sözüyle) hiçbir şeyi haram kılmazdık." Onlardan öncekiler de böyle yapmışlardı; peki, bu durumda elçilere (mesajı) açık seçik bildirmek dışında başka ne düşer?
Elmalılı Hamdi Yazır
Bir de müşrikler dediler ki: "Allah dileseydi ne biz, ne atalarımız ondan başka hiç bir şey'e tapmazdık ve onsuz hiç bir şey tahrim etmezdik, bunlardan evvelkiler de böyle yaptılar, buna karşı peygamberin vazifesi ancak açık bir tebliğden ibarettir
Diyanet İşleri
Allah'a ortak koşanlar, dediler ki: "Allah dileseydi ne biz, ne de atalarımız O'ndan başka hiçbir şeye tapmazdık, O'nun emri olmadan hiçbir şeyi de haram kılmazdık." Kendilerinden öncekiler de böyle yapmıştı. Peygamberlere düşen sadece apaçık bir tebliğdir.
Mehmet Okuyan
Ortak koşanlar şöyle demişlerdi: "Allah dileseydi biz de babalarımız da O'nun peşi sıra başka şeylere tapmazdık.[1] O'nun peşi sıra (O'na rağmen) hiçbir şeyi de haram kılmazdık."[2] Onlardan öncekiler de böyle yapmışlardı.[3] Elçilere apaçık tebliğden başka ne düşer ki!
Suat Yıldırım
Bir de müşrikler dediler ki: "Eğer Allah dileseydi ne biz, ne de atalarımız, Kendisinden başkasına ibadet etmez. Onun emri olmadan hiçbir şeyi haram kılmazdık."Bunlardan öncekiler de böyle söylemiş, böyle yapmışlardı. O halde, peygamberlere açık bir tebliğden başka bir vazife düşer mi?
Elmalılı (sadeleştirilmiş)
Bir de müşrikler Allah dileseydi, ne biz, ne de atalarımız, O'ndan başka hiçbir şeye tapmazdık ve O'nun emri olmadan hiçbir şeyi yasaklamazdık! dediler. Bunlardan öncekiler de böyle yaptılar. Buna karşı peygamberin görevi, açık bir tebliğden başka birşey değildir.
Muhammed Esed
Allah'tan başkalarına tanrısal nitelikler yakıştıran kimseler: "Eğer Allah dileseydi," diyorlar, "ne biz, ne de atalarımız O'ndan başka hiçbir şeye kulluk etmez, O'nun buyruğu hilafına hiçbir şeyi yasaklamazdık." Onlardan önce gelip geçen (inkarcılar) da tıpkı böyle demişlerdi; peki, bu durumda elçilere, (kendilerine indirilen mesajı) açık açık bildirmekten başka ne düşer?
Yaşar Nuri Öztürk
Ortak koşanlar dediler ki: "Eğer Allah isteseydi ne biz ne de atalarımız Allah dışında bir şeye kulluk/ibadet etmez, O'na rağmen hiçbir şeyi haram kılmazdık." Onlardan öncekiler de aynen böyle yaptılar. Resullere düşen, açık bir tebliğden başkası değildir.
Süleymaniye Vakfı
(Allah'a) Ortak koşanlar şöyle dediler: "Allah farklı bir tercihte bulunsaydı[1] biz de atalarımız da O'nun dışında hiçbir şeye kulluk etmez, onun haram kıldığından başka hiçbir şeyi de haram saymazdık!" Onlardan öncekiler de böyle yapmışlardı[2]. Halbuki elçilere düşen, açık bir tebliğ /bildirmeden başka nedir ki![3]
Süleyman Ateş
(Allah'a) ortak koşanlar, "Allah dileseydi ne biz, ne de atalarımız O'ndan başka bir şeye tapmazdık ve O'nsuz hiçbir şeyi haram kılmazdık!" dediler. Onlardan öncekiler de böyle yapmıştı. Elçilere düşen, yalnız açıkça tebliğ etmek değil midir?
Nahl 16:36
Cüz: 14 | Sayfa: 270
Istenmeyen
İnsan psikolojisi
#hidayet
#dalalet
#uyarı
#peygamber
#inkar
#şeytan
#irade
وَلَقَدْ بَعَثْنَا ف۪ي كُلِّ اُمَّةٍ رَسُولاً اَنِ اعْبُدُوا اللّٰهَ وَاجْتَنِبُوا الطَّاغُوتَۚ فَمِنْهُمْ مَنْ هَدَى اللّٰهُ وَمِنْهُمْ مَنْ حَقَّتْ عَلَيْهِ الضَّلَالَةُۜ فَس۪يرُوا فِي الْاَرْضِ فَانْظُرُوا كَيْفَ كَانَ عَاقِبَةُ الْمُكَذِّب۪ينَ
Ve le kad beasna fi kulli ummetin resulen eni'budullahe vectenibut tagut, fe minhum men hedallahu ve minhum men hakkat aleyhid dalaleh, fe siru fil ardı fanzuru keyfe kane akıbetul mukezzibin.
Mustafa İslamoğlu
Doğrusu Biz, (geçmiş) her uygarlığın içinden "Allah'a kulluk edin, ilahlaştırılan şer otoriteden uzak durun!" diyen bir elçi çıkarmışızdır. Bunun ardından onlardan kimileri Allah'ın gösterdiği doğru yola uydu, kimileri de (ısrarlı tercihleri sonucu) sapıklığa mahkum olmayı hak etti. İsterseniz yeryüzünde dolaşın ve yalanlayanların sonu nasıl olurmuş görün!
Elmalılı Hamdi Yazır
Celalim hakkı için biz, her ümmette "Allaha ibadet edin ve Taguttan ictinab eyleyin" diye bir Resul ba'settik, sonra içlerinden kimine Allah hidayet nasib etti, kiminin de üzerine dalalet hakkoldu, şimdi yeryüzünde bir gezin de bakın peygamberleri tekzib edenlerin akibeti nasıl oldu?
Diyanet İşleri
Andolsun biz, her ümmete, "Allah'a kulluk edin, tağuttan kaçının" diye peygamber gönderdik. Allah, onlardan kimini doğru yola iletti; onlardan kimine de (kendi iradeleri sebebiyle) sapıklık hak oldu. Şimdi yeryüzünde dolaşın da peygamberleri yalanlayanların sonunun ne olduğunu görün.
Mehmet Okuyan
Yemin olsun ki biz "Allah'a kulluk edin ve Tağut'tan (azgınlık edenden) kaçının!" diye (emretmeleri için) her ümmete bir elçi göndermiştik. Allah onlardan bir kısmını doğru yola ulaştırmıştır; bir kısmı da sapkınlığı hak etmişlerdi. Yeryüzünde dolaşın; sonra yalanlayanların sonunun nasıl olduğuna bakın![1]
Suat Yıldırım
Biz her millete bir peygamber gönderdik. O da "Allah'a ibadet edin, tağuttan uzak durun!" dedi. Sonra onlardan bir kısmına Allah hidayet nasib etti, bir kısmı hakkında da sapacaklarına dair hüküm kesinleşti. İşte gezin dolaşın dünyayı da peygamberleri yalancı sayanların akıbetlerinin ne olduğunu görün!
Elmalılı (sadeleştirilmiş)
Andolsun ki: Biz, her ümmete: "Allah'a kulluk edin ve Tağuttan sakının!" diye uyaran bir peygamber gönderdik. Sonra içlerinden kimine Allah hidayet nasip etti, kimine de sapıklık hak oldu. Şimdi yeryüzünde bir dolaşın da peygamberlere yalancı diyenlerin sonunun ne olduğunu görün!
Muhammed Esed
Gerçek şu ki, Biz her toplumun içinden, "Allah'a kulluk edin, şer güçlerden kaçının!" (mesajıyla gönderdiğimiz) bir elçi çıkardık. O (geçmiş nesil)lerden bir kısmını Allah hidayetiyle doğru yola yöneltti; bir kısmı da sapıklık içinde bırakılmaya müstehak oldular: O halde, şimdi, yeryüzünde dolaşın ve hakkı yalanlayanların sonunun nasıl olduğunu görün!
Yaşar Nuri Öztürk
Andolsun, biz her ümmette şöyle tebliğ yapan bir resul görevlendirdik: "Allah'a kulluk/ibadet edin, tağutttan kaçının. Sonra bunlardan kimine Allah kılavuzluk etti, kimine de sapıklık hak oldu. Şimdi yeryüzünde gezip dolaşın da yalanlayanların sonu nasıl olmuş görün.
Süleymaniye Vakfı
Şurası kesin ki biz her topluma "Allah'a kulluk edin, tağutlardan[1] da uzak durun!" diye bir elçi gönderdik[2]. Sonra Allah onlardan kimilerinin doğru yolda olduğunu onayladı, kimilerine ise sapkınlık hak oldu[3]. Yeryüzünü dolaşın da yalana sarılıp duranların sonu nasıl olmuş bir bakın![4]
Süleyman Ateş
Andolsun biz, her millet içinde: "Allah'a kulluk edin, şeytan(a tapmak)dan kaçının" diye bir elçi gönderdik. Onlardan kimine Allah hidayet etti, onlardan kimine de sapıklık gerekli oldu. İşte yeryüzünde gezin de bakın, yalanlayanların sonu nasıl olmuş!
Nahl 16:37
Cüz: 14 | Sayfa: 270
Istenmeyen
#hidayet
#dalalet
#inkar
اِنْ تَحْرِصْ عَلٰى هُدٰيهُمْ فَاِنَّ اللّٰهَ لَا يَهْد۪ي مَنْ يُضِلُّ وَمَا لَهُمْ مِنْ نَاصِر۪ينَ
İn tahris ala hudahum fe innallahe la yehdi men yudıllu ve ma lehum min nasırin.
Mustafa İslamoğlu
Sen onların doğru yolu bulmasını ne kadar istersen iste, ama unutma ki Allah'ın sapıklığa mahkum ettiğini kimse doğru yola yöneltemez; onlara yardım eden de bulunmaz!
Elmalılı Hamdi Yazır
Sen onların hidayet bulmalarına haris isen her halde Allah dalalette bırakacağı kimselere hidayet vermez, onların yardımcıları da yoktur
Diyanet İşleri
Sen onların doğru yola erişmelerine aşırı istek göstersen de şüphesiz Allah saptırdığı kimseyi doğru yola iletmez. Onların yardımcıları da yoktur.
Mehmet Okuyan
Sen onların doğru yola ulaşmalarına çok düşkünlük göstersen de bil ki Allah saptırdığı (sapkınlığını onayladığı) kimseyi (kişi dilemediği sürece) doğru yola ulaştırmaz.[1] Onların hiçbir yardımcısı da yoktur.
Suat Yıldırım
Sen onların hidayete gelmelerine ne kadar düşkün olsan da, şunu bil ki: Allah dalalette bıraktığı kimselere hidayet vermez. Onlara yardım eden de bulunmaz.
Elmalılı (sadeleştirilmiş)
Sen onların doğru yolu bulmalarını aşırı derecede istesen de kesinlikle Allah, sapıklıkta bırakacağı kimseleri doğru yola eriştirmez; Onların yardımcıları da yoktur.
Muhammed Esed
İmdi, sen (o hakkı inkarda ısrarlı olanların) doğru yola erişmelerini tutkuyla istesen de, (bil ki,) Allah, sapıklık içinde kalmalarına hükmettiği kimseleri doğru yola eriştirmez; ve böyleleri (Kıyamet Günü'nde) kendilerine yardımcı da bulamayacaklardır.
Yaşar Nuri Öztürk
Sen onların iyiye ve doğruya ulaşmalarını tutkuyla istesen de Allah, saptırdığına yol göstermez. Hiçbir yardımcıları da olmaz onların.
Süleymaniye Vakfı
Sen onların yola gelmelerini ne kadar istersen iste, Allah, sapkın saydığı kişiyi[1] yola getirmez[2]. Onların hiçbir yardımcısı olmayacaktır.
Süleyman Ateş
(Ey Muhammed) Sen onların yola gelmelerini ne kadar istesen de Allah şaşırttığını yola getirmez ve onların yardımcıları da olmaz!
Nahl 16:38
Cüz: 14 | Sayfa: 270
وَاَقْسَمُوا بِاللّٰهِ جَهْدَ اَيْمَانِهِمْۙ لَا يَبْعَثُ اللّٰهُ مَنْ يَمُوتُۜ بَلٰى وَعْداً عَلَيْهِ حَقاًّ وَلٰكِنَّ اَكْثَرَ النَّاسِ لَا يَعْلَمُونَۙ
Ve aksemu billahi cehde eymanihim la yeb'asullahu men yemut, bela va'den aleyhi hakkan ve lakinne ekseren nasi la ya'lemun.
Mustafa İslamoğlu
Dahası, bunlar var güçleriyle Allah adına yeminler ediyorlar: "Allah ölen kimseyi asla diriltmeyecektir!" Kesinlikle hayır, bu O'nun gerçekleştirmeyi üstlendiği bir sözdür; ve fakat insanların çoğu bunu bilmiyorlar.
Elmalılı Hamdi Yazır
Allah ölen kimseyi ba'setmez diye olanca yeminleriyle Allaha kasem de ettiler, hayır ba'sedecek bu onun taahhüd buyurduğu hak bir va'd ve lakin nasın ekserisi bilmezler.
Diyanet İşleri
Onlar, "Allah, ölen bir kimseyi diriltmez" diye var güçleriyle Allah'a yemin ettiler. Hayır, diriltecek! Bu, yerine getirilmesini Allah'ın üzerine aldığı bir vaaddir. Fakat insanların çoğu bilmezler.
Mehmet Okuyan
Onlar, Allah'ın ölen kişiyi dirilt(e)meyeceğine dair güçlü bir şekilde Allah'a yemin etmişlerdi. Aksine bu (diriltme), O'nun bizzat kendisine ait kesin bir vaadidir. Fakat insanların çoğu bilmez.
Suat Yıldırım
Onlar var güçleriyle yemin ederek: "Allah, ölen kimseyi diriltmez!" dediler. Hayır, diriltecek! Bu O'nun verdiği kesin bir sözdür, fakat insanların ekserisi bunu bilmezler.
Elmalılı (sadeleştirilmiş)
Onlar: "Allah, ölen kimseyi diriltmez." diye olanca yeminleriyle Allah'a yemin ettiler. Hayır, dirilecektir, bu O'nun taahüt ettiği gerçek bir va'ddir; fakat insanların çoğu bunu bilmezler.
Muhammed Esed
Üstelik, bunlar en ciddi yeminlerle, Allah'ın ismini anarak, "Allah ölüyü asla diriltmeyecektir!" diye and içiyorlar. Hayır, gerçekten bu O'nun, gerçekleşmesini kendi üzerine aldığı bir vaaddir; ne var ki, insanların çoğu bunu bilmez.
Yaşar Nuri Öztürk
Yeminlerinin tüm gücüyle, "Allah ölen kimseyi diriltmez" diye Allah'a yemin ettiler. Hayır, öyle değil. Öleni diriltmek O'nun üzerinde hak bir vaattır, fakat insanların çokları bilmezler.
Süleymaniye Vakfı
"Allah ölen bir kimseyi tekrar diriltmez." diye var güçleriyle Allah'a yemin ettiler. Hayır (diriltecektir)! Allah bunu vaat etmiştir, mutlaka gerçekleşecektir[1]. Ama insanların çoğu bunu bilmez.
Süleyman Ateş
(Onlar), yeminlerinin bütün şiddetiyle: "Allah ölen kimseyi diriltmez!" diye Allah'a yemin ettiler. Hayır diriltecektir, bu, O'nun gerçek olarak verdiği sözdür. Ama insanların çoğu bilmezler.
Nahl 16:39
Cüz: 14 | Sayfa: 270
Ahiret
#inkar
#diriliş
لِيُبَيِّنَ لَهُمُ الَّذ۪ي يَخْتَلِفُونَ ف۪يهِ وَلِيَعْلَمَ الَّذ۪ينَ كَفَرُٓوا اَنَّهُمْ كَانُوا كَاذِب۪ينَ
Li yubeyyine lehumullezi yahtelifune fihi ve li ya'lemellezine keferu ennehum kanu kazibin.
Mustafa İslamoğlu
(Oysa ki), hakkında görüş ayrılığına düştükleri hakikati onlara ayan açık göstersin; (onu) inkarda ısrar edenler ise, kendilerinin yalancı olduklarını anlasınlar diye (Allah ölüleri diriltecektir).
Elmalılı Hamdi Yazır
Ba'sedecek ki onlara ıhtilaf ettikleri hakkı anlatsın ve onu inkar edenler kendilerinin yalancı olduklarını bilsinler
Diyanet İşleri
(Diriltecek ki) ayrılığa düştükleri şeyi onlara anlatsın ve kafir olanlar da kendilerinin yalancı olduklarını bilsinler!
Mehmet Okuyan
Hakkında anlaşmazlığa düştükleri şeyi onlara açıklaması ve kâfir olanların da kendilerinin yalancılar olduklarını bilmeleri için (Allah onları diriltecektir).[1]
Suat Yıldırım
Diriltecek ki hakkında ihtilaf ettikleri o ba's, o diriliş gerçeğini meydana çıkarsın ve bunu inkar edenler de kendilerinin yalancı olduklarını bilsinler.
Elmalılı (sadeleştirilmiş)
Allah, hakkında görüş ayrılığına düştükleri gerçeği kendilerine anlatması ve inkar edenlerin de kendilerinin yalancı olduklarını bilmeleri için, onları dirilecektir.
Muhammed Esed
(Oysa, Allah ölüleri diriltecektir) ki, üzerinde ayrılığa düştükleri gerçeği onlara bütün açıklığıyla göstersin ve o hakkı inkara kalkışanlar da kendilerinin yalancı olduklarını görüp de anlayabilsinler.
Yaşar Nuri Öztürk
Diriltecek ki, onlara, ihtilafa düştükleri şeyi açık seçik göstersin ve küfre sapanlar kendilerinin yalancılar olduğunu bilsinler.
Süleymaniye Vakfı
Diriltecek ki hakkında anlaşmazlığa düştükleri şeyleri onlara açıklasın ve kafirlik edenler yalancı olduklarını öğrensinler[1].
Süleyman Ateş
(Diriltecektir ki) Hakkında ihtilaf ettikleri gerçeği onlara açıklasın ve inkar edenler de yalancı olduklarını bilsinler.
Nahl 16:40
Cüz: 14 | Sayfa: 270
اِنَّمَا قَوْلُنَا لِشَيْءٍ اِذَٓا اَرَدْنَاهُ اَنْ نَقُولَ لَهُ كُنْ فَيَكُونُ۟
İnnema kavluna li şey'in iza erednahu en nekule lehu kun fe yekun.
Mustafa İslamoğlu
Gerçek şu ki, bir şeyin olmasını istediğimizde ona "Ol!" dememiz yeterlidir; o da hemen oluş sürecine girecektir.
Elmalılı Hamdi Yazır
Bizim herhangi birşey için sözümüz, onu murad ettiğimiz zaman, sade ona şöyle dememizdir: "Ol" hemen oluverir
Diyanet İşleri
Biz bir şeyin olmasını istediğimiz zaman sözümüz sadece, ona, "ol" dememizdir. O da hemen oluverir.
Mehmet Okuyan
Biz bir şeyin olmasını istediğimiz zaman, ona (söyleyecek) sözümüz sadece "Ol!" dememizdir; hemen olmaya başlar.[1]
Suat Yıldırım
Biz herhangi bir şeyin olmasını istediğimizde, sadece "Ol!" deriz, o da hemen oluverir.
Elmalılı (sadeleştirilmiş)
Bizim, herhangi birşey için sözümüz onu murat ettiğimiz zaman, yalnızca ona: "Ol!" dememizdir. O da hemen oluverir.
Muhammed Esed
Biz, ne zaman bir şeyin olmasını istesek, ona sadece "Ol!" deriz ve o (şey hemen) oluverir.
Yaşar Nuri Öztürk
Biz birşeyi dilediğimizde, onun hakkında söyleyeceğimiz söz, "Ol!" demekten ibarettir; o hemen oluverir.
Süleymaniye Vakfı
Biz bir şeyin olmasını istediğimizde, onun için sözümüz sadece "Ol!" demektir. Sonra o şey oluşur[1].
Süleyman Ateş
Biz bir şeyi(n olmasını) istediğimiz zaman, söyleyeceğimiz söz, sadece ona "ol" dememizdir, derhal oluverir.
Nahl 16:41
Cüz: 14 | Sayfa: 270
Istenmeyen
Ahiret
#ahiret
#hesap
#inkar
#zulüm
وَالَّذ۪ينَ هَاجَرُوا فِي اللّٰهِ مِنْ بَعْدِ مَا ظُلِمُوا لَنُبَوِّئَنَّهُمْ فِي الدُّنْيَا حَسَنَةًۜ وَلَاَجْرُ الْاٰخِرَةِ اَكْبَرُۢ لَوْ كَانُوا يَعْلَمُونَۙ
Vellezine haceru fillahi min ba'di ma zulimu li nubevvi ennehum fid dunya haseneh, ve le ecrul ahıreti ekber, lev kanu ya'lemun.
Mustafa İslamoğlu
Beri yandan, uğradıkları zulmün ardından Allah yolunda hicret edenlere gelince: kesinlikle onları dünyada güzel bir konuma yerleştireceğiz, fakat öte dünyadaki karşılıkları çok daha büyük olacaktır. (İnkarcılar) keşke kavrayabilselerdi.
Elmalılı Hamdi Yazır
Allah uğrunda zulme ma'ruz olduktan sonra hicret edenlere gelince de, elbette onları Dünyada güzel bir surette yerleştiririz, maamafih ahıret ecri her halde daha büyüktür, eğer bilseler
Diyanet İşleri
Zulme uğradıktan sonra Allah yolunda hicret edenlere gelince, elbette onları dünyada güzel bir şekilde yerleştiririz. Ahiret mükafatı ise daha büyüktür. Keşke bilselerdi..
Mehmet Okuyan
Haksızlığa uğratıldıktan sonra Allah yolunda hicret edenlere gelince, onları dünyada güzel bir şekilde yerleştireceğiz.[1] Ahiretin ödülü elbette daha büyüktür. Keşke bilselerdi!
Suat Yıldırım
Zulme maruz kaldıktan sonra Allah uğrunda hicret edenleri, elbette dünyada güzel bir yere yerleştiririz.Ahiret mükafatı ise daha büyüktür. Bunu bir bilselerdi!
Elmalılı (sadeleştirilmiş)
Zulme uğradıktan sonra Allah uğrunda hicret edenlere gelince, kesinlikle onları dünyada güzelce yerleştireceğiz; ahiret mükafatı ise daha büyüktür, eğer bilseler.
Muhammed Esed
İmdi, (benimsediği dinden ötürü) zulme uğradıktan sonra Allah yolunda zulüm diyarını terk edenlere gelince; Biz onları, şüphesiz, bu dünyada güzel bir yere yerleştireceğiz; ama onların ahirette hak ettikleri ödül daha da büyük olacaktır. (Hakkı inkar edenler böylece) bir anlayabilselerdi,
Yaşar Nuri Öztürk
Zulme uğratıldıktan sonra Allah uğrunda hicret edenlere biz, dünyada elbette güzelce mekan tutturacağız. Ahiretin ödülü mutlaka daha büyüktür. Bir bilselerdi!
Süleymaniye Vakfı
Haksızlığa uğradıktan sonra Allah uğrunda hicret edenler[1] var ya işte onları dünyada kesinlikle güzel yerlere yerleştiririz[2]. Onların ahiretteki ödülü ise elbette daha büyüktür. Keşke bilmiş olsalar!
Süleyman Ateş
Kendilerine zulmedildikten sonra Allah uğrunda göç edenleri, dünyada güzelce yerleştireceğiz, (onlara vereceğimiz) ahiret mükafatı ise daha büyüktür. Keşke bilseler!
Nahl 16:42
Cüz: 14 | Sayfa: 270
#sabır
#rab
اَلَّذ۪ينَ صَبَرُوا وَعَلٰى رَبِّهِمْ يَتَوَكَّلُونَ
Ellezine saberu ve ala rabbihim yetevekkelun.
Mustafa İslamoğlu
eza cefaya karşı direnen ve sadece Rablerine dayanan kimseleri (bekleyen bu güzellikleri)...
Elmalılı Hamdi Yazır
Onlar ki sabretmişlerdir ve hep Rablarına tevekkül kılarlar
Diyanet İşleri
Onlar, sabreden ve yalnız Rablerine tevekkül eden kimselerdir.
Mehmet Okuyan
(Ödülü hak edenler) sadece Rablerine güvenerek sabredenlerdir.[1]
Suat Yıldırım
O muhacirler hak yolda sabreder ve yalnız Rab'lerine dayanıp güvenirler.
Elmalılı (sadeleştirilmiş)
Onlar ki, sabretmişlerdir ve hep Rablerine dayanırlar.
Muhammed Esed
güçlüklere göğüs gerip, yalnızca Rablerine güven bağlayan kimseleri (bekleyen bu bahtiyarlığı)!...
Yaşar Nuri Öztürk
O Allah yolunda hicret edenler, sabrederler ve yalnız Rablerine tevekkül ederler.
Süleymaniye Vakfı
Onlar, sabırlı olan /duruşunu bozmayan ve Rablerine güvenip dayanan kimselerdir[1].
Süleyman Ateş
Onlar ki sabrettiler ve Rablerine dayanmaktadırlar.
Nahl 16:43
Cüz: 14 | Sayfa: 271
Tarih
Ahiret
#adem
#rab
#kitap
#vahiy
#peygamber
#ölüm
وَمَٓا اَرْسَلْنَا مِنْ قَبْلِكَ اِلَّا رِجَالاً نُوح۪ٓي اِلَيْهِمْ فَسْـَٔلُٓوا اَهْلَ الذِّكْرِ اِنْ كُنْتُمْ لَا تَعْلَمُونَۙ
Ve ma erselna min kablike illa ricalen nuhi ileyhim fes'elu ehlez zikri in kuntum la ta'lemun.
Mustafa İslamoğlu
(Ey Peygamber!) Senden önce gönderdiklerimiz de kendilerine vahyettiğimiz (Ademoğullarına mensup) adamlardan başkası değildi -eğer bilmiyorsanız (önceki) vahiylerin mensuplarına sorabilirsiniz:
Elmalılı Hamdi Yazır
Senden evvel de Resul olarak başka değil, ancak kendilerine vahy veriyor idiğimiz erler göndermişizdir, ehli zikre sorun bilmiyorsanız
Diyanet İşleri
Senden önce de ancak, kendilerine vahyettiğimiz birtakım erkekleri peygamber olarak gönderdik. Eğer bilmiyorsanız ilim sahiplerine sorun.
Mehmet Okuyan
(43, 44) Senden önce de kendilerine vahyettiğimiz erkeklerden başkasını (peygamber olarak) göndermedik.[1] Apaçık delilleri ve (ilahî) kitapları bilmiyorsanız, zikr (Vahiy) ehline sorun![2]Kendilerine indirileni insanlara açıklaman (ilan etmen) için[3] ve düşünsünler diye sana da zikri (Kur'an'ı) indirdik.[4]
Suat Yıldırım
Senden önce de, gönderdiğimiz elçiler, kendilerine vahyettiğimiz bir kısım adamlardan başka bir varlık değildiler. Eğer bu konuları bilmiyorsanız ilim adamlarına sorunuz.
Elmalılı (sadeleştirilmiş)
Senden önce de peygamberler olarak yalnızca kendilerine vahy vermekte olduğumuz erkekler gönderdik. Bilmiyorsanız ilim sahiplerine sorun.
Muhammed Esed
(Ey Muhammed,) Biz senden önceki çağlarda da, kendilerine vahyettiğimiz (ölümlü) adamlardan başka kimseyi (elçi olarak) göndermedik; bu konuda yeterli bilgiye sahip değilseniz, vahyedilmiş önceki kitaplara bağlı kimselere sorun,
Yaşar Nuri Öztürk
Biz senden önce de elçi olarak kendilerine vahyettiğimiz erkeklerden başkasını göndermedik. Eğer bilmiyorsanız, zikir/Kur'an ehline sorun.
Süleymaniye Vakfı
Senden önce elçi olarak gönderdiklerimiz de kendilerine vahyettiğimiz erkeklerden başkası değildi[1]. Bilmiyorsanız ehl-i zikre[2] /önceki kitapların uzmanlarına sorun.
Süleyman Ateş
Biz senden önce de, kendilerine vahyettiğimiz erkeklerden başkasını elçi göndermedik. Sorun, Zikir ehline; eğer bilmiyorsanız:
Nahl 16:44
Cüz: 14 | Sayfa: 271
Ahiret
#nasihat
#kitap
#uyarı
#vahiy
#peygamber
#ölüm
بِالْبَيِّنَاتِ وَالزُّبُرِۜ وَاَنْزَلْـنَٓا اِلَيْكَ الذِّكْرَ لِتُبَيِّنَ لِلنَّاسِ مَا نُزِّلَ اِلَيْهِمْ وَلَعَلَّهُمْ يَتَفَكَّرُونَ
Bil beyyinati vez zubur, ve enzelna ileykez zikre li tubeyyine lin nasi ma nuzzile ileyhim ve leallehum yetefekkerun.
Mustafa İslamoğlu
(Biz onları) hakikatin açık belgeleri ve hikmet yüklü sayfalarla (göndermiştik). İşte sana da bu uyarıcı vahyi indirdik ki, kendilerine indirileni insanlara açıklayasın ve belki onlar da bu sayede düşünürler.
Elmalılı Hamdi Yazır
Beyyinelerle ve kitablarla; sana da bu zikri indirdik ki kendilerine indirileni nasa anlatasın ve gerek ki tefekkür edeler
Diyanet İşleri
(O peygamberleri) apaçık belgeler ve kitaplarla gönderdik. İnsanlara, kendilerine indirileni açıklaman ve onların da (üzerinde) düşünmeleri için sana bu Kur'an'ı indirdik.
Mehmet Okuyan
(43, 44) Senden önce de kendilerine vahyettiğimiz erkeklerden başkasını (peygamber olarak) göndermedik.[1] Apaçık delilleri ve (ilahî) kitapları bilmiyorsanız, zikr (Vahiy) ehline sorun![2]Kendilerine indirileni insanlara açıklaman (ilan etmen) için[3] ve düşünsünler diye sana da zikri (Kur'an'ı) indirdik.[4]
Suat Yıldırım
Evet, belgeler, mucizeler ve kitaplarla gönderdik onları. Sana da ey Resulüm bu zikri indirdik ki kendilerine indirileni insanlara açıklayasın. Umulur ki düşünüp anlarlar.
Elmalılı (sadeleştirilmiş)
Onları açık mucizelerle ve kitaplarla göndermiştik. Sana da bu Kur'an'ı indirdik, insanlara kendilerine indirileni anlatasın diye. Belki düşünürler.
Muhammed Esed
(Onlar size, kendilerini) apaçık delillerle ve hikmet dolu ilahi kitaplarla (desteklediğimiz peygamberlerin ölümlü adamlardan başka kimseler olmadığını söyleyeceklerdir). Ve biz sana da bu uyarıcı kitabı indirdik ki, insanlara, başından beri indirilegelen mesajın aslını olanca açıklığıyla ulaştırasın ve onlar da böylece belki düşünürler.
Yaşar Nuri Öztürk
Açık delillerle, kitaplarla gönderdik. Sana da bu zikiri / Kur'an'ı vahyettik ki, kendilerine indirileni insanlara açık seçik bildiresin de derin derin düşünebilsinler.
Süleymaniye Vakfı
O elçileri açık belgelerle /mucizelerle ve zeburlarla[1] gönderdik. Kendilerine indirilenin ne olduğunu o insanlara açık açık anlatasın diye[2] o Zikri sana da indirdik. Belki düşünürler.
Süleyman Ateş
Açık kanıtları ve Kitapları. Sana da o Zikr'i indirdik ki, kendilerine indirileni insanlara açıklayasın, ta ki düşünüp öğüt alsınlar.
Nahl 16:45
Cüz: 14 | Sayfa: 271
Ahiret
#cehennem
#kuran
اَفَاَمِنَ الَّذ۪ينَ مَكَرُوا السَّيِّـَٔاتِ اَنْ يَخْسِفَ اللّٰهُ بِهِمُ الْاَرْضَ اَوْ يَأْتِيَهُمُ الْعَذَابُ مِنْ حَيْثُ لَا يَشْعُرُونَۙ
E fe eminellezine mekeru seyyiati en yahsifallahu bihimul arda ev ye'tiyehumul azabu min haysu la yeş'urun.
Mustafa İslamoğlu
Yani şimdi, entrikaya dayalı düzenler kuran kimseler Allah'ın kendilerini yerin dibine geçirmeyeceğinden, ya da azabın hiç farkında olmadıkları bir noktadan gelip kendilerini bulmayacağından eminler, öyle mi?
Elmalılı Hamdi Yazır
Ya şimdi eman mı buldu o kimseler: o fenalıkları yapmak için hile kurup duranlar, Allahın kendilerini Yere geçirmesinden? veya hatır-u hayallerine gelmez cihetlerden kendilerine azab gelivermesinden?
Diyanet İşleri
Kötü işler yapmak için tuzak kuranlar, Allah'ın kendilerini yere geçirmesinden veya (ansızın) bilemeyecekleri bir yerden kendilerine azap gelmesinden emin mi oldular?
Mehmet Okuyan
Kötülük tuzakları kuranlar, Allah'ın kendilerini yer(in dibin)e geçirmesinden veya kendilerine bilemeyecekleri bir yerden azabın gelmesinden güvende midirler?
Suat Yıldırım
(45-46) Şer planları hazırlayanlar, emin mi oldular: Allah'ın kendilerini yerin dibine geçirmesinden yahut hiç ummadıkları bir yerden azabın gelmesinden, yahut gezip dolaşırlarken Allah'ın kendilerini kıskıvrak yakalamasından? Çünkü onlar, kaçıp kurtulacak durumda değildirler.
Elmalılı (sadeleştirilmiş)
Yoksa o fenalıkları yapmak için tuzak kurup duranlar, Allah'ın kendilerini yerin dibine geçirmeyeceğinden, hatır ve hayallerinden geçmeyen yönlerden kendilerine azabın gelmeyeceğinden emin mi oldular?
Muhammed Esed
Peki öyleyse, (şu) şer düzenleri geliştiren kimseler, Allah'ın kendilerini yerin dibine geçirmeyeceğine yahut azabın, nereden geldiğini bilemeyecekleri bir tarzda başlarında kopmayacağına dair tamamen güvenlik içinde mi görüyorlar kendilerini?
Yaşar Nuri Öztürk
Kötülükleri yapmak için tuzak kuranlar, Allah'ın kendilerini yere geçirmeyeceğinden yahut hiç fark edemeyecekleri bir yerden azabın kendilerine gelmeyeceğinden emin mi oldular?
Süleymaniye Vakfı
Kötülükler planlayanlar, Allah'ın kendilerini yerin dibine geçirmesine veya fark edemeyecekleri bir yerden azap gelmesine karşı güvende midirler?[1]
Süleyman Ateş
Kötülükler yapmayı kuranlar, Allah'ın, kendilerini yer(in dibin)e geçirmeyeceğinden, yahut hiç ummadıkları bir yerden kendilerine azabın gelmeyeceğinden emin midirler?
Nahl 16:46
Cüz: 14 | Sayfa: 271
Ahiret
#cehennem
اَوْ يَأْخُذَهُمْ ف۪ي تَقَلُّبِهِمْ فَمَا هُمْ بِمُعْجِز۪ينَۙ
Ev ye'huzehum fi tekallubihim fe ma hum bi mu'cizin.
Mustafa İslamoğlu
Veya (gündelik telaşeyle) dolaşıp dururken, kendilerine asla savuşturamayacakları bir (belanın) yakalamayacağından?
Elmalılı Hamdi Yazır
veya dönüp dolaşırken kendilerini yakalayıvermesinden, ki onlar aciz bırakacak değillerdir
Diyanet İşleri
Yahut onlar dönüp dolaşırken Allah'ın kendilerini yakalayıvermesinden emin mi oldular? Onlar, Allah'ı aciz bırakacak değillerdir.
Mehmet Okuyan
Veya onlar dönüp dolaşırlarken (Allah'ın) kendilerini yakalamasından (güvende midirler)? Onlar (Allah'ı) asla aciz bırakıcı değillerdir.[1]
Suat Yıldırım
(45-46) Şer planları hazırlayanlar, emin mi oldular: Allah'ın kendilerini yerin dibine geçirmesinden yahut hiç ummadıkları bir yerden azabın gelmesinden, yahut gezip dolaşırlarken Allah'ın kendilerini kıskıvrak yakalamasından? Çünkü onlar, kaçıp kurtulacak durumda değildirler.
Elmalılı (sadeleştirilmiş)
Ya da dönüp dolaşırlarken kendilerini yakalayamayacağından? Onlar Allah'ı aciz bırakacak değillerdir.
Muhammed Esed
Yahut dönüp dururken hiçbir şekilde engel olamayacakları (bir azapla O'nun) kendilerini (apansız) yakalamayacağına,
Yaşar Nuri Öztürk
Yahut dönüp dolaşmaları sırasında kendilerini yakalamayacağından... Onlar buna engel de olamazlar.
Süleymaniye Vakfı
Yahut dönüp dolaşırken onları yakalamasına karşı güvenceleri mi var? Onlar kaçıp kurtulamazlar.[1]
Süleyman Ateş
Yahut dönüp dolaşırlarken onun, kendilerini yakalamayacağından (emin midirler)? Kendileri buna engel olacak değillerdir!
Nahl 16:47
Cüz: 14 | Sayfa: 271
Allah
#rahmet
#rab
#korku
اَوْ يَأْخُذَهُمْ عَلٰى تَخَوُّفٍۜ فَاِنَّ رَبَّكُمْ لَرَؤُ۫فٌ رَح۪يمٌ
Ev ye'huzehum ala tehavvuf, fe inne rabbekum le raufun rahim.
Mustafa İslamoğlu
Yahut da, bir süreç içerisinde içten içe çözülmeye mahkum edip ortadan kaldırmayacağından... Şunu da unutmayın ki Rabbiniz, elbet çok şefkatli, pek merhametlidir.
Elmalılı Hamdi Yazır
yahut da kendilerini korkuta korkuta, eksilte eksilte alıvermesinden? Demek ki Rabbımız çok refetli çok merhametli
Diyanet İşleri
Yahut da, onları korku üzere iken yakalamayacağından güven içinde midirler? Şüphesiz Rabbiniz çok esirgeyicidir, çok merhametlidir.
Mehmet Okuyan
Veya (Allah'ın) kendilerini bir korkuyla yakalamasından (güvende midirler?) Şüphesiz ki Rabbin çok şefkatlidir, çok merhametlidir.
Suat Yıldırım
Yahut da kendilerini korkuta korkuta, eksilte eksilte alıvermesinden emin mi oldular? Demek ki Rabbiniz çok şefkatli, çok merhametlidir.
Elmalılı (sadeleştirilmiş)
Veya kendilerini korkuta korkuta, eksilte eksilte alıvermesinden? Demek ki, Rabbiniz çok şefkatli, çok merhametlidir.
Muhammed Esed
ya da onları içten içe çürütüp (sonunda) tepelemeyeceğine dair?... Ama bilin ki, Rabbiniz gerçekten de çok şefkatli, çok merhametlidir!
Yaşar Nuri Öztürk
Yoksa kendilerini korkuta korkuta, sindire sindire yakalamayacağından emin midirler? Kuşkusuz ki, sizin Rabbiniz gerçekten Rauf'tur, Rahim'dir.
Süleymaniye Vakfı
Ya da korkuta korkuta yakalamasına karşı (güvenceleri mi var)?[1] Ama sizin Rabbiniz pek şefkatlidir ve ikramı boldur.
Süleyman Ateş
Yahut (azabın) kendilerini bir korku üzerinde yakalamayacağından (emin midirler)? Doğrusu Rabbiniz, çok şefkatli, çok acıyandır!
Nahl 16:48
Cüz: 14 | Sayfa: 271
#yaratılış
#inkar
اَوَلَمْ يَرَوْا اِلٰى مَا خَلَقَ اللّٰهُ مِنْ شَيْءٍ يَتَفَيَّؤُ۬ا ظِلَالُهُ عَنِ الْيَم۪ينِ وَالشَّمَٓائِلِ سُجَّداً لِلّٰهِ وَهُمْ دَاخِرُونَ
E ve lem yerev ila ma halakallahu min şey'in yetefeyyeu zilaluhu anil yemini veş şemaili succeden lillahi ve hum dahırun.
Mustafa İslamoğlu
İmdi onlar, Allah'ın yarattığı çevrelerindeki şeylere hiç mi bakmıyorlar? Onların gölgeleri sağ ve sollarından süzülüp dönerken, Allah'a teslim olup (koyduğu yasaya) derin bir tevazu ile boyun eğmekteler.
Elmalılı Hamdi Yazır
Ya görmedilerde mi? Her hangi bir şeyden Allahın yarattığına bir baksalar a: gölgeleri sağ ve sollarında sürünerek Allaha secdeler ederek döner dolaşır
Diyanet İşleri
Allah'ın yarattığı şeyleri görmüyorlar mı? Onların gölgeleri Allah'a secde ederek ve tevazu ile boyun eğerek sağa ve sola dönmektedir.
Mehmet Okuyan
Allah'ın yarattığı herhangi bir şeyi görmediler mi? On(lar)ın gölgeleri,[1] boyun eğerek Allah'a secde eder durumda sağ(lar)dan ve sollardan döner.
Suat Yıldırım
Görmüyorlar mı ki Allah'ın yarattığı şeylerin gölgeleri bile nasıl sağdan soldan sürünüp Allah'a secde ederek dönmektedir?
Elmalılı (sadeleştirilmiş)
Onlar, Allah'ın yarattığı herhangi birşeyi görmüyorlar mı? Bir baksalar ya, gölgeleri sağlarından, sollarından sürüklenerek, Allah'a secdeler ederek dönüp dolaşır.
Muhammed Esed
Öyleyse, (hakkı inkar edenler) Allah'ın yarattığı nesneleri görmüyorlar mı? Onların gölgeleri, (Allah'ın iradesine) bütünüyle boyun eğerek bir sağa bir sola dönüp Allah için saygı ve tazimle (nasıl) yere kapanmaktadırlar.
Yaşar Nuri Öztürk
Bakıp görmediler mi, Allah'ın yarattığı şeylerin gölgeleri bile, sağ ve sollarından boyunları bükük bir halde, Allah için secdelere kapanarak dönüyor.
Süleymaniye Vakfı
Allah'ın yarattığı şeylere bakıp hiç ibret almadılar mı? Onların gölgeleri, Allah'a secde ederek / boyun eğerek sağa ve sollara dönerler[1]. Onlar Allah'ın önünde eğilirler[2].
Süleyman Ateş
Allah'ın yarattığı şeylerin gölgelerinin dahi nasıl sağdan, soldan sürünüp Allah'a secde ederek döndüğünü görmediler mi? (Her şeyin gölgesi yerde uzanıp kısalarak hep Allah'a secde etmektedir).
Nahl 16:49
Cüz: 14 | Sayfa: 271
#melek
وَلِلّٰهِ يَسْجُدُ مَا فِي السَّمٰوَاتِ وَمَا فِي الْاَرْضِ مِنْ دَٓابَّةٍ وَالْمَلٰٓئِكَةُ وَهُمْ لَا يَسْتَكْبِرُونَ
Ve lillahi yescudu ma fis semavati ve ma fil ardı min dabbetin vel melaiketu ve hum la yestekbirun.
Mustafa İslamoğlu
Yine, (görünen) varlıkların en (yakın) tabakasından (görünmeyen varlıkların ufku olan) meleklere varıncaya dek, göklerde ve yerde olan her şey Allah'ın (yasasına) boyun eğip teslim olmuşlardır; onların hiçbiri büyüklük taslamazlar.
Elmalılı Hamdi Yazır
Hem Göklerde ne var, yerde ne varsa hepsi Allaha secde eder, gerek Dabbe kısmından olsun ve gerek Melaike, ve bunlar kibirlenmezler
Diyanet İşleri
Göklerde ve yerde bulunan canlılar ve melekler büyüklük taslamadan Allah'a secde ederler (boyun eğerler).
Mehmet Okuyan
Göklerde ve yerdeki canlılar[1] ve melekler kibirlenmeyerek Allah'a secde ederler.[2]
Suat Yıldırım
Hem göklerde ve yerde ne varsa hepsi, herhangi bir canlı olsun, melaike olsun hepsi Allah'a secde eder, asla kibirlenmezler.
Elmalılı (sadeleştirilmiş)
Göklerde ve yerde gerek canlı gerek melek kısmından ne varsa hepsi büyüklük taslamadan Allah'a secde ederler.
Muhammed Esed
Ayrıca göklerde ve yerde olan herşey -bütün canlılar/hayvanlar ve melekler- kendilerini büyüklük duygusuna kaptırmadan Allah için saygı ve tazimle yere kapanmaktadırlar:
Yaşar Nuri Öztürk
Göklerdeki ve yerdeki canlı şeyler de melekler de yalnız Allah'a secde ederler ve hiç de büyüklük taslamazlar.
Süleymaniye Vakfı
Göklerde ve yerde bulunan canlılar ve melekler, büyüklenmeden Allah'a secde ederler[1].
Süleyman Ateş
Göklerde ve yerde bulunan canlıların, meleklerin hepsi Allah'a secde ederler, onlar asla büyüklük taslamazlar.
Nahl 16:50
Cüz: 14 | Sayfa: 271
#rab
#uyarı
#korku
#melek
يَخَافُونَ رَبَّهُمْ مِنْ فَوْقِهِمْ وَيَفْعَلُونَ مَا يُؤْمَرُونَ۟
Yehafune rabbehum min fevkıhim ve yef'alune ma yu'merun.
Mustafa İslamoğlu
Üzerlerinde (egemen) olan Rablerinden korkarlar ve verilen komutları uygularlar.
Elmalılı Hamdi Yazır
Fevklerinden rablarının mahafetini duyarlar ve her ne emr olunurlarsa yaparlar
Diyanet İşleri
Üzerlerinde hakim ve üstün olan Rablerinden korkarlar ve emrolundukları şeyleri yaparlar.
Mehmet Okuyan
(Melekler), üstlerindeki Rablerinden korkar ve kendilerine ne emrolunursa onu yaparlar.[1]
Suat Yıldırım
Üstlerindeki Rab'lerinden korkar ve kendilerine ne emredilirse onu yaparlar.
Elmalılı (sadeleştirilmiş)
Üstlerinden Rablerinin korkusunu duyarlar ve kendilerine her ne emredilirse yerine getirirler.
Muhammed Esed
Üstlerinde (egemen) bulunan Rablerinden korkuyor ve kendilerine ne buyurmuşsa onu yapıyorlar.
Yaşar Nuri Öztürk
Üstlerinde egemen olan Rablerinden ürperirler ve emredildikleri şeyi yaparlar.
Süleymaniye Vakfı
Onlar üzerlerinde egemen olan Rablerinden korkar, kendilerine emredileni yaparlar.[1]
Süleyman Ateş
Üstlerindeki Rablerinden korkarlar ve emredildikleri şeyi yaparlar.
Nahl 16:51
Cüz: 14 | Sayfa: 271
#korku
وَقَالَ اللّٰهُ لَا تَتَّخِذُٓوا اِلٰهَيْنِ اثْنَيْنِۚ اِنَّمَا هُوَ اِلٰهٌ وَاحِدٌۚ فَاِيَّايَ فَارْهَبُونِ
Ve kalallahu la tettehızu ilaheynisneyn, innema huve ilahun vahıd, fe iyyaye ferhebun.
Mustafa İslamoğlu
Hani Allah şöyle buyurmuştu: "İki ilah edinmeyin; çünkü yalnızca O'dur biricik ilah! Artık Benden, sadece Benden sakının!"
Elmalılı Hamdi Yazır
Allah da buyurmuştur ki: iki ilah tutmayın o ancak bir ilahdır, onun için benden yalnız benden korkun
Diyanet İşleri
Allah, şöyle dedi: "İki ilah edinmeyin. O, ancak tek ilahtır. O halde, yalnız benden korkun."
Mehmet Okuyan
Allah şöyle demiştir: "İki ilah edinmeyin! O, yalnızca tek bir ilahtır. Yalnız benden (azabımdan) korkun!"
Suat Yıldırım
Allah buyurdu ki: "İki tanrı edinmeyin. O ancak tek Tanrıdır. O halde yalnız Ben'den korkun!"
Elmalılı (sadeleştirilmiş)
Allah da buyurmuştur ki: "İki tanrı edinmeyin; O, ancak bir ilahtır. Onun için Benden, yalnızca Benden korkun!"
Muhammed Esed
Ve hani, Allah: "İki (ya da daha fazla) tanrı edinmeyin!" demişti, "Çünkü O'dur tek ve biricik Tanrı; bunun içindir ki, benden, yalnızca benden korkun!"
Yaşar Nuri Öztürk
Allah buyurdu ki: "İki ilah edinmeyin; O sadece bir tek ilahtır. Yalnız benden korkun."
Süleymaniye Vakfı
Allah dedi ki: "İki ilah edinmeyin! Şüphesiz O /Allah bir tek ilahtır. O halde yalnız benden korkun[1]."
Süleyman Ateş
Allah: "İki tanrı tutmayın. O, ancak tek Tanrıdır. Yalnız benden korkun!" dedi.
Nahl 16:52
Cüz: 14 | Sayfa: 271
#uyarı
#korku
وَلَهُ مَا فِي السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضِ وَلَهُ الدّ۪ينُ وَاصِباًۜ اَفَغَيْرَ اللّٰهِ تَتَّقُونَ
Ve lehu ma fis semavati vel ardı ve lehud dinu vasıba, e fe gayrallahi tettekun.
Mustafa İslamoğlu
Zira göklerde ve yerde olanların hepsi ona aittir; (varlıkların) O'na olan borçluluk sorumluluğunun bittiği bir nokta yoktur. Şimdi siz kalkıp Allah'tan başkasına saygı duyacaksınız, öyle mi?
Elmalılı Hamdi Yazır
Hem Göklerde yerde ne varsa onun, din de daima onundur, öyle iken siz Allahın gayrisinden mi korkuyorsunuz?
Diyanet İşleri
Göklerdeki her şey, yerdeki her şey O'nundur. İtaat de daima O'na olmalıdır. Öyle iken siz Allah'tan başkasından mı korkuyorsunuz?
Mehmet Okuyan
Göklerde ve yerde ne varsa yalnızca O'na aittir; din (itaat) de devamlı olarak yalnız O'nun içindir. Allah'tan başkasına karşı mı takvâlı (duyarlı) oluyorsunuz?
Suat Yıldırım
Göklerde ne var, yerde ne varsa hep O'nundur. İtaat daima O'nadır. Öyle iken Allah'tan başkasından mı korkuyorsunuz?
Elmalılı (sadeleştirilmiş)
Göklerde ve yerde ne varsa hepsi O'nundur. öyle iken, siz Allah'tan başkasından mı korkuyorsunuz?
Muhammed Esed
Göklerde ve yerde ne varsa, hepsi O'nundur; (o halde,) kulluk ve itaat de daima O'na olmalıdır: hal böyleyken, tutup yine de, Allah'tan başkasına mı saygı ve duyarlık göstereceksiniz?
Yaşar Nuri Öztürk
Göklerde ve yerde ne varsa O'nundur. Din de sürekli olarak yalnız O'nundur. Hala, Allah'tan başkasından mı sakınıyorsunuz!
Süleymaniye Vakfı
Göklerde ve yerde ne varsa onundur[1]. Din de daima ona aittir[2]. Siz şimdi Allah'tan başkasına mı yanlış yapmaktan kaçınıyorsunuz!
Süleyman Ateş
Göklerde ve yerde ne varsa hepsi O'nundur. Kulluğun da yalnız O'na yapılması lazımdır. Siz, Allah'tan başkasından mı korkuyorsunuz?
Nahl 16:53
Cüz: 14 | Sayfa: 271
وَمَا بِكُمْ مِنْ نِعْمَةٍ فَمِنَ اللّٰهِ ثُمَّ اِذَا مَسَّكُمُ الضُّرُّ فَاِلَيْهِ تَجْـَٔرُونَۚ
Ve ma bikum min ni'metin fe minallahi summe iza messekumud durru fe ileyhi tec'erun.
Mustafa İslamoğlu
Fakat, nimetten payınıza her ne düşerse bilin ki o Allah'tandır. Dahası başınıza ne zaman iş gelse, hemen O'ndan imdat dilersiniz.
Elmalılı Hamdi Yazır
Hem sizde ni'met namına her ne varsa hep Allahdandır, sonra size keder dokunduğu zaman da hep ona feryad edersiniz
Diyanet İşleri
Size ulaşan her nimet Allah'tandır. Sonra size bir sıkıntı ve zarar dokunduğu zaman yalnız O'na yalvarır yakarırsınız.
Mehmet Okuyan
Nimet olarak size (ulaşan) ne varsa (hepsi) Allah'tandır. Sonra size bir zarar (sıkıntı) dokunduğu zaman da yalnız O'na yalvarırsınız.
Suat Yıldırım
Hem sizde nimet namına ne varsa hepsi Allah'tandır. Kaldı ki size bir sıkıntı dokunduğunda da yalnız O'na yalvarırsınız.
Elmalılı (sadeleştirilmiş)
Sizde nimet olarak her ne varsa hepsi Allah'tandır. Sonra başınıza bir keder geldiğinde de hep O'na feryat edersiniz.
Muhammed Esed
Hem, payınıza düşen her nimet Allah'tandır; (nitekim) ne zaman başınıza darlık çökse, hemen O'na yakarırsınız,
Yaşar Nuri Öztürk
Sahip olduğunuz her nimet Allah'tandır. Sonra size bir zorluk/keder dokunduğu zaman yalnız O'na yakarırsınız.
Süleymaniye Vakfı
Elinizdeki her nimet Allah'tandır[1]. Başınıza bir sıkıntı gelince de sadece ona yalvarıp yakarırsınız.[2]
Süleyman Ateş
Size ulaşan her ni'met Allah'tandır. Sonra size bir sıkıntı dokunduğu zaman da yalnız O'na yalvarırsınız.
Nahl 16:54
Cüz: 14 | Sayfa: 271
#şirk
#rab
ثُمَّ اِذَا كَشَفَ الضُّرَّ عَنْكُمْ اِذَا فَر۪يقٌ مِنْكُمْ بِرَبِّهِمْ يُشْرِكُونَۙ
Summe iza keşefad durra ankum iza ferikun minkum bi rabbihim yuşrikun.
Mustafa İslamoğlu
O daha sonra üzerinizden darlığı çekip alacak olsa, o zaman da içinizden bir gurup hemen Rablerine şirk koşmaya başlar;
Elmalılı Hamdi Yazır
Sonra sizden o kederi açtığı zaman da içinizden bir kısmı derhal rablarına şirk ederler
Diyanet İşleri
Sonra sizden o sıkıntıyı giderince, bir de bakarsınız, içinizden bir kısmı Rablerine ortak koşar.
Mehmet Okuyan
Sonra da sizden o zararı giderdiğinde içinizden bir grup hemen Rablerine ortak koşarlar![1]
Suat Yıldırım
Ama sonra sizin o sıkıntınızı giderince, içinizden bir kısmı hemen Rab'lerine ortak koşarlar.
Elmalılı (sadeleştirilmiş)
Sonra o kederi sizden kaldırdığı zaman, içinizden bir kısmı derhal Rablerine ortak koşarlar.
Muhammed Esed
sonra, üzerinizden darlığı giderir gidermez, içinizden bazıları hemen Rablerinin uluhiyetinden başka güçlere de bir pay yakıştırır,
Yaşar Nuri Öztürk
Sonra da zorluk ve kederi sizden kaldırdığında, içinizden bir zümre kendi Rablerine hemen ortak koşuverir,
Süleymaniye Vakfı
Ama o, sizden sıkıntıyı giderir gidermez içinizden bir kesim hemen Rablerine ortak koşarlar.[1]
Süleyman Ateş
Sonra, sizden o sıkıntıyı kaldırdığı zaman içinizden bir grup, hemen Rablerine ortak koşarlar.
Nahl 16:55
Cüz: 14 | Sayfa: 272
Ahiret
#şükür
#hesap
لِيَكْفُرُوا بِمَٓا اٰتَيْنَاهُمْۜ فَتَمَتَّعُوا۠ فَسَوْفَ تَعْلَمُونَ
Li yekfuru bima ateynahum, fe temetteu, fesevfe ta'lemun.
Mustafa İslamoğlu
adeta kendilerine verdiğimiz nimetlere nankörlük edercesine... Haydi, tadımlık lezzetlerle oyalanın bakalım: gün gelecek nasıl olsa (gerçeği) öğreneceksiniz.
Elmalılı Hamdi Yazır
Kendilerine verdiğimiz ni'meti küfran ile karşılamak için şimdi zevk edin bakalım fakat yarın bileceksiniz
Diyanet İşleri
Kendilerine verdiğimiz nimetlere karşı nankörlük etmek için böyle yaparlar. Bir süre daha faydalanın bakalım! Yakında bileceksiniz!
Mehmet Okuyan
Kendilerine verdiklerimize karşılık nankörlük etmeleri için (öyle yaparlar). Bir süre (daha) yararlanın! İleride bileceksiniz![1]
Suat Yıldırım
İşte verdiğimiz bunca nimete şükür yerine neticede, böyle nankörlük ederler.Şimdi bir süre eğlenin bakalım, yakında başınıza gelecek akıbeti öğrenirsiniz.
Elmalılı (sadeleştirilmiş)
Kendilerine verdiğimiz nimeti nankörlük ile karşılamak için yaparlar bunu. Şimdi zevk sürün bakalım, yarın bileceksiniz!
Muhammed Esed
(adeta) kendilerine bahşettiğimiz nimetler için nankörlüklerini gösterircesine! (Bu geçici) dünya hayatıyla böylece avunun bakalım: nasıl olsa (gerçeği) er geç öğreneceksiniz!
Yaşar Nuri Öztürk
Kendilerine verdiklerimize nankörlük etsinler diye. Hadi, zevklenin/nimetlenin, yakında bileceksiniz.
Süleymaniye Vakfı
Bunu, onlara verdiklerimizi görmezden gelmek /nankörlük etmek için yaparlar. Keyfini sürün bakalım; ileride öğrenirsiniz![1]
Süleyman Ateş
Ki kendilerine verdiğimiz (ni'metlere ve yaptığımız iyiliğ)e karşı nankörlük etsinler. Öyleyse eğlenin, yakında bileceksiniz!
Nahl 16:56
Cüz: 14 | Sayfa: 272
Ahiret
#emanet
#şirk
#hesap
وَيَجْعَلُونَ لِمَا لَا يَعْلَمُونَ نَص۪يباً مِمَّا رَزَقْنَاهُمْۜ تَاللّٰهِ لَتُسْـَٔلُنَّ عَمَّا كُنْتُمْ تَفْتَرُونَ
Ve yec'alune li ma la ya'lemune nasiben mimma razaknahum, tallahi le tus'elunne amma kuntum tefterun.
Mustafa İslamoğlu
Bir de kendilerine verdiğimiz rızıktan (dolayı), hakkında bir şey bilmedikleri nesnelere bir pay ayırırlar. Allah şahittir ki, iftira ede geldikleri şeylerden dolayı, kesinlikle sorguya çekilecekler.
Elmalılı Hamdi Yazır
Bir de bizim kendilerine merzuk kıldığımız şeylerden tutuyorlar ılim şanından olmıyan nesnelere bir nasib ayırıyorlar, tallahi siz bu yaptığınız iftiralardan mutlak mes'ul olacaksınız
Diyanet İşleri
Bir de kendilerine rızık olarak verdiklerimizden (mahiyetini) bilmedikleri şeylere (putlara) pay ayırıyorlar. Allah'a andolsun ki, uydurmakta olduğunuz şeylerden mutlaka sorguya çekileceksiniz.
Mehmet Okuyan
Kendilerine rızık olarak verdiklerimizin bir kısmından, (mahiyetini) bilmedikleri şeylere (putlara) pay ayırıyorlar. Allah'a yemin olsun:[1] İftira etmekte olduğunuz şeylerden mutlaka sorguya çekileceksiniz!
Suat Yıldırım
Bir de kendilerine nasib ettiğimiz nimetlerimizden, tutuyor gerçek yüzünü kendilerinin de bilmedikleri o bilinçsiz putlara pay ayırıyorlar. Allah hakkı için, uydurduğunuz bu iftiraların mutlaka hesabı sorulacaktır!
Elmalılı (sadeleştirilmiş)
Bir de onlar kendilerine verdiğimiz rızıklardan tutup o hiçbir şey bilmeyen nesnelere bir pay ayırıyorlar. Allah'a andolsun ki, siz yaptığınız iftiralardan mutlaka hesaba çekileceksiniz.
Muhammed Esed
Üstelik bir de, kendilerine verdiğimiz rızıktan, hakkında hiçbir şey bilmedikleri şeylere de bir pay ayırırlar. Allah tanıktır ki, bütün o uydurup durduğunuz şeylerden ötürü mutlaka sorguya çekileceksiniz!
Yaşar Nuri Öztürk
Tutuyor, kendilerine verdiğimiz rızıklardan hiçbir şeyin farkında olmayanlara pay çıkarıyorlar. Allah'a yemin olsun ki, iftira edip durduğunuz şeylerden kesinlikle hesaba çekileceksiniz.
Süleymaniye Vakfı
Bir de kendilerine verdiğimiz rızıklardan, hiçbir şeyden haberi olmayanlara (ilahlarına) pay ayırırlar[2]. Vallahi uydurduğunuz şeylerden dolayı kesinlikle sorguya çekileceksiniz.
Süleyman Ateş
Kendilerine verdiğimiz rızıktan, (hiçbir şey) bilmeyen(tanrı)lar(ın)a pay ayırıyorlar. Allah'a andolsun ki siz, bu uydurduğunuz şeylerden mutlaka sorulacaksınız.
Nahl 16:57
Cüz: 14 | Sayfa: 272
#melek
وَيَجْعَلُونَ لِلّٰهِ الْبَنَاتِ سُبْحَانَهُۙ وَلَهُمْ مَا يَشْتَهُونَ
Ve yec'alune lillahil benati subhanehu ve lehum ma yeştehun.
Mustafa İslamoğlu
Üstelik kızları Allah'a isnat ederken, -haşa, beşeri niteliklerden uzak aşkın bir varlıktır O- beğendiklerini ise kendilerine ayırıyorlar.
Elmalılı Hamdi Yazır
Allaha kızlar da isnad ediyorlar, haşa o sübhane, kendilerine ise canlarının istediği
Diyanet İşleri
Onlar, kızları Allah'a nispet ediyorlar -ki O, bundan uzaktır- kendilerine ise, canlarının istediğini.
Mehmet Okuyan
Onlar, kızları Allah'a yakıştırıyorlar. (Haşa)! O yücedir. Beğendikleri de (erkek çocukları da) kendilerinin (sanıyorlar).[1]
Suat Yıldırım
Allah'ın kızları olduğunu iddia ediyorlar. O, çocuğu olmaktan münezzehtir. Hoşlandıkları erkek çocuklarını ise kendilerine yakıştırırlar.
Elmalılı (sadeleştirilmiş)
Allah'a kızlar isnat ediyorlar O, bundan münezzehtir kendilerine ise canlarının istediğini.
Muhammed Esed
Ayrıca, kızları Allah'a yakıştırırken -oysa O tüm beşeri bağlardan uzaktır, yücedir- kendileri için (sanki buna güçleri yetermiş gibi) hoşlarına gideni (seçmek isterler):
Yaşar Nuri Öztürk
Tutuyor, Allah'a kızları nispet ediyorlar. Haşa! O, bunlardan arınmıştır. İştah duydukları şeyler de kendilerinin mi?
Süleymaniye Vakfı
Allah'ın kızları olduğu yakıştırmasını yapıyorlar,[1] -ki bu ona yakıştırılamaz- çok istedikleri erkekleri ise kendilerine yakıştırıyorlar.
Süleyman Ateş
O şanı yüce Allah'a kızları veriyorlar (melekleri Allah'ın kızları sanıyorlar) da kendilerine hoşlandıkları(erkek çocukları)nı (alıyorlar). (Kız çocuklarından arlanıyorlar. Peki ama neden arlandıkları şeyleri Allah'a layık görüyorlar?)
Nahl 16:58
Cüz: 14 | Sayfa: 272
وَاِذَا بُشِّرَ اَحَدُهُمْ بِالْاُنْثٰى ظَلَّ وَجْهُهُ مُسْوَداًّ وَهُوَ كَظ۪يمٌۚ
Ve iza buşşire ehaduhum bil unsa zalle vechuhu musvedden ve huve kezim.
Mustafa İslamoğlu
Ne var ki onlardan birine (bir) kız çocuğu olduğu müjdelense suratı kapkara kesilir. İçini öfkeyle karışık bir hüzün kaplar;
Elmalılı Hamdi Yazır
Halbuki onların birine dişi müjdelendiği vakıt öfkesinden yüzü simsiyah oluyor
Diyanet İşleri
Onlardan biri, kız ile müjdelendiği zaman içi öfke ile dolarak yüzü simsiyah kesilir!
Mehmet Okuyan
Onlardan birine kız çocuğu müjdelendiği zaman öfkelenmiş olarak yüzü kapkara kesilir.[1]
Suat Yıldırım
Onlardan birine bir kızının dünyaya geldiği müjdelenince, öfkesinden ve üzüntüsünden, yüzü mosmor kesilir.
Elmalılı (sadeleştirilmiş)
Oysa onlardan birine kız müjdesi verildiğinde öfkesinden yüzü simsiyah kesiliyor.
Muhammed Esed
(O kadar ki,) ne zaman birine bir kız çocuğu olduğu müjdesi verilse hemen yüzü kararır, içi öfkeyle dolar;
Yaşar Nuri Öztürk
Onlardan birine kız çocuk müjdelendiğinde yüzü simsiyah kesilir. Öfkeden kuduracak gibidir o.
Süleymaniye Vakfı
Onlardan birine kız çocuğu müjdesi verilince üzüntüsünü belli etmemeye çalışırken yüzü simsiyah kesilir.[1]
Süleyman Ateş
Onlardan birine dişi (çocuğu olduğu) müjdelendiği zaman içi öfkeyle dolarak yüzü kapkara kesilir.
Nahl 16:59
Cüz: 14 | Sayfa: 272
يَتَوَارٰى مِنَ الْقَوْمِ مِنْ سُٓوءِ مَا بُشِّرَ بِه۪ۜ اَيُمْسِكُهُ عَلٰى هُونٍ اَمْ يَدُسُّهُ فِي التُّرَابِۜ اَلَا سَٓاءَ مَا يَحْكُمُونَ
Yetevara minel kavmi min sui ma buşşire bih, e yumsikuhu ala hunin em yedussuhu fit turab, e la sae ma yahkumun.
Mustafa İslamoğlu
Ona müjdelenen şeyin kendisinde oluşturduğu kötümser duygulardan dolayı, toplumdan kaçıp köşe bucak saklanacak delik arar: şimdi onu zillete katlanma pahasına tutsun mu, yoksa toprağa mı gömsün? Görüyorsunuz değil mi; ne berbat akıl yürütüyorlar.
Elmalılı Hamdi Yazır
Verilen müjdenin sui te'siriyle kavminden gizleniyor, hakaret üzere onu tutacak mı? Yoksa toprağa mı gömecek? Bak ne fena hukümler veriyorlar
Diyanet İşleri
Kendisine verilen kötü müjde (!) yüzünden halktan gizlenir. Şimdi onu, aşağılanmış olarak yanında tutacak mı, yoksa toprağa mı gömecek? Bak, ne kötü hüküm veriyorlar!
Mehmet Okuyan
Kendisine verilen müjdenin kötülüğünden dolayı toplumdan gizlenir. Onu, aşağılık duygusu içinde yanında mı tutsun yoksa onu toprağa mı gömsün! Dikkat edin! Verdikleri hüküm ne kadar kötüdür!
Suat Yıldırım
Müjdelendiği bu kötü haberin etkisiyle utanıp eşinden dostundan saklanmaya çalışır.Şimdi ne yapsın:Hor, hakir, itilip kakılan bir bela olarak onu hayatta mı bıraksın, yoksa toprağa mı gömsün, ne yapsın? diye kara kara düşünür!Dikkat ediniz, ne fena hükümlerdi verdikleri bu hükümler!
Elmalılı (sadeleştirilmiş)
Verilen müjdenin kötü etkisiyle kavminden gizleniyor. Onu, hakarete katlanıp sağ mı bırakacak, yoksa toprağa mı gömecek? Bak, ne fena hükümler veriyorlar!
Muhammed Esed
kendisine verilen bu kötü müjdeden ötürü -bu zillete/bu küçük düşmeye rağmen, şimdi onu acaba tutsun mu, yoksa toprağa mı gömsün (diye düşünerek)- kıyı bucak insanlardan kaçar. Yazıklar olsun, izledikleri düşünce tarzı ne kadar kötü!
Yaşar Nuri Öztürk
Kendisine muştulananın utancından ötürü toplumdan gizlenir. Hakaret/eziklik üzere tutsun mu onu yoksa toprağın bağrına mı gömsün onu. Bakın ne kötü hüküm veriyorlar!
Süleymaniye Vakfı
Müjdelendiği şeyin (ona göre) kötü olmasından dolayı halkından gizlenir. Şimdi aşağılanmayı göze alıp çocuğu tutacak mı, yoksa onu (diri diri) toprağa mı gömecek![1] Bakın, vardıkları karar ne kötüdür!
Süleyman Ateş
Kendisine verilen müjdenin kötülüğünden dolayı kavminden gizlenir. (Şimdi ne yapsın) onu, hakaretle tutsun mu yoksa onu toprağa mı gömsün! Bak, ne kötü hüküm veriyorlar!
Nahl 16:60
Cüz: 14 | Sayfa: 272
Tarih
Ahiret
#ahiret
#isa
#iman
#kudret
لِلَّذ۪ينَ لَا يُؤْمِنُونَ بِالْاٰخِرَةِ مَثَلُ السَّوْءِۚ وَلِلّٰهِ الْمَثَلُ الْاَعْلٰىۜ وَهُوَ الْعَز۪يزُ الْحَك۪يمُ۟
Lillezine la yu'minune bil ahıreti meselus sev', ve lillahil meselul a'la, ve huvel azizul hakim.
Mustafa İslamoğlu
Çirkin niteleme(ler)e ahirete inanmayanlar layıktır; Allah'a layık olan ise en yüce, en güzel niteleme(ler)dir: zira O her işinde mükemmel olandır, her hükmünde tam isabet sahibidir.
Elmalılı Hamdi Yazır
Ahırete iymanı olmıyanlar için kötülük meseli sıfatlar var, Allah için ise en yüksek sıfatlar, ve aziz odur, hakim o
Diyanet İşleri
Kötü sıfatlar ahirete inanmayanlara aittir. En yüce sıfatlar ise Allah'ındır. O, mutlak güç sahibidir, hüküm ve hikmet sahibidir.
Mehmet Okuyan
Kötü örnek(ler) ahirete inanmayanlar içindir. En yüce örnek(ler) ise yalnızca Allah'a aittir.[1] O güçlüdür, doğru hüküm verendir.
Suat Yıldırım
Ahirete inanmayanların böylesine kötü sıfatları vardır. En yüce sıfatlar ise Allah'ındır. Aziz O'dur, hakim O! (üstün kudret, tam hüküm ve hikmet sahibidir).
Elmalılı (sadeleştirilmiş)
Ahirete iman etmeyenler için kötülük örneği sıfatlar vardır; en yüce sıfatlar ise Allah'ındır. O, güçlüdür, hikmet sahibidir.
Muhammed Esed
(Bunun içindir ki,) kötü niteleme(ler) ahirete inanmayanlara yakışır; en yüce niteleme(ler) ise Allah'a. Çünkü, doğru hüküm ve hikmetle edip eyleyen en yüce iktidar sahibi O'dur!
Yaşar Nuri Öztürk
Ahirete inanmayanlar için kötülük örneği var. En yüce örnekse Allah içindir. O'dur Aziz, O'dur Hakim.
Süleymaniye Vakfı
Ahirete inanmayanlarda kötü örnekler vardır[1]. En yüce örnekler ise Allah'a aittir[2]. O, daima üstün ve bütün kararları doğru olandır.
Süleyman Ateş
Ahirete inanmayanların durumu, kötüdür. En yüce durum, Allah'ındır. O, üstün hüküm ve hikmet sahibidir.
Nahl 16:61
Cüz: 14 | Sayfa: 272
Ahiret
#rab
#hesap
#zulüm
وَلَوْ يُؤَاخِذُ اللّٰهُ النَّاسَ بِظُلْمِهِمْ مَا تَرَكَ عَلَيْهَا مِنْ دَٓابَّةٍ وَلٰكِنْ يُؤَخِّرُهُمْ اِلٰٓى اَجَلٍ مُسَمًّىۚ فَاِذَا جَٓاءَ اَجَلُهُمْ لَا يَسْتَأْخِرُونَ سَاعَةً وَلَا يَسْتَقْدِمُونَ
Ve lev yuahızullahun nase bi zulmihim ma tereke aleyha min dabbetin ve lakin yuahhıruhum ila ecelin musemma, fe iza cae eceluhum la yeste'hırune saaten ve la yestakdimun.
Mustafa İslamoğlu
Nitekim, eğer Allah insanları zulümleri nedeniyle hemen cezalandıracak olsaydı, yeryüzünde bir tek canlı bırakmazdı; fakat onları belirli bir süreye kadar ertelemektedir. Ama vadeleri dolduğu vakit, akıbetlerini ne bir an geciktirebilirler ne de çabuklaştırabilirler.
Elmalılı Hamdi Yazır
Maamafih Allah insanları zulümleriyle muahaze ediverse idi Yer yüzünde bir deprenen bırakmazdı, velakin onları mukadder bir ecele kadar te'hır eder, ecelleri geldiği vakıt da bir saat ne geriletebilirler, ne öne geçebilirler
Diyanet İşleri
Eğer Allah, insanları zulümleri yüzünden hemen cezalandırsaydı, yeryüzünde hiçbir canlı bırakmazdı. Fakat onları belirli bir süreye kadar erteler. Ecelleri geldiği zaman ise ne bir an geri kalabilirler, ne de öne geçebilirler.
Mehmet Okuyan
Allah insanları haksızlıkları yüzünden (hemen) hesaba çekseydi, onun üzerinde (yeryüzünde) hiçbir canlı (insan) bırakmazdı. Ancak, onları belirlenmiş bir süreye kadar erteliyor.[1] Ecelleri geldiği (süreleri dolduğu) zaman artık ne bir saat (bir an) geri kalır ne de ileri giderler.[2]
Suat Yıldırım
Eğer Allah zulümleri yüzünden insanları cezalandıracak olsaydı dünyada tek canlı bile bırakmazdı. Fakat onları takdir ettiği bir vadeye kadar bekletir. Vadeleri gelince ne bir an öne alabilir, ne bir an geriye bırakabilirler.
Elmalılı (sadeleştirilmiş)
Şayet Allah insanları zulümleri ile cezalandırsaydı, yeryüzünde bir tek deprenen canlı bırakmazdı, fakat onları belirli bir süreye kadar erteler. Süre sonu geldiğinde ise ne bir an erteleyebilirler, ne de öne alabilirler.
Muhammed Esed
İmdi, eğer Allah, (bu dünyada) yaptıkları kötülüklerden ötürü, insanları (hemen) tepeleyecek olsaydı, yeryüzünde tek bir canlı bırakmazdı. Ne var ki, onları, belirlenmiş bir sürenin sonuna kadar erteliyor. Süreleri dolduğu zaman, sonlarını bir an olsun ne geciktirebilirler, ne de öne alabilirler.
Yaşar Nuri Öztürk
Eğer Allah, insanları zulümlerine karşı cezalandırsaydı, yeryüzünde debelenen bir şey bırakmazdı. Ama öyle yapmıyor, onları belirli bir süreye kadar erteliyor. Süreleri geldiğinde ise ne bir saat geri kalırlar ne de öne geçebilirler.
Süleymaniye Vakfı
Eğer Allah, yaptıkları yanlışlardan dolayı insanlara cezalarını hemen verseydi yeryüzünde tek bir canlı bırakmazdı![1] Ama O, onları belirlenmiş bir süreye kadar erteler[2]. Süreleri gelince onu bir an bile erteleyemezler, öne de alamazlar[3].
Süleyman Ateş
Eğer Allah, insanları, yaptıkları (her) haksızlıkla cezalandırsaydı, yeryüzünde tek canlı bırakmazdı. Fakat onları takdir edilen bir süreye kadar erteler. Süreleri geldiği zaman da bir sa'at dahi ne geri kalırlar, ne de ileri geçerler (derhal mahvolup giderler).
Nahl 16:62
Cüz: 14 | Sayfa: 272
Ahiret
#rahmet
#cehennem
#peygamber
وَيَجْعَلُونَ لِلّٰهِ مَا يَكْرَهُونَ وَتَصِفُ اَلْسِنَتُهُمُ الْكَذِبَ اَنَّ لَهُمُ الْحُسْنٰىۜ لَا جَرَمَ اَنَّ لَهُمُ النَّارَ وَاَنَّهُمْ مُفْرَطُونَ
Ve yec'alune lillahi ma yekrehune ve tesıfu elsinetuhumul kezibe enne lehumul husna, la cereme enne lehumun nare ve ennehum mufretun.
Mustafa İslamoğlu
Hem kendilerinin hoşlanmadığı şeyi Allah'a layık görürler, hem de en güzel akıbete kendileri layıkmış gibi yalan beyanda bulunan dilleriyle kendilerini aldatırlar. Hiç kimsenin kuşkusu olmasın ki, ellerine geçen sadece ateş olacaktır; üstelik de onlar önden buyur edilecekler.
Elmalılı Hamdi Yazır
Hem Allaha kendilerinin hoşlanmıyacakları şeyler isnad ediyorlar, hem de dilleri kendilerine yalan söylüyor: en güzel akıbet onlarınmış! Doğrusu ateş onların, hem onlar ona en önde gidecekler
Diyanet İşleri
Hoşlarına gitmeyen şeyleri Allah'a isnad ederler. En güzel sonuç kendilerininmiş diye dilleri de yalan uyduruyor. Hiç şüphe yok ki onlara cehennem vardır ve onlar oraya en önde sokulacaklardır.
Mehmet Okuyan
Kendilerinin hoşlarına gitmeyen şeyleri Allah'a yakıştırıyorlar;[1] dilleri de (mahşerde) en güzel (ödülün) kendilerinin olduğu yalanını yakıştırıyor. Şüphesiz ki onlar için sadece ateş vardır ve onlar şüphesiz ki (ateşe) terk edileceklerdir.[2]
Suat Yıldırım
Hem utanmadan, kendilerinin beğenmedikleri şeyleri Allah'a yakıştırıyor,O'nun dinini, peygamberini hafife alıyorlar, hem de en güzel akıbetin kendilerini beklediği yalanını uyduruyorlar. Beklesinler bakalım!Onlara olsa olsa ateş vardır!Hem de oraya gireceklerin başında olacaklardır.
Elmalılı (sadeleştirilmiş)
Onlar, kendilerinin hoşlanmayacakları şeyleri Allah'a isnat ediyorlar, dilleri de en güzel akıbetin kendilerinin olduğuna ait yalan söylüyor. Doğrusu, onların hakkı sadece ateştir ve onlar en önde gidecekler o ateşe!
Muhammed Esed
Ve bir de, hoşlanmadıkları şeyi (önce) Allah'a yakıştırırlar; sonra da kalkıp bunu dile getirirken, sanki en güzel, en erdemli olan neyse onu hak etmişler gibi, gerçek dışı, yalan açıklamalarda bulunurlar. Aslında, onlar sadece ateşi hak etmektedirler ve şüphesiz kendileri (Allah'ın rahmetinden) uzak tutulacaklar!
Yaşar Nuri Öztürk
Kendilerinin bile çirkin bulacağı şeyleri Allah'a isnat ediyorlar. Dilleri de yalan düzüp donatıyor: En ileri güzellik onlarınmış! Kuşkusuz olan şu: Onlar için ateş vardır. Ve ona en önden gideceklerdir.
Süleymaniye Vakfı
Hoşlanmadıkları şeyleri Allah'a yakıştırırlar. Dilleri de en güzelinin kendilerine ait olacağına dair yalanlar ileri sürer[1]. Şüphe yok ki onların payına düşen ateştir ve orada bırakılıp unutulacaklardır[2].
Süleyman Ateş
Kendilerinin hoşlanmadıkları şeyi Allah'a veriyorlar, üstelik de dilleri, "En güzel sonuç, kendilerinin olacak" diye yalan söylüyor. Onlara mutlaka ateş vardır ve onlar ona sürüleceklerdir!
Nahl 16:63
Cüz: 14 | Sayfa: 272
Ahiret
#cehennem
#emanet
#peygamber
#inkar
#şeytan
تَاللّٰهِ لَقَدْ اَرْسَلْـنَٓا اِلٰٓى اُمَمٍ مِنْ قَبْلِكَ فَزَيَّنَ لَهُمُ الشَّيْطَانُ اَعْمَالَهُمْ فَهُوَ وَلِيُّهُمُ الْيَوْمَ وَلَهُمْ عَذَابٌ اَل۪يمٌ
Tallahi lekad erselna ila umemin min kablike fe zeyyene lehumuş şeytanu a'malehum fe huve veliyyuhumul yevme ve lehum azabun elim.
Mustafa İslamoğlu
Allah şahittir ki, senden önceki toplumlara da nice elçiler göndermişizdir: fakat Şeytan onlara eylemlerini güzel göstermiştir. Bakın işte o bugün onların kılavuzudur, fakat (yarın) onları yürek yakan bir ceza beklemektedir.
Elmalılı Hamdi Yazır
Tallahi biz senden evvel bir çok ümmetlere Resuller gönderdik, buna karşı Şeytan onlara amellerini tezyin etti, bu gün de o onların veliysidir ve onlara elim bir azab var
Diyanet İşleri
Allah'a andolsun, senden önceki ümmetlere peygamberler gönderdik. Fakat şeytan onlara işlerini güzel gösterdi. O, bugün de onların dostudur ve onlar için elem dolu bir azap vardır.
Mehmet Okuyan
Allah'a yemin olsun: Senden önceki ümmetlere de (elçi) göndermişizdir. (Fakat) şeytan onlara işlerini süslü göstermişti. İşte o (şeytan), bugün onların dostudur; onlar için elem verici bir azap vardır.
Suat Yıldırım
Allah şahittir ki, Biz senden önce bir çok ümmete kendilerini irşad etmeleri için resuller gönderdik, fakat şeytan onların batıl işlerini kendilerine güzel gösterdi. Bu yüzden peygamberlerini yalancı saydılar. İşte şeytan dünyada olduğu gibi, bu gün de onların dostudur. Onlara gayet acı bir azap vardır.
Elmalılı (sadeleştirilmiş)
Allah'a andolsun ki, senden önce birçok ümmetlere peygamberler gönderdik, ne var ki, şeytan onlara yaptıklarını güzel gösterdi. Bugün de onların dostudur. Onlar için acı bir azap vardır.
Muhammed Esed
Allah tanıktır ki, (ey Peygamber,) senden önceki çağlarda da (muhtelif) toplumlara elçiler gönderdik: fakat Şeytan onlara (da) yapıp ettiklerini güzel gösterdi(ği için hakkı inkara şartlanmış olanlar mesajlarımızı dinlemeyi hep reddettiler); Şeytan (geçmişte olduğu gibi) bugün de onlarla sıkı fıkı; bu yüzden de onları zorlu bir azap bekliyor.
Yaşar Nuri Öztürk
Yemin olsun Allah'a ki, senden önceki ümmetlere de elçiler gönderdik de şeytan onlara amellerini süslü gösterdi. O, bugün de onların dostudur/ o gün de onların dostu idi. Onlar için acıklı bir azap var.
Süleymaniye Vakfı
Vallahi senden önceki toplumlara da elçiler göndermiştik ama Şeytan onlara, amellerini süslü gösterdi. O Şeytan, bugün de bunların velisidir / yakınıdır. Bunların hak ettiği, acıklı bir azaptır[1].
Süleyman Ateş
Allah'a andolsun ki senden önceki milletlere de elçi gönderdik; şeytan onlara yaptıkları işleri süsledi. (Bu yüzden peygamberleri yalanladılar). O, bugün de onların dostudur. Onlar için acı bir azab vardır.
Nahl 16:64
Cüz: 14 | Sayfa: 272
Allah
#rahmet
#hidayet
#kitap
#iman
#peygamber
وَمَٓا اَنْزَلْنَا عَلَيْكَ الْكِتَابَ اِلَّا لِتُبَيِّنَ لَهُمُ الَّذِي اخْتَلَفُوا ف۪يهِۙ وَهُدًى وَرَحْمَةً لِقَوْمٍ يُؤْمِنُونَ
Ve ma enzelna aleykel kitabe illa li tubeyyine lehumullezihtelefu fihi ve huden ve rahmeten li kavmin yu'minun.
Mustafa İslamoğlu
Biz sana ilahi mesajı, sadece üzerinde anlaşmazlığa düştükleri (inançla ilgili) meselelerin çözümlerini kendilerine sunası, inanıp güvenecek bir topluluk için de bir yol haritası ve bir rahmet olsun diye indirdik.
Elmalılı Hamdi Yazır
Sana bu kitabı indirmemiz de ancak şunun içindir ki onlara hakkında ıhtilaf ettikleri şey'i beyan edesin ve iyman edeceklere bir hidayet, bir rahmet olsun
Diyanet İşleri
Sana kitabı, ancak ayrılığa düştükleri şeyleri onlara açıklaman için ve iman eden bir topluma doğru yolu gösterici ve rahmet olarak indirdik.
Mehmet Okuyan
Biz bu Kitabı sana ancak hakkında anlaşmazlığa düştükleri şeyi insanlara açıklayasın (duyurasın)[1] ve inanan bir toplum için bir rehber ve rahmet olsun diye indirdik.
Suat Yıldırım
Ey Resulüm, sana bu kitabı indirmemiz, sırf onların, hakkında ihtilaf ettikleri gerçekleri açıklaman ve sırf iman edecek kimselere hidayet ve rahmet olması içindir.
Elmalılı (sadeleştirilmiş)
Biz, sana bu kitabı, yalnızca onlara ihtilaf ettikleri şeyi açıklayasın ve iman edeceklere bir hidayet ve rahmet olsun diye indirdik.
Muhammed Esed
Sana bu ilahi kelamı yalnızca, üzerinde çekişip durdukları (dini) sorunları onlara açıklayasın ve inanmaya eğilimli olan kimselere de onu doğru yol bilgisi ve rahmet olarak (ulaştırasın) diye indirdik.
Yaşar Nuri Öztürk
Bu Kitap'ı sana yalnız şunun için indirdik: Hakkında ayrılığa düştükleri şeyi onlara iyice açıklayasın ve Kitap, iman eden bir topluluk için kılavuz ve rahmet olsun.
Süleymaniye Vakfı
Bu Kitabı sana, ancak, ihtilafa düştükleri konuları onlara açık açık anlatasın[1], inanıp güvenenler topluluğu için de bir rehber ve ikram olsun diye indirdik[2].
Süleyman Ateş
Biz sana Kitabı indirdik ki, hakkında ayrılığa düştükleri şeyi onlara açıklayasın ve (o Kitap), inanan bir kavim için yol gösterici ve rahmet olsun.
Nahl 16:65
Cüz: 14 | Sayfa: 273
Ahiret
#doğa
#ölüm
وَاللّٰهُ اَنْزَلَ مِنَ السَّمَٓاءِ مَٓاءً فَاَحْيَا بِهِ الْاَرْضَ بَعْدَ مَوْتِهَاۜ اِنَّ ف۪ي ذٰلِكَ لَاٰيَةً لِقَوْمٍ يَسْمَعُونَ۟
Vallahu enzele mines semai maen fe ahya bihil arda ba'de mevtiha, inne fi zalike le ayeten li kavmin yesmeun.
Mustafa İslamoğlu
Ve (bakın), gökten yağmuru indirip ölümünün ardından onunla toprağa can veren Allah'tır: şüphesiz bunda da işiten bir toplum için mutlaka alınacak bir ders vardır.
Elmalılı Hamdi Yazır
Evet Allah Semadan bir su indirdi de onunla Arza ölümünden sonra hayat verdi, her halde bunda dinliyecek bir kavm için bir ayet vardır
Diyanet İşleri
Allah, gökten su indirdi de onunla yeryüzünü ölümünden sonra diriltti. Şüphesiz bunda dinleyecek bir toplum için bir ibret vardır.
Mehmet Okuyan
Allah gökten su indirmiş ve onunla yeri ölümünden sonra diriltmiştir. Şüphesiz ki bunda dinleyen bir toplum için bir delil vardır.
Suat Yıldırım
Allah gökten yağmur indirip onunla ölmüş olan yeryüzüne hayat verir. Elbette bunda gerçeğe kulak verecek kimseler için ibret ve delil vardır.
Elmalılı (sadeleştirilmiş)
Allah gökten bir su indirdi de onunla yeri ölümünden sonra diriltti. Şüphesiz ki, bunda dinleyecek bir topluluk için bir ibret vardır.
Muhammed Esed
Gökten su indirip onunla, kuruyup katılaştıktan sonra toprağa yeniden hayat veren Allah'tır. Şüphesiz bu olguda dinlemeye niyetli olanlar için bir ders vardır.
Yaşar Nuri Öztürk
Allah, gökten bir su indirdi de onunla, ölümünden sonra yeryüzüne hayat verdi. Kuşkusuz, bunda kulak verip dinleyen bir topluluk için mutlaka bir mucize vardır.
Süleymaniye Vakfı
Allah, gökten su indirir ve onunla yeryüzünü ölümünden sonra canlandırır. Şüphesiz bunda, dinleyen bir topluluk için kesin bir ayet /belge vardır[1].
Süleyman Ateş
Allah, gökten bir su indirdi, onunla yeri ölümünden sonra diriltti, şüphesiz bunda işiten bir millet için ibret vardır.
Nahl 16:66
Cüz: 14 | Sayfa: 273
#nasihat
#uyarı
#vahiy
وَاِنَّ لَكُمْ فِي الْاَنْعَامِ لَعِبْرَةًۜ نُسْق۪يكُمْ مِمَّا ف۪ي بُطُونِه۪ مِنْ بَيْنِ فَرْثٍ وَدَمٍ لَبَناً خَالِصاً سَٓائِغاً لِلشَّارِب۪ينَ
Ve inne lekum fil en'ami le ibreh, nuskikum mimma fi butunihi min beyni fersin ve demin lebenen halisen saigan liş şaribin.
Mustafa İslamoğlu
Yine sizin için sağmal hayvanlarda da alınacak bir öğüt vardır: size hayvanın karnında sindirilen şeylerden oluşan, atıklarından ve kanından ayrışarak süzülüp gelen saf ve lezzetli, sindirimi kolay bir süt içiriyoruz.
Elmalılı Hamdi Yazır
Her halde size sağmal hayvanlarda da bir ıbret vardır, size onun butunundakinden fers ile dem arasında halıs bir süt içiriyoruz ki içenlerin boğazından kayar gider
Diyanet İşleri
Şüphesiz (sağmal) hayvanlarda da sizin için bir ibret vardır. Onların karınlarındaki fışkı ile kan arasından (süzülen) içenlere halis ve içimi kolay süt içiriyoruz.
Mehmet Okuyan
Şüphesiz ki hayvanlarda da sizin için ibret vardır.[1] Size, onların karınlarındaki atık (gübre) ile kan arasından (gelen), içenlerin boğazından kolayca geçen saf bir süt içiriyoruz.
Suat Yıldırım
Doğrusu davarlarda da size deliller vardır:Zira size onların karınlarındaki işkembe ile kan arasından, halis bir süt içiriyoruz ki içenlerin boğazından afiyetle geçer.
Elmalılı (sadeleştirilmiş)
Gerçekten size sağmal hayvanlarda da bir ibret vardır. Biz, size onların kanlarındaki fışkı ile kan arasından, lezzetli ve içenlerin boğazlarından kolayca kayıp giden halis bir süt içiriyoruz.
Muhammed Esed
Ve muhakkak ki, sizin için (sağmal) hayvanlarda da (çıkarılacak) bir ders vardır: hayvanın karnında, (bedeninden) atılacak artıklarla kan arasından (salgılanan) ve içenlere lezzet ve ferahlık veren katıksız süt içiriyoruz size.
Yaşar Nuri Öztürk
Hayvanlarda da sizin için kesin bir ibret vardır. Size onların karınlarından, fışkı ile kan arasından halis bir süt içiriyoruz ki, içenlerin boğazlarından kayar gider.
Süleymaniye Vakfı
En'amda /koyun, keçi, sığır ve devede sizin için kesinlikle bir ibret vardır. Onların karınlarındaki, fers[1] ile kanın ayrışmasından[2] oluşan ve içenlerin boğazından kayıp giden saf bir sütü size içiriyoruz.[3]
Süleyman Ateş
Hayvanlarda da sizin için ibret vardır. Size onların karınlarından, fışkı ile kan arasından (çıkardığımız) halis, içenlere (içimi) kolay süt içiriyoruz.
Nahl 16:67
Cüz: 14 | Sayfa: 273
#rab
#nasihat
#uyarı
وَمِنْ ثَمَرَاتِ النَّخ۪يلِ وَالْاَعْنَابِ تَتَّخِذُونَ مِنْهُ سَكَراً وَرِزْقاً حَسَناًۜ اِنَّ ف۪ي ذٰلِكَ لَاٰيَةً لِقَوْمٍ يَعْقِلُونَ
Ve min semeratin nahili vel a'nabi tettehizune minhu sekeren ve rızkan hasena, inne fi zalike le ayeten li kavmin ya'kılun.
Mustafa İslamoğlu
Yine, hurma ağaçlarının ve asmalarının ürünlerinden, hem sarhoşluk veren (zararlı) şeyler, hem de yararlı, güzel bir rızık elde ediyorsunuz: elbet bunda aklını kullanan bir topluluk için mutlaka alınacak bir öğüt bulunmaktadır.
Elmalılı Hamdi Yazır
Hurmalıkların ve üzümlüklerin meyvalarından da, bundan hem bir müskir çıkarırsınız hem de bir güzel rızık, her halde bunda aklı olan bir kavm için elbet bir ayet var
Diyanet İşleri
Hurma ağaçlarının meyvelerinden ve üzümlerden hem içki, hem de güzel bir rızık edinirsiniz. Elbette bunda aklını kullanan bir toplum için bir ibret vardır.
Mehmet Okuyan
Hurma ve üzümlerin ürünlerinden hem sarhoş edici şeyler hem de güzel gıdalar ediniyorsunuz.[1] Şüphesiz ki bunda aklını kullanan bir toplum için bir delil vardır.
Suat Yıldırım
Hurma ve üzümden hem sarhoşluk veren içki, hem de güzel gıdalar elde edersiniz.Şüphesiz bunda aklını çalıştıran kimseler için alacak ibret vardır.
Elmalılı (sadeleştirilmiş)
Hurma ve üzüm ağaçlarının meyvelerinden de hem içki, hem de güzel bir yiyecek çıkarırsınız. Şüphesiz ki, bunda aklını kullanan bir topluluk için kesin bir ibret vardır.
Muhammed Esed
Ve hurma ağaçlarının ve asmaların ürününden hem sarhoş edici içkiler, hem de güzel, temiz rızıklar elde edersiniz: işte bunda da, aklını kullanan kimseler için bir ders vardır!
Yaşar Nuri Öztürk
Hurmalıkların meyvalarından, üzümlerden de sarhoş edici bir içecek ve güzel bir rızık elde edersiniz. İşte bunda, aklını işleten bir topluluk için kesin bir mucize vardır.
Süleymaniye Vakfı
Hurma ve üzüm ürünlerinden hem sarhoşluk veren içki[1] hem de güzel bir rızık elde edersiniz. Şüphesiz bunda doğru bağlantılar kurabilen bir topluluk için kesin bir ayet /belge vardır.
Süleyman Ateş
Hurma ağaçlarının meyvalarından ve üzümlerden de sarhoşluk ve güzel rızık elde edersiniz. Şüphesiz bunda aklını kullanan bir toplum için ibret vardır.
Nahl 16:68
Cüz: 14 | Sayfa: 273
#doğa
#rab
وَاَوْحٰى رَبُّكَ اِلَى النَّحْلِ اَنِ اتَّخِذ۪ي مِنَ الْجِبَالِ بُيُوتاً وَمِنَ الشَّجَرِ وَمِمَّا يَعْرِشُونَۙ
Ve evha rabbuke ilen nahli enittehızi minel cibali buyuten ve mineş şeceri ve mimma ya'rişun.
Mustafa İslamoğlu
Yine Rabbinin arıya vahyetti(ğini de düşün): "Dağlardan, ağaçlardan ve imal edilmiş kovanlardan kendine yuva edin!
Elmalılı Hamdi Yazır
Rabbın bal arısına da şöyle vahyetti: dağlardan ve ağaçlardan ve kuracakları köşklerden göz göz evler edin
Diyanet İşleri
Rabbin, bal arısına şöyle ilham etti: "Dağlardan, ağaçlardan ve insanların yaptıkları çardaklardan (kovanlardan) kendine evler edin."
Mehmet Okuyan
Rabbin bal arısına şöyle vahyetmişti (bildirmişti): "Dağlardan, ağaçlardan ve (insanların) yaptıkları çardaklardan kendine yuvalar edin!
Suat Yıldırım
(68-69) Rabbin bal arısına şöyle vahyetti: "Dağlardan, ağaçlardan ve insanların kurdukları çardaklardan kendine göz göz ev (kovan) edin. Sonra da her türlü meyveden ye de Rabbinin sana yayılman için belirlediği yolları tut." Onların karınlarından renkleri çeşit çeşit bir şerbet çıkar ki onda insanlara şifa vardır. Elbette düşünen kimseler için bunda alacak ibret vardır.
Elmalılı (sadeleştirilmiş)
Rabbin bal arısına da şöyle vahyetti: "Dağlardan, ağaçlardan ve insanların kuracakları kovanlardan göz göz evler edin!
Muhammed Esed
Ve bir de, Rabbinin arıya: "Dağlarda, ağaçlarda ve (insanların) hazırladıkları kovanlarda kendine yuva edin" diye vahyetti(ğini)
Yaşar Nuri Öztürk
Rabbin, balarısına şöyle vahyetti: "Dağlardan evler edin, ağaçlardan ve insanların kurdukları çardaklardan da..."
Süleymaniye Vakfı
Rabbin bal arısına şunu vahyetmiştir:[1] "Dağlardan, ağaçlardan ve insanların yaptığı kovanlardan kendine evler edin!
Süleyman Ateş
Rabbin, bal arısına şöyle vahyetti: "Dağlardan, ağaçlardan ve kurdukları çardaklardan evler edin!"
Nahl 16:69
Cüz: 14 | Sayfa: 273
#doğa
#rab
ثُمَّ كُل۪ي مِنْ كُلِّ الثَّمَرَاتِ فَاسْلُك۪ي سُبُلَ رَبِّكِ ذُلُلاًۜ يَخْرُجُ مِنْ بُطُونِهَا شَرَابٌ مُخْتَلِفٌ اَلْوَانُهُ ف۪يهِ شِفَٓاءٌ لِلنَّاسِۜ اِنَّ ف۪ي ذٰلِكَ لَاٰيَةً لِقَوْمٍ يَتَفَكَّرُونَ
Summe kuli min kullis semerati fesluki subule rabbiki zulula, yahrucu min butuniha şarabun muhtelifun elvanuhu fihi şifaun lin nas, inne fi zalike le ayeten li kavmin yetefekkerun.
Mustafa İslamoğlu
Sonra her türlü üründen ye ve ardından Rabbinin sana amade kıldığı yollarına koyul!" (Bütün bunların sonunda) onların karınlarından, içerisinde insanlar için şifa barındıran farklı renkler/tatlardan oluşan bir sıvı çıkar. Hiç şüphesiz, bütün bunlarda da düşünen bir toplum için mutlaka alınacak bir ders vardır.
Elmalılı Hamdi Yazır
Sonra meyvaların hepsinden ye de rabbının müyesser kıldığı yollara koy, içlerinden renkleri muhtelif bir içecek peyda olur ki onda insanlara bir şifa vardır, her halde bunda tefekkür edecek bir kavm için elbet bir ayet var
Diyanet İşleri
"Sonra meyvelerin hepsinden ye de Rabbinin sana kolaylaştırdığı (yaylım) yollarına gir." Onların karınlarından çeşitli renklerde bal çıkar. Onda insanlar için şifa vardır. Şüphesiz bunda düşünen bir (toplum) için bir ibret vardır.
Mehmet Okuyan
Sonra meyvelerin her birinden ye ve Rabbinin sana kolaylaştırdığı yollarına gir!" Karınlarından renkleri çeşitli bir içecek (bal) çıkar ki onda insanlar için şifa vardır. Şüphesiz ki bunda düşünen bir toplum için bir delil vardır.[1]
Suat Yıldırım
(68-69) Rabbin bal arısına şöyle vahyetti: "Dağlardan, ağaçlardan ve insanların kurdukları çardaklardan kendine göz göz ev (kovan) edin. Sonra da her türlü meyveden ye de Rabbinin sana yayılman için belirlediği yolları tut." Onların karınlarından renkleri çeşit çeşit bir şerbet çıkar ki onda insanlara şifa vardır. Elbette düşünen kimseler için bunda alacak ibret vardır.
Elmalılı (sadeleştirilmiş)
Sonra bütün meyvelerden ye ve Rabbinin kolay kıldığı yollara koy." İçlerinden çeşitli renklerde bir içecek çıkar ki, onda insanlar için şifa vardır. Şüphesiz ki, bunda düşünen bir topluluk için büyük bir ibret vardır.
Muhammed Esed
ve (ona) "sonra her türlü üründen ye; ve Rabbinin senin için öngördüğü yolları mutlak bir boyun eğmişlikle izle" (diye buyurduğunu düşünün!) (İşte bunun içindir ki,) onların karınlarından, içinde insan sağlığına yarayışlı unsurlar bulunan değişik renklerde/tadlarda bir sıvı çıkar. Şüphesiz bunda da, düşünen kimseler için mutlaka bir ders vardır!
Yaşar Nuri Öztürk
"Sonra, meyvaların her türünden ye de boyun bükerek Rabbinin yollarına koyul." Onun karıncıklarından, renkleri çeşit çeşit bir içecek çıkar ki, insanlar için onda şifa vardır. Derin derin düşünen bir topluluk için, bunda kesin bir mucize var.
Süleymaniye Vakfı
Sonra ürünlerin hepsinden ye ve ardından Rabbinin senin için kolay kıldığı yollara gir!" Arıların karnından farklı renklerde bir sıvı / bal çıkar ki onda insanlar için şifa vardır.[1] İşte bunda da düşünen bir topluluk için kesin bir ayet / belge vardır.[2]
Süleyman Ateş
"Sonra her çeşit meyvalardan ye de Rabbinin yollarında boyun eğerek yürü!" Onun karınlarından, renkleri çeşit çeşit bir içecek çıkar ki onda insanlara şifa vardır. Şüphesiz bunda düşünen bir millet için ibret vardır.
Nahl 16:70
Cüz: 14 | Sayfa: 273
Allah
#yaratılış
#kudret
#ölçü_tartı
وَاللّٰهُ خَلَقَكُمْ ثُمَّ يَتَوَفّٰيكُمْ وَمِنْكُمْ مَنْ يُرَدُّ اِلٰٓى اَرْذَلِ الْعُمُرِ لِكَيْ لَا يَعْلَمَ بَعْدَ عِلْمٍ شَيْـٔاًۜ اِنَّ اللّٰهَ عَل۪يمٌ قَد۪يرٌ۟
Vallahu halakakum summe yeteveffakum ve minkum men yureddu ila erzelil umuri li keyla ya'leme ba'de ilmin şey'a, innallahe alimun kadir.
Mustafa İslamoğlu
Sizi de Allah yarattı, sonra canınızı alacak. İçinizden kimileri ömrün en düşkün çağına kadar ulaştırılır. Hatta öyle ki, bilirken hiçbir şey bilmez olur: (ama) unutmayın ki Allah her şeyi bilir, sınırsız bir kudret sahibidir.
Elmalılı Hamdi Yazır
Hem Allah sizi halketti, sonra sizi vefat ettiriyor, içinizden kimi de erzeli ömre reddolunuyor ki biraz ılimden sonra bir şey bilemez olsun, her halde Allah hem alim hem kadir
Diyanet İşleri
Allah, sizi yarattı. Sonra sizi öldürecek. İçinizden kimileri de, bilgili olduktan sonra hiçbir şeyi bilmesin diye ömrünün en düşkün çağına ulaştırılır. Şüphesiz Allah hakkıyla bilendir, (her şeye) hakkıyla gücü yetendir.
Mehmet Okuyan
Sizi Allah yaratmıştır; sonra sizi vefat ettirecektir. Bilgiliyken hiçbir şeyi bilmez hâle gelsin diye sizden bazı kişiler ömrün en sıkıntılı çağına[1] kadar yaşatılacaktır. Şüphesiz ki Allah bilendir, gücü yetendir.
Suat Yıldırım
Sizi Allah yarattı. Sonra da sizi O öldürecek. İçinizden kimi -bilgi sahibi olmasından sonra çocuk gibi, bir şey bilmesin diye- ömrün en fena dönemine vardırılır. Allah her şeyi hakkıyla bilir, her şeye kadirdir.
Elmalılı (sadeleştirilmiş)
Sizi, Allah yarattı, sonra O, sizi öldürür; içinizden kimi de bildiklerinden hiçbir şey bilmez olsun diye, ömrünün en kötü çağına kadar yaşatılır. Şüphesiz ki, Allah herşeyi bilendir, her şeye gücü yetendir.
Muhammed Esed
Ve sizi Allah yarattı, günü gelince de öldürecek; ve içinizden kimileri, ömrün o en düşkün çağına, (insanın) bildiği şeyi de bilmez olduğu yaşa kadar alıkonulurlar. Gerçek şu ki Allah, her zaman kudretli olan yegane ilim sahibidir!
Yaşar Nuri Öztürk
Allah sizi yarattı, sonra sizi vefat ettirecek. İçinizden bazıları, ömrün en basit ve düşük noktasına geri çevirilir ki, bir ilimden sonra hiçbir şey bilmez olsun. Allah Alim'dir, Kadir'dir.
Süleymaniye Vakfı
Allah sizi yaratmıştır. Sonra da vefat ettirecektir. Kiminiz ömrünün en düşkün çağına kadar yaşatılır ki (birçok şeyi) bildikten sonra hiçbir şey bilemez hale gelsin.[1] Allah daima bilen ve ölçüyü koyandır.
Süleyman Ateş
Allah sizi yarattı, sonra öldürür; içinizden kimi de ömrün en reziline (bebeklik çağı gibi güçsüz ihtiyarlık çağına) itilir ki, biraz bilgiden sonra hiçbir şeyi bilmez olsun! Doğrusu Allah bilendir. (O, her şeye) kadirdir.
Nahl 16:71
Cüz: 14 | Sayfa: 273
Istenmeyen
#şirk
#inkar
وَاللّٰهُ فَضَّلَ بَعْضَكُمْ عَلٰى بَعْضٍ فِي الرِّزْقِۚ فَمَا الَّذ۪ينَ فُضِّلُوا بِرَٓادّ۪ي رِزْقِهِمْ عَلٰى مَا مَلَكَتْ اَيْمَانُهُمْ فَهُمْ ف۪يهِ سَوَٓاءٌۜ اَفَبِنِعْمَةِ اللّٰهِ يَجْحَدُونَ
Vallahu faddale ba'dakum ala ba'dın fir rızk, femellezine fuddılu bi raddi rızkıhim ala ma meleket eymanehum fe hum fihi seva', e fe bi ni'metillahi yechadun.
Mustafa İslamoğlu
Allah rızkı kiminize diğerinden daha fazla vermiştir. Peki, kendisine fazla verilenler emirleri altında çalışan kesimleri servetlerine ortak etseler de, onlar da bu konuda (kendileriyle) eşit hale gelseler ya! Buna (dahi razı olmayacaklarına) göre, hala (ortak koşmakla), Allah'ın nimetlerini bile bile inkara yeltenmiş olmuyorlar mı?
Elmalılı Hamdi Yazır
Allah ba'zınızı ba'zınıza rızıkta tafdıl de etti, fazla verilenler rızıklarını ellerinin altındakilere reddediyorlar da hepsi onda müsavi oluyorlar da değil, şimdi Allahın nı'metini mi inkar ediyorlar?
Diyanet İşleri
Allah, rızık konusunda kiminizi kiminizden üstün kıldı. Üstün kılınanlar, rızıklarını ellerinin altındakilere vermezler ki rızıkta hep eşit olsunlar. Şimdi Allah'ın nimetini mi inkar ediyorlar?
Mehmet Okuyan
Allah rızık bakımından kiminizi kiminize üstün (farklı) kılmıştır. Farklı (bol rızık) verilenler, rızıklarını ellerinin altındakilere verip de bu konuda kendilerini onlara eşit kılmazlar.[1] Allah'ın nimet(ler)ini inkâr mı ediyorlar!
Suat Yıldırım
Allah sizi, maişet ve rızık hususunda kiminizi kiminize üstün kıldı. Nasipleri bol olanlar kendi nasiplerini, kendileriyle eşit seviyeye gelecek derecede, yanlarında çalıştırdıkları köle ve hizmetçilere vermezler. O halde nasıl olur da Allah'ın nimetini, Allah'ın kendilerinin üzerindeki hakkını bile bile inkar ederler?
Elmalılı (sadeleştirilmiş)
Allah, rızık bakımından kiminizi kiminize üstün kıldı. Fazla verilenler, rızıklarını ellerinin altındakilere vermiyorlar ki, eşit olsunlar. Şimdi Allah'ın nimetini inkar mı ediyorlar?
Muhammed Esed
Rızık konusunda, kiminize kiminizden fazla veren Allah'tır: hal böyleyken, kendisine fazla verilmiş olanlar, rızıklarını -bu bakımdan aralarında eşitlik olsun diye- sağ ellerinin malik olduğu kimselerle paylaşmakta isteksiz davranıyorlar. Peki, (böyle yapmakla) Allah'ın nimetini (bile bile) inkara mı kalkışıyorlar?
Yaşar Nuri Öztürk
Allah, rızıkta kiminizi kiminize üstün kılmıştır. Fazla verilenler, rızıklarını ellerinin altındakilere aktarıp da hepsi onda eşit hale gelmiyor. Allah'ın nimetini mi inkar ediyor bunlar?
Süleymaniye Vakfı
Allah rızık hususunda kiminizi kiminizden üstün kılmıştır.[2] Üstün kılınanlar, ellerindeki rızıkları hakimiyetleri altındakilere verip de onları kendileri ile o rızıkta eşit yapacak değildir![2] (Peki, başka bir varlığı Allah'a nasıl eşit kabul edebiliyorlar!) Şimdi bunlar Allah'ın nimetini bile bile inkar mı ediyorlar?
Süleyman Ateş
Allah, rızıkta kiminizi kiminizden üstün kıldı. (Rızıkça) üstün kılınanlar, ellerinin altında bulunanlara kendi rızıklarını verip de hepsi rızıkta eşit olmuyorlar. Allah'ın ni'metini mi inkar ediyorlar?
Nahl 16:72
Cüz: 14 | Sayfa: 273
#yaratılış
#inkar
وَاللّٰهُ جَعَلَ لَكُمْ مِنْ اَنْفُسِكُمْ اَزْوَاجاً وَجَعَلَ لَكُمْ مِنْ اَزْوَاجِكُمْ بَن۪ينَ وَحَفَدَةً وَرَزَقَكُمْ مِنَ الطَّيِّبَاتِۜ اَفَبِالْبَاطِلِ يُؤْمِنُونَ وَبِنِعْمَتِ اللّٰهِ هُمْ يَكْفُرُونَۙ
Vallahu ceale lekum min enfusikum ezvacen ve ceale lekum min ezvacikum benine ve hafedeten ve rezakakum minet tayyibat, e fe bil batıli yu'minune ve bi ni'metillahi hum yekfurun.
Mustafa İslamoğlu
Yine Allah size sizin cinsinizden eşler var etti; ve eşlerinizden sizin için çocuklar ve torunlar takdir etti; ve sizi temiz ve güzel şeylerle rızıklandırdı. Bütün bunlara rağmen bir yandan asılsız şeylere inanıp öte yandan Allah'ın nimetini inkar edecekler, öyle mi?
Elmalılı Hamdi Yazır
Allah size kendilerinizden zevceler de verdi ve size zevcelerinizden oğullar ve torunlar verdi ve sizi hoş hoş nı'metlerden merzuk buyurdu, şimdi batıla inanıyorlar da onlar Allahın nı'metine küfür mü ediyorlar?
Diyanet İşleri
Allah, size kendi cinsinizden eşler var etti. Eşlerinizden de oğullar ve torunlar verdi ve sizi temiz şeylerden rızıklandırdı. Öyleyken onlar batıla inanıyorlar da Allah'ın nimetini inkar mı ediyorlar?
Mehmet Okuyan
Allah size kendi nefislerinizden eşler yaratmış, eşlerinizden de sizin için çocuklar ve torunlar yaratmış, (ayrıca) sizi temiz gıdalardan rızıklandırmıştır. Onlar, Allah'ın nimet(ler)ine nankörlük edip batıla mı inanıyorlar![1]
Suat Yıldırım
Allah kendilerinizden, insan kardeşlerinizden size eşler yarattı. Eşlerinizden size oğullar, torunlar verdi ve sizleri hoş, güzel gıdalarla besledi. Böyle iken onlar batıla inanıyor da Allah'ın bunca nimetlerini inkar mı ediyorlar?
Elmalılı (sadeleştirilmiş)
Allah sizlere kendi cinsinizden eşler yarattı. Eşlerinizden oğullar ve torunlar verdi ve sizi hoş hoş nimetlerle rızıklandırdı. Onlar, şimdi batıla inanıp da Allah'ın nimetine nankörlük mü ediyorlar?
Muhammed Esed
Size kendi cinsinizden eşler takdir eden; eşlerinizden de size çocuklar, torunlar veren; ve sizi(n hepinizi) temiz ve hoş şeylerle rızıklandıran Allah'tır. Hal böyleyken, insanlar kalkıp yine de asılsız, boş şeylere inanıp, Allah'ın nimetine karşı nankörlük mü yapacaklar?
Yaşar Nuri Öztürk
Allah size, kendi benliklerinizden eşler nasip etti. Eşlerinizden de sizin için oğullar ve torunlar oluşturdu. Ve sizleri güzel ve temiz nimetlerle rızıklandırdı. Şimdi bunlar, batıla mı inanıyorlar? Ve bunlar, evet bunlar, Allah'ın nimetine nankörlük mü ediyorlar?
Süleymaniye Vakfı
Allah size kendi türünüzden eşler var etmiş[1], eşlerinizden de çocuklar ve torunlar var etmiş, sizi temiz ve lezzetli şeylerle rızıklandırmıştır[2]. Hal böyleyken bunlar batıla inanıyorlar da Allah'ın nimetini görmezlikten mi geliyorlar?[3]
Süleyman Ateş
Allah size kendi nefislerinizden eşler yarattı ve eşlerinizden de size oğullar ve torunlar yarattı ve sizi güzel rızıklarla besledi. Böyle iken onlar, batıla inanıp da Allah'ın ni'metine nankörlük mü ediyorlar?
Nahl 16:73
Cüz: 14 | Sayfa: 274
وَيَعْبُدُونَ مِنْ دُونِ اللّٰهِ مَا لَا يَمْلِكُ لَهُمْ رِزْقاً مِنَ السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضِ شَيْـٔاً وَلَا يَسْتَط۪يعُونَۚ
Ve ya'budune min dunillahi ma la yemliku lehum rızkan mines semavati vel ardı şey'en ve la yestetiun.
Mustafa İslamoğlu
Üstelik Allah'ı bırakıp, kendileri için göklerden ve yerden rızkın hiçbir türünü sağlayamayan ve buna gücü de yetmeyen şeylere kulluk edecekler!?
Elmalılı Hamdi Yazır
Allahı bırakıp da kendilerine Göklerden ve Yerden zerrece bir rızka malik olmıyan ve olmak ıhtimali bulunmıyan şeylere tapıyorlar
Diyanet İşleri
Allah'ı bırakıp da, kendilerine göklerden ve yerden hiçbir rızık sağlayamayan ve buna gücü de yetmeyen şeylere tapıyorlar.
Mehmet Okuyan
(Müşrikler) Allah'ın peşi sıra kendilerine göklerden ve yerden hiçbir rızık veremeyen ve (hiçbir şeye) güçleri yetmeyen şeylere tapıyorlar.
Suat Yıldırım
Allah'tan başka, kendilerine, ne göklerden, ne yerden zerre miktar rızık verme gücü olmayan ve bunu yapma ihtimali de bulunmayan birtakım nesnelere tapıyorlar.
Elmalılı (sadeleştirilmiş)
Allah'ı bırakıp da göklerden ve yerden kendilerine verecek hiçbir rızka sahip olmayan ve olma ihtimali bulunmayan şeylere tapıyorlar.
Muhammed Esed
Allah'ı bırakıp, onlar için göklerden veya yerden herhangi bir rızık sağlayamayan ve zaten buna gücü de olmayan şeylere mi tapınıp duracaklar?
Yaşar Nuri Öztürk
Allah'ı bırakıp da kendilerine, göklerden ve yerden bir parçacık rızık veremeyen, buna güç yetiremeyen şeylere mi tapıyorlar?
Süleymaniye Vakfı
Onlara göklerden ve yerden herhangi bir rızık verme yetkisi olmayan, buna gücü de yetmeyen varlıkları Allah ile aralarına koyup kulluk ediyorlar.[1]
Süleyman Ateş
Allah'tan başka, göklerden ve yerden kendileri için hiçbir rızık veremeyecek ve bunu asla yapamayacak olan şeylere mi tapıyorlar?
Nahl 16:74
Cüz: 14 | Sayfa: 274
Tarih
#isa
فَلَا تَضْرِبُوا لِلّٰهِ الْاَمْثَالَۜ اِنَّ اللّٰهَ يَعْلَمُ وَاَنْتُمْ لَا تَعْلَمُونَ
Fe la tadribu lillahil emsal, innallahe ya'lemu ve entum la ta'lemun.
Mustafa İslamoğlu
Artık Allah ile (başka şeyler arasında) benzetme yoluyla misal vermeye kalkmayın! (Allah misaller veriyor;) çünkü Allah (her şeyi) biliyor, fakat siz bilmiyorsunuz.
Elmalılı Hamdi Yazır
Artık Allaha temsiller yapmağa kalkmayın, çünkü Allah bilir siz bilmezsiniz
Diyanet İşleri
Artık Allah'a (şanına uymayan) benzetmeler yapmaya kalkmayın. Çünkü Allah bilir, siz bilmezsiniz.
Mehmet Okuyan
Allah'a örnekler vermeyin![1] Şüphesiz ki Allah bilir; siz bilemezsiniz.
Suat Yıldırım
Artık birtakım benzetmelerle, temsillerle Allah'a benzerler icad etmeyin.Çünkü Allah benzeri olmadığını bilir, ama siz bu gerçekleri bilmezsiniz.
Elmalılı (sadeleştirilmiş)
Artık Allah'a temsiller yapmağa kalkmayın. Çünkü Allah bilir, siz bilemezsiniz.
Muhammed Esed
Öyleyse, sakın Allah'la (başkaları arasında) herhangi bir benzerlik kurmaya kalkmayın! Çünkü, Allah (her şeyin aslını) biliyor, ama siz bilmiyorsunuz.
Yaşar Nuri Öztürk
Artık Allah'a örnekler verip durmayın. Allah bilir, siz bilmezsiniz.
Süleymaniye Vakfı
Allah'ı bir şeye benzeten örnekler vermeyin.[1] Allah bilir, siz bilmezsiniz.
Süleyman Ateş
Allah'a meseller vermeğe (benzetmeler yapmağa) kalkmayın! Çünkü Allah (benzetme yapmayı) bilir, siz ise bilmezsiniz!
Nahl 16:75
Cüz: 14 | Sayfa: 274
Allah
Istenen
Tarih
#şükür
#isa
#yaratılış
#hidayet
#infak
#kudret
ضَرَبَ اللّٰهُ مَثَلاً عَبْداً مَمْلُوكاً لَا يَقْدِرُ عَلٰى شَيْءٍ وَمَنْ رَزَقْنَاهُ مِنَّا رِزْقاً حَسَناً فَهُوَ يُنْفِقُ مِنْهُ سِراًّ وَجَهْراًۜ هَلْ يَسْتَوُ۫نَۜ اَلْحَمْدُ لِلّٰهِۜ بَلْ اَكْثَرُهُمْ لَا يَعْلَمُونَ
Daraballahu meselen abden memluken la yakdiru ala şey'in ve men razaknahu minna rızkan hasenen fe huve yunfiku minhu sırren ve cehra, hel yestevun, elhamdulillah, bel ekseruhum la ya'lemun.
Mustafa İslamoğlu
(İşte, örnek olarak) Allah size şu misali verir: Başkasının boyunduruğu altındaki köle sınıfına mensup birini (düşünün; bir de) kendisine tarafımızdan güzel bir rızık verdiğimiz ve ondan açık ve gizli hayırda bulunan (hür) birini... Şimdi bunların (ikisi de) bir tutulabilir mi? Övgülerin en mükemmeline yalnız (iradeyi yaratan) Allah layıktır: fakat onların çoğu (bunun dahi) farkında değiller!
Elmalılı Hamdi Yazır
Allah şunu temsil getirdi: bir abdi memluk, hiç bir şey'e kudreti yok, bir de o zat ki kendisine tarafımızdan güzel bir rızık nasib etmişiz de o ondan gizli, açık infak edip duruyor, hiç bunlar müsavi olurlar mı? Bütün hamd Allahındır amma çokları bilmezler
Diyanet İşleri
Allah, hiçbir şeye gücü yetmeyen ve başkasının malı olan bir köle ile, kendisine verdiğimiz güzel rızıktan gizli ve açık olarak Allah yolunda harcayan kimseyi misal verir. Bunlar hiç eşit olur mu? Hamd Allah'a mahsustur, fakat onların çoğu bilmezler.
Mehmet Okuyan
Allah hiçbir şeye gücü yetmeyen, başkasına ait bir köle ile katımızdan kendisine verdiğimiz güzel rızıktan gizli ve açık olarak harcayan (hür) bir kimseyi örnek vermektedir. Bunlar hiç eşit olurlar mı! Hamd (övgü) Allah içindir. Fakat onların çoğu (bunu) bilmezler.[1]
Suat Yıldırım
Allah size bir temsil getiriyor:Bir tarafta bir şahsın kölesi olup hiçbir güç ve yetkisi olmayan aciz bir adam, öbür tarafta kendisine tarafımızdan bol bol rızık ve imkan nasib ettiğimiz bir zat ki o maldan gizli açık dilediği gibi harcayıp kullanıyor. Hiç bu ikisi eşit tutulabilir mi?Bütün hamdler, övgüye vesile olan her şey, Allah'a aittir. Ne var ki onların çoğu bunu bilmezler.
Elmalılı (sadeleştirilmiş)
Allah şunu misal getirdi: Bir yanda hiçbir şeye gücü yetmeyen bir köle, diğer yanda tarafımızdan güzel bir rızık verdiğimiz, ondan gizli, açık olarak harcayan hür bir insan, bunlar hiç eşit olur mu? Bütün hamd, Allah'a mahsustur, fakat çokları bilmezler.
Muhammed Esed
Allah (işte size iki insan) örneği veriyor: (biri) hiçbir şeye gücü yetmeyen, başkasına bağımlı bir köle; (diğeri de) kendisine katımızdan (bir armağan olarak) güzel bir rızık bahşettiğimiz (özgür) bir insan ki, o rızıktan gizli açık (gönlünce, doğru yolda) harcamalar yapıyor. İmdi, (düşünün), bu iki insan hiç bir tutulabilir mi? Bütün övgüler Allah'a yakışır: ama onların çoğu bunu bilmezler.
Yaşar Nuri Öztürk
Allah şöyle bir örnekleme yaptı: Hiçbir şeye gücü yetmeyen, başkasının eşyası durumunda bir kul/köle ile bizden bir güzel rızıkla rızıklandırdığımız ve ondan gizli açık dağıtan bir kişi. Bunlar aynı olur mu?! Bütün övgüler Allah'adır ama onların çokları bilmiyorlar.
Süleymaniye Vakfı
Allah, hakimiyet altında olup hiçbir şeye gücü yetmeyen bir köle ile kendisine tarafımızdan güzel bir rızık verdiğimiz ve onu gizli-açık infak eden /hayra harcayan (hür) kişiyi örnek veriyor. Bunlar hiç bir olur mu? Her şeyi mükemmel yapmak Allah'a özgüdür[1] ama onların çoğu bunu bilmez.[2]
Süleyman Ateş
Allah, hiçbir şeye gücü yetmeyen ve başkasının malı olan bir köle ile; kendisine güzel rızık verdiğimiz, o rızıktan gizli ve açık harcayan kimseyi misal olarak anlattı. Hiç bunlar bir olurlar mı? Hamd Allah'a mahsustur, fakat çokları bilmezler.
Nahl 16:76
Cüz: 14 | Sayfa: 274
Allah
Tarih
#isa
#adalet
#hidayet
#kudret
وَضَرَبَ اللّٰهُ مَثَلاً رَجُلَيْنِ اَحَدُهُمَٓا اَبْكَمُ لَا يَقْدِرُ عَلٰى شَيْءٍ وَهُوَ كَلٌّ عَلٰى مَوْلٰيهُۙ اَيْنَمَا يُوَجِّهْهُ لَا يَأْتِ بِخَيْرٍۜ هَلْ يَسْتَو۪ي هُوَۙ وَمَنْ يَأْمُرُ بِالْعَدْلِۙ وَهُوَ عَلٰى صِرَاطٍ مُسْتَق۪يمٍ۟
Ve daraballahu meselen raculeyni ehaduhuma ebkemu la yakdiru ala şey'in ve huve kellun ala mevlahu eynema yuveccihhu la ye'ti bi hayr, hel yestevi huve ve men ye'muru bil adli ve huve ala sıratın mustakim.
Mustafa İslamoğlu
Yine Allah şu iki adamı da misal verir: Onlardan biri elinden hiçbir iş gelmeyen, iki lafı bir araya getiremeyen bir ahmak. Üstüne üstlük bir de efendisinin sırtında yük. Onu nereye gönderse başarılı bir sonuçla dönemez. Şimdi böyle biri, adaleti emreden ve kendisi de dosdoğru yolda olan kimseyle denk tutulabilir mi?
Elmalılı Hamdi Yazır
Allah şunu da bir temsil getirdi: iki kişi birisi dilsiz, hiç bir şeye kudreti yok, efendisine sade bir ağırlık, ne tarafa gönderilse hiç bir hayre yaramaz, hiç bu, adaletle amir olan ve doğru bir yolda giden kimseye müsavi olabilir mi?
Diyanet İşleri
Allah, (şöyle) iki adamı da misal verdi: Onlardan biri dilsizdir, hiçbir şeye gücü yetmez, efendisine sadece bir yüktür. Nereye gönderse olumlu bir sonuç alamaz. Bu, adaletle emreden ve doğru yol üzere olan kimse ile eşit olur mu?
Mehmet Okuyan
Allah şu iki adamı da örnek vermektedir: Onlardan biri dilsizdir, hiçbir şey beceremez ve efendisine bir yüktür. Onu her nereye gönderse hiçbir hayır (yarar) da getiremez. Bu kişi ile doğru yolda olarak adaleti emreden (diğer) kişi eşit olur mu hiç!
Suat Yıldırım
Allah bir de şu temsili getiriyor:İki kişi var. Birisi dilsiz, hiçbir şey beceremez, efendisine sadece bir yük! Ne tarafa gönderse hiçbir işe yaramaz!Şimdi hiç bu zavallı ile, hakkı hakikati bilen, adaleti dile getirip gerçekleştiren, dosdoğru yol üzere ilerleyen bir insan eşit tutulabilir mi?
Elmalılı (sadeleştirilmiş)
Allah şunu da bir örnek veriyor: Birisi hiçbir şeye gücü yetmeyen, efendisine sadece bir ağırlık olan ve ne tarafa gönderilse hiçbir işe yaramayan bir dilsizdir. Bu dilsiz hiç adaletle emreden ve doğru bir yolda giden kimse ile eşit olabilir mi?
Muhammed Esed
Ve yine Allah (size başka) iki insan örneği veriyor: Onlardan biri, hiçbir iş elinden gelmeyen bir dilsiz ki, efendisinin sırtında gerçek bir yük; öyle ki, beriki onu hangi işe koşsa olumlu bir sonuç alamıyor. Peki, işte böyle biri, doğru ve hakça olanın yapılmasını emreden ve kendisi de dosdoğru bir yolda yürüyen (bilge bir) kimseyle hiç bir tutulabilir mi?
Yaşar Nuri Öztürk
Allah şöyle bir örnekleme de yaptı: İki adam; birisi dilsiz; hiçbir şeye gücü yetmez, efendisi/yöneticisi üstüne sadece bir yük. Efendi onu nereye gönderse hiçbir hayır getiremez. Şimdi bu adam, dosdoğru bir yol üzerinde bulunup adaletle emreden kişi ile aynı olur mu?
Süleymaniye Vakfı
Allah iki kişiyi daha örnek veriyor: Onlardan biri, hiçbir şeye güç yetiremeyen dilsiz, velisine yük olmuş, onu nereye yönlendirse iyi bir sonuçla gelmiyor. Şimdi onunla, kendisi doğru yol üzerinde bulunup adaleti emreden diğer kişi hiç bir olur mu?[1]
Süleyman Ateş
Ve Allah şu iki adamı da misal olarak anlattı: Birisi dilsizdir, hiçbir şey yapamaz, efendisinin üzerine bir yüktür. (Efendisi) onu nereye gönderse bir hayır getirmez (bir iş beceremez). Şimdi bu (adam), doğru yolda giderek adaleti emreden kimse gibi olur mu?
Nahl 16:77
Cüz: 14 | Sayfa: 274
#kudret
#ölçü_tartı
وَلِلّٰهِ غَيْبُ السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضِۜ وَمَٓا اَمْرُ السَّاعَةِ اِلَّا كَلَمْحِ الْبَصَرِ اَوْ هُوَ اَقْرَبُۜ اِنَّ اللّٰهَ عَلٰى كُلِّ شَيْءٍ قَد۪يرٌ
Ve lillahi gaybus semavati vel ard, ve ma emrus saati illa kelemhıl basari ev huve akreb, innallahe ala kulli şey'in kadir.
Mustafa İslamoğlu
İmdi, göklerin ve yerin gaybını (bilmek) yalnızca Allah'a mahsustur: Nitekim Son Saat'in gelip çatması, sadece bir göz açıp kapamak gibi veya daha da kısa bir zamanda vuku bulacak. Unutmayın ki her şeyi yapmaya kadir olan yalnızca Allah'tır.
Elmalılı Hamdi Yazır
Bütün Semavat-ü Arzın gaybını bilmek de Allaha mahsus, saat emri ise sade lemhi basar gibi yahud daha yakındır, şüphe yok ki Allah her şey'e kadir
Diyanet İşleri
Göklerin ve yerin gaybı Allah'a aittir. Kıyamet'in kopması, bir göz kırpması gibi veya daha az bir zamandır. Şüphesiz Allah, her şeye hakkıyla gücü yetendir.
Mehmet Okuyan
Göklerin ve yerin gaybı (bilinemeyeni) yalnızca Allah'a aittir.[1] O (Son) Saat'in (gerçekleşme) işi, göz açıp kapama gibi hatta[2] çok daha yakın bir (zamanda gerçekleşecek olaydan) başka bir şey değildir.[3] Şüphesiz ki Allah her şeye gücü yetendir.
Suat Yıldırım
Bütün göklerin ve yerin gaybını bilmek de Allah'a mahsustur!Kıyametin oluş işi ise, başka değil, ancak göz açıp kapama yahut daha da kısa bir anda olup biter. Şüphe yok ki Allah her şeye kadir!
Elmalılı (sadeleştirilmiş)
Bütün göklerin ve yerin sırrını bilmek de Allah'a mahsustur. Kıyamet olayı da yalnız bir göz kırpması gibi veya daha yakındır. Şüphe yok ki, Allah, herşeye gücü yetendir.
Muhammed Esed
Ve (bilin ki) göklerin ve yerin bilinmeyen gerçekleri (yalnızca) Allah'a aittir. Ve o Son Saat'in gelip çatması ancak bir göz kırpması kadar yahut bundan da kısa (bir an içinde) olup bitecektir. Çünkü, şüphe yok, Allah'ın her şeye gücü yeter.
Yaşar Nuri Öztürk
Göklerin ve yerin gaybı Allah'ındır. O saate/dünyanın sonuna ilişkin emirse bir göz açıp yummak gibi, hatta ondan da yakındır. Allah her şeye kadirdir.
Süleymaniye Vakfı
Göklerin ve yerin gaybını /gizlisini saklısını bilmek Allah'a mahsustur[1]. O saat /kalkış saati tek bir emre bakar, (sizin için) göz açıp kapama gibi, hatta belki daha da yakındır[2]. Muhakkak ki Allah her şeye bir ölçü koyandır.
Süleyman Ateş
Göklerin ve yerin gaybı Allah'a aittir. O sa'atin işi, bir göz açıp yumma gibi, yahut daha yakın(kısa)dır. Şüphesiz Allah, her şeye gücü yetendir.
Nahl 16:78
Cüz: 14 | Sayfa: 274
وَاللّٰهُ اَخْرَجَكُمْ مِنْ بُطُونِ اُمَّهَاتِكُمْ لَا تَعْلَمُونَ شَيْـٔاًۙ وَجَعَلَ لَكُمُ السَّمْعَ وَالْاَبْصَارَ وَالْاَفْـِٔدَةَۙ لَعَلَّكُمْ تَشْكُرُونَ
Vallahu ahrecekum min butuni ummehatikum la ta'lemune şey'en ve ceale lekumus sem'a vel ebsare vel ef'idete leallekum teşkurun.
Mustafa İslamoğlu
Sizi analarınızın karınlarından hiçbir şey bilmez bir halde çıkaran, belki şükrederler diye sizin için işitme, görme ve duyma-düşünme kabiliyeti takdir eden de yine Allah'tır.
Elmalılı Hamdi Yazır
Ve Allah sizi analarınızın karınlarından öyle bir halde çıkardı ki hiç bir şey bilmiyordunuz, öyle iken size, işitme, gözler, gönüller verdi ki şükredesiniz
Diyanet İşleri
Allah, sizi analarınızın karnından, siz hiçbir şey bilmez durumda iken çıkardı. Şükredesiniz diye size kulaklar, gözler ve kalpler verdi.
Mehmet Okuyan
Allah siz hiçbir şey bilmezken sizi analarınızın karınlarından çıkarmış, şükredesiniz diye size işitme (duyusu), gözler ve kalpler vermiştir.[1]
Suat Yıldırım
Allah sizi analarınızın karınlarından öyle bir halde çıkardı ki hiçbir şey bilmiyordunuz. Öyle iken size kulaklar, gözler, kalpler verdi ki şükredesiniz.
Elmalılı (sadeleştirilmiş)
Allah, sizi annelerinizin karınlarından hiçbir şey bilmediğiniz bir halde çıkardı. Öyle iken size, işitme, gözler ve kalpler verdi ki, şükredesiniz.
Muhammed Esed
Ve sizi analarınızın karnından, hiçbir şey bilmez bir halde çıkarıp size, şükredesiniz diye işitme duyusu, görme duyusu, duyma, düşünme yetisi bahşeden Allah'tır.
Yaşar Nuri Öztürk
Allah sizi annelerinizin karınlarından çıkardı, hiçbir şey bilmiyordunuz; şükredebilesiniz diye size işitme gücü, gözler ve gönüller verdi.
Süleymaniye Vakfı
Allah sizi annelerinizin karınlarından, siz hiçbir şey bilmez bir durumdayken çıkardı. Şükredesiniz / görevlerinizi yerine getiresiniz diye de sizin için dinleme yeteneği, basiret / ileri görüşlülük ve gönüller oluşturdu.[1]
Süleyman Ateş
Allah sizi, (hiçbir şey bilmediğiniz durumda) annelerinizin karınlarından çıkardı, size işitme (duyusu), gözler ve gönüller verdi ki şükredesiniz.
Nahl 16:79
Cüz: 14 | Sayfa: 274
#yaratılış
#uyarı
#iman
#inkar
اَلَمْ يَرَوْا اِلَى الطَّيْرِ مُسَخَّرَاتٍ ف۪ي جَوِّ السَّمَٓاءِۜ مَا يُمْسِكُهُنَّ اِلَّا اللّٰهُۜ اِنَّ ف۪ي ذٰلِكَ لَاٰيَاتٍ لِقَوْمٍ يُؤْمِنُونَ
E lem yerev ilet tayri musahharatin fi cevvis sema, ma yumsikuhunne illallah, inne fi zalike le ayatin li kavmin yu'minun.
Mustafa İslamoğlu
Peki, kuşlar üzerinde hiç mi gözlem yapmazlar? Onlar göğün boşluğunda (uçarken, ilahi yasalara) boyun eğmişlerdir. Onları orada tutan (yasayı) Allah'tan başka kimse (koyamaz). Hiç şüphesiz, inanıp güvenen bir toplum için bunda da mutlaka alınacak dersler vardır.
Elmalılı Hamdi Yazır
Görmediler mi baksalar a kuşlara cevvi Semada müsahharlar iken onları Allahdan başka tutan nedir? Elbette bunda iyman edecek bir kavm için çok ayetler var
Diyanet İşleri
Gökyüzünde Allah'ın emrine boyun eğerek uçan kuşları görmüyorlar mı? Onları gökte ancak Allah tutar. Şüphesiz bunda inanan bir toplum için ibretler vardır.
Mehmet Okuyan
Göğün boşluğunda emre boyun eğdirilmiş olarak uçuşan (kuş)ları görmezler mi? Onları (orada) Allah'tan başkası tutamaz.[1] Şüphesiz ki bunda inanan bir toplum için dersler vardır.
Suat Yıldırım
Gökyüzünün genişliğinde Allah'ın emrine ram olarak uçan kuşları görmezler mi?Bunları orada Allah'tan başkası tutmuyor. Elbette bunda iman edecek kimseler için çok deliller, çok işaretler vardır.
Elmalılı (sadeleştirilmiş)
Gökyüzünün boşluğunda Allah'ın emrine boyun eğdirilerek uçuşan kuşları görmediler mi? Onları boşlukta tutan Allah'tır ancak. Şüphesiz, bunda iman edecek bir topluluk için birçok deliller vardır.
Muhammed Esed
Peki, (hakkı inkar edenler), göğün ortasında, boşlukta, (Allah'ın yarattığı yasalara uyarak) uçup duran kuşlara bakıp düşünmüyorlar mı hiç? Elbette, Allah'tan başka kimse yok, onları yukarıda tutan. Şüphesiz bunda inanmaya eğilim duyanlar için çıkarılacak dersler var!
Yaşar Nuri Öztürk
Gök boşluğunda, bir emre boyun eğdirilmiş olan kuşlara bakmadılar mı? Onları Allah'tan başkası tutmuyor. Bunda, inanan bir topluluk için elbette ki izler, işaretler vardır.
Süleymaniye Vakfı
Onlar göğün boşluğunda boyun eğdirilmiş bir şekilde uçan kuşları hiç görmediler mi? Onları orada Allah'tan başkası tutamaz[1]. İşte bunda inanıp güvenen bir topluluk için kesinlikle ayetler /belgeler vardır.
Süleyman Ateş
Göğün boşluğunda, O'nun emrine boyun eğdirilmiş olan kuşlara bakmadılar mı? Onları Allah'tan başka tutan yoktur. Şüphesiz bunda inanan bir kavim için ayetler (Allah'ın büyüklüğüne işaretler) vardır.
Nahl 16:80
Cüz: 14 | Sayfa: 275
#yaratılış
وَاللّٰهُ جَعَلَ لَكُمْ مِنْ بُيُوتِكُمْ سَكَناً وَجَعَلَ لَكُمْ مِنْ جُلُودِ الْاَنْعَامِ بُيُوتاً تَسْتَخِفُّونَهَا يَوْمَ ظَعْنِكُمْ وَيَوْمَ اِقَامَتِكُمْۙ وَمِنْ اَصْوَافِهَا وَاَوْبَارِهَا وَاَشْعَارِهَٓا اَثَاثاً وَمَتَاعاً اِلٰى ح۪ينٍ
Vallahu ceale lekum min buyutikum sekenen ve ceale lekum min culudil en'ami buyuten testehıffuneha yevme za'nikum ve yevme ikametikum ve min asvafiha ve evbariha ve eş'ariha esasen ve metaan ila hin.
Mustafa İslamoğlu
Size içinde huzur ve sükun duyacağınız sabit meskenler (inşa etme yeteneği) veren; yine size hayvanların derilerinden konup göçerken kolayca taşıyacağınız seyyar mekanlar (yapma yeteneğini) kazandıran; onların yünlerinden, kürklerinden, kıllarından hem dayanıklı temel eşyalar hem de sınırlı süre kullanılan dayanıksız tali eşyalar (üretme yeteneğini) veren de Allah'tır.
Elmalılı Hamdi Yazır
Allah size evlerinizden bir mesken yaptı ve en'am derilerinden size gerek göç gününüzde ve gerek ikametiniz gününde hafif hafif taşıyacağınız evler ve yünlerinden yapağılarından, kıllarından bir zamana kadar (giyinecek, kuşanacak, serilecek, döşenecek) bir esas ve (ticaret edilecek) bir meta' yaptı
Diyanet İşleri
Allah, size evlerinizi huzur ve dinlenme yeri yaptı. Hayvanların derilerinden gerek göç gününüzde, gerek ikamet gününüzde kolayca taşıyacağınız evler; onların yünlerinden, yapağılarından ve kıllarından bir süreye kadar yararlanacağınız ev eşyası ve geçimlikler meydana getirdi.
Mehmet Okuyan
Allah size huzur yeri olarak evlerinizi (yapma imkânı) vermiştir. Sizin için hayvan derilerinden gerek yolculuğunuzda, gerekse konaklama gününüzde kolayca taşıyabileceğiniz evler (çadırlar);[1] yünlerinden, yapağılarından ve kıllarından bir süreye kadar (yararlanacağınız) ev eşyası ve ticaret malı yaratmıştır.
Suat Yıldırım
Allah evlerinizi sizin için bir huzur ocağı yaptı. Davarların derilerinden de, gerek göçtüğünüz, gerek konakladığınız günlerde sizin için taşınması kolay evler (çadırlar, portatif evler) nasib etti. O davarların yünlerinden, tüylerinden veya kıllarından bir süreye kadar faydalanacağınız giyilecek, döşenecek ve kullanılacak eşyalar yapma imkanı verdi.
Elmalılı (sadeleştirilmiş)
Allah size evlerinizden bir huzur ve dinlenme yeri yaptı. Hayvanların derilerinden gerek yolculuk sırasında, gerekse konup yerleştiğiniz günlerde kolayca taşıyabileceğiniz barınaklar ve yünlerinden, yapağılarından, kıllarından da bir süreye kadar kullanacağınız, giyim, ev eşyası ve ticaret malı yarattı.
Muhammed Esed
Ve size, dinlenme yeri olarak kendinize ev (yapma imkan ve yeteneğini) veren; size, hayvanların derilerinden, konup göçerken kolayca taşıyabileceğiniz barınaklar; (kaba) yünlerinden, ince yumuşak yünlerinden ve kıllarından dayanıklı ev eşyası ve daha kısa süreli kullanımlar için başka eşyalar (yapma imkan ve becerisini) bahşeden de Allah'tır.
Yaşar Nuri Öztürk
Allah size, evlerinizden huzur ve sükun yeri yaptı. Hayvan derilerinden size, gerek göç gününüzde gerek konduğunuz sırada rahatça taşıyacağınız evler yaptı. Ayrıca, hayvanların; yünlerinden, yapağılarından ve kıllarından belli bir süreye kadar kullanabileceğiniz giyimlikler, döşemelikler ve kullanım eşyası verdi.
Süleymaniye Vakfı
Allah evlerinizi sizin için dinlenme yeri kıldı. En'am'ın / koyun, keçi, sığır ve devenin derisinden, göçtüğünüz gün ve konakladığınız gün kolayca taşıyabileceğiniz evler (çadırlar); yünlerinden, tüylerinden ve kıllarından da bir süre yararlanacağınız ev eşyalarını ve diğer ihtiyaçlarınızı üretme imkanı verdi.[1]
Süleyman Ateş
Allah size, evlerinizi oturma yeri yaptı ve size hayvan derilerinden, göç gününüzde (yolculukta) ve ikamet gününüzde (oturma zamanlarınızda) kolayca kullanacağınız hafif evler (çadırlar, portatif evler) ve yünlerinden, yapağılarından ve kıllarından bir süreye kadar (kullanacağınız) giyilecek, döşenecek eşya ve geçimlik (ticaret malı) yaptı.
Nahl 16:81
Cüz: 14 | Sayfa: 275
Ahiret
Yaratılış / deliller
#doğa
#yaratılış
#hesap
#iman
وَاللّٰهُ جَعَلَ لَكُمْ مِمَّا خَلَقَ ظِلَالاً وَجَعَلَ لَكُمْ مِنَ الْجِبَالِ اَكْنَاناً وَجَعَلَ لَكُمْ سَرَاب۪يلَ تَق۪يكُمُ الْحَرَّ وَسَرَاب۪يلَ تَق۪يكُمْ بَأْسَكُمْۜ كَذٰلِكَ يُتِمُّ نِعْمَتَهُ عَلَيْكُمْ لَعَلَّكُمْ تُسْلِمُونَ
Vallahu ceale lekum mimma halaka zılalen ve ceale lekum minel cibali eknanen ve ceale lekum serabile tekikumul harra ve serabile tekikum be'sekum, kezalike yutimmu ni'metehu aleykum leallekum tuslimun.
Mustafa İslamoğlu
Yarattığı şeylerden kimilerini size gölgelik kılan; ve dağlardan size sığınaklar-korunaklar temin eden; yine siz hem sıcağa (ve soğuğa) karşı korunacak giysiler, hem de savaşlarınızın darbelerinden korunacak elbiseler (imal etme yeteneği) veren de Allah'tır. Size olan nimetlerini işte böyle tamamladı; belki (O'na) teslimiyetiniz (de tam) olur.
Elmalılı Hamdi Yazır
Allah halkettiği şeylerden sizin için gölgeler yaptı ve sizin için dağlardan siperler yaptı, hem sizi sıcaktan vikaye edecek esvablar hem de harbde vikaye edecek esvablar yaptı, bu suretle üzerinizde olan ni'metini tamamlıyacak ki siz halıs müsliman olup selamet neşredesiniz
Diyanet İşleri
Allah, yarattıklarından sizin için gölgeler yaptı ve dağlarda da sizin için barınaklar var etti. Sizi sıcaktan koruyacak elbiseler ve savaşta sizi koruyacak zırhlar verdi. Böylece Allah, müslüman olasınız diye üzerinizde olan nimetini tamamlıyor.
Mehmet Okuyan
Allah yarattığı şeylerden sizin için gölgeler var etmiştir. Dağlardan da sizin için barınaklar yaratmıştır. Sizi sıcaktan (ve soğuktan) koruyacak elbiseler ve (yine) savaşta sizi koruyacak elbiseler (zırhlar) yaratmıştır. İşte böylece (Allah) teslimiyet göstermeniz için üzerinize nimetini tamamlıyor.[1]
Suat Yıldırım
Allah yarattığı şeylerin bir kısmında size gölgelikler, dağlarda da sizin için barınaklar yaptı. Sizi sıcaktan ve soğuktan koruyacak elbiseler ve savaşta sizi koruyacak zırhlar var etti. Böylece Allah üzerinizdeki nimetlerini tamamlar ki O'na teslimiyetle itaat edesiniz.
Elmalılı (sadeleştirilmiş)
Allah, yarattığı şeylerden sizin için gölgeler yaptı; size dağlardan siperler yaptı; sizi sıcaktan koruyacak elbiseler ve sizi savaşta koruyacak giysiler yaptı. Böylece O, samimi müslüman olasınız diye, üzerinize olan nimetini tamamlayacaktır.
Muhammed Esed
Ve yarattığı bütün öteki şeyler arasında, size (çeşit çeşit) gölgelikler, sığınaklar ayıran; dağlarda gizlenme, saklanma yerleri bahşeden ve sizi sıcağa (ve soğuğa) karşı koruyacak elbiseler; (karşılıklı) saldırılarınıza karşı koruyacak (savaş) giysileri (yapma imkan ve becerisini) veren (de) Allah'tır. O size bahşettiği nimeti işte böyle her yönden tam tutmaktadır ki belki O'na boyun eğer de kurtulursunuz.
Yaşar Nuri Öztürk
Allah, yarattıklarından sizin için gölgeler oluşturdu. Dağlardan sizin için sığınak evler yaptı. Sizin için, sıcaktan koruyacak elbiselerle savaşta koruyacak elbiseler de yaptı. İşte nimetini üzerinizde böyle tamamlıyor ki, O'na teslim olup esenliğe ulaşabilesiniz.
Süleymaniye Vakfı
Allah, yarattığı şeylerden size gölgeler oluşturdu[1]. Dağlarda korunaklar oluşturdu. Sizi sıcaktan koruyacak elbiseler ile çatışmalarda koruyacak elbiseler yapma imkanı da oluşturdu[2]. Allah size olan nimetini böyle tamamlar ki ona teslim olasınız.
Süleyman Ateş
Allah, yarattıklarından sizin için gölgeler yaptı ve sizin için dağlarda oturulacak barınaklar (mağaralar) var etti ve sizi sıcaktan koruyan elbiseler ve savaşta sizi koruyan elbiseler (zırhlar) var eyledi. Allah size ni'metini böyle tamamlıyor ki siz müslüman olup esenliğe eresiniz.
Nahl 16:82
Cüz: 14 | Sayfa: 275
#peygamber
فَاِنْ تَوَلَّوْا فَاِنَّمَا عَلَيْكَ الْبَلَاغُ الْمُب۪ينُ
Fe in tevellev fe innema aleykel belagul mubin.
Mustafa İslamoğlu
Buna rağmen yüz çevirirlerse unutma ki sana düşen açık ve net olarak (mesajı) tebliğ etmektir.
Elmalılı Hamdi Yazır
Buna karşı eğer yüz çevirirlerse artık senin üzerine düşen ancak tebliğ-i beliğdir
Diyanet İşleri
Ey Muhammed! Eğer yüz çevirirlerse, artık sana düşen açık bir tebliğden ibarettir.
Mehmet Okuyan
Yine de yüz çevirirlerse, artık sana düşen (görev) ancak apaçık tebliğdir.
Suat Yıldırım
Eğer bunca nimetlere rağmen yüz çevirirlerse sen sorumlu değilsin.Çünkü senin açık tebliğden başka bir görevin yoktur.
Elmalılı (sadeleştirilmiş)
Buna karşı eğer yüz çevirirlerse, artık senin üzerine düşen ancak açık tebliğdir.
Muhammed Esed
Fakat, (ey Peygamber, eğer senden) yüz çevirirlerse, unutma ki, senin görevin sadece, (sana vahyolunan) mesajı açıkça duyurmaktan ibarettir.
Yaşar Nuri Öztürk
Yine de yüz çevirirlerse artık sana düşen, açık bir tebliğden başka şey değildir.
Süleymaniye Vakfı
Eğer onlar yine de yüz çevirecek olurlarsa (bilsinler ki) sana düşen, sadece açık bir tebliğdir /ayetleri bildirmektir.[1]
Süleyman Ateş
Eğer yine yüz çevirirlerse, artık senin üzerine düşen sadece açık bir şekilde duyurmaktır.
Nahl 16:83
Cüz: 14 | Sayfa: 275
Allah
#yaratılış
#rab
#inkar
يَعْرِفُونَ نِعْمَتَ اللّٰهِ ثُمَّ يُنْكِرُونَهَا وَاَكْثَرُهُمُ الْكَافِرُونَ۟
Ya'rifune ni'metallahi summe yunkiruneha ve ekseruhumul kafirun.
Mustafa İslamoğlu
Allah'ın nimetlerini pekala tanıyıp biliyorlar, fakat yine de nankörlük ediyorlar; zira onların çoğu küfre sapmışlar.
Elmalılı Hamdi Yazır
Allahın nı'metini tanırlar, sonra da inkar ederler ve ekserisi kafirdirler
Diyanet İşleri
Onlar, Allah'ın nimetini bilirler, sonra da inkar ederler. Onların çoğu kafirlerdir.
Mehmet Okuyan
Onlar, Allah'ın nimet(ler)ini bilir (itiraf eder); sonra da onu inkâr ederler. Onların çoğu kâfirdir.
Suat Yıldırım
Müşrikler Allah'ın nimetini bilmekle beraber, bunları kendilerine veren Allah'tan başkasına ibadet etmekle bu nimetleri inkar ederler. Onların çoğu işte böyle nankördürler!
Elmalılı (sadeleştirilmiş)
Allah'ın nimetini tanırlar, sonra da onu inkar ederler. Çoğu kafir kimselerdir.
Muhammed Esed
Aslında Allah'ın nimetinin pekala farkındalar ama, yine de onu tanıyıp doğrulamaya yanaşmıyorlar; çünkü onların çoğu onmaz biçimde küfre batmış bulunuyor.
Yaşar Nuri Öztürk
Allah'ın nimetini biliyorlar, sonra da onu inkar ediyorlar. Çoğu nankördür bunların.
Süleymaniye Vakfı
Onlar Allah'ın nimetlerini tanırlar, (ama) sonra onları inkar ederler. Onların çoğu kafirdir.[1]
Süleyman Ateş
Allah'ın ni'metini bilirler (bu ni'metleri Allah'ın yarattığını kabul ederler), sonra da (bunları kendilerine verenden başkasına taparak) bu ni'metleri inkar ederler, çokları da (nankördürler).
Nahl 16:84
Cüz: 14 | Sayfa: 275
#emanet
#inkar
وَيَوْمَ نَبْعَثُ مِنْ كُلِّ اُمَّةٍ شَه۪يداً ثُمَّ لَا يُؤْذَنُ لِلَّذ۪ينَ كَفَرُوا وَلَا هُمْ يُسْتَعْتَبُونَ
Ve yevme neb'asu min kulli ummetin şehiden summe la yu'zenu lillezinekeferu ve la hum yusta'tebun.
Mustafa İslamoğlu
Fakat bir gün gelecek Biz, her ümmetten bir şahit çıkaracağız. Sonra inkarda ısrar edenlere ne mazeret beyan etme izni verilecek, ne de suçlarını itiraf ile af dileme imkanı.
Elmalılı Hamdi Yazır
Bir gün de gelecek ki her ümmetten bir şahid ba'sedeceğiz, sonra o küfredenlere ne izin verilecek ne de onlardan tarziye istenecek
Diyanet İşleri
Kıyamet günü her ümmetten bir şahit göndereceğiz; sonra inkar edenlere ne (özür dilemeleri için) izin verilecek, ne de Allah'ın rızasını kazandıracak amelleri işleme istekleri kabul edilecek.
Mehmet Okuyan
Her ümmetten bir şahit göndereceğimiz (getireceğimizi) gün,[1] artık (özür dilemeleri için) kâfir olanlara izin verilmez; onların özür dilemeleri de istenmez.[2]
Suat Yıldırım
Gün gelir, o gün her ümmetten birer şahit getiririz. Artık ne o kafirlere konuşmaları için izin verilir, ne de özür dileme imkanı bırakılacak.
Elmalılı (sadeleştirilmiş)
Bir gün gelecek, her ümmetten bir şahit getireceğiz, sonra o küfredenlere ne izin verilecek ne de özürleri kabul edilecektir.
Muhammed Esed
Ama Biz gün gelecek her ümmetten bir tanık çıkaracağız: o Gün, hakkı inkara şartlanmış olanlardan (bilgisizlik gibi) bir mazeret kabul edilmeyecek, af dilemeleri de asla kale alınmayacaktır.
Yaşar Nuri Öztürk
Her ümmetten bir tanığı ortaya sürdüğümüz gün, küfre sapanlara ne izin verilir ne de özür dilemelerine imkan sağlanır.
Süleymaniye Vakfı
Her toplumdan bir şahit çıkardığımız gün[1], artık kafirlik etmiş olanlara herhangi bir izin verilmeyecek, özür dilemeleri de istenmeyecektir.[2]
Süleyman Ateş
Her ümmetten bir şahid getirdiğimiz gün, artık ne nankörler(in konuşmaların)a izin verilir, ne de onların özür dilemeleri istenir.
Nahl 16:85
Cüz: 14 | Sayfa: 275
Ahiret
#cehennem
#zulüm
وَاِذَا رَاَ الَّذ۪ينَ ظَلَمُوا الْعَذَابَ فَلَا يُخَفَّفُ عَنْهُمْ وَلَا هُمْ يُنْظَرُونَ
Ve iza raellezine zalemul azabe fe la yuhaffefuanhum ve la hum yunzarun.
Mustafa İslamoğlu
Ve o zulmedenler azabı görünce, artık onun kendilerine hafifletilmeyeceğini de fırsat tanınmayacağını da anlayacaklar.
Elmalılı Hamdi Yazır
Ve o zalimler azabı gördükleri vakıt artık o onlardan ne tahfif olunacak ne de kendilerine mühlet verilecek
Diyanet İşleri
O zalimler, azabı gördükleri zaman artık onlardan azap hafifletilmez ve kendilerine mühlet de verilmez.
Mehmet Okuyan
Haksızlık edenler azabı gördüklerinde, artık onlardan azap hafifletilmez,[1] onlara bakılmaz da.[2]
Suat Yıldırım
O zalimler cehennem azabını görünce yalvarıp yakarırlar. Fakat ne azapları hafifletilir, ne de kendilerine mühlet verilir.
Elmalılı (sadeleştirilmiş)
O zulmedenler, azabı gördükleri zaman, artık ne azaptan hafifletilecek, ne de kendilerine mühlet verilecek
Muhammed Esed
Ve kötülüğe, haksızlığa şartlanmış olanlar (o gün kendilerini bekleyen) azabı karşılarında bulduklarında, o azabın kendileri için (hiçbir mazeretle) hafifletilmeye(ceğini) ve kendilerine artık zaman da verilmeyeceğini (hemen anlayacaklar).
Yaşar Nuri Öztürk
Zulme sapanlar azapla yüzyüze geldiklerinde, ne azapları hafifletilir ne de yüzlerine bakılır.
Süleymaniye Vakfı
Yanlışlara dalmış olanlar o azabı gördükleri zaman artık azapları hafifletilmeyecek ve onlara / yüzlerine bakılmayacaktır.[1]
Süleyman Ateş
Zulmedenler azabı gördükleri zaman artık azab onlardan ne hafifletilir, ne de onlara fırsat verilir.
Nahl 16:86
Cüz: 14 | Sayfa: 275
Ahiret
Dua / yöneliş
#ahiret
#dua
#şirk
#rab
#hesap
وَاِذَا رَاَ الَّذ۪ينَ اَشْرَكُوا شُرَكَٓاءَهُمْ قَالُوا رَبَّـنَا هٰٓؤُ۬لَٓاءِ شُرَكَٓاؤُ۬نَا الَّذ۪ينَ كُنَّا نَدْعُوا مِنْ دُونِكَۚ فَاَلْقَوْا اِلَيْهِمُ الْقَوْلَ اِنَّكُمْ لَكَاذِبُونَۚ
Ve iza raellezine eşreku şurekaehum kalu rabbena haulai şurekaunellezine kunna ned'u min dunik, fe elkav ileyhimul kavle innekum le kazibun.
Mustafa İslamoğlu
Allah'a ait nitelikleri başkalarına yakıştıranlar ise, (Allah'a) yakıştırdıkları ortakları karşılarında görünce; "Rabbimiz! İşte sana ortak koştuklarımız; Seni bırakıp da kendilerine yalvarıp durduğumuz kimseler bunlardı!" der demez, hemen berikiler onların sözlerini ağızlarına tıkayacaklar: "Sizi gidi yalancılar sizi!.."
Elmalılı Hamdi Yazır
Ve o müşrikler şeriklerini gördükleri vakıt "Ya rabbena! işte şunlar seni bırakıp da kendilerine taptığımız şerikler diyecekler, onlar da şu sözü fırlatacaklar: her halde siz kat'iyen yalancılarsınız
Diyanet İşleri
Allah'a ortak koşanlar, ortaklarını gördüklerinde diyecekler ki: "Rabbimiz! Bunlar, seni bırakıp kendilerine tapmış olduğumuz ortaklarımızdır." Koştukları ortaklar da onlara: "Siz elbette yalancılarsınız" diye laf atacaklar.
Mehmet Okuyan
(Allah'a) ortak koşanlar, ortak koştuklarını (mahşerde) gördükleri zaman şöyle diyecekler: "Rabbimiz! İşte bunlar, senin peşin sıra yalvardığımız ortaklarımızdır." Onlar (ortaklar) da diğerlerine "Siz mutlaka yalancılarsınız!"[1] diye laf atmış (olacak)lardır.
Suat Yıldırım
Müşrikler orada şeriklerini görünce: "Yüce Rabbimiz! Ha işte Senden başka yalvardığımız, Sana ortak saydığımız putlarımız. Onlar yok mu onlar, işte onlar bizi şaşırttılar!" der, onlarsa bunların suratlarına şu sözü çarparlar: "Yalancının tekisiniz siz!"
Elmalılı (sadeleştirilmiş)
Allah'a ortak koşanlar, ortaklarını gördüklerinde: "Ey Rabbimiz, işte bunlar, seni bırakıp da kendilerine taptığımız ortaklarımızdır." diyecekler. Onlar da kendilerine: "Siz kesinlikle, yalancılarsınız!" sözünü fırlatacaklardır.
Muhammed Esed
Ve Allah'tan başkalarına tanrılık yakıştıranlar, (Hesap Günü) bu tanrı yerine koydukları (düzmece) varlıkları karşılarında bulduklarında, "Ey Rabbimiz!" diyecekler, "(Evet) bunlar bizim sana ortak tanrılar olarak gördüğümüz ve seni bırakıp kendilerine yalvarıp yakardığımız varlıklardır!" Bunun üzerine (o varlıklar, onların hak ettikleri) sözü yüzlerine çarparlar: "Sizler (bu konuda birbirine) düpedüz yalan söyleyen kimselerdiniz!"
Yaşar Nuri Öztürk
Şirke sapanlar, ortak tuttuklarını gördüklerinde şöyle derler: "Rabbimiz, işte bunlar seni bırakıp da yalvarıp yakardığımız ortaklarımız." Bunun üzerine ortakları onlara şöyle söz dokundururlar: "Siz, yalancılarsınız, yalancılar!"
Süleymaniye Vakfı
Şirke düşmüş olanlar, (Allah'a) ortak saydıklarını gördüklerinde şöyle diyecekler: "Rabbimiz! Ortak sayıp senden önce yardıma çağırdıklarımız işte bunlardır." Onlar hemen söze karışır ve "Sizler kesinlikle yalancısınız!" derler.[1]
Süleyman Ateş
Ortak koşanlar, ortak koştukları şeyleri gördükleri zaman: "Rabbimiz, işte senden başka yalvar(ıp tap)dığımız ortaklarımız!" derler. (Onlar da bunlara): "Siz tamamen yalancılarsınız!" diye söz atarlar.
Nahl 16:87
Cüz: 14 | Sayfa: 275
Istenmeyen
#şirk
#zulüm
وَاَلْقَوْا اِلَى اللّٰهِ يَوْمَئِذٍۨ السَّلَمَ وَضَلَّ عَنْهُمْ مَا كَانُوا يَفْتَرُونَ
Ve elkav ilallahi yevme izinis seleme ve dalle anhum ma kanu yefterun.
Mustafa İslamoğlu
İşte o gün onlar, (iş iten geçtikten sonra) Allah'a kayıtsız şartsız teslimiyetlerini sunarlar; uydurdukları kuruntu (aracılar) kendilerini yüzüstü bırakırlar.
Elmalılı Hamdi Yazır
Ve o gün Allaha arz-ı teslimiyyet etmişlerdir ve bütün o uydurdukları şeyler kendilerini bırakarak gaib olup gitmişlerdir
Diyanet İşleri
Onlar o gün Allah'a teslim olurlar ve uydurdukları şeyler de onları yüzüstü bırakıp kaybolur.
Mehmet Okuyan
(Kâfirler) o gün Allah'a teslim olacaklar[1] ve uydurmakta oldukları şeyler (putlar) onlardan kaybolup gidecektir.[2]
Suat Yıldırım
Ve o gün zalimler Allah'ın hükmüne teslim olur, uydurdukları tanrılar da kendilerini bırakıp ortalıkta görünmez olurlar.
Elmalılı (sadeleştirilmiş)
Ve o gün Allah'a teslimiyet göstermişler, bütün uydurdukları ortaklar kendilerini bırakarak kaybolup gitmişlerdir.
Muhammed Esed
Ve (işte bu günahı işlemiş olan kimseler) o Gün (iş işten geçtikten sonra) Allah'a teslimiyetlerini bildirirler; ve uydurdukları (düzmece tanrılar) da yüzüstü bırakır onları.
Yaşar Nuri Öztürk
O gün hepsi Allah huzurunda teslim bayrağı çekmiş, iftira aracı olarak kullandıklarının tümü onları ortada bırakıp kaybolmuştur.
Süleymaniye Vakfı
O gün hepsi Allah'a teslimiyet gösterir; uydurdukları ortaklar da kendilerinden uzaklaşmış olur.[1]
Süleyman Ateş
O gün (ortak koşanlar) Allah'a teslim olmuşlar ve uydurup durdukları şeyler kendilerinden sapıp gitmiştir.
Nahl 16:88
Cüz: 14 | Sayfa: 276
Ahiret
#cehennem
#hesap
#inkar
اَلَّذ۪ينَ كَفَرُوا وَصَدُّوا عَنْ سَب۪يلِ اللّٰهِ زِدْنَاهُمْ عَذَاباً فَوْقَ الْعَذَابِ بِمَا كَانُوا يُفْسِدُونَ
Ellezine keferu ve saddu an sebilillahi zidnahum azaben fevkal azabi bima kanu yufsidun.
Mustafa İslamoğlu
İnkarda direnmekle kalmayıp başkalarını da Allah'ın yolundan çeviren kimselerin üzerine, sebep oldukları toplumsal çürüme ve yozlaşmadan dolayı azab üstüne azap yığacağız;
Elmalılı Hamdi Yazır
O hem küfretmiş hem de Allah yolundan çevirmiş olanlar diğerlerini de ifsad ettikleri cihetle o azab üstüne bir azab ziyade etmişizdir
Diyanet İşleri
İnkar eden ve insanları Allah'ın yolundan alıkoyanların, yapmakta oldukları bozgunculuklarına karşılık azaplarının üstüne azap ekleriz.
Mehmet Okuyan
Kâfir olup (insanları) Allah yolundan alıkoyanlar var ya, işte bozgunculuk yapmaları sebebiyle onların azaplarını artırdıkça artıracağız.[1]
Suat Yıldırım
Onlar ki kendileri kafir oldukları gibi başkalarını da Allah yolundan çevirirler... İşte başka insanları da ifsad ettikleri için, onların cezalarını kat kat artırırız.
Elmalılı (sadeleştirilmiş)
Hem küfretmiş hem de Allah yolundan çevirmiş olanlar, diğerlerini de bozdukları için, onlara azap üstüne bir azap daha artırdık.
Muhammed Esed
Hakkı inkara kalkışan ve başkalarını Allah'ın yolundan çeviren kimselerin üzerine, çıkardıkları bozgunculuktan ötürü, azap üstüne azap yığacağız.
Yaşar Nuri Öztürk
İnkara sapıp Allah yolundan geri çevirenler var ya, bozgunculuk edip durmalarından ötürü onların azaplarına azap katmışızdır.
Süleymaniye Vakfı
Kafirlik eden ve başkalarını Allah'ın yolundan çevirenlerin azaplarının üzerine, bozgunculuk yapmalarına karşılık, bir azap daha katacağız.[1]
Süleyman Ateş
Nankörlük edip Allah'ın yoluna engel olan kimselerin, -bozgunculuklarından dolayı- azaplarının üstüne azab katmışızdır!
Nahl 16:89
Cüz: 14 | Sayfa: 276
Allah
#rahmet
#emanet
#hidayet
#kitap
#peygamber
وَيَوْمَ نَبْعَثُ ف۪ي كُلِّ اُمَّةٍ شَه۪يداً عَلَيْهِمْ مِنْ اَنْفُسِهِمْ وَجِئْنَا بِكَ شَه۪يداً عَلٰى هٰٓؤُ۬لَٓاءِۜ وَنَزَّلْنَا عَلَيْكَ الْكِتَابَ تِبْيَاناً لِكُلِّ شَيْءٍ وَهُدًى وَرَحْمَةً وَبُشْرٰى لِلْمُسْلِم۪ينَ۟
Ve yevme neb'asu fi kulli ummetin şehiden aleyhim min enfusihim ve ci'nabike şehiden ala haula, ve nezzelna aleykel kitabe tibyanen likulli şey'in ve huden ve rahmeten ve buşra lil muslimin.
Mustafa İslamoğlu
ve günü gelince onların aleyhine (de) her bir ümmetin kendi içerisinden bir şahit çıkaracağız. Seni de (Ey Muhammed), işte şu (mesajın muhatabı olan) insanlara bir şahit olarak getirdik; ve sana (din ile ilgili) her şeyi ana kaynağından indirerek vurgulu bir biçimde açıklayan ve bir yol haritası, bir rahmet ve Allah'a teslim olanlar için bir müjde olan bu ilahi mesajı indirdik.
Elmalılı Hamdi Yazır
Hele her ümmet içinde kendilerinden üzerlerine bir şahid ba's edeceğimiz, seni de onlar üzerine şahid getirdiğimiz gün!... ve bu kitabı sana ceste ceste indirdik ki her şeyi beliğ bir surette beyan etmek hem bir hidayet kanunu, hem bir rahmet, hem de müslimine bir müjde olmak için
Diyanet İşleri
(Ey Muhammed!) Her ümmetin kendi içinden üzerlerine bir şahit göndereceğimiz, seni de onların üzerine bir şahit olarak getireceğimiz günü düşün. Sana bu kitabı; her şey için bir açıklama, doğru yolu gösteren bir rehber, bir rahmet ve müslümanlar için bir müjde olarak indirdik.
Mehmet Okuyan
O gün kendilerinden her ümmete bir şahit göndereceğiz (getireceğiz).[1] Seni de bunların üzerine şahit olarak getirmiş olacağız. Bu Kitabı sana, her şey için bir açıklama,[2] müslümanlar için de bir rehber, rahmet ve müjde olarak indirdik.[3]
Suat Yıldırım
Gün gelir, her ümmetten kendilerine birer şahit getiririz. Seni de ümmetin üzerine bir şahit olarak getirip dinleriz. Ey Resulüm, işte sana bu kutlu kitabı indirdik ki her şeyi açıklasın, doğru yolu göstersin,Allah'a teslimiyetle itaat edecek olanlara, rahmetin ve müjdenin ta kendisi olsun.
Elmalılı (sadeleştirilmiş)
Hele her ümmet içinde kendilerinden kendi üzerlerine bir şahit göndereceğimiz seni de onların üzerine şahit getirdiğimiz gün!.. Bu Kitabı sana, herşeyi beliğ bir şekilde açıklamak; hem bir hidayet kanunu, hem bir rahmet, hem de müslümanlara müjde olmak üzere ceste ceste indirdik.
Muhammed Esed
Ve gün gelecek her toplum içinden kendi aleyhlerine bir şahit çıkaracağız. Ve seni de (ey Peygamber, mesajının ulaşabileceği) kimseler üzerinde şahit kıldık; nitekim sana adım adım her şeyi olduğu gibi açıklayan, bir doğru yol bilgisi, bir rahmet ve Allah'a yürekten boyun eğenlere müjde olarak bu ilahi kelamı indirdik.
Yaşar Nuri Öztürk
Gün olur, her ümmet için kendi aleyhlerine kendi içlerinden bir tanık çıkarırız. Seni de şu insanlar hakkında tanık olarak getireceğiz. Sana bu Kitap'ı indirdik ki herşey için ayrıntılı bir açıklayıcı, bir kılavuz, bir rahmet, Müslümanlara da bir müjde olsun.
Süleymaniye Vakfı
Her toplumdan kendilerine bir şahit çıkardığımız gün, seni de bunlara şahit getireceğiz.[1] Bu kitabı sana, her şeyi açıklasın; bir rehber, bir ikram ve tam teslim olanlara bir müjde olsun diye indirdik.[2]
Süleyman Ateş
Her ümmet içinde, kendi aralarından, aleyhlerine bir şahid getireceğimiz gün, seni de bunların aleyhine şahid getirmiş olacağız. Sana bu Kitabı, her şeyi açıklayan ve müslümanlara yol gösterici, rahmet ve müjde olarak indirdik.
Nahl 16:90
Cüz: 14 | Sayfa: 276
Istenmeyen
İnsan psikolojisi
Toplum / adalet
#adalet
#dalalet
#rab
#nasihat
#uyarı
#zulüm
اِنَّ اللّٰهَ يَأْمُرُ بِالْعَدْلِ وَالْاِحْسَانِ وَا۪يتَٓائِ ذِي الْقُرْبٰى وَيَنْهٰى عَنِ الْفَحْشَٓاءِ وَالْمُنْكَرِ وَالْبَغْيِۚ يَعِظُكُمْ لَعَلَّكُمْ تَذَكَّرُونَ
İnnallahe ye'muru bil adli vel ihsani ve itai zil kurba ve yenha anil fahşai vel munkeri vel bagy, yeizukum leallekum tezekkerun.
Mustafa İslamoğlu
Hiç şüphe yok ki Allah adil davranmayı, iyilik yapmayı ve yakınlara karşı cömert olmayı emreder; ve her türlü utanç verici hayasızlığı, selim akla ve sağduyuya aykırı çirkinliği ve sınırları hiçe sayan taşkınlık ve azgınlığı yasaklar: size (bu) öğütleri verir ki, sorumluluklarınızı aklınızda tutabilesiniz.
Elmalılı Hamdi Yazır
Haberiniz olsun ki Allah size adli, ihsanı ve yakınlığı olana atayı emrediyor ve fuhşiyyattan, münkerden, bagiyden nehyediyor, size va'zediyor ki dinleyip anlayıp tutasınız
Diyanet İşleri
Şüphesiz Allah, adaleti, iyilik yapmayı, yakınlara yardım etmeyi emreder; hayasızlığı, fenalık ve azgınlığı da yasaklar. O, düşünüp tutasınız diye size öğüt veriyor.
Mehmet Okuyan
Şüphesiz ki Allah adaleti, iyiliği, akrabaya yardım etmeyi emreder; çirkinliği, fenalığı ve azgınlığı da yasaklar. (O, gerçekleri) hatırlayasınız diye size öğüt vermektedir.[1]
Suat Yıldırım
Allah adaleti, hatta adaletten de fazla olarak ihsanı, en güzel davranışı ve muhtaç oldukları şeyleri yakınlara vermeyi emreder. Hayasızlığı, çirkin işleri, zulüm ve tecavüzü yasaklar. Düşünüp tutasınız diye size öğüt verir.
Elmalılı (sadeleştirilmiş)
Haberiniz olsun ki Allah, size adaleti, iyi davranmayı ve yakınlara yardımda bulunmayı emrediyor; hayasızlığı, fenalığı ve azgınlığı yasaklıyor; dinleyip anlayıp tutasınız diye size öğüt veriyor.
Muhammed Esed
Gerçek şu ki, Allah adaleti ve iyilik yapmayı, yakınlara karşı cömert olmayı emredip utanç verici ve arsızca olanı, akıl ve sağduyuya aykırı olanı ve azgınlığı, taşkınlığı yasaklıyor; ve size (böyle tekrar tekrar) öğüt veriyor ki, böylece (bütün bunları) belki aklınızda tutarsınız.
Yaşar Nuri Öztürk
Şu bir gerçek ki Allah; adaleti, iyi ve güzel davranmayı, akrabaya vermeyi emreder. Tüm pisliklerden/edepsizliklerden, kötülükten, azgınlık, doymazlık ve kıskançlıktan yasaklar. Düşünüp ibret alırsınız ümidiyle size öğüt veriyor.
Süleymaniye Vakfı
Allah; adil olmayı[1], güzel davranmayı[2] ve yakınlara (hakları olanı) vermeyi emrediyor[3]. Cinsel günahları[4], kötü şeyleri[5] ve hakka tecavüzü de yasaklıyor[6]. O, bilginizi kullanasınız diye size öğüt veriyor.
Süleyman Ateş
Allah adaleti, ihsanı, akrabaya vermeyi emreder, fahşa(edepsizlikten)dan, münker(fenalık)den ve bağy(azgınlık)den meneder. Öğüt almanız için size böyle öğüt verir.
Nahl 16:91
Cüz: 14 | Sayfa: 276
Istenen
Toplum / adalet
#emanet
#infak
وَاَوْفُوا بِعَهْدِ اللّٰهِ اِذَا عَاهَدْتُمْ وَلَا تَنْقُضُوا الْاَيْمَانَ بَعْدَ تَوْك۪يدِهَا وَقَدْ جَعَلْتُمُ اللّٰهَ عَلَيْكُمْ كَف۪يلاًۜ اِنَّ اللّٰهَ يَعْلَمُ مَا تَفْعَلُونَ
Ve evfu bi ahdillahi iza ahedtum ve la tenkudul eymane ba'de tevkidiha ve kad cealtumullahe aleykum kefila, innallahe ya'lemu ma tef'alun.
Mustafa İslamoğlu
Yine Allah ile sözleşme yaptığınızda, sözünüze sadakat gösteriniz; bir de yeminlerinizi iyice kesinleştirdikten sonra bozmaya kalkmayınız! Unutmayınız ki Allah'ı kendinize kefil kılmıştınız: zira Allah yaptığınız her şeyi biliyor.
Elmalılı Hamdi Yazır
Bir de muahede ettiğinizde Allahın ahdini yerine getirin, ve sağlam sağlam ettiğiniz yeminleri bozmayın, nasıl olur ki ona Allahı kefil kılmıştınız, şüphe yok ki Allah, ne yaparsanız temamen bilir
Diyanet İşleri
Antlaşma yaptığınız zaman, Allah'a karşı verdiğiniz sözü yerine getirin. Allah'ı kendinize kefil kılarak pekiştirdikten sonra yeminlerinizi bozmayın. Şüphesiz Allah, yaptıklarınızı bilir.
Mehmet Okuyan
Antlaşma yaptığınız zaman, Allah'ın sözünü yerine getirin[1] ve Allah'ı üzerinize şahit tutarak, pekiştirdikten sonra yeminleri bozmayın! Şüphesiz ki Allah yapmakta olduğunuz şeyleri bilir.
Suat Yıldırım
Bir de sözleşme yaptığınızda Allah'ın huzurunda verdiğiniz sözü yerine getirin. Allah'ı kefil ederek bağlandığınız yeminleri te'kid ettikten sonra bozmayın. Hiç şüphe yok ki Allah yaptığınız her şeyi bilir.
Elmalılı (sadeleştirilmiş)
Bir de antlaşma yaptığınızda Allah'ın ahdini yerine getirin ve sağlam ettiğiniz yeminleri bozmayın. Nasıl olur ki, Allah'ı üzerinize kefil yapmıştınız! Şüphe yok ki Allah, yaptıklarınızı tamamen bilir.
Muhammed Esed
Bir de, bir sözleşme yaparak bağlanma içine girdiğinizde Allah'la olan sözleşmenize sadakat gösterin; ve yeminlerinizi, iyi niyetinize Allah'ı tanık tutarak iyice pekiştirdikten sonra bozmayın; unutmayın ki, yaptığınız her şeyi Allah mutlaka biliyor.
Yaşar Nuri Öztürk
Antlaşma yaptığınızda, Allah'a verdiğiniz söze vefa gösterin. Bağlayıp pekiştirdikten sonra yeminlerinizi bozmayın. Çünkü, kendinize Allah'ı kefil yapmış durumdasınız. Allah, yaptıklarınızı biliyor.
Süleymaniye Vakfı
Antlaşma yaptığınızda Allah'a karşı yükümlülüğünüzü yerine getirin[1]. Allah'ı kendinize kefil tutarak yeminlerinizi sağlamlaştırmanızın ardından onları bozmayın[2]. Muhakkak ki Allah ne yaptığınızı bilir.
Süleyman Ateş
Andlaşma yaptığınız zaman Allah'ın ahdini tam yerine getirin (verdiğiniz sözü tutun), pekiştirdikten sonra yeminleri bozmayın. Çünkü Allah'ı üzerinize kefil (şahid) yaptınız. Allah yaptıklarınızı bilir.
Nahl 16:92
Cüz: 14 | Sayfa: 276
#ölçü_tartı
#imtihan
وَلَا تَكُونُوا كَالَّت۪ي نَقَضَتْ غَزْلَهَا مِنْ بَعْدِ قُوَّةٍ اَنْكَاثاًۜ تَتَّخِذُونَ اَيْمَانَكُمْ دَخَلاً بَيْنَكُمْ اَنْ تَكُونَ اُمَّةٌ هِيَ اَرْبٰى مِنْ اُمَّةٍۜ اِنَّمَا يَبْلُوكُمُ اللّٰهُ بِه۪ۜ وَلَيُبَيِّنَنَّ لَكُمْ يَوْمَ الْقِيٰمَةِ مَا كُنْتُمْ ف۪يهِ تَخْتَلِفُونَ
Ve la tekunu kelleti nekadat gazleha min ba'di kuvvetin enkasa, tettehızune eymanekum dehalen beynekum en tekune ummetun hiye erba min ummeh, innema yeblukumullahu bih, ve le yubeyyinenne lekum yevmel kıyameti ma kuntum fihi tahtelifun.
Mustafa İslamoğlu
Ve asla bir topluluk (diğerinden) daha karlı gerekçesiyle, yeminlerinizi kendi aranızda bir kandırmacaya dönüştürerek, ipliğini iyice eğirdikten sonra onu tersine çevirip çözen kadının durumuna düşmeyin! Şüphesiz Allah sizi bununla sınamaktadır; ve elbette Kıyamet Günü üzerinde sürekli tartışıp farklı sonuçlara ulaştığınız şeyleri açık seçik önünüze serecektir.
Elmalılı Hamdi Yazır
Ve bir ümmet diğer bir ümmetten daha nemalı olduğu için yeminlerinizi aranızda bir hud'a ittihaz ederek o, ipliğini kat kat kuvvetle büktükten sonra sökmeye çalışan karı gibi olmayın, her halde Allah sizi onunla imtihan eder ve elbette o ıhtilaf etmekte olduğunuz şeyleri Kıyamet günü size muhakkak beyan edecektir
Diyanet İşleri
Bir topluluk diğer bir topluluktan daha (güçlü ve) çoktur diye yeminlerinizi aranızda bir hile ve fesat sebebi yaparak, ipliğini iyice eğirip büktükten sonra (tekrar) çözüp bozan kadın gibi olmayın. Allah, bununla sizi ancak imtihan eder. Hakkında ayrılığa düştüğünüz şeyleri kıyamet günü size elbette açıklayacaktır.
Mehmet Okuyan
Bir toplum diğer bir toplumdan daha kabarık (çok, güçlü) olduğu için, yeminlerinizi aranızda bir bozgunculuk aracı edinerek ipliğini sağlamca büktükten sonra, çözüp bozan (kişiler) gibi olmayın! Allah bununla (bu eyleminizle) sizi imtihan etmektedir. Hakkında anlaşmazlığa düşmekte olduğunuz şeyi kıyamet gününde mutlaka size açıklayacaktır.
Suat Yıldırım
Bir topluluk, diğer bir topluluktan sayıca, nüfuzca veya malca daha çok olduğu için, yeminlerinizi aranızda bir aldatma ve işi bozma sebebi kılıp da ipliğini sağlamca büküp eğirdikten sonra çözen, böylece bütün emeğini boşa çıkaran ahmak kadının durumuna düşmeyin. Gerçekten Allah sizi bununla (sözünüzü yerine getirmekle veya nüfuz ve servet çokluğu ile) imtihan eder. Kıyamet günü de hakkında ihtilafa düşmüş olduğunuz şeyleri size açıklayacaktır.
Elmalılı (sadeleştirilmiş)
Ve bir ümmet diğer ümmetten daha çok olduğu için, yeminlerinizi aranızda bir hile aracı edinerek, o ipliğini kat kat kuvvetlice büktükten sonra sökmeye çalışan karı gibi olmayın! Herhalde Allah, sizi onunla imtihan eder ve O, kesinlikle hakkında ihtilaf etmekte olduğunuz şeyleri, kıyamet günü size açıklayacaktır.
Muhammed Esed
Ve sakın yeminlerinizi, sırf içinizden bir grubun diğerinden daha güçlü olmasına dayanarak aranızda bir aldatma aracı olarak ele alıp da ipliğini iyice büküp berkittikten sonra onu çözüp koparan kadın gibi olmayın. Allah bütün bunlarla sizi sadece sınavdan geçiriyor ki, üzerinde çekişip durduğunuz her şeyi Kıyamet Günü'nde bütün açıklığıyla karşınıza koysun.
Yaşar Nuri Öztürk
Yeminleri bozmada, ipliğini kuvvetle büktükten sonra bozup parçalayan karı gibi olmayın. Bir topluluk ötekinden daha zengin ve kalabalık çıktığı için yeminlerinizi aranızda bir hile aracı yapıyorsunuz. Allah sizi bununla imtihan ediyor; ihtilafa düştüğünüz şeyleri kıyamet günü size açık bir biçimde elbette gösterecektir.
Süleymaniye Vakfı
Bir toplum diğer toplumdan daha çok diye yeminlerinizi aranıza sokulmuş önemsiz bir şey sayarak[1] ipliğini iyice eğirip katladıktan sonra söken kadın gibi olmayın. Allah sizi bununla zor bir imtihana sokar. Kıyamet /mezardan kalkış günü, anlaşmazlığa düştüğünüz konuları size elbette açıklayacaktır.[2]
Süleyman Ateş
Bir topluluk, diğer bir topluluktan (sayıca ve malca) daha çok olduğu için, yeminlerinizi aranızda bozucu bir vasıta yaparak, ipliğini kuvvetli büktükten sonra çözen kadın gibi olmayın! Çünkü Allah, sizi bununla dener. Hakkında ayrılığa düştüğünüz şeyleri kıyamet günü size açıklayacaktır.
Nahl 16:93
Cüz: 14 | Sayfa: 276
Ahiret
İnsan psikolojisi
#hidayet
#dalalet
#hesap
#irade
وَلَوْ شَٓاءَ اللّٰهُ لَجَعَلَكُمْ اُمَّةً وَاحِدَةً وَلٰكِنْ يُضِلُّ مَنْ يَشَٓاءُ وَيَهْد۪ي مَنْ يَشَٓاءُۜ وَلَتُسْـَٔلُنَّ عَمَّا كُنْتُمْ تَعْمَلُونَ
Ve lev şaallahu le cealekum ummeten vahideten ve lakin yudıllu men yeşau ve yehdi men yeşa', ve le tus'elunne amma kuntum ta'melun.
Mustafa İslamoğlu
Zaten eğer Allah dileseydi sizi tek bir ümmet yapıverirdi; fakat o sapmak isteyeni saptırıyor, doğru yöne yönelmek isteyeni ise (ona) yöneltiyor: ne ki (seçiminiz sonucu) yapa geldiğiniz her şeyden mutlaka hesaba çekileceksiniz.
Elmalılı Hamdi Yazır
Allah, dilese idi elbet hepinizi bir tek ümmet yapardı ve lakin o, dilediğine dalalet, dilediğine hidayet buyurur ve her halde hepiniz bütün yaptıklarınızdan mes'ul olacaksınız
Diyanet İşleri
Allah dileseydi, sizi tek bir ümmet yapardı. Fakat O, dilediğini saptırır, dilediğini de doğru yola iletir. Yapmakta olduğunuz şeylerden mutlaka sorguya çekileceksiniz.
Mehmet Okuyan
Allah dileseydi sizi tek bir ümmet yapardı[1] fakat (Allah) dileyeni (layık gördüğünü) saptırır (sapkınlığını onaylar), dileyeni (layık gördüğünü) de doğru yola ulaştırır.[2]Yaptıklarınızdan mutlaka sorumlu tutulacaksınız.
Suat Yıldırım
Allah dileseydi sizin hepinizi bir tek ümmet yapardı. Lakin O, dilediğini şaşırtır, dilediğini doğru yola iletir.Şu kesin ki sizler bütün yaptıklarınızdan sorguya çekileceksiniz.
Elmalılı (sadeleştirilmiş)
Allah dileseydi mutlaka hepinizi bir tek ümmet yapardı, fakat O, dilediğini saptırır, dilediğini doğru yola eriştirir ve herhalde hepiniz, bütün yaptıklarınızdan sorumlu olacaksınız.
Muhammed Esed
Çünkü, Allah dileseydi şüphesiz hepinizi bir tek ümmet yapardı; ama (sapmak) isteyeni saptırıp, (doğru yola ulaşmak) isteyeni de doğru yola yöneltiyor; Ve şüphesiz, yaptığınız her şeyden ötürü sorguya çekileceksiniz!
Yaşar Nuri Öztürk
Allah dileseydi, elbette ki sizi birtek ümmet yapardı. Ama O, dilediğini saptırıyor, dilediğini de iyiye ve güzele kılavuzluyor. Yapıp ettiklerinizden mutlaka sorgu-suale çekileceksiniz.
Süleymaniye Vakfı
Eğer tercihi Allah yapsaydı elbette hepinizi tek bir ümmet /toplum yapardı[1]. Ama Allah (sapkınlığı) tercih edeni sapkın sayar, (doğru yolu) tercih edeni[2] de yoluna kabul eder[3]. Yaptıklarınızdan da elbette sorguya çekileceksiniz.[4]
Süleyman Ateş
Allah dileseydi, hepinizi, bir tek ümmet yapardı, fakat (O), dilediğini şaşırtır, dilediğini doğru yola iletir. Ve siz, mutlaka yaptığınız şeylerden sorulacaksınız.
Nahl 16:94
Cüz: 14 | Sayfa: 277
Ahiret
#ahiret
#cehennem
#korku
وَلَا تَتَّخِذُٓوا اَيْمَانَكُمْ دَخَلاً بَيْنَكُمْ فَتَزِلَّ قَدَمٌ بَعْدَ ثُبُوتِهَا وَتَذُوقُوا السُّٓوءَ بِمَا صَدَدْتُمْ عَنْ سَب۪يلِ اللّٰهِۚ وَلَكُمْ عَذَابٌ عَظ۪يمٌ
Ve la tettehızu eymanekum dehalen beynekum fe tezille kademun ba'de subutiha ve tezukus sue bima sadedtum an sebilillah, ve lekum azabun azim.
Mustafa İslamoğlu
Asla yeminlerinizi bir kandırma aracına dönüştürmeyin; yoksa ayağınızı sağlam basmışken (zemin alttan) kayıp gider ve Allah yolundan uzaklaşmanızın kötü sonuçlarını (yudum yudum) tadarsınız; üstelik (ötede) sizi bekleyen daha korkunç bir azap bulursunuz.
Elmalılı Hamdi Yazır
Yeminlerinizi aranızda hud'a ve fesada vesile ittihaz etmeyin ki sonra sağlam basmışken bir ayak kayar ve Allah yolundan saptığınız için fena acı tadarsınız, Ahırette de size pek büyük bir azab olur
Diyanet İşleri
Yeminlerinizi aranızda hile ve fesat sebebi yapmayın. Sonra sağlamca bastıktan sonra ayak(larınız) kayar da Allah yolundan sapmanız sebebiyle kötü azabı tadarsınız. (Ahirette de) sizin için büyük bir azap vardır.
Mehmet Okuyan
Yeminlerinizi aranızda aldatma sebebi edinmeyin! Aksi hâlde sağlam bastıktan sonra ayaklar(ınız) kayar da (insanları) Allah yolundan alıkoymanız sebebiyle kötülüğü tadarsınız. Sizin için (ahirette de) büyük bir azap vardır.
Suat Yıldırım
Yeminlerinizi aranızda bir aldatma ve fesat aleti yapmayın ki sonra ayağınız sapasağlam bastıktan sonra kayabilir, insanları Allah yolundan alıkoymanız sebebiyle kötülüğün cezasını tadarsınız, ahirette de size pek büyük bir azap olur.
Elmalılı (sadeleştirilmiş)
Yeminlerinizi, aranızda hile ve bozgunculuğa vesile edinmeyin, sonra sağlam basmışken bir ayak kayar ve Allah yolundan saptığınız için fena acı tadarsınız; artık ahirette de size pek büyük bir azap olur.
Muhammed Esed
(Bunun içindir ki,) yeminlerinizi aranızda bir aldatma aracı olarak kullanmayın; yoksa ayağ(ınız), sağlamca basmış olduğunuz halde, kayar ve böylece Allah yolundan dönüp uzaklaşmanızın kötü (sonuçlarını) tatmak zorunda kalırsınız; ayrıca bu takdirde sizi (öte dünyada da) çok büyük bir azap bekliyecektir.
Yaşar Nuri Öztürk
Yeminlerinizi aranızda hile ve aldatma aracı yapmayın; aksi halde, ayak sağlam bastıktan sonra kayar ve Allah yolundan alıkoyduğunuz için acıyı tadarsınız. Üstelik büyük bir azaba da uğrarsınız.
Süleymaniye Vakfı
Yeminlerinizi aranıza sokulmuş önemsiz bir şey saymayın[1]; yoksa ayağınız sağlam basmışken kayıverir ve Allah'ın yolundan çıkmanızın kötülüğünü tadarsınız. (O zaman) Sizin için büyük bir azap da vardır.
Süleyman Ateş
Yeminlerinizi aranızı bozan bir şey yapmayın, sonra sağlam basmış olan ayak, kayar ve Allah'ın yoluna engel olduğunuzdan dolayı kötülüğü(n cezasını) tadarsınız ve büyük bir azaba uğrarsınız.
Nahl 16:95
Cüz: 14 | Sayfa: 277
Ahiret
#ahiret
#emanet
#peygamber
وَلَا تَشْتَرُوا بِعَهْدِ اللّٰهِ ثَمَناً قَل۪يلاًۜ اِنَّمَا عِنْدَ اللّٰهِ هُوَ خَيْرٌ لَكُمْ اِنْ كُنْتُمْ تَعْلَمُونَ
Ve la teşteru bi ahdillahi semenen kalila, innema indallahi huve hayrun lekum in kuntum ta'lemun.
Mustafa İslamoğlu
Ve Allah ile yaptığınız sözleşmeyi az bir bedel karşılığında satmayın! Bakın, (onun) Allah katındaki karşılığı var ya; işte o eğer bilirseniz sizin için çok daha hayırlıdır.
Elmalılı Hamdi Yazır
Allahın ahdini cüz'i bir bedele değişmeyin her halde Allah yanındaki sizin için daha hayırlıdır, eğer bilir iseniz
Diyanet İşleri
Allah'a verdiğiniz sözü az bir karşılığa değişmeyin. Eğer bilirseniz, şüphesiz Allah katında olan sizin için daha hayırlıdır.
Mehmet Okuyan
Allah'ın sözünü az bir değere satmayın! (Gerçeği) biliyorsanız şüphesiz ki Allah katında olan (sevap) sizin için hayırlı olandır.
Suat Yıldırım
Allah'a verdiğiniz sözü değersiz bir menfaat karşılığında satmayın! Zira ahirette Allah nezdinde olan nimet, eğer bilirseniz, sizin için elbette daha hayırlıdır.
Elmalılı (sadeleştirilmiş)
Allah'ın ahdini küçücük bir bedele değişmeyin! Herhalde Allah katındaki sizin için daha hayırlıdır, eğer bilirseniz.
Muhammed Esed
Öyleyse, Allah'la yaptığınız sözleşmeyi az bir pahayla değişmeyin! Bir bilseniz, Allah katında (bulacağınız paha) sizin için elbette en iyisidir:
Yaşar Nuri Öztürk
Allah'a verdiğiniz sözü basit bir ücret karşılığı satmayın. Eğer bilirseniz, Allah katında olan, sizin için daha hayırlıdır.
Süleymaniye Vakfı
Allah'a karşı yükümlülüğünüzü geçici bir çıkar karşılığında satmayın[1]. Bilseniz Allah katında olan sizin için hayırlıdır.[2]
Süleyman Ateş
Allah'a verdiğiniz sözü (peygambere yaptığınız bey'atı) az bir paraya satmayın. Zira bilirseniz Allah'ın yanında olan, sizin için daha hayırlıdır.
Nahl 16:96
Cüz: 14 | Sayfa: 277
#sabır
#bağışlama
مَا عِنْدَكُمْ يَنْفَدُ وَمَا عِنْدَ اللّٰهِ بَاقٍۜ وَلَنَجْزِيَنَّ الَّذ۪ينَ صَبَرُٓوا اَجْرَهُمْ بِاَحْسَنِ مَا كَانُوا يَعْمَلُونَ
Ma ındekum yenfedu ve ma ındallahi bak, ve le necziyennellezine saberu ecrehum bi ahseni ma kanu ya'melun.
Mustafa İslamoğlu
(zira) sizin yanınızdaki tükenir, fakat Allah katındakiler bakidir. İmdi herkes emin olsun ki, zorluklara karşı göğüs gerenleri işlediklerinin en iyisiyle ödüllendireceğiz:
Elmalılı Hamdi Yazır
Sizin yanınızdaki tükenir, Allahın yanındaki ise bakidir, elbette biz o sabredenlere yaptıkları amelin daha güzelile ecirlerini muhakkak vereceğiz
Diyanet İşleri
Sizin yanınızdaki tükenir, Allah katında olan ise kalıcıdır. Elbette sabredenlere, yapmakta olduklarının en güzeliyle mükafatlarını vereceğiz.
Mehmet Okuyan
Sizin yanınızdaki (dünya malı) tükenir; Allah katındakiler ise kalıcıdır. Sabredenlere elbette yapmış olduklarının en güzeliyle ödüllerini vereceğiz.[1]
Suat Yıldırım
Sizin elinizdekiler tükenir, ama Allah'ın elinde olanlar bakidir. Biz sabredenleri, işledikleri en güzel işleri esas alarak ödüllendirecek, kötülüklerini bağışlayacağız.
Elmalılı (sadeleştirilmiş)
Sizin yanınızdaki tükenir. Allah'ın katındaki ise kalıcıdır. Biz, mutlaka o sabredenlere, yaptıkları işin daha güzeli ile mükafatlarını vereceğiz.
Muhammed Esed
(Çünkü) sizin katınızdaki tükenir gider, ama Allah katındaki kalıcıdır. Ve kesin olan şu ki: güçlüklere göğüs gerenleri yaptıkları en iyi şey neyse ona göre ödüllendireceğiz.
Yaşar Nuri Öztürk
Sizin yanınızdaki tükenir ama Allah'ın yanındaki sonsuza dek kalıcıdır. Sabredenlere ödüllerini biz, işleyip ürettiklerinin en güzeliyle mutlaka vereceğiz.
Süleymaniye Vakfı
Sizin yanınızda olanlar tükenir, Allah'ın yanında olanlar ise kalıcıdır. Sabırlı davrananların /duruşunu bozmayanların ödülünü, kesinlikle yaptıklarının en güzeline göre veririz.[1]
Süleyman Ateş
Sizin yanınızda bulunan (dünya malı) tükenir. Allah'ın yanında bulunan ise kalıcıdır. Biz sabredenlerin karşılığını yaptıklarının en güzeliyle vereceğiz.
Nahl 16:97
Cüz: 14 | Sayfa: 277
#iman
#bağışlama
مَنْ عَمِلَ صَالِحاً مِنْ ذَكَرٍ اَوْ اُنْثٰى وَهُوَ مُؤْمِنٌ فَلَنُحْيِيَنَّهُ حَيٰوةً طَيِّبَةًۚ وَلَنَجْزِيَنَّهُمْ اَجْرَهُمْ بِاَحْسَنِ مَا كَانُوا يَعْمَلُونَ
Men amile salihan min zekerin ev unsa ve huve mu'minun fe le nuhyiyennehu hayaten tayyibeh, ve le necziyennehum ecrehum bi ahseni ma kanu ya'melun.
Mustafa İslamoğlu
kim imanlı olarak bir iyilik ortaya koymuşsa; -erkek ya da kadın (fark etmez)- kesinlikle ona güzel bir hayat yaşatacağız; dahası elbet onları işlediklerinin en iyisiyle ödüllendireceğiz.
Elmalılı Hamdi Yazır
Erkekten dişiden her kim mü'min olarak iyi bir amel işlerse muhakkak ona hoş bir hayat yaşatacağız ve yapmakta oldukları amellerin daha güzelile ecirlerini muhakkak vereceğiz
Diyanet İşleri
Erkek veya kadın, kim mü'min olarak iyi iş işlerse, elbette ona hoş bir hayat yaşatacağız ve onların mükafatlarını yapmakta olduklarının en güzeli ile vereceğiz.
Mehmet Okuyan
Erkek veya kadın kim mümin olarak iyi iş(ler) yaparsa,[1] onu mutlaka güzel bir hayat ile yaşatacağız.[2]Ödüllerini de elbette yapmakta olduklarının en güzeli ile vereceğiz.
Suat Yıldırım
Erkek olsun kadın olsun, kim mümin olarak güzel işler yaparsa, elbette ona güzel bir hayat yaşatacak ve onları işledikleri en güzel işleri esas alarak ödüllendirecek, kötülüklerini bağışlayacağız.
Elmalılı (sadeleştirilmiş)
Erkekten, dişiden her kim mümin olarak iyi bir iş yaparsa, muhakkak ona hoş bir hayat yaşatacağız ve yapmakta oldukları işlerin daha güzeli ile mükafatlarını mutlaka vereceğiz.
Muhammed Esed
Erkek ya da kadın, inanmış olması yanında bir de dürüst ve erdemli davranan kimseye hiç şüphesiz arı duru, hoş bir hayat tattıracağız; ve yine şüphesiz böylelerini, yapageldikleri en güzel şey neyse ona göre ödüllendireceğiz.
Yaşar Nuri Öztürk
Erkek yahut kadın, her kim inanmış olarak hayra ve barışa yönelik bir iş yaparsa, onu tertemiz bir hayatla yaşatırız. Ve böylelerinin ücretlerini, işleyip ürettiklerinin en güzelleriyle karşılarız.
Süleymaniye Vakfı
Erkek olsun, kadın olsun, kim mümin olarak iyi iş yaparsa ona mutlaka güzel bir hayat yaşatırız. Ödüllerini de kesinlikle yaptıklarının en güzeline göre veririz.[1]
Süleyman Ateş
Erkek ve kadından her kim inanmış olarak iyi bir iş yaparsa, onu (dünyada) hoş bir hayatla yaşatırız, onların ücretini yaptıklarının en güzeliyle veririz.
Nahl 16:98
Cüz: 14 | Sayfa: 277
#şeytan
#kuran
فَاِذَا قَرَأْتَ الْقُرْاٰنَ فَاسْتَعِذْ بِاللّٰهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّج۪يمِ
Fe iza kare'tel kur'ane festeız billahi mineş şeytanir racim.
Mustafa İslamoğlu
Bundan böyle Kur'an okuyacağın zaman, öncelikle kovulmuş şeytandan Allah'a sığın.
Elmalılı Hamdi Yazır
İmdi Kur'an okuduğun vakıt evvela Allaha sığın o recim Şeytandan
Diyanet İşleri
Kur'an okuduğun zaman, kovulmuş şeytandan Allah'a sığın.
Mehmet Okuyan
Kur'an'ı okuduğun zaman kovulmuş şeytandan Allah'a sığın![1]
Suat Yıldırım
İmdi, Kur'an okuyacağın zaman, o kovulmuş şeytandan Allah'a sığın.
Elmalılı (sadeleştirilmiş)
Şimdi, Kur'an okuduğun vakit, önce o kovulmuş şeytandan Allah'a sığın!
Muhammed Esed
İmdi, Kuran okuyacağın zaman, hemen o kovulmuş şeytana karşı Allah'a sığın.
Yaşar Nuri Öztürk
Kur'an'ı okuduğun zaman, o kovulup taşlanmış şeytandan Allah'a sığın!
Süleymaniye Vakfı
Kur'an okuyacağın zaman kovulmuş şeytandan[1] Allah'a sığın.[2]
Süleyman Ateş
Kur'an, oku(mak iste)diğin zaman kovulmuş şeytandan Allah'a sığın.
Nahl 16:99
Cüz: 14 | Sayfa: 277
#rab
#iman
#şeytan
اِنَّهُ لَيْسَ لَهُ سُلْطَانٌ عَلَى الَّذ۪ينَ اٰمَنُوا وَعَلٰى رَبِّهِمْ يَتَوَكَّلُونَ
İnnehu leyse lehu sultanun alellezine amenu ve ala rabbihim yetevekkelun.
Mustafa İslamoğlu
Fakat şunu da unutma ki, (Şeytan'ın) imanda sebat gösterenleri ve Rablerine güvenip dayananların üzerinde etkin bir gücü yoktur;
Elmalılı Hamdi Yazır
Hakikat bu ki iyman edip de Rablarına tevekkül edenler üzerine onun sultası yoktur
Diyanet İşleri
Gerçek şu ki; şeytanın, inanan ve yalnız Rablerine tevekkül eden kimseler üzerinde bir hakimiyeti yoktur.
Mehmet Okuyan
Gerçek şu ki iman edip yalnız Rablerine güvenenler üzerinde onun (şeytanın) hiçbir hâkimiyeti yoktur.
Suat Yıldırım
Aslında iman edip Rab'lerine güvenen ve dayananlar üzerinde onun bir nüfuzu yoktur.
Elmalılı (sadeleştirilmiş)
Gerçek şu ki, iman edip de Rablerine tevekkül edenler üzerinde onun hiçbir hakimiyeti yoktur.
Muhammed Esed
Gerçekte, onun, imana erişenlerin ve Rablerine güven bağlamış olanların üzerinde bir nüfuzu/etkisi yoktur:
Yaşar Nuri Öztürk
Şu bir gerçek ki şeytanın elinde, iman edip yalnız Rablerine dayananlar aleyhine hiçbir sulta/hiçbir kanıt yoktur.
Süleymaniye Vakfı
Zaten şeytanın, inanıp güvenen ve Rablerine dayananlara boyun eğdirecek bir gücü yoktur.[1]
Süleyman Ateş
Çünkü inananlara ve Rablerine dayananlara o(şeyta)nın bir gücü yoktur.